Bazen bir şehri anlamak için haritaya değil, bir tabloya bakmak gerekir. Fırça darbelerinin arasında saklanan bir rota, bir ağacın gölgesi, ufuk çizgisinde batan bir güneş… Eğer bugüne kadar bir resme uzun uzun bakıp “Keşke bu tablonun içerisinde bir gün geçirebilsem” diye iç geçirdiyseniz, güzel bir haberimiz var: Doğru yerdesiniz! Mastercard’ın ayrıcalıkları ile yola çıkıyor; Vincent van Gogh’dan Claude Monet’ye Avrupa’yı resimlerle keşfediyoruz.

Auvers-sur-Oise | Fotoğraf: Chris Linnett

Claude Monet, “Belki de ressam olmamı çiçeklere borçluyumdur.” diyor. İşte, biz de tam bu sebeple bir sonraki Avrupa seyahatimizde; harita üzerinde işaretlediğimiz konumların ötesine geçiyor; tabloların evrenine adım atıyoruz. Fakat seyahate çıkmadan önce çantanıza pasaportunuzu ve Türkiye’den aldığınız Mastercard’ı koymayı unutmayın. Çünkü Silver logolu Mastercard’ın ayrıcalıklar dünyası Sabiha Gökçen’deki fast track’ten ücretsiz; İstanbul Havalimanı’ndaki vale hizmetleri, 4 gün otopark ve fast track hizmetlerinden yararlanmamızı sağlayan İGA Pass Mastercard paketinden %50 indirimle faydalanabilmemizi sağlıyor. Haydi, en sevdiğiniz tabloyu seçin ve yola çıkalım.

Sanatçılardan İlhamla Avrupa Rotası

Claude Monet, Giverny

Giverny | Fotoğraf: Veronica Reverse

İlk durağımız, adımınızı attığınız an yaşayan bir tablonun içerisinde gibi hissedebileceğiniz Giverny. Paris’ten yaklaşık bir saat uzaklıkta bulunan Giverny; Monet’nin resmettiği birçok çiçeği, gölü hâlâ içerisinde barındırıyor. Üstelik; 1883’te Giverny’e taşınan Claude Monet’nin evi ilkbahardan itibaren ziyaret edilebiliyor. Sanat ile gerçek hayatın birleşimine tanık olunabilecek bu ender duraklardan biri olan Giverny’deki Monet’nin Evi’nde sanatçının onlarca tablosundan izleri gözlemleyebilmek ve uyanan doğanın renklerine şahit olabilirsiniz.

Vincent van Gogh, Auvers-sur-Oise

Auvers-sur-Oise | Fotoğraf: Yves Destours – unsplash.com

Eminiz ki birçok sanatsever, bugün bir zaman yolculuğuna çıkabilecek olsa Vincent van Gogh’u ziyaret eder; ona günümüzde kendisinin sanat dünyasındaki önemini anlatmak isterdi. Maalesef zaman yolculuğuna çıkabilmek mümkün olmasa da bir tablonun içerisinde dolanabilecek kadar şanslıyız. Paris’in kuzeyinde kalan bu küçük kasaba Auvers-sur-Oise, Vincent van Gogh’un sanat kariyeri içerisinde bir dönüm noktasına sahip. Çünkü Vincent van Gogh, burada geçirdiği süre boyunca günde neredeyse birden fazla eser üretiyor! Bu kasabada atacağınız her adımda, Vincent van Gogh’un farklı bir fırça darbesine denk geleceğinizi söylemeliyiz.

Paul Cézanne, Mont Sainte-Victoire

Mont Sainte-Victoire | Fotoğraf: Michael Ahn – unsplash.com

Sanat, yalnızca hayal kurmamız için değil; durumlara farklı açılardan bakabilmemiz için de bize alan sağlıyor. Mesela Paul Cézanne ve en iyi şekilde resmedebilmek için defalarca karşısına geçtiği Mont Sainte-Victoire gibi. Yaklaşık 80’den fazla kez bu dağı resmeden Paul Cézanne, arkadaşı Émile Zola’ya bu dağı trenden geçerken gördüğü o anı bile mektubunda anlatmadan geçemiyor: “Çok güzel bir motif”. Mont Sainte – Victoire; hem sanata hem de doğaya düşkün olanların gelip Paul Cézanne’ın gözünden etrafa bakması gereken noktalardan biri.

John Constable, Suffolk

Suffolk | Fotoğraf: Matt Cornwell – unsplash.com

Şimdi yavaş yavaş Fransa’dan uzaklaşıyor; soluğu Birleşik Krallık’ta alıyoruz. İngiltere’nin doğusunda yer alan küçük bir kasabaya John Constable’ın tabloları ile gidiyoruz. “Sıradan” görünen manzaralarda bulduğu güzellikler ile ilham veren John Constable; en ikonik eserlerindeki ilhamı bu kasabadan alıyor. Suffolk’a geldiğinizde, yalnızca sanat tarihine yön veren bir doğaya değil; gündelik ritimleriyle huzur veren pastoral manzaralara şahit olacaksınız.

Edvard Munch, Ekebergparken

Oslo | Fotoğraf: Amir Arsalan – unsplash.com

Yazımızın son durağı için modern sanatın yönünü değiştiren bir tablonun içerisine giriyoruz. Evet, köprü üzerinden bize doğru bakan Çığlık tablosundan bahsediyoruz. Sanat tarihinin en önemli tablolarından biri olan Çığlık için Edvard Munch, köprüden baktığında sanki doğanın çığlık attığını duyduğunu hissettiğini söylüyor. Evet, Edvard Munch, bu çığlığı duyduğunda Oslo’da bulunan Ekebergparken’daydı. Bir heykel parkı olarak da özetleyebileceğimiz bu noktanın yalnızca Edvard Munch’ın en değerli eserlerinden birini anlamak için değil, doğanın içerisindeki sanatı gözlemlemek için de heyecan verici bir yer olduğunu söylemeliyiz.

Doğanın bütün renkleri ile uyanmaya başladığı bu dönemler; sanatçıların gözünden bir rota çizmek ve o bize ilham veren tabloların evreninde yürüyüşe çıkmak adına en keyifli zaman. Bu dönemde ayrıcalıklar ile tatile çıkmak isterseniz Silver logolu Mastercard’ın İstanbul Havalimanı’nda geçerli İGA Pass Mastercard seyahat paketinden %50 indirim ve Sabiha Gökçen’deki Fast Track’ten ücretsiz faydalanabileceğiniz kampanyalarına mutlaka göz atmalısınız.

Sanatın, gastronominin ve çok daha fazlasının ilham vereceği diğer seyahat yazılarımızda görüşmek üzere!

Kapak Fotoğrafı: PDB – unsplash.com

İlginizi çekebilir: Wander Magger’dan Avrupa’nın Gurme Köyleri