Stephen Frears’ın, Philomena Lee’nin gerçek hikayesini anlatan filmi “Philomena”, bugün Başka Sinema salonlarında gösterime giriyor. Bunu fırsat bilerek, İngiliz sinemasının en önemli yönetmenlerinden Frears’ın filmografisini mercek altına aldık.

philomena 33. İstanbul Film Festivali’nin Açılış Filmi olan “Philomena”, evlilik dışı hamileliği nedeniyle ailesi tarafından bir manastıra kapatılan ve yıllar sonra zorla evlat verilen oğlunun izini bir gazetecinin yardımıyla süren Philomena Lee’nin dokunaklı hikayesini anlatıyor. Steve Coogan ve Jeff Pope’un senaryolaştırdığı bu hikaye, filmin ana karakterlerinden Martin Sixsmith’in “The Lost Child of Philomena Lee” kitabından uyarlanmış. Judi Dench ve Steve Coogan’ın başrollerini paylaştığı film, En İyi Film, En İyi Kadın Oyuncu (Judi Dench), En İyi Uyarlama Senaryo ve En İyi Orijinal Müzik dallarında Oscar’a aday gösterilmiş ve birçok listede 2013’ün en iyi filmleri arasında yer almıştı. philomena İstanbul Film Festivali’nin ardından Başka Sinema salonlarında vizyonda izleyebileceğimiz “Philomena” nedeniyle, Stephen Frears’ın önceki filmlerini listelemek istedik. İşte İngiliz sinemasının en önemli yönetmenlerinden Frears’ın kaçırmamanız gereken 10 filmi:

Bu hafta Philomena dışında Seth Rogen ve Zac Efron’u karşı karşıya getiren komedi Neighbors | Kötü Komşular, Ralph Fiennes’ın yönettiği ve Charles Dickens’ı canlandırdığı dönem filmi The Invisible Woman | Görünmeyen Kadın, korku filmlerini tiye alan A Haunted House | Anormal Aktivite, yerli aksiyon filmleri Panzehir ile Karınca Kapanı ve yerli belgesel Müslüm Baba’nın Evlatları vizyona giriyor.

***

En İyi Stephen Frears Filmleri 

 

Tamara Drewe (2010)

Geçirdiği burun ameliyatı ve gazeteci olarak kazandığı prestij sayesinde, yıllar sonra çocukluğunu geçirdiği evi satmak üzere kasabasına döndüğünde ilgi odağı olan Tamara Drewe’den alıyor film adını… İngiliz kırsalında, birbirinden ilginç karakterlerle dolu bir kasabada bir aşk dörtgenine dönüşen bu komedi, Stephen Frears’ın “Philomena” öncesinde imza attığı filmiydi. Filme adını veren karakter Tamara Drewe rolünde Gemma Arterton’ı izlemiştik.

The Queen (2006)

Halen dünyanın en güçlü krallığının, Birleşik Krallık’ın kraliçesi ünvanını taşıyan Kraliçe II. Elizabeth’in yaşamının kısa fakat zorlu bir dönemine odaklanan film nedeniyle Majesteleri, birçoğumuzun gözünde Helen Mirren ile özdeşleşmişti. 1996 yılında Prenses Diana’nın yaşamını kaybettiği kazanın ardından başta Kraliçe olmak üzere kraliyet ailesinin yaşadığı zorlukları yansıtan filmde politika ve özel hayat arasındaki ince çizginin üzerinde dolaşıyoruz. Filmde Başbakan Tony Blair rolünde Michael Sheen, Prens Phillip rolünde James Cromwell ve Prens Charles rolünde Alex Jennings yer alıyordu.

Mrs. Henderson Presents (2005)

II. Dünya Savaşı sırasında Londra’da geçen film, kocasını kaybettikten sonra West End’deki Windmill Tiyatrosu’nu satın alan Laura Henderson’ın kendini ve tiyatrosunu hayatta tutma mücadelesini konu alıyor. Sürekli tatlı bir sürtüşme içinde olduğu menajer Vivan Van Damm ile diyalogları ve yükselen rekabet ortamında çıplak dansçılarla dolu bir revü orataya koyma fikrinin getirdiği mizah, tatlı bir savaş dönemi komedisi çıkarıyor ortaya. Filmde Mrs. Henderson’ı canlandıran Judi Dench’e geçtiğimiz hafta kaybettiğimiz oyuncu Bob Hoskins eşlik ediyor.

Dirty Pretty Things (2002)

Londra’nın karanlık dünyasını çarpıcı bir şekilde yansıtan film, aynı otelde çalışan Nijeryalı Okwe ve Türk Şenay’ın otelin müdürü Sneaky’nin karıştığı suçları keşfetmeleri sonucu yaşanan dramı anlatıyor. Uyuşturucu, kadın ve organ ticaretinin bir arada yürüdüğü bu otelde çalışan Şenay’ı Meltem Cumbul’un oynması düşünülürken, sonunda rolü alan isim Fransız oyuncu Audrey Tautou olmuş. Başrollerde Tautou’nun yanı sıra bu film ile önemli bir çıkış yapan Chiwetel Ejiofor ve Sergi Lópezz yer alıyor.

High Fidelity (2000)

Sevilen yazar Nick Hornby’nin müzik dolu romanı “High Fidelty”den uyarlanan aynı adlı film, liste yapma takıntısı olan müzik dükkanı sahibi Rob’un hayatı boyunca yaşadığı ayrılıkları ve kalp kırıklıklarını anlatan bir film. İyi müzik ve iyi hikayeyi buluşturan bu filmde Rob’u John Cusack, roman ve filmin en eğlenceli karakteri Barry’i Jack Black canlandırıyor.

The Hi-Lo Country (1998)

II. Dünya Savaş sonrasında ABD’nin batısında bir çiftlikte geçen film, iki erkek kardeşin ilişkisini ve ikisinin birden aynı kadına aşık olması sonucu yaşananları konu alıyor. Billy Crudup, Woody Harrelson ve Patricia Arquette’i buluşturan film, 1999′da Stephen Frears’a Berlin Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ödülünü kazandırmıştı.

The Grifters (1990)

Martin Scorsese’nin yapımcı koltuğunda oturuyor olması, “The Grifters”ın Frears’ın diğer filmlerden neden farklı olduğunu açıklamaya yetiyor. Cinayetler, ihanetler ve baştan çıkarmalarla dolu bir olay örgüsüne sahip bu heyecanlı filmde, her ikisi de üçkağıtçının önde gideni olan kız arkadaşı ve annesiyle başa çıkmaya çalışan bir dolandırıcıyı izliyoruz. Frears’a ilk Oscar adaylığını getiren “The Grifters”da Anjelica Huston, John Cusack ve Annette Bening rol alıyor.

Dangerous Liaisons (1988)

Rokoko akımının etkisi altındaki Fransa’da 18. yy. aristokratlarının entrikalarını anlatan bu dönem filmi, Christopher Hampton’un Choderlos de Laclos’un romanından uyarlanan kendi tiyatro oyununa dayanıyor. Film, aristokrasinin kendi arasında oynadığı baştan çıkarma oyunları ve girilen iddiaların tahmin edilmedik şekilde kötü sonuçlandığı hikayesiyle olduğu kadar oyuncu performansları ve sanatsal dallardaki başarısıyla da dikkat çekiyor.

Pick Up Your Ears (1987)

Stephen Frears’ın Cannes Film Festivali’nde yarışan ilk filmi olan “Pick Up Your Ears”, İngiliz eşcinsel oyun yazarı Joe Orton’ın yaşamına odaklanıyor. Genç yaşlardan beri birikte olduğu bir başka oyun yazarı ile ilişkilerinin kazandığı ün ile nasıl şekillendiğini izlediğimiz filmde iki yazarı Gary Oldman ve Alfred Molina canlandırıyor.

My Beautiful Laundrette (1985)

Londra’da yaşayan, hırslı bir işadamı olmak isteyen Pakistanlı Hussein ve İngiliz erkek arkadaşı Johnny’nin hayallerine bir çamaşırhane işleterek ulaşma hikayesini anlatan bir film “My Beautiful Laundrette”. Gordon Warnecke ve Daniel Day-Lewis’in başrollerini paylaştığı film, Thatcher dönemindeki politik ve sosyal atmosferi de iyi bir şekilde yansıtıyor.

Hazırlayan: Emre Eminoğlu

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

FAVORİ YAZILAR