Baharı karşıladığımız ve güzel haberlere sevindiğimiz şu günlerin bereketi izlediğim oyunlara da yansıdı. Mart ayını birbirinden güzel oyunlarla geçirdim, alkışlarımı da mevsimin coşkusuna ortak ettim.

Oyunları listeme göre izleme telaşım, Mart ayında biraz daha ivme kazanırken, sahnenin karşısında yer aldığım oyunlar da kalbimi ve alkışlarımı kazandı. O zaman vakit kaybetmeden, sezonun en kalabalık oyun günlüğümün yıldızlarına hep birlikte bakalım. Seyretme sırasına göre oyunlardan işte izlenimlerim:

Benimle Gelir misin?, B Planı

Bir oyunda yazarından yönetmenine ve oyuncularına kadar hepsi sevdiğim ve takdir ettiğim tiyatro insanları olursa, sahneye koydukları oyunu da yine aynı derecede sevmem kaçınılmaz olur. Ebru Nihan Celkan’ın Berlin-İstanbul hattında geçen dokunaklı hikayesine Elif Ürse ve Başak Kıvılcım Ertanoğlu hayat veriyor, Sami Berat Marçalı da yönetiyor. Bu birliktelikten de bizi aşka yeniden inandıran bir oyun doğuyor. Fedakarlık, inanç ve kararlılık aşkın yapı taşları, ne kadar sağlam bir temel oluşturacağımız da bize kalmış. Oyunu izlerken sadece bunları görmekle kalmıyor, hep birlikte Gezi Parkı’na giderek biraz da nostalji yaşıyoruz. Neler atlattığımızı, nelere maruz kaldığımızı ve aşkın nelere kadir olduğunu sonuna kadar sorguluyor ve Elif Ürse’yle Başak Kıvılcım Ertanoğlu’nun muhteşem uyumunu ve performansını alkışlayarak salondan ayrılıyoruz. Ötekileştirenlerin hikayesini tiyatro penceresenden izlemeniz için önerimdir diyebilirim.

Red Speedo, Two Two Production

Two Two Production, bu sezon bizi şaşırtıyor ve Red Speedo‘yla etkileyici bir hikayeyi, kalıpların dışına çıkartıyor. Kahramanımız bir yüzücü ve olimpiyat seçmelerine hazırlandığı yer havuz olunca, ortaya da sahnede sınır tanımayan eşsiz bir oyun çıkıyor. Kerem Pilavcı ve Ahmet Sami Özbudak’ın güçlü işbirliğiyle, Lucas Hnath’ın çarpıcı oyunu bir sahnede değil, havuzda tiyatroseverlere sunuluyor. Yaklaşık iki saat süren oyun boyunca, hepimizin kendimize sorduğu en önemli soru “kazanmak için ne kadar ileri gidersin?” oluyor. Oyuncular, Tuğçe Tanış, Erdem Kaynarca, Erol Babaoğlu ve Fehmi Karaarslan, oyunun heyecanını ve sürükleyiciliğini ikiye katlıyor. Kısaca Two Two Production ve Red Speedo, sizi hırsın ve zaafların birinci gelmek üzere bir havuzda yarıştığı ve uyumlu bir ekiple emeğin galip geldiği bu oyuna davet ediyor. Böyle bir davete kayıtsız kalmak olmaz.

Karabahtlı Kardeşlerin Bitmeyen Şen Gösterisi, Altıdan Sonra Tiyatro

Sadece bu sezonun değil tüm sezonların en izlenilesi ve baştacı edilesi oyunlarındandır Karabahtlı Kardeşlerin Bitmeyen Şen Gösterisi. İkiz kardeşlerin uzak ülkelerde, sirke hapsolmuş hayatı, içimize dokunur ama kardeşlerin dayanışması da bir o kadar içimizi ısıtır. Bakmayın öksüz yetim kardeşlerin hikayesi olduğuna, acıklı değil kahkahası da, esprisi de bol bir oyun. Kumbaracı50’nin ilk olarak sekiz yıl önce sahnelediği bu oyun, uzun bir süre ortadan kaybolmuştu ve biz de çok üzülmüştük. Ancak geçtiğimiz sezondan itibaren yine sahnelere merhaba dedi ve ben de ilk fırsatta eğlenmeye ve gülmeye hazır bir şekilde salonda yerimi aldım. İkizlerin şarkısı hala dilimde, aile kavramının önemi aklımda, yazarı ve oyuncularından Yiğit Sertdemir ile yine harikalar yaratan Aslı Can Kortan’a hayranlığım da hala doruklarda. Keşke her ay olsa ve her ay bıkmadan usanmadan izlesem… O nedenle oyunu izlemeniz şiddetle tavsiye, sonrasında bana hak vereceksiniz.

Kendi Gökkubbemiz, İstanbul Devlet Tiyatroları 

Kendi Gökkubbemiz, bu sezon Devlet Tiyatroları’nın tiyatro ve edebiyatseverlere yaptığı bir güzellik. Sönmez Atasoy’un kaleme aldığı oyun, Yahya Kemal’in hayatından kesitlerle, şair dostlarını, Fransa yıllarını, Atatürk’le buluşmasını, memleket özlemlerini, şiire bakış açısını ve cananını anlatıyor. Yahya Kemal’i canlandıran Okday Korunan ise, yazarından aldığı bu emaneti çok güzel taşıyıp bize sunuyor. Şiirlerini okurken zihnimde canlandırdığım Yahya Kemal’i adeta karşımda buldum. Onun yaşadığı sıkıntıları, güzel günleri, yazarkenki heyecanını, cananına duyduğu sevgiyi iliklerime kadar hissettim. En son Sessiz Gemi şiirini gözüm kapalı dinlerken heyecandan kalbim çarpıyordu. Nefesinizi tutarak izlerken büyük şaire ve şiirine hayranlığınızın biraz daha artacağı bu oyun, şiddetle tavsiye.

Aslında Özgürsün, ProjectAS

Duygu Asena’nın sevdiğim romanlarından Aslında Özgürsün, sahnelerde olmayı da hak ediyor. Belgin ve Berna’nın hayatı bize günümüz dünyasının iki farklı kadınını anlatıyor ve kadın olmayı sorgulatıyor. Şu hayatta hem çok güzel şeydir kadın olmak, hem de bir o kadar zordur. Bize en çok gereken cesarettir. Önyargılardan kurtulsak, bilmediğimiz sularda yüzecek kadar cesur olsak, işte o zaman ne kadar güçlü olduğumuzu herkes görecek. Ali Kemal Güven’in yönetmenliğinde, Emel Çölgeçen ve Pelin Öztekin’i bir arada görmek ve Pelin Öztekin’i ilk defa da olsa sahnede izlemek çok keyifliydi. Ancak metin uyarlanırken klişelerden kurtulmuş olsaydı, bazı sahneler biraz daha özgün aktarılsaydı daha başarılı olurdu diye düşünüyorum.

disLOKASYON 

Dört dansçı ile sekiz bedenden oluşan hareket korosunun tekinsiz zaman ve mekânlara yolculuğu disLOKASYONMDT İstanbul dansçılarının iddialı bir beden kullanımı ile gerçek anlamda saf ve eklektik olan bu performansını izlerken, bilet alıp bindiğimiz bir hız trenindeymiş hissini yaşadık. Sahnede canla başla dansını icra edenlerin enerjisi ile sekteye uğramayan uyumunu takip ederken, bir iken çoğul, çoğul iken tek olan performanslarından etkilendik.

At Gözü, Kumbaracı 50

Yiğit Sertdemir bizi müthiş ve düşündürücü bir aşk hikayesiyle buluşturuyor. Usta oyun yazarı ve tiyatro insanı Sermet Çağan’ın başladığı ancak tamamlayamadığı At Gözü‘nü, Yiğit Sertdemir, kaldığı yerden Seçkin Selvi’nin anlatımıyla devralıyor. Kendilerinin yorumuyla Sermet Hoca, atların her şeyi iki kat büyük gördüğünü fark eden bir diktatörün, herkesi kendinden büyük görenleri korku ve ayrışmayla daha kolay yöneteceğini akıl edip, ülkedekilere at gözü taktırdığı bir kurgu tasarlamış, hatta oyunun finalini bile düşünmüş. Yiğit Sertdemir’in dehasıyla, masalla gerçeğin harmanlandığı bu oyuna son şekli veriliyor. Kalabalık oyuncu kadrosuyla ve düşmeyen enerjileriyle biz de Fi-Li-Fu’ların dünyasına ortak oluyor en çok da Aslı Can Kortan’ı alkışlıyoruz. Bence siz de, bu güzel oyunu alkışlamalısınız.

Yan Rol, İkinci Kat

Geçtiğimiz sezon seyircisine merhaba diyen Yan Rol, izlemekte geç kaldığıma hayıflandığım bir oyun oldu. Bugüne kadar oyunculuk kariyerinde ve kendi hayatında hep yan rollerin kadını olan Canan’la tanışmakla başlıyoruz. Hikayesini anlattıkça neden yan rolde olduğuna bir kez daha emin olurken birden şaşırtıyor bizleri. Bir karar veriyor ve karanlık tarafa geçiyor. Sonrası da, izleyicinin takdirine kalıyor. Kalemine her zaman hayran olduğum Deniz Madanoğlu, hayattan başka bir kadını koymuş sahneye. Oyuncu Başak Kara böyle bir karaktere çok yakışmış. Sahneye adımını atmasından yeni Canan olarak selamını vermesine kadar olan süre boyunca karakterin travmalarını, ikilemlerini, hırsını, mahcubiyetini, kısaca hissettiği her bir duyguyu ayrı ayrı bize de yansıttı. Yönetmen Pınar Çağlar Gençtürk, bu iyi oyunu doğru oyuncuyla buluşturmayı ve bize de böylece güzel bir oyun seyri yaşatmayı başarmış. Kendimizden, anne babamızdan ve çevremizden çok fazla ortak nokta bulacağımız Yan Rol, sezon bitmeden izlenecekler listenize mutlaka konulsun derim.

Çiğdem Erken’le Sahneden Aşk Şarkıları, ENKA Kültür Sanat

ENKA Kültür Sanat’ın geleneği haline gelen Çiğdem Erken‘le 27 Mart Dünya Tiyatro Günü kutlaması, bu yıl her zamankinden çok daha coşkuluydu. Çiğdem Erken piyanosunun başında, sahneler bu kez Devrim Yakut, Gonca Vuslateri, Birce Akalay, Asu Maro, Tolga Tekin, Salih Bademci, Nuri Harun Ateş, Fırat Tanış, Celil Nalçakan ve Doğan Duru‘yu ağırladı. Müzikle, bizi anlatan şarkılarla kulaklarımızın pasını sildiler, hem eğlendirip hem de ruhumuzu beslediler. ENKA Kültür Sanat’ın Koordinatörü Murat Ovalı’nın okuduğu Can Yücel şiiri gecenin en etkili bölümüydü ve alkışlarımız eminiz Can Baba’nın ruhuna da gitmiştir. Dileriz her sene bir öncekinden daha çok coşkuyla kutladığımız, daha çok oyunu sahnelerde görme şansını yakaladığımız daha nice 27 Mart’larımız olur.

Eylül, Tiyatro Sıfır Pozitif 

Bu sezonun en çok konuşulan oyunlardan oldu EylülTiyatro Sıfır Pozitif’in ilk oyunu, bizi Uğur Kanbay’ın kalemi ve oyunculuğuyla tanıştırıyor. Trans bir bireyin hayatta kalma, zorluklara direnme hikayesini Eylül’den dinliyoruz. Aslında bize anlattığını, yaşadıklarını hepimiz bir şekilde biliyoruz. Pek farklı bir şey söylemiyor gibi ama diğer bildiklerimizden çok daha fazla dokunuyor. Aşkla kendi öyküsünü parlatıyor, güvercinlere bile bakış açımızı değiştiriyor. Kimi yerde kahkahamız salonda çınlıyor, kimi yerde gözyaşlarımız yanımızdakiyle yarışıyor. Toplumun anlayışsız tutumuna, ötekileştirme hırsına ve şu koca dünyada bir tek onlara yer açamayışına hep birlikte kızıyoruz. Gerçek bir hikayeden yola çıkılarak yazılan bu oyundan geriye, daha kaç tane Eylül bunlara maruz kalacak, daha kaç tanesi hayattan küskün ayrılacak diyen sorularımız ve boğazımızda bir düğüm kalıyor. Uğur Kanbay’ın iki saate yakın performansına, Eylül’le Kasım arasındaki yolculukta gerçekleştirdiği müthiş oyunculuğuna da şapka çıkartıyoruz. XIX. Direklerarası Ödülleri’nde Tek Kişilik Prodüksiyon ödülüne layık görülmesi boşuna değil, bundan sonra da birçok başarıya imza atacağına da eminim. O halde siz de Eylül’ü bekletmeyin!

Nisan ayıyla birlikte baharın gelişini teyit ettik. Sezonun bitmesine çeyrek kala diğer oyunlarda ve alkışlarda sıra. Afife Jale Tiyatro Ödülleri’ni ve sahiplerini heyecanıyla bekliyor ve bir sonraki ay görüşmek üzere diyorum. Sizlere de, şimdiden iyi seyirler!

***

Şubat 2019: Geçen Ayın Tiyatro Günlüğü

Şubat, yılın ve sezonun en kısa ayı ancak o kadar çok oyun sığdırdım ki, sezonun en uzun ve en verimli ayını geçirmiş gibi hissettim.

Şubat ayıyla birlikte sezonun yarısını da bitirdik. Yirmi sekiz gün boyunca bir tiyatrodan başka bir sahneye koşturarak izlediğim oyunlara bakacak olursam, sanırım sezonun en yoğun ayını da yaşamış oldum. İzlediğim tüm oyunlarla keyfim yerine geldi ve hepsi de, soğuk geçen günlerinde içimi ısıttı.

İşte, izleme sırasına göre, Şubat’ta alkışladığım oyunlar:

Fotoğraf 51, Craft Tiyatro

Craft Tiyatro, DNA, x-ışınları, fosfatlar ve hırslı bir yarışın ortasında ‘yaşamın sırrını’ bulmaya çalışan bir grup bilim insanını anlatan Fotoğraf 51’le sezona yine imzasını atıyor. Oyunun yazarı Anna Ziegler, DNA’nın gizli kaşifi Rosalind Franklin’i merkeze alıyor ve hırsın, rekabetin hakim olduğu bilim dünyasını gözler önüne seriyor. Çağ Çalışkur, dokunaklı hikayeyi olabilecek en doğru rejiyle sahneye taşıyor; Funda Eryiğit, Cem Avnayim, Barış Arman, Bahadır Efe, Orçun Soytürk, Selahattin Paşalı, Korhan Soydan. Her biri ödüllere layık bir oyunculuk sergiliyor. İyi oyunlar listemde en üst sıralara yerleştirdiğim Fotoğraf 51, sizin de ‘mutlaka izlemeliyim listenizin’ ilk başında olmalı. 

Dogville, Versus Tiyatro

Farklı işleriyle sahnelerde görmeye alıştığımız Versus Tiyatro, bu kez de Dogville’le adından söz ettirmeyi başarıyor. Kayhan Berkin, Lars von Trier’in kült filmini tiyatroya uyarlayarak zor bir görevin altından kalkıyor. Oyunun kahramanları Cantürk Çolak, Cenk Doğar, Ece Çeşmioğlu, Esra Yaşar, Güzide Arslan, Gökhan Gürün, Mehmet Yılmaz, Müfit Aytekin, Nihan Aypolat, Olcay Yusufoğlu, Rüzgar Aksoy ve Şerif Erol da, hikayenin temel taşını oluşturan toplumsal değerleri daha çok sorgulamamızı sağlıyor. Farklı bir dekor, film ve tiyatro karışımı sahneleme tekniği, iyi bir uyarlama ve inandırıcılıkta tam puan alan oyuncularla bence siz de Dogville sohbetine ortak olmalısınız.

Ne Evet Ne Hayır, Haha Tiyatro

Öyküyü severiz, öykünün tiyatro sahnesine taşınmasını daha çok severiz. Haha Tiyatro da, bu sevgimize Ne Evet Ne Hayır oyunuyla karşılık veriyor. Oğuz Atay’ın mizah yönü ağır basan bu öyküsü, Özge Erdem’in yönetmenliğinde sahneye çok yakışıyor. Oyuncular Özer Arslan ve Sinan Arslan, iyi ki bu oyunda ve iyi ki nevi şahsına münhasır bu iki insanı canlandırıyorlar dedirtiyor. Oğuz Atay “ben burdayım sevgili okuyucum, sen nerdesin acaba?” diye seslenir. Haha Tiyatro bu çağrıyı bir adım ileriye götürüyor, “biz burdayız sevgili izleyicilerimiz, siz nerdesiniz (yani sizi de bekleriz)?”  O zaman fazla bekletmeyin derim.

Kör Baykuş

En büyük aşk tiyatro diyerek her 14 Şubat’ta oyun izleme geleneğimi Kör Baykuş’la devam ettirdim. Böyle bir günde Sermet Yeşil’in muhteşem performansıyla oyun izlemeye olan tutkum daha da perçinlendi. Sadık Hidayet’in Kör Baykuş isimli romanı, sahneye bundan daha güzel uyarlanamazdı ve ana kahramanını da Sermet Yeşil’den başka birisi bu kadar enfes canlandıramazdı sanırım. Maskeler oyunun en can alıcı ve en zengin unsuru haline gelmiş, ışıkla birlikte karakterin sanrıları, hayalle gerçek arasındaki gidiş-gelişleri çok iyi anlatılmış ve bize de gözümü kırpmadan izlemek düşmüş. Sezonun en iyi işleri arasında sağlam bir yer edinen Kör Baykuş’un, bir saati aşan gösterimi boyunca sizi alıp götürmesine izin verin. Sonunda kalp çarpıntısıyla alkışlayacaksınız.

Süper İyi Günler, Tiyatrokare

Tiyatrokare, Süper İyi Günler ile sahnelere sadece bir oyun ve kaliteli oyuncular kazandırmakla kalmıyor; aynı zamanda türünün tek örneği olan müthiş bir ışık-dekor düzeni, Asperger sendromuyla ilgili farkındalık ve bu sendroma sahip bir dost da kazandırıyor. Nedim Saban’ın iki yıllık emeğinin sonucu Süper İyi Günler, bir oyunun ötesinde. Oyunun yorumlanma biçimi, teknolojik unsurlarla bezenmiş sahne düzeni, SFX tasarım, üç boyutlu animasyonlar ve 80 metrekare LED ekranlarla Türk tiyatro tarihinde bir ilk gerçekleşiyor. Nedim Saban’ın özenli rejisiyle, Emir Özden, Ayça Erturan, Korel Cezayirli, Didem İnselel ve Celile Toyon‘u izlemek, süper iyi bir gün geçirmekle eşdeğer. Özellikle Emir Özden, inandırıcılıkta sınırları zorlayan oyunculuğuyla izleyenlere şapka çıkartıyor. Süper İyi Günler, sizlere süper iyi bir oyun deneyimi vadediyor. O zaman listenize almayı unutmayın.

Meçhul Paşa, Tiyatroadam

Tiyatro Adam, yine yapıyor yapacağını ve bizi iyi bir oyun izleme keyfinden mahrum bırakmıyor. Aziz Nesin, Sabahattin Ali ve Rıfat Ilgaz’ın çıkardığı Marko Paşa dergisinin nasıl doğduğunu, türlü türlü badireler atlatarak nasıl ayakta kalmayı başardığını ve derginin kapatılmasına kadar yaşanan süre boyunca, üç şair-yazarın yılmadan insan üstü çabalarla doğru haber ulaştırmak için nasıl mücadele ettiğini tiyatro sahnesinden öğreniyoruz. Ahmet Sami Özbudak, 77 sayılık gazetenin perde arkasını usta kalemiyle anlatıyor ve yönetmen koltuğuna Emrah Eren oturuyor. Erdem Akakçe, Fatih Koyunoğlu ve Bülent Çolak bize mürekkep kokuları ve daktilo sesleri arasında bir oyun seyri yaşatıyor. Dekor ve aksesuarlar, hikayenin ve gerçeklerin altını çiziyor. Her sezon olduğu gibi bu sezon da Tiyatroadam oyunlarını izlememek olmaz, Meçhul Paşa’yı kaçırmak hiç olmaz.

Tırnak İçinde Hizmetçiler, Tiyatro Hemhal

Bu sezon sahnelere merhaba diyen Tiyatro Hemhal, yeni oyunu Tırnak İçinde Hizmetçiler’le adından söz ettirmeye kararlı. Hizmetçiler oyunundan hareketle metni yazan Hakan Emre Ünal, bu işi biliyor dedirtiyor. Tıpkı Trom‘da, Sevgili Arsız Ölüm-Dirmit‘te olduğu gibi, burada da metni nasıl ele alacağını, oyunu nasıl kurgulayacağını ve izleyenlere nasıl tadı damağında kalan bir oyun seyri bırakacağını gayet iyi biliyor. Nezaket Erden ve Pınar Güntürkün’ü, düşmeyen enerjilerini ve bozulmayan uyumunu izlemek, seyirci olarak inanılmaz keyifli, diğer taraftan alkışlarımız bu keyfimizi anlatmaya yeter mi emin değiliz. Sezonun en iyi işleri arasında yerini alan bu oyunu listenize almanız ve benim gibi daha salondan ayrılmadan tekrar seyretme planları yapmanız şiddetle tavsiye olunur.

Yüzleşme, Duru Tiyatro

Duru Tiyatro ve Yüzleşme adlı oyunu ile sahnelerde modern bir Suç ve Ceza hikayesiyle yerini alıyor. Ortada, sapkın cinayete kurban giden bir çocuk, ahlaksız bir katil, insan hayatını hiçe sayan bir yayıncı ve bu yenidünya düzeninde kendi adaletini arayan bir baba var. Graham Farrow’un bu sarsıcı eserindeki babanın isyanı, Emre Kınay’ın etkileyici ve gözlerimizin dolmasına neden olan oyunculuğuyla yerini buluyor. Esra Kızıldoğan ise para kazanmak ve meşhur olmak için her yolun mübah olduğuna inanan yenidünyanın temsilciliğini üstleniyor. Emre Kınay, yönetmen şapkasını da takarak, çevremizde duyduğumuz, gördüğümüz ve dinlediğimiz acı hikayeyle bizi bir kez daha sarsıyor. Biraz sert bir oyun olduğu uyarısını yapalım ancak listenize almanız şeklindeki önerimizi de mutlaka belirtelim.

Sonlarına yaklaştığımız Mart ayı da dolu dolu geçiyor ve listemdeki oyunlar tamamlanıyor. Gelecek ay görüşmek dileğiyle!

***

Ocak 2019 Geçen Ayın Tiyatro Günlüğü

Yeni bir yıl, yeni ve güzel oyunlarla geldi. Dileklerim gerçekleşmiş gibi, öncelikli olarak izlemek istediğim tüm oyunların karşısında yerimi aldım ve hepsini büyük bir keyifle alkışladım.

Bir yıla nasıl başlarsan öyle gidermiş denir ya, galiba benim için iyi oyunlarla geçecek. Yeni bir yıla ve Ocak ayına güzel oyunlarla başladım çünkü. Nasıl diye sorarsanız, cevabım söz konusu oyunlarla ilgili izlenimlerimde saklı.

İşte sırasıyla, izlediğim oyunlardan kısa kısa:

Hakikat Elbet Bir Gün, Tiyatro D22

Tiyaro D22’nin bize armağanı Hakikat Elbet Bir Gün, iyi oyunlarla geçecek bir yıla giriş bileti gibiydi. Bütün normallerin değiştiği, değerlerin alt üst olduğu ‘uzak’ bir ülkede, hepimizin cebinden çıkması muhtemel o son mektubun şarkılarla beraber anlatılan, etkileyici hikayesiydi karşımızdaki. Bize de uzak olmayan bir distopya… İki saat boyunca sahnedekilerle birlikte sinir olduk, kızdık, ağladık ama umudumuzu hiç kaybetmedik. Anlam veremediğimiz nedenlerle hakkımızın ve gerçeğin takipçisi olduk, her ne kadar şimdilik elimizden alınsa da. Oyuncular Gizem Erdem, Seda Türkmen, Berkay Ateş, Emir Çubukçu, Can Kulan’ı çok sevdik ama sarı rengi daha çok sevdik. Berkay Ateş’e 25. Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü’nü kazandıran bu oyunun sahne tasarımı ve dekorunun, hikayeye özenli hizmetinin de altını çizdik. Serkan Salihoğlu’nun yönettiği oyun sonunda kendimize söz verdik, her ne olursa olsun, ayçiçeklerini yeşertmeye devam edeceğiz çünkü “hakikat elbet bir gün” ortaya çıkacak.

Empatopya, Mam’Art Tiyatro

Mam’Art Tiyatro, en yeni oyunu Empatopya ile yüzümüzde tatlı bir tebessüm bırakıyor. İzleyenleri sadece yeni bir yaşama değil, empatiden feyzalan hikayesi ve dinamik oyuncu kadrosuyla esenlik içinde hissedeceğimiz bir oyuna da davet ediyor. İnsanların birbirine empatiyle yaklaştığı bu yaşam merkezine bizim yaşadığımız dünyadan gelen yabancıları nasıl karşıladıklarını oyunu izleyince karar veriyorsunuz. Oğuz Utku Güneş’in yönetmenliğinde, Melina Özprodomos, Ali Rıza Kubilay, Tuğrul Tülek, Aykut Akdere, Ayşegül Tekin, Derya Artemel, Elif Melda Yılmaz, Goncagül Sunar, Ayşe Sedef Ayter, Murat Okay, Mustafa Ergüven, Onur Öztay ve Volkan Akçaalan, yüksek enerjileriyle kendilerine hayran bırakıyor. Eğlence (eh, biraz da kıskançlık) dolu bu oyun da sizin için sezonun başka bir mutlaka’sı olsun.

Dünyada Karşılaşmış Gibi, Krek Tiyatro

Ve sonunda özlediğimiz, gözümüzü sahnelerde bırakan Krek TiyatroDünyada Karşılaşmış Gibi ile muhteşem bir dönüş yaptı. Biz tiyatroseverler böylesi bir hasretin acısını oyuncularından metnine, sahne düzeninden hikayesine kadar sezonun her açıdan en iyilerini taşıyan bu oyunla giderdik. Oyun, bir karakolda ve iki ayrı sahnede geçiyor, görüşme odası ve suçlu suçsuz kim varsa ilk geldiği polislerin de çalıştığı girişteki oda. Görüşme odasında komiser, boşanmış bir erkeği sorgularken aynı anda diğer odada da bir uyuşturucu satıcısı ve üç ayrı polis her zamanki gibi olaylarla ve birbirleriyle ilgilenmekte. Sorgulamanın sonu nereye varıyor, uyuşturucu satıcısına ve diğer polislere neler oluyor, izleyip öğreniyoruz. Zekasına hayran olduğum Berkun Oya’nın kaleme aldığı ve yönettiği bu oyunda, Settar Tanrıöğen, Defne Kayalar, Alican Yücesoy, Serkan Keskin, Öner Erkan, Okan Yalabık ve Fatih Artman, rüya takımı diyeceğim oyuncu kadrosunu oluşturuyor. Sezonda tek bir oyun izleme hakkınız olursa, o hakkı mutlaka Dünyada Karşılaşmış Gibi’ye kullanmalısınız. Daha fazla hakkınız varsa, o zaman en az ikisini bu oyuna kullanmalısınız.

Kader Can, BAM 

Murat Mahmutyazıcıoğlu, bu sezon da bizi ters köşeye yatırıyor. Birbiriyle hiçbir şekilde bağdaştıramayacağımız askerlik mevzusunu ve rap müziğini aynı oyunda bir araya getiriyor. Esas oğlanımızın hayalleri rap yapmak, gerçekleri de askerlik yapmak olunca, çareyi bestelerini çantasına koyup kışlanın yolunu tutmakta buluyor. Sahneye adımını attığı andan itibaren başlıyor kendini tüm samimiyetiyle anlatmaya. Hayatının gidişatını çizmeye çalışırken, her erkeğin elbet bir gün başına gelen askerlik celbiyle yüzleşiyor. Sonra Ankara yollarına nasıl düştüğünü, acemi birliğinde nelerle karşılaştığını, nöbetlermiş, komutanmış, içtimalarmış derken, ‘gel tezkere gel’ özlemini bizimle paylaşıyor. Askerliğin son çeyreğinde artık çömez ünvanını geride bırakarak dostluklarla, çarşı izinleriyle geçen bir dönemi kapatıyor. Sonrası malum, eve dönüş ve yaşamda bir dikiş tutturmaya devam… Aslında her erkeğin aşağı yukarı aynı şeyleri yaşadığı askerlik çağını anlatması değil de, bunu rap temposuyla anlatması oyunu ilginç ve izlenilesi yapıyor. Her sorusunu, her cevabını rap şarkısına dönüştürdüğünü görmek ve tüm oyunu da rap temposunda izlemek çok keyifliydi. Deniz Karaoğlu’nun performansı en az söylediği şarkılar kadar dinamik ve liste başını zorlar nitelikteydi. Askerlik mevzusuna rap bakış açısından izlemek isterseniz, Kader Can’ı listenize alın bence.

Altar, Can Bora-Berika

Geçtiğimiz sezon sahnelere göz kırpan Altar, bu sezon da yine sahnelerde. Aradan geçen süre içinde gelişmiş, büyümüş, serpilmiş ve ayakları yere daha sağlam basıyor artık. Can Bora’nın tiyatroyla dansı birer dost kıldığı bu çalışması, bir nevi var olma çabası. Bu çabaya önce bir kayıpla başlanılıyor, sonra da bilinçaltına derin bir yolculuk. Geçmişe dönerek kendine ilk ne zaman küstüğünü keşfetmekle yolun yarısına geliniyor gibi. Barışmak için ilk adım atıldığına göre, emin adımlarla ilerlemeye devam ediyor. Bir de kalbe vurulan kilit durumu var. Evimizin kilidini açmak da, açtırmak da kolay ancak kalp için aynı şeyleri söylemek mümkün mü? İnsanın, çocukluğunu hatırlaması, kendisiyle barış çubuğunu yakmaya benziyor. O zaman da sorusu kendiliğinden geliyor: sahi, kendimize küsmeden önce “olduğumuz kişiyi” hatırlıyor muyuz? Can Bora’nın dansı ve oyunculuğunu dengeli bir şekilde konuşturduğu, zaman zaman aklınıza bir sahne gelip de bazı kavramları sorgulamanızın da kaçınılmaz olduğu farklı bir iş Altar. Sahne düzeni, naylon pencereler ve ışık da, oyunu parlatan unsurlar… O zaman Altar da, listenizde yerini alsın. Hep oyun olacak değil ya, bu kez de iki farklı disiplinin sahnedeki uyumunu izleyin, farkını göreceksiniz.

Yüz Yılın Evi, Galata Perform

Galata Perform, “her sezon sahneye yakışanı yapar” tezimizi Yüz Yılın Evi ile yine haklı çıkartıyor. Kalabalık oyuncu kadrosuyla, bildiğimiz yapıda bir oyun yerine anlatı tiyatrosu diye tanımlayacağım tek kişilik bir performansla bir asırlık hikayeyi sahneye taşıyor. Yeşim Özsoy ve Ferdi Çetin, oyunun yazarları olarak güçlerini birleştiriyor, böylece farklı ve başarılı bir oyuna daha ortak imzalarını atıyor. Bildiğimiz metinlerden ve diyaloglardan uzak bir şekilde, eşyaları konuşturarak belgesel tadında bir oyun ortaya çıkarmışlar. Yeşim Özsoy, yönetmenliğini üstlenerek sadece nesnelerle tek düze bir anlatı yerine, giriş videosuyla, anneannenin görüntüsü ve sesiyle, müzikle, hatta gramafon ve oyuncakla yüzyıllık hikayeyi dengeli bir şekilde harmanlıyor. Konağın ve eşyaların sözcülüğünü de yaparak, yine hayran bırakan performansıyla yüz yıllık tarihe biz seyircileri de tanık olarak yazdırıyor. Toplumun dönüşümünü arkasına alıp bir konağın gerçek üyeleriyle bizi buluşturan Yüz Yılın Evi’ne misafir olun. Kendisinin ev sahipliğinden çok memnun kalacaksınız.

Gördüğünüz gibi bu ay, öncekilere göre biraz daha yavaş geçmiş olabilir ama iyi oyunlarla verimli geçirdiğime şüphe yok. Artık Şubat ayında olduğumuza göre, listemize ENKA Kültür Sanat Tiyatro Buluşmaları‘yla hız kazandırmanın vakti geldi. Bir sonraki ay görüşmek dileğiyle iyi seyirler ve esenlikler….

***

Aralık 2018: Geçen Ayın Tiyatro Günlüğü

Sadece aralık ayını değil, koca bir yılı da güzel oyunlarla bitirmenin mutluluğunu yaşadım. Listemde daha sezon başlamadan heyecanlandıran, bilet almak için tüm imkanları seferber ettiğim tiyatro oyunları kadar hayal kırıklığına uğradığım ya da beklentilerimin biraz altında kalan oyunları da izlemedim değil. Yine de, toplam altı oyunla, #iyikitiyatro var demek güzeldi.

Yeni bir yılı karşılamaya ben de aralık ayında güzel oyunlar izleyerek hazırlandım. Bu hazırlığa, büyük ustayı ayakta alkışlamak, yıllar sonra sahne üstündekilerle hasret gidermek ve içimi titreten özel oyunlar da dahildi. Nasıl mı derseniz, izleme sırasına göre 2018’in alkışladığım son oyunları işte şöyle:

Pixel, Maison des Arts de Créteil, Espace Albert Camus in Bron 

tiyatro - pixel

Işık ve dans gösterisi Pixel ile 22. Istanbul Tiyatro Festivali’ne yakışan bir kapanış oldu. Mourad Merzouki’nin yönetmenliğinde kalabalık bir grubun yaptığı dans; müzik ve ışığın da bu dansa eşlik etmesi, gözlerimize bayram sevinci yaşattı. Dansçıların sınırları zorlayan performansı, paten üstünde kum tanesi misali ışığa meydan okuyuşu ve birden çoğula, çoğulken teke düşen koreografisi aklımın bir köşesinde yerini aldı. Oyun sonrasında söyleşiyle de yönetmenden Pixel’in perde arkasını dinlemek ve dansçılarla sohbet etmek ayrı bir keyifti.

 

Bir Meşrutiyet Facisası yahut Gündüzlerimiz, Seyyar Sahne 

tiyatro - seyyar sahne

İkinci kez izlediğim Bir Meşrutiyet Facisası yahut Gündüzlerimiz, en az ilk izlediğim kadar eğlendirdi beni. Volkan Çıkıntoğlu, zekice bir metin yazmış, yetmemiş yanına Hakan Emre Ünal ve Doğu Can’ı da alarak bize kahkahası bol bir oyun şöleni yaşatmış. Acaba hangi oyunu izleyeyim diye çok düşünmeyin, onun yerine Seyyar Sahne’nin bu zeki işinde “ben kimim?” sorusunun cevabını aramaya koyulun. Cevabınızın izini sürerken bir çıkış yolu bulacak mısınız veya kaybolacak mısınız, bilmem ama çok eğleneceğiniz kesin.

Seyyar Sahne

 

Maraton, Moda Sahnesi 

tiyatro - maraton

Bu sezonun maalesef ilk hayal kırıklığı yaşatan oyunu oldu. Sadece dekorunu, dansçıları canlandıran iki oyuncunun performansını ve Yılmaz Sütçü’nün sesini beğenmem, oyundaki diğer olumsuz unsurları tolere etmeme yetmedi. Oyun ilk başta iyi başlasa da, bir süre sonra tekrarların sonunun gelmemesi, küfürlerin abartılması, her gün televizyondan duyduğumuz benzer söylemlerin defalarca belirtilmesi ve bir yerden sonra da hikayeye hizmet etmemesi, oyundan tamamen kopmama ve hatta sıkılmama neden oldu. Mikrononun yüksek sesi, spikerin kostümüyle oyunun başından beri yaşadığı sorun ve sonunun epik gibi görünmesine rağmen birden kestirilip atılması, hayal kırıklığımı yükseltti. Biraz daha az şiddet, biraz daha yerinde eleştiriyle ve teknik sorunların da giderilmesiyle oyun belki daha izlenilir olabilirdi.

Moda Sahnesi

 

Don Kişot’um Ben, Baba Sahne

tiyatro - don kişot'um ben

Sezonun adından en çok söz ettiren bu oyun, her bahsettiğimde yüzümde tatlı bir tebessümün yerleşmesine neden oldu. Rus yazar Mihail Bulgakov’un Don Kişot romanından uyarladığı oyun, deliliğe bir övgü niteliğinde. Bu da, Emrah Eren’in yönetmenliğinde, Ozan Güven ve Günay Karacaoğlu gibi iki büyük isimle ve enerjisi yüksek bir kadroyla yapılınca, ortaya tadından yenmez dediğimiz bir iş çıkmış. Özellikle Ozan Güven’in yıllar sonra sahnede olup gayet mütevazı bir şekilde rolünün hakkını vermesi ve Günay Karacaoğlu’nun Sancho Panza’yı uçurması takdire şayan. Oyunun biraz uzun olması ve şarkıların canlı söylenmemesi şeklinde eleştirim olsa da, Don Kişot’um Ben kesinlikle bu sezon listeye alınacaklardan.

Baba Sahne

 

Zengin Mutfağı, DasDas

tiyatro - zengin mutfağı

Tiyatroseven sevmeyen herkesin mutlaka görmek istediği Zengin Mutfağı ile, büyük usta Şener Şen’in önünde hepimiz saygıyla eğildik. İsmini ilk duyduğumda zaten heyecanlanmıştım, sahnede kendisini görür görmez kalbim çarpmaya başladı ve selamını veririken heyecanım da doruklara çıktı. Oyunun başından sonuna kadar nasıl bir enerji ve nasıl bir usta oyunculuk! Diğer taraftan, DasDas’ın geniş sahnesinde dekorun ortada küçük kalması, diğer oyuncuların inandırıcılığının zayıf olması ve özellikle de Selim karakterindeki keskin dönüşü göremeyişim oyunla ilgili beğenimi sekteye uğrattı. Ancak, tek ben değil tüm izleyicilerle birlikte, büyük ustayı görmemizin heyecanı ve güzelliğiyle, sahnelerde hep olsun dileğimizi alkışlarımızla birlikte kendisine umarım iletmişizdir. Çok yaşa Şener Şen!

DasDas

 

Nihayet Makamı, Altıdan Sonra Tiyatro 

tiyatro - nihayet makamı

Tıpkı 2017 gibi 2018’e de Kumbaracı50 ile ve yine iyi bir oyunuyla veda ettim. Hatta bu sene, Nihayet Makamı gibi bir oyunla, kapanış çok daha özel oldu. Altıdan Sonra Tiyatro, 20. yılını, bir tamburun tınısında bizi alıp götüren bu güzel oyunla kutluyor. Biz seyirciler de, yıkık bir konağın ev sahipliğindeki buruk bir aşk hikayesinde, bu doğum gününe ortak oluyoruz. Oyunculuktan hikayeye, dekordan müziğine kadar bu sezon kaçırmamanız gereken bir iş olduğunun altını çizmek istiyorum. Sonunda, salondan içiniz titreyerek ayrılacaksınız.

Altıdan Sonra Tiyatro

İlginizi çekebilir: Eda Geven’den Nihayet Makamı incelemesi

 

Yeni bir yıla adım attığımız şu günleri de yine güzel oyunlarla karşılaşamaya başladım. Umarım tüm yıl boyunca yine iyi oyunlar izlemeye devam ederiz. Herkese, izlemeye ve alkışlamaya doyamayacağı tiyatro dolu bir yıl dileğiyle…

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN