Hikayenin görkeminden zerre şüphemiz yok ama hikayenin tam olarak nasıl başladığı konusu hala ilk günkü gizemini korumakta. Bazı yüksek mevkilerdeki otoritelere göre olaylar, zamanın ruhunun etkisiyle Avrupa ve Amerika’da eş zamanlı olarak gerçekleşti. Markaların başları sıkıştıklarında İsviçreli bilim adamlarından destek almaları gibi ben de şu an yüksek müzik otoritelerine başvuruyor ve yazının inandırıcılığını garanti altına almış bulunuyorum. Evet, şimdi hikayeyi anlatmaya başlayabilirim.

Hikayenin görkeminden zerre şüphemiz yok ama hikayenin tam olarak nasıl başladığı konusu hala ilk günkü gizemini korumakta. Bazı yüksek mevkilerdeki otoritelere göre olaylar, zamanın ruhunun etkisiyle Avrupa ve Amerika’da eş zamanlı olarak gerçekleşti. Markaların başları sıkıştıklarında İsviçreli bilim adamlarından destek almaları gibi ben de şu an yüksek müzik otoritelerine başvuruyor ve yazının inandırıcılığını garanti altına almış bulunuyorum. Evet, şimdi hikayeyi anlatmaya başlayabilirim.

Almanya’da Frankfurt, Amerika’da ise Detroit, tekno türüne can veren şehirler olarak bilinmekteler. Çoğu kişi, Almanya’daki Kraftwerk grubunun günümüzün tekno müziğinin altyapısını hazırladığını ve Almanya’dan yükselen bu notaların Detroit’te görkemli bir senfoniye dönüştüğünü iddia etmekte… Bence bu konuda hiç de haksız sayılmazlar!

rwerwer

Gerçekten de dönemin Detroit’i, bu iddiaları doğrularcasına yeni bir müzik türünün yeşerebilmesi için son derece uygun bir kültür ortamına sahipti. 80’lerin Detroit’ine bakacak olursak; jazz ve blues melodileriyle kutsanan, punk isyanına şahitlik etmiş sokaklara ve gündüzleri kendini sürgünde hisseden Detroit rapçilerinin gecenin karanlığına ithaf edilen şiirlerine rastlarız. Böyle bir ortamda endüstrileşmeye, duygunun ve insana dair her şeyin yerini mekanik aletlere bırakmasına tepki olarak doğan tekno, zamanın ruhunu en iyi yansıtan müziklerden biri olmuştu. İsmi teknoloji ile direkt olarak ilintili olan tekno, zamanla teknolojinin tüm nimetlerinden faydalanan bir isyan müziğine dönüşecekti. Hem şekil hem de içerik olarak teknoloji ile bütünleşen bir müziğin tüm dünyaya yayılmasının önünde hiçbir şeyin duramayacağı öngörülüyordu; öyle de oldu!

Detroit, Chicago’ya el verdi; Chicago da tüm Almanya’ya. Hatta Almanya’da duvarın yıkılmasının ardından dünya genelinde yükselen küreselleşmenin de etkisiyle Chicago sound’u Almanya’ya girdi ve daha sonra Almanların geliştirip kendilerine göre şekillendireceği ve ısrarla ‘techno’ yerine ‘Tekkno’ diyeceği bir müziğe evrildi.

Olaylar kabaca böyle gerçekleşti; ama tüm olan bitenleri daha iyi anlayabilmek adına yine de her şeyi bir zaman çizelgesine oturtmakta fayda var. Böylece tekno’nun tarihsel gelişimi daha anlaşılır bir hal alacak.

80’lere girilirken ve henüz ortada tekno yokken, Daft Punk’ın saygı duruşunda bulunması ile gençlerin de ilgi alanına giren efsane Giorgio Moroder, yukarıda adını anıverdiğimiz Kraftwerk ve animeleri ile de aynı mevzuya kafayı takan Japonların synthpop grubu Yellow Magic Orchestra trance’in temellerini attılar. Bu dalgadan etkilenen Detroit çıkışlı Midnight Funk Association, yaptığı radyo programları ve mix’lerle dönemin gençliğini bu yönde cesaretlendirmişti. Soul, funk, disco gibi Detroit’in müzikal kimliğini oluşturan müziklerin dışına çıkıp işe biraz teknoloji katan gençler, Detroit techno diye anılacak akımı yarattılar.

Tekno music

Seksenlerin sonunda piyasaya düşen Derrick May’in “Strings of Love”ı Chicago’daki müzisyenleri etkileyecek ve orayı da bir deneysel tekno sahasına çevirecekti.  Tekno 90’lı yılların başında, bu sefer İngiltere’de şahlanacaktı ki bunda Virgin Records’tan çıkan “Techno! The New Dance Sound Of Detroit”un büyük payı olacaktı. Sonra gelsin rave partiler, gitsin çocuklarına isyan eden ebevenler!

Bu yükseliş, müzisyenlerin aradıkları üretim ortamını bulmalarını sağladı ki bundan faydalanan Prodigy, takvimler 1996’yı gösteriyorken çıkardığı iki single ile listeleri darmadağın ediverdi. Yeni milenyum, yeni alt türlere kucak açarken güzide ülkemiz de özellikle deep house, deep techno ve tech-house ustalara çıkarak döneme ayak uydurmayı başaracaktı. Sonra… Sonrasını kimse bilmiyor, henüz yaşanmadığından olsa gerek!

tekno

Toparlayacak olursak… Tekno, tribal etkisi yüksek; bas ve davul ağırlıklı, büyük oranda perküsyonun öne çıktığı; ileri teknoloji ürünü bir duygu karmaşası olarak tanımlanabilir. Müziğe ve isyana dair ne varsa hepsini bünyesinde barındıran bu elektronik müzik alt türünün en bilindik isimleri Benny Benassi, Heatbeat, The Chemical Brothers ve Prodigy gibi müzisyenlerdir.

tekno

Olayları gidip yerinde gözlemlemek isteyenler biraz geç kaldılar; artık en büyük tekno müzik festivali Love Parade yok. Yine de kimsenin üzülmesine gerek yok, artık dev bir dalga yok. Bir araya geldiklerinde o dev dalgadan da büyük gözüken daha küçük dalgalar var. Siz kendinizi ona teslim edin, onlar sizi gecenin en güzel hikayelerine taşıyacaktır.

https://soundcloud.com/theprodigy/sets/theprodigy-com

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?