ShakeUp ile: Sağlıklı Yaşamın Lezzetli Yolculuğu Üzerine
Sağlıklı yaşamın sıradan, sıkıcı ve tatsız olduğunu düşünenler için harika bir haberim var. ShakeUp, hayatımıza lezzet katarak bu algıyı kökünden sarsıyor. Enerjisiyle canlandıran ve her yudumda farklı bir deneyim yaşatan bu marka, sağlıklı beslenmeyi keyifli hale getiriyor. Samimi ve içten cevaplarıyla sorularımı yanıtlayan Metin Eroğlu, markanın arka planındaki hikâyeyi dünyaya açıyor. Şimdi, bu benzersiz yolculuğa ve markanın özgün yaklaşımına yakından bakalım.
“ShakeUp” ismini koyarken aklınızda nasıl bir hikâye vardı? Hem kelime olarak hem de ruh olarak neyi sarsmak, değiştirmek istediniz?
“ShakeUp” ismini seçerken yalnızca bir içecek markası kurmuyor, bir ruh hali yaratmak istedik. Kelimenin kendisi “Shake Up” bir şeyi canlandırmayı, uyandırmayı, tazelemeyi ifade ediyor. Bizim için bu, insanların günlük hayat rutinlerine küçük ama anlamlı bir dokunuşla enerji katmak demekti.
Sarsmak istediğimiz şey alışkanlıklar: hızlı ama sağlıksız tüketim alışkanlıkları… Değiştirmek istediğimiz şey ise insanların içecekle kurduğu bağ. Biz sadece bir smoothie değil, “Sip of Life” dediğimiz bir deneyim sunuyoruz; yani her yudumda biraz daha pozitif, biraz daha renkli hissettiren, anda kalıp hayatın keyfini çıkardıkları bir an yaratıyoruz.
Sip of Life: Life is about the moments we live and each of them has its own taste. Take a sip, have your moment and feel alive!
Bu işin ilk kıvılcımı ne zaman, nerede çıktı? “Tamam, biz bu markayı kuruyoruz” dediğiniz o anı hatırlıyor musunuz?
ShakeUp’ın hikâyesi, aslında ShakeUp’ın değil, ShapeUp’ın doğduğu gün başladı. Stüdyolarımızda baştan beri bir healthy bar hayalimiz vardı. Uzun süre farklı markalarla iş birliği yaparak bu alanı test ettik. 2022’nin sonunda içerideki markanın ayrılışıyla, alanı tamamen kendi vizyonumuzla şekillendirme kararı aldık — ve iyi ki aldık.
O dönem Türkiye’de “functional” ve “healthy beverage” kültürü bugünkü kadar gelişmemişti. Biz, marka dili ve deneyimiyle bu alanda fark yarattık. Amerika’dayken sabahın 4–5’inde branding toplantıları yapıyor, aynı anda Beril ile menü ve karakterleri kurguluyorduk. Sadece iki ayda elimizde bir menü değil, ruhu olan bir marka vardı.
Bugün geldiğimiz nokta, o vizyoner başlangıcın bir yansıması ve en güzeli. Bu daha sadece başlangıç.
Kurucu ekip olarak siz kimsiniz? Hepinizin hikâyeleri, bu işin içine hangi motivasyonlarla girdiğiniz nedir?
Kurucu ekip, ShakeUp’ın hikâyesinin en güçlü tarafı. Bu marka, tek bir kişinin değil, birbirini tamamlayan insanların ortak vizyonundan doğdu. Ben markaların ruhunu inşa etmeyi ve sistemle büyütmeyi seven bir girişimciyim. ShakeUp’ta bu vizyonu Taylan’ın da desteği ile birlikte başlattık. Eşi Beril’in sağlıklı ve vegan mutfağa tutkusu, menünün ve lezzetin temelini oluşturdu. Ata’nın katılımıyla operasyon profesyonel bir seviyeye taşındı; New York deneyimi güçlü bir altyapı kurmamızı sağladı. Çağıl ise sahada günlük operasyonun kusursuz akışını sağladı. Ve elbette Nelly… Hem iş ortağım hem hayat partnerim olarak markanın enerjisini ve wellness ruhunu taşıyor.
Bu markayı ortak bir motivasyonla kurduk: Sağlıklı olanı sıkıcı olmaktan çıkarıp, her yudumda pozitif enerji ve iyi his taşıyan bir deneyim yaratmak. ShakeUp tam olarak bu vizyonun karşılığı.
Tarifleri oluştururken en çok hangi prensiplere dikkat ediyorsunuz? Sizi menüde “bu kesin ShakeUp’a ait” dedirten şey ne?
Tariflerimizi oluştururken en temel önceliğimiz özgünlük, doğallık ve sadelik. Her şeyi kendi mutfağımızda, ev yapımı hazırlıyoruz; içeriklerimiz tamamen doğal, rafine şekersiz ve temiz. Hazır karışım ya da dışarıdan ürün kullanmıyoruz.
Ayrıca her içecek kişiselleştirilebilir, çünkü herkesin zevki ve ihtiyacı farklı. Bizim için bu esneklik, sağlıklı beslenmeyi keyifli ve ulaşılabilir kılmanın bir yolu.
Tariflerin arkasında basit ama güçlü bir prensip var: kaliteli içerik, net lezzet ve samimi sunum. Bu yaklaşım sayesinde ShakeUp, menüde yalnızca sağlıklı değil, karakteri olan bir imza olarak öne çıkıyor.
Bugün Türkiye’de smoothie ve healthy beverage alanında neler eksik sizce? ShakeUp tam olarak nerede farklılaşıyor?
Türkiye her ne kadar son yıl içerisinde bu alanda ciddi bir büyüme gösterse de, sektördeki en büyük eksik, bizce marka bütünlüğü ve hikâye temelli deneyim. Çoğu girişim ürün odağında kalıyor; tarifler rastgele, sunum standardı zayıf ve duygusal bir bağdan yoksun. “Sağlıklı içecek” kavramı hâlâ tek boyutlu algılanıyor.
ShakeUp ise bu tabloyu tersine çeviriyor. Biz yalnızca bir içecek sunmuyoruz; karakteri, hikâyesi ve ruhu olan bir deneyim yaratıyoruz. MangoLoco, Mint Blowing ya da Blue Heaven… Hepsi bir ruh hali, bir his taşıyor. Menüye bakan biri sadece bir içecek değil, bir yansımasını ve marka dünyasını görüyor.
Ayrıca her lokasyonda aynı kalite ve sunumu sağlayan güçlü bir operasyonel sistemimiz var. Sağlık, lezzet, estetik, eğlence ve pozitif enerjiyi birleştirerek bu pazarda sadece boşluğu doldurmuyoruz — oyunun dilini değiştiriyoruz.
Dünyada bu işin gidişatını nasıl görüyorsunuz? Trendler, fonksiyonel içecekler, adaptogen’ler… Sizce hangileri gelip geçici, hangileri kalıcı?
Biz ShakeUp olarak kendimizi fonksiyonel içecek alanında konumluyoruz ve pazarın çok hızlı bir şekilde longevity odaklı, daha bilinçli tüketime doğru büyüyeceğini net bir şekilde görüyoruz. İnsanlar artık yalnızca “sağlıklı” değil, vücuda somut fayda sağlayan ürünler arıyor.
Yakında aktive edeceğimiz functional booster add-on menümüz ve yüksek proteinli atıştırmalıklarımız da bu yaklaşımın bir göstergesi. Geçmişte “detoks” trendi bir dönem parladı ama kalıcı olamadı; çünkü gerçek bir fonksiyonel faydadan çok bir moda akımıydı. Bugün de matcha veya protein gibi trendler pazarı büyütüyor, bilinci arttırıyor olsa da, uzun vadede fonksiyonelliği lezzetle birleştiren markalar öne çıkacak. ShakeUp olarak bizim odağımız tam da bu geleceğin merkezinde yer almak.
Bir girişimci olarak en büyük sürpriziniz ya da yanıldığınız konu ne oldu? Hiç “yanlış hesap Bağdat’tan döndü” dediğiniz bir an var mı?
En büyük yanılgım, 2018’de ShapeUp’ı kurarken wellness servis sektörünün büyüyeceği ve pazarın da aynı hızla bilinçleneceğine inanmamızdı. Dolar 3.2 seviyesindeyken yatırım yapıp, 6 olduğunda operasyonu başlattık; bugün ise 40’ları gören bir ekonomi ortamında faaliyet gösteriyoruz. Bu süreçte sunduğumuz servis kurun etkisiyle her geçen gün daha lüks bir konuma evrildi ve erişim dengeleri ciddi şekilde değişti.
Biz herkesi kendimiz gibi değerlendirip, global pazardaki en iyi örnekleri baz alarak standartlarımızı yükseltsek de, Türkiye pazarı aynı bilinçle gelişmedi. Talep dinamikleri ve tüketici davranışları, vizyonumuzla her zaman aynı tempoda ilerlemedi.
Bugün geriye baktığımızda şunu çok net görüyoruz: doğru vizyon tek başına yeterli değil. Piyasa kendi hızında hareket ediyor ve bu hıza uyum sağlamak, uzun vadeli başarı için en az vizyon kadar önemli. Girişimcilik, sadece güçlü bir fikir değil; doğru zamanlama, doğru tempo ve doğru adaptasyon gerektiriyor.
İki–üç yıl sonrasını hayal ettiğinizde ShakeUp’ı nerede görüyorsunuz? Daha çok şube mi, belki yurtdışı, belki bambaşka bir ürün hattı?
İki–üç yıl içinde doğru partnerliklerle ShakeUp’ı sadece bir smoothie markası değil, sağlık ve pozitif yaşam kültürünün etrafında büyüyen global bir topluluk olarak vizyonluyoruz. Türkiye’de bu kültürün merkezinde güçlü bir komünite oluştururken, aynı zamanda Dubai ve Londra pazarlarında aktif operasyonlar yürüten bir marka olmayı hedefliyoruz.
Sadece fiziksel lokasyonlarla değil, marka dünyamızı büyüterek global pazardaki büyük oyuncularla rekabet eden bir konuma gelmek istiyoruz. Karakter ailemiz üzerinden ilham veren mini video serileri, viral olacak merch ürünleri ve collab smoothie projeleriyle sektörün iletişim dilini daha eğlenceli ve yaratıcı hale getirmeyi planlıyoruz.
Ayrıca CPG juice & shot ürünlerimizle market raflarında yer alarak ShakeUp’ı günlük yaşamın bir parçası haline getirmeyi amaçlıyoruz. Kısacası biz gelecekte daha çok şubeden fazlasını hayal ediyoruz — global ölçekte pozitif, eğlenceli ve fonksiyonel bir yaşam markası olacağımıza inanıyoruz.
ShakeUp dışında kişisel olarak hayalini kurduğunuz başka neler var? Markanın ötesinde, sizi heyecanlandıran planlarınız?
Bu sorunun cevabı aslında 10 yıl sonrasına uzanan bir vizyon. Her sabah 4–5’te kalkmama sebep olan şey de tam olarak bu hayal. Türkiye’nin zorlu pazar koşullarında mentorsuz, tamamen hatalarımla, kendimi eğiterek ilerlediğim süreç, bugün karakterimin bir parçası haline gelen LevelUp frameworklerini doğurdu. Bu yolculukta öğrendiklerimi bugün sektördeki tutkulu girişimcilere, oluşturduğum handbook’lar aracılığıyla, bir zamanlar benim ihtiyaç duyduğum kişi olarak mentorluk yaparak aktarıyorum.
8 yıllık girişimcilik deneyimimde özellikle BuildUp tarafında marka, ürün, pazarlama ve satış konularında doğal bir yeteneğim olduğunu fark ettim. Bu farkındalık, beni sadece kendi markalarımı inşa eden bir kurucudan, başka markaların büyümesine destek veren bir stratejiste dönüştürdü. En büyük tutkularımdan biri ise longevity. Gelecekte yaratmayı planladığım LiveUp markası ve servis modeliyle, bilimin ve yaşam tarzının kesiştiği bir sistem kurmayı; uzun, sağlıklı ve anlamlı bir yaşamı merkeze almayı hedefliyorum.
Özetle, 10 yıl sonra Metin Eroğlu olarak Upproved Capital çatısı altında yalnızca kendi marka ailemi (ShapeUp, ShakeUp, HealUp, LevelUp, BuildUp, LiveUp vb.) büyüten değil; vizyonuna inandığım girişimcilere yatırım yapan, onları destekleyen bir konumda olmayı hayal ediyorum. Bu sadece bir iş planı değil; hem global sektöre hem de oğullarıma ilham olacak bir yaşam hikayesi yazma hedefi.
Kapak Fotoğrafı: ShakeUp
İlginizi çekebilir: Esra Saruhan’dan Aslı Gümüşel ile: Bir Marka Hikâyesinden Daha Fazlası

Ceren Oğuz







Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!