2024 yapımı The Life of Chuck, Stephen King’in “If It Bleeds” adlı öykü kitabındaki aynı isimli hikayeden sinemaya uyarlanmış tatlı ve sakin tonuyla dikkatimizi çeken fantastik bir dram. Filmin yönetmen koltuğunda, son yılların en popüler korku sinemacılarından Mike Flanagan oturuyor. Başrollerde Tom Hiddleston, Karen Gillan ve Chiwetel Ejiofor gibi iddialı isimlerin yanı sıra birçok sürpriz oyuncu da yer alıyor. Dünya prömiyerini 6 Eylül 2024’te Toronto Uluslararası Film Festivali’nde yapan film, oradan People’s Choice Award ile dönerek beklentileri yükseltmişti. Dağıtımını da Neon’un üstlendiği yapım, kıyamet atmosferinde geçen sıra dışı bir yaşam hikayesini merkezine alıyor. Tanıdık Flanagan estetiğiyle harmanlanan hikaye, alışıldık korku tonundan uzak, daha melankolik bir çizgide ilerliyor.

The Life of Chuck | Fotoğraf: Neon

Film, dünyanın yok oluşun eşiğinde olduğu bir dönemde başlıyor. Depremler, tsunamiler, elektrik kesintileri ve dev bir keşmekeş… Bu hengamenin ortasında billboard’larda ve duvarlarda “Teşekkürler Chuck” yazıları beliriyor. Kimsenin tanımadığı Charles Krantz, tüm bu çöküşün göbeğinde ilginç bir şekilde her yerde belirmeye başlıyor. Hikaye, bu gizemli figürü anlamak için zamanın akışını tersine çeviriyor ve özgün bir epizodik yapı kuruyor. Chuck’ın ölümünden başlayarak çocukluğuna doğru yol alan film, onun hayatına ve hayatının kilometre taşlarına odaklanıyor.

Flanagan, bu filmde King’in orijinal hikayesine şaşırtıcı derecede sadık kalmış. Diyalogların önemli bir kısmı neredeyse metinden birebir alınmış. Bu yaklaşım, kağıt üzerinde övgüye değer görünse de sinema dilinde aynı etkiyi yaratmıyor sanki. Çünkü hikaye, üçüncü şahıs anlatımı ve durgun temposuyla ekranda zaman zaman hantallaşıyor. Özellikle dış sesin yoğun kullanımı, edebiyat dünyasında kabul edilebilir olsa da sinemada izleyicinin ilgisini dağıtabiliyor. Hikayenin sondan başa ilerleyen kurgusu, ilk yarıda ilgi çekici olsa da ilerleyen dakikalarda heyecanını yitiriyor. Kendisini ve sesini çok sevdiğim aktör Nick Offerman’ın dış ses olarak karşımıza çıkması bile beni bu eleştiriyi yapmaktan yine de alıkoyamadı…

The Life of Chuck | Fotoğraf: Neon

Oyuncu kadrosu, Flanagan’ın önceki işlerinden tanıdık isimlerle dolu. Yönetmenin eşi Kate Siegel de yine kadroda kendine yer buluyor. Renk paleti ve atmosfer, Doctor Sleep’i andıran bir görsel dünya kuruyor. Doctor Sleep’i izleyenler o kapalı kutu hissiyatı veren evreni hemen hatırlayacaktır. Flanagan, filmde King evrenine küçük göndermeler de ekliyor, bu detaylar, sadık King takipçileri için hoş sürprizler yaratıyor. O kitap bitirme hissiyatıyla film bitirmekten özel bir keyif alan kitlede her türlü bir kıvılcım yaratacaktır.

Film globalde beklentiyi biraz yukarı çekecek cinsten pazarlandı ancak beklentiyi bu kadar yükseltmek, beraberinde hayal kırıklığını da getiriyor. Hikaye, temelde dramatik bir yapıya sahip olsa da pazarlama dilinden ötürü, izleyicide daha yoğun bir fantastik içerik beklentisi yaratıyor. Bu durum, izleyicinin filme dair algısını biraz kurcalıyor… Sonuçta seyirci, fragmanda gördüğü o büyülü dünyanın yerini, çok daha sakin ve içe dönük bir hikayeyle karşılıyor.

The Life of Chuck | Fotoğraf: Neon

The Life of Chuck, güçlü oyuncu kadrosu, usta bir yönetmen ve King uyarlaması olmasıyla dikkat çekse de herkese hitap eden bir yapım değil. Sadık bir uyarlama olması edebi anlamda değerli olsa da, sinemasal açıdan gedikleri bol. Dram yönü baskın, temposu düşük ve görsel olarak güçlü olsa da duygusal yoğunluğu tam olarak geçiremiyor bence. Flanagan’ın kendine has atmosferi ve oyuncu tercihlerindeki isabet, filmi belirli ölçüde ayakta tutuyor. Hatta omurgasının tek güçlü yanı bu belki de. Yine de King hayranları ve Flanagan takipçileri için izlenmeye değer bir deneyim sunuyor…

Sinema dünyasına ve filmlere dair paylaşımlarıma Instagram üzerindeki film blogumdan (@atıptutuyorum) ulaşabilirsiniz.

Kapak Fotoğrafı: Neon

İlginizi çekebilir: Eralp Alper’den Sinners