Hiçbir Şey Yapmamanın Hafifliği: Tembellik Felsefesi
“Tembellik yapma!” Belki de çoğumuzun çocukken en sık duyduğu cümlelerden biri buydu. O günden beri, hiçbir şey yapmadan geçen anları kendimize bile açıklamaya çalışır olduk. “Yoruldum da biraz uzandım”, “Bugün hiç modumda değilim” ya da “Kafamı toplamaya çalışıyorum…” Oysa bazen sadece durmak isteriz. Sessiz, sade, amaçsız. Üretmeden ya da tüketmeden… Sadece yavaşlanmanın keyfine varabilmek. Her anımızı koşar adım yaşadığımız bu günlerde peki sizce “tembel olabilmek” ne kadar mümkün?

Boş Durmak = Tembellik mi?
Bir şey yapmadan geçirdiğimiz anlar çoğu zaman “boşa geçmiş” gibi algılanır. İnsanın canını sıkar. Zaten bir şeyler yapabildiğimiz zamanımız da sınırlıdır. Kendimize izin verirsek, tembellik bize zamanın başka türlü akabileceğini ve verimliliğin aslında eksiltmekten değil, çoğaltmaktan geçtiğini hatırlatır. Bilinenin aksine “boş anlar” diye nitelendirdiğimiz zamanlar, hiçte boş değildir. Zihnimizin kendini toparladığı, vücudumuzun yeniden başlatma tuşuna bastığı; zihinsel ve bedensel olarak aslında ihtiyacımız olan anlardır.
“Bir miktar tembellik, mutlu bir hayat için vazgeçilmezdir.” – Bertrand Russell (In Praise of Idleness, 1932)
Tarih boyunca “boş zaman” kavramı var olan ama anlamı sürekli yaşandığı çağa göre evrim geçiren, tartışmalı bir kavram olarak kendini gösterir. Antik Yunan’da scholé hem okul hem de boş zaman anlamındayken, Orta Çağ’da manevi bir dinlenme halini çağrıştırıyordu. Düşünmek, tartışmak, kendini geliştirmek hep bu alanın içindeydi. Bugün ise daha çok “kendine vakit ayırmak” gibi bir yere evrildi.
Kendimize vakit ayırdığımız ya da “tembellik” yapmayı seçtiğimiz bu anlarda, kimi zaman bir kahve içmek, bir yürüyüşe çıkmak, kimi zamansa sadece yatağa uzanıp tavanı izlemek ya da hiçbir şey yapmamak isteriz. Herkesin boş zamanı kendine özgü ve kişisel bir andır.
Gibi dizisini izleyenler hatırlayacaktır. Bir bölümde (S1E5) Yılmaz çay bardağına bakarken, İlkkan gelir ve aralarında şöyle bir konuşma geçer:
“Ne düşünüyorsun şu anda?
Bi canın sıkkın gibi..
Ya İlkkan birisine..ne düşünüyorsun diye sormak çok saçma ya..
Ayrıca nezaketsiz de bi şey yani..
Kusura bakma ama bence öyle yani..
Allah Allah!!
Niye abi?
Abi birincisi..bu çok kişisel bi şey!!
İkincisi..bunu anlatması çok zor..
Üçüncüsü..hiç bir zaman insanın kafasında böyle yekpare..
..kristal top gibi parlayan tek bir düşünce olmuyor!…”

Bu sahne, insanın zihinsel dağınıklığını, iç içe geçmiş düşüncelerini, bazen de tam olarak hiçbir şey düşünememe halini ne güzel yakalar. Adını koyamadığımız, açıklayamadığımız ama bir şekilde içinden geçmemiz gereken, kıyısında oyalanıp belki biraz da kaybolmamıza izin veren bir hal…
Tembellik Sanatının Günümüzde Uygulanabilirliği
Belki de tembellik, hayatta unuttuğumuz sanatlardan biridir. Sadece çalışarak değil, durarak da var olabiliriz. Bugün “tembellik” dediğimiz şey, aslında hayatın görünmez boşluklarını fark etme sanatı olabilir. Bir müzikte es vermek nasıl ki ritmi güçlendiriyorsa, insanın yaşamında da verdiği kısa duraklamalar, devam edebilmenin koşullarını hazırlar.

Ama günümüzde bu boşlukları korumak kolay değildir. Her an çevrimiçi, her an üretken, her an meşgul olmamız beklenir. Oysa asıl değerli olan, zamanı doldurmak değil; zamanla ilişkimize yeni bir anlam katabilmektir. Belki de artık tembelliği bir boşluk değil; bir nefes, bir durma hakkı olarak görme zamanı gelmiştir. Çünkü bazen hiçbir şey yapmamak, her şeyin başlangıcı olabilir.
Kapak Fotoğrafı: Pexels.com
İlginizi çekebilir: Dilara Melisa Yaman’dan Wellness Kültürünün Görünmez Çelişkisi: Dijital Özgürlük mü, Dijital Tutsaklık mı?

Merve Taşlıoğlu 








Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!