Sektörden İsimler ile: Tiyatromuzdaki Tek Kişilik Oyunlar Sorunsalı Üzerine
Pandemiyle birlikte kültür sanat dünyasında, özellikle de tiyatro alanında, yeni değişimlere tanıklık etmeye başladık. Bu değişimlerden biri de sayıları giderek artan tek kişilik oyunlar. Bilindiği üzere, ülkemizde büyük borçlarla mücadele eden ödeneksiz tiyatrolar için sürdürülebilirlik sağlamak ve gösterişli prodüksiyonları sahnelemek her geçen gün daha da zorlaşıyor. Bu durum, sezon boyunca sıkça tek kişilik ve olabildiğince az dekorla sahnelenen oyunlarla karşılaşmamıza neden oluyor. Madalyonun öteki yüzüne baktığımızda ise, güçlü bir metinle sahnede tek başına performans sergileyen oyuncular için bu tür yapımlar, adeta yeteneklerini kanıtlama fırsatı sunuyor. Ben de bu durumun ardındaki temel nedeni anlamak için toplam 23 isme aşağıdaki soruyu yönelttim.

“Tiyatromuzda bir sorunsal: Tek kişilik oyunlar bilinçli bir tercih mi yoksa kaçınılmaz bir zorunluluk mu?”
2024-2025 tiyatro sezonunda sahnelenen tek kişilik oyunların yazarı, oyuncusu, yönetmeni veya yapımcısından gelen cevaplar ise şu şekilde oldu:
9/8’lik Kıyamet (Mek’an)
Sezen Keser (Oyunun Yönetmeni): Bu sorunun cevabı bizim için çok net aslında. Mek’an’ın uzun yıllardır üzerinde çalıştığı/düşündüğü bir form tek kişilik anlatı oyunları. Güçlü bir metin ve etkili oyunculuk -ne kadar gösterişli bir prodüksiyonda olursa olsun- zaten sahnenin talep ettiği şey bize göre. Niyetimiz, merkeze oyuncu ve hikayeyi koyup, doğrudan sade ve güçlü bir anlatı kurmak. Bu sadelik dışarıdan bakıldığında prova sürecinin de aynı kolaylıkta geçtiği illüzyonunu yaratıyor belki. Ama sahneyi güçlü bir hikayeyi, başka biri olarak anlatma fikriyle sırtlamış bir oyuncunun üretim süreci “gösterişli” prodüksiyon diye adlandırdığınız üretimdekilerden farklı değil. Rahat ve uzun prova zamanlarına ihtiyaç var ve bunu sağlamak pandemiden sonra sayıları daha da azalan prova ve temsil mekanları sebebiyle çok zor hale geldi. 9/8’lik Kıyamet’in prova süreci dört farklı mekanda geçti ve bu mekanların hepsi bizim prova almamız için uygun mekanlar değildi. Saatlik mekan kiraları da çok zorlayıcı ekipler için.
Prova ve temsil mekanlarının ortak dertleri varlıklarını sürdürebilmek. Ekonomik zorluklar ve desteksizlik maalesef bu mekanları daha az paylaşımcı olmaya mecbur bırakıyor. Bir prova ve temsil mekanı olmayan ekipler için üretime devam etmek her sezon daha zor hale geliyor. Devam etmek için daha kolay çalışılabileceğini düşünüp tek kişilik anlatı formuna yönelen sanatçılar olması çok doğal. Ama günün sonunda prodüksiyonun ne kadar gösterişli olup olmaması değil; sahnedeki üretimin ne kadar ikna edip etmediğiyle ilgileniyoruz. Biz de, bizce seyirci de…
Apsolit (Strandom Arthouse)
İbrahim Barulay (Oyunun Yazarı ve Oyuncusu): Pandemi her yönüyle biz bağımsız sanatçılar için zor bir süreç oldu. Yoksulluk içinde geçen bu süreç albümler, gitar etütleri, kitaplar ve yemek tarifleri arasında geçti. Biliyorum ki bu sürecin birçok doğmamış hikayeleri, şarkıları var. Neden bu hikayeleri doğuramıyoruz? Çünkü maliyetler, vergiler, sahne kiraları, ekonomik güven ihtiyacı gibi parametreler belimizi büküyor. Haliyle tek kişilik ya da az kişilik oyunların daha fazla tercih edilmesi kulağa kolay ve hoş gelmeye başladı.
Tiyatrodaki yoksulluk sorunu ödeneksiz tiyatrolar ve hikayesini var edebilmek isteyen bağımsız performansçılar için hep çok zor olmuştur. Tek başına anlatma hissi bana göre bir tercih olmalı ama biz tercihlerimizden bağımsız hareket etmek zorunda bırakılıyoruz. Sanatçı hikayesinin iyiliği için uzun soluklu araştırmalar yapılmalı, meydanı okuyabilmeli… Çevresel faktörler oynama hissini derinden etkiledi; tiyatroda zorundalık biçemi yeniledi. Bizleri dönüştürdü.
Aramızdaki Mesafe (Başıbozuk Tiyatro)
Bülent Gültekin (Oyunun Yazarı, Oyuncusu ve Ortak Yönetmeni): Tam da bahsettiğiniz gibi birbirine benzer tek kişilik oyun enflasyonundan dolayı ben tek kişilik oyun yapmama kararı almıştım; hatta sevmiyordum. Ama beni bu oyunu yapmaya iten sadece ekonomik bir zorunluluk değildi. Çünkü sekiz hoparlörlü bir sistemi edinmenin ve onu her oyun taşıyıp kurmanın diğer tek kişilik oyunlar gibi az maliyetli bir iş olmayacağını biliyordum. Ama yapılagelen tek kişilik oyunlara benzer bir şey yapmak istemediğim için bu tasarımın riskini almak istedim. Beni tek kişilik oyun yapmaya iten içinde yaşadığımız postmodern/akışkan modern dönemin dayattığı yalnızlıktır. Bu dönem bize kısaca şunu diyor: “Sen yalnızsın. Ne yaparsan sen yapacaksın. Başarman için gereken her şey sana bağlı.” Odalarımızda yalnız bırakıldığımız, kamusal alanın mahremiyetle yok edildiği, önümüze binbir seçeneğin sunulduğu, her seçeneğin bir sonrakine geçmek için bir araç haline geldiği, bir şeye değer verip sebat etme yeteneğimizin neredeyse yok olduğu bir çağdayız.
Eskiden ilişki (iş/aşk/arkadaşlık vb.) kurmak için kamusal alana çıkmamız ve o ilişkiye emek vermemiz gerekirken bugün odalarımızdan her şeye ulaşıyoruz/ulaştığımızı zannediyoruz ve bunları tüketmemiz bir parmak hareketine bakıyor. Hal böyle olunca, şeylerin akışkanlığının peşinde arzumuzu bir işe/ekibe/oyuna/ilişkiye odaklamamız da zorlaşıyor. Kimliklerin, benliklerin, arzuların bu kadar akışkanlaştığı bir çağda nasıl ekip olunur? Bir işe/ilişkiye/ekibe nasıl motivasyon sağlanır? Hele tiyatro yapmanın matematik olarak imkansızlaştığı, salon kiralarının ödenmeyecek duruma geldiği ve sektörün ünlü tiyatrosuna sıkıştığı bir ortamda? Aramızdaki Mesafe ekibinin çoğunun X jenerasyonundan oluşması tesadüf değil yani. O zaman için tek kişilik oyun yapmak yeni bir ekipleşme modeli bulmaktan daha kolaydı.
Arkadaş (Tolfa Tiyatro)
Misperi Gençoğlu (Oyunun Yazarı, Uyarlayanı ve Yönetmeni): Ödeneksiz tiyatroların yani biletini alıp izlemeye gelen seyircisinden başka desteği olmayan tiyatroların ayakta kalıp sanatını icra etmesinin gittikçe zorlaştığı bir dönemdeyiz. Vergi zorunlulukları oyuncu ödemeleriyle birlikte büyük prodüksiyonların sahip olduğu ve ulaşabildiği olanaklara sahip değiliz. Bu noktada bir oyun icra ederken maliyeti kısmak ama çok kişiye ulaştırmayı hedefliyoruz. Bunu planlarken de daha pratik, katlanabilir, ağır olmayan dekorları tercih ediyoruz. Böylece sanatçıların tiyatro sahne deneyimlerini özgürce gerçekleştirdikleri bir sonuca ulaşmış oluyoruz.
Tek kişilik oyuna evrilme süreci mali olarak bir zorunluluğun sonucu gibi görünse de buna cesaret edebilecek iyi bir metin, reji ve cesur bir oyuncu gerekiyor. Pasını atabileceğin bir partnerinin olmaması tek başına seyirciyi hikayeye sürüklemek ve reaksiyon alabilmek oldukça zor. Bu sebeple evet, mali nedenlerle buna bir giriş olsa da tek kişilik ve sevilen bir oyunun bulunmasının çoklu oyunlara göre çok daha düşük olduğunu düşünüyorum. Bu noktada müzik ve ışığın da çoklu oyunlara göre çok daha etkili ve dinamik olması, oyuncunun oyununu ve rejiyi ekstra yükseltmesi gerekiyor. Seyircinin en az bir saat boyunca algısını tek bir oyuncuda tutması oldukça zor. Ekonomik nedenlerin sebep olduğu bu durum tek kişilik oyunlara evrilirken oyuna hazırlık süreci diğer oyunlara nazaran çok daha meşakkatli ve yoğun geçiyor. Sonuç olarak ekonominin bir neden olduğunu söyleyebiliriz ama tek kişilik bir performansın sürecini ayrı tutmamız gerekir.
Aslında Aşk Da Yok (Nushu Tiyatro)
Cansu Canaslan (Oyunun Yönetmeni): Ben bir yönetmen olarak tek kişilik oyunları sadece dönemsel bir zorunluluk olarak görmüyorum. 2024/2025 sezonunda biri tek kişilik, diğeri 11 kişilik iki oyun yönettim. Bir oyuna başlarken esas olan benim için metin ve hikâyedir. Kadroyu da hikâyenin ihtiyaçlarına göre oluştururum. “Kaç kişilik oyun yapayım?” gibi sorularla başlamam. Tek kişilik oyunların hem sınırlayıcı hem de özgürleştirici yanları var. Özellikle yeni anlatım yolları arayan yapımları çok değerli buluyorum. Sistem tiyatroyu zorladıkça sadeleşme kaçınılmaz olabilir ama bu mecburiyetin içinden yaratıcı tercihler de çıkabilir. Ben henüz direnme tarafındayım. Kolay olduğu için tiyatroyu sadeleştirmek istemem. Anlatmak istediğim hikâye neyi gerektiriyorsa, sahnede onu kurmaya çalışıyorum.
Aşk Bize Masal Olur (2383yapım)
Gülhan Kadim (Oyunun Yönetmeni): Tiyatronun bu zorunluluklara maruz kalması benim canımı sıkıyor. Ekonomik sansürün bir sonucu olarak hayaller ve yaratıcılık gittikçe küçülüyor. Kumbaracı50’de bu zorunluluğu bir yere kadar hissetmiyoruz çünkü sahnemiz ve depomuz var. Göçebe tiyatrolar için “zorunluluk” kısmı daha çok geçerli. Bütün bunlardan azade, benim bir oyun yönetirkenki eğilimim az olanı bulmakla ilgili. Sahne tasarımını gerekli, işlevsel ve estetik olacak bir seviyede tutup; metni ve oyuncunun gücünü artırmayı seviyorum. Oyuncuya yalnız hissetmeyeceği oyuncaklar verip neler yaratabileceğini beklemeyi seviyorum. Aşk Bize Masal Olur’da Gülçin ve Kerem’le geçirdiğimiz süreç o yüzden çok tatmin edici ve heyecanlıydı.
Basit olanı aramak benim için tiyatronun gücünü yeniden keşfetmek demek. Fakat bunlar tercih olmalı, zorunluluk olmamalı. Tek kişilik oyunları tiyatronun bir sorunsalı olarak görmüyorum aslında. Çünkü hikaye anlatıcılığı ve monologlar, çok güzel ve bir sürü biçimin araştırılabileceği zengin bir alan. Sorun şurada başlıyor benim için: En sürdürülebilir form bu olduğu için, tek kişilik bir oyunu oynayabilecek deneyimde olmayan birçok oyuncuyu bununla cebelleşirken görüyoruz ya da birbirine çok benzeyen, neredeyse aynı şeyi birkaç kez izlemişsiniz hissini yaratan oyunlar seyrediyoruz. Bence bu gerçekten sıkıntılı bir durum. Bir de görsel dünyayı basitleştirerek bir dünya kurmak başka, fakirleştirmek başka. Sahne boş bile olsa oyun tasarımının bir parçası olduğu için öyle olmalı. Elden gelmediği için değil. Umarım yaratımlarımızı ve hayallerimizi sınırlayan bu korkunç ekonomik koşullar son bulur. Çünkü yorulduk.
BenDeniz (Sahne Pasaport)
Hakan Emre Ünal (Oyunun Yönetmeni): Engeller yaratıcılığı teşvik ediyor. Bizim sahne ve oyun çalışırken bile kullandığımız bir mesele. Engel koymak. Keşfetmediğin bir şeyi keşfetmek adına engeller o kadar yaratıcı sonuçlara ulaşmanı sağlıyor ki… Fakat bunun tercih olması ve zorunluluk olması arasında bir fark var. Bizim ülkemizde engellerle mücadele ederek var olmak bir zorunluluk. Uygun sahne bulmak, prova alanı bulmak, istediğin ışık dekor denemelerini yapabilmek için bütçe yaratmak, kalabalık oyuncu kadrosuna hakkını da vererek bir üretim sürecine girebilmek. Bunların hepsi hem maliyet açısından hem de fiziksel şartlardan dolayı çok çok zor.
Bu bir giriş olsun; kendi açımdan ele alayım meseleyi. Benim bitirme projem anlatıcılık üzerine, seyirci anlatıcı oyuncu ilişkisi üzerine, sonrasında da tüm araştırmalarımı bu konu üzerine yoğunlaştırdım uzun bir süre. Sevgili Arsız Ölüm – Dirmit, N’Olcak Bu Yusuf Umut’un Hali, Herkes Kocama Benziyor, Mahallemiz Eşrafından, BenDeniz hep bu araştırmaların sonucu ortaya çıkan üretimler. Sahnede tek başına, anlatının farklı biçimlerini araştırmak ve o var oluş benim için çok önemli. Ne kadar imkanım olursa olsun bu denemelere devam etmek istiyorum. Bunu anlattım çünkü özellikle tek kişilik üretimlerle özellikle oyuncu ve yazarın derdini çok önemsiyorum. Sadece kendini göstermek, rüştünü ispatlamak olmamalı tek kişilik bir oyunun derdi. Çoğu başarılı olan bu tarz oyunlarda o derdi meseleyi görmek de hoşuma gidiyor. Öte yandan üretenlerin kendine alan açabilmek için düşük bütçeli ve tek kişilik oyunlar yapmasını da çok iyi anlıyorum. Aslında nispeten kolay gibi görülen bu üretimlerin içinde dikkat çekebilmek de hiç ama hiç kolay değil. Umarım artık sadece engeller yaratıcılığı teşvik etmez, tüm sanatçılar sadece zorunluluktan değil kendi tercihi ile de tek kişilik oyunlar üretmeye devam eder.
Beyaz Mürekkep: Derine (Platform Dance Theatre)
Deniz Atlı (Oyunun Yazarı, Oyuncusu, Yönetmeni ve Koreografı): Tek kişilik oyunlar benim deneyimimde ne doğrudan bir tercih ne de zorunluluk; üretim biçimi, içinde bulunulan koşullara göre şekilleniyor. Bu noktada şehirlerin kültürel yapısı, yaşam temposu ve ekonomik gerçekliği belirleyici oluyor. Ankara’da kendi stüdyom olduğu için mekân erişiminde sıkıntı yaşamadım. Ancak sanat çevreleri arasında kapalı döngüler, bölgesellik ve okul merkezli ayrışmalar üretim süreçlerini daraltabiliyor. Bu yüzden sanatçıları bir araya getirmek için özel etkinlikler düzenleyip, bu buluşmaları tek tek duyurmak gerekiyor. İstanbul’da paylaşım ve buluşma daha kolay, evlerin salonunda dahi bir araya gelip çalışıyoruz; şehir daha yoğun ve canlı. Fakat burada da hayat çok daha pahalı, mesafeler uzak, organizasyon yapmak daha zahmetli. Bu nedenle tek kişilik işler burada daha uygulanabilir hale geliyor. Fakat, pandeminin bu tercihlerde ya da zorunluluklarda bir belirleyiciliği ya da büyük bir etkisi olduğunu düşünmüyorum.
Pandemi sonrası dönemde çevrim içi görüşme ve paylaşım alışkanlıklarının yaygınlaşması işimizi kolaylaştırmış bile oldu bence. Buradaki esas konular pandemiden önce de vardı, hala var. Tek ya da çok kişili işler arasında prodüksiyon yükü açısından fark yok diyebilirim. Çağdaş sanat işin içine girince gösterişli sahne tasarımlarına, kostümlere ihtiyacımız olmuyor. Sadece performansçının kalifiye bedeni bizim için yeterli oluyor; burası daha çok sanatçının yaratıcılığıyla bağlantılı. Tek ya da çok oyuncu fark etmez; aynı yaratıcı ekip, benzer emek… Sorun bu emeğin karşılığını bulamaması, sanatın meslek olarak değerlendirilmemesi. Koşullara uyum sağlıyoruz ama bu sistemin sağlıklı olduğunu değil, bizim dirençli olduğumuzu gösteriyor.
Gayb (Art Erika)
Ahmet Saim (Oyunun Yazarı, Oyuncusu ve Yönetmeni): Biz pandemiye denk gelen mezunlardanız. Eğitimin ilk iki yılında sahneyle kurmamız gereken bağ, maalesef okul içi performanslarla taçlanamadı. Ancak pandeminin getirdiği durağanlığı bir noktada fırsata çevirmeye çalıştık. Yeni eserler, yeni alışkanlıklar ve farklı ifade yolları üzerine düşünmeye başladık. Bu durum, dünyayla da ortak bir kolektif hafızaya dönüştü.
Pandeminin etkileri henüz geçmemişken, tek kişilik performansların ciddi şekilde arttığını gözlemliyoruz. Özellikle minimal dekor ve aksesuar kullanımıyla hayata geçen işler çoğaldı. Bu sezon yazıp oynadığım Gayb da buna dâhil. Bunun temel nedenlerinden biri, tiyatro yapmanın sadece sahneye çıkmakla sınırlı olmaması; artan yol ücretleri, sahne kiraları, prodüksiyon masrafları gibi birçok bileşeni barındırması. Tanınmış isimlerin yer aldığı projelere dâhil olma şansı bulamayanlar için bu süreç umutsuzluk verici olabiliyor. Ancak bu durum, üretmeye engel değil. Ne yazık ki tiyatronun da diğer pek çok alan gibi tekelleştiğini görmek mümkün.
Bir oyuncu olarak –ve çevremdeki birçok oyuncudan gözlemlediğim kadarıyla– tiyatro yapmak, başka mesleklere kıyasla çok daha fazla özveri ve inanç istiyor. Fakat bu zorlayıcılığa kapılıp üretmekten geri duran meslektaşlarım için bu durum ne yazık ki umut kırıcı bir hâl alabiliyor. Belki de diğer insanlara göre daha hassas olan biz sanatçılara önerim şudur: Tüm zorluklara rağmen en ön safta yer almalı, üretmeye durmadan devam etmeli ve kendi şanslarımızı kendimiz yaratmalıyız.
Gözbağcı (Animus Tiyatro)
Deniz Ekinci (Oyunun Oyuncusu): Günümüzde ekonomik zorluklar, özellikle genç ve alternatif tiyatro ekiplerini tek kişilik oyunlara yöneltiyor. Destek almadan, yalnızca kendi sermayesiyle üretim yapan bu ekipler için kalabalık prodüksiyonlar imkânsız hale geliyor. Oysa en sade tek kişilik bir oyunun bile prodüksiyon maliyeti; prova alanı, metin telifi, tasarım giderleri ve tanıtım harcamalarıyla birlikte 100 bin TL’yi bulabiliyor.
Sermayesi olmayan ekipler yatırımcı bulamazsa üretimden vazgeçmek zorunda kalıyor. Ancak yatırımcılar da genellikle “ünlü” oyuncularla çalışan projeleri tercih ediyor. Sahne kiraları da cabası. Bu yüzden pek çok alternatif ekip görünürlük kazanmadan sürekli para harcamak durumunda kalıyor.
Oysa tiyatro platformları, bilinen ekipler yerine yeni üreticilerin çalışmalarını desteklemeli. Çünkü sanat, zorluklar karşısında her zaman yeni yollar bulur. Bu süreç, yaratıcıları minimum bütçeyle maksimum etki yaratmaya zorluyor. Ve belki de bu koşullarda yapılacak en değerli şey, her şeye rağmen üretmeye devam etmek.
Hayatı Hikâye Olan Adam Sait Faik
Özgür Özgülgün (Oyunun Yazarı ve Oyuncusu): En büyük ödenek seyircidir.
Siz bir prodüksiyona başlarken belirlediğiniz yol ve yöntem sizi zaten istediğiniz yere evriltecektir. Konu ekonomik zorluklara dayanıyor ama hepimiz bu geminin içindeyiz. Büyük prodüksiyonlar sezona başlarken bunun sorumluluğunu alıyor ki başlıyor, zaten böyle de olmalı. Bir sanatsal yapıt sahnelenirken öncelikli olarak ekonomi düşünerek adım atmamalı diye düşünenlerdenim. Sen yapıtı bir çıkar sonrasına seyirci ne diyecek bakalım? “Param yok o zaman yapamıyorum.” düşüncesine katılamıyorum. Olmayan paran kadar sanatını sahneye taşı o zaman. Hep ağlayarak olmaz. Bu sanatımızın değerini kaybettirmesine neden olur. Mücadele tiyatro sanatının özünde var olan hareket. Kurumsal tiyatrolar büyük prodüksiyon yapabiliyor ama sen ödeneksiz tiyatro olarak serbest piyasadan pay alıp oyunun içine yedirebilirsin. Bu yapıtına kattığın değer olarak zaten görünebilir. Kıymeti seyirci belirledikten sonra yol alır. Alternatif salonlarda meslektaşlarımızın son derece kıymetli eserlerini izliyoruz. Emek, sahnede apaçık görülebiliyor. Yapan yapabiliyor. Kıymetli olan yoklukta var etmek oluyor.
Öze dönersek, “Tiyatromuzda tek kişilik oyunlar tercih mi yoksa zorunluluk mu?” sorunsalı benim için; mücadelenin her alanda yapıldığı gibi mesleki anlamda da daha fazla yapılması, bunu bir sorunsal haline getirmeden zamanın ruhunda eritmeli diye düşünenlerdenim.
Tiyatro kan, ter, gözyaşı…
Hikayesinde Senden Bahsetti (Of-Of İstanbul)
Ayşegül Bahtiyaroğlu Tekin (Oyunun Yönetmeni): Bahsettiğiniz gibi bugün sahnelerde tek kişilik oyunlara daha çok rastlamamızın zorunluluk değilse de toplumsal ve ekonomik koşulların yönlendirdiği bir tercih olduğunu düşünüyorum evet. Ancak tiyatro her zaman bir buluşma yeridir ve sahnede hiçbir zaman yalnız değilsin. Sahneye tek başına çıksan da oyun asistanı ya da teknik ekiple birliktesin. Görünenin arkasında seninle birlikte çalışan bir veya birçok kişi var. Elbette tek kişilik oyunlarda sahnede bir şeyler ters gittiğinde seni kurtaracak bir partnerin yok. Sahne üstündeki partnerliği ve oyun arkadaşlarınla oyun içindeki bir anı paylaşabilmeyi çok seven biri olarak bunun oyuncuya alan açtığı kadar oyuncunun yükünü artıran bir şey olduğunu düşünüyorum. Ancak o noktada da seyirci ile birliktesin. Bu tüm oyunlarda geçerli ama tek kişilik oyunlar da tam da bu yalnızlıktan dolayı seyirciyle kurduğun bağ daha önemli bir hal alıyor. Ve dayanışmaya çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde öyle ya da böyle bu bağı sürdürebilmek çok önemli. Oyunlarda buluşabilmek dileğiyle…
Kendi
Nihal Temel (Oyunun Oyuncusu): Tek kişilik oyun bir oyuncu için sahneyi doldurman, uzun süre performansta kalman gereken bir er meydanı. Sahnede partner olmadan seyirciyle bağ kurmak benim için ilginç bir deneyimdi. Teklif geldiğinde de bu fırsatı değerlendirmeye karar verdim çünkü bir oyuncu olarak bu zorluğu yaşamak ve doyasıya oynamak keyifli görünüyordu.
Kendi özelinde: tek kişilik bir oyuna göre, yoğun teknik rejisi ve cam kabin dekoruyla sahnelediğimiz bir oyun oldu. Aslında zorunluluktan doğan sade tercihlerin tam tersine gittik. Kısa sürede, zorlukların tamamıyla karşılaştık: nakliye, salonların teknik altyapısı, kurulum… Sanatın neredeyse iteklenerek üretildiği bu ortamda bu zorluklar yıpratıcı hale geliyor. Tiyatrocular olarak, sade dekor ve tek bir asistanın idare edebileceği bir rejiyle işleri yürütmeye çalışıyoruz. Bu durum, ister istemez, sanatsal bakışımızı kısıtlıyor. Hayalini kurduğumuz dekorlar ve teknik rejiler küçük salonlarda mümkün olamıyor ve bağımsız tiyatroların teknik altyapısı güçlü, büyük salonları karşılamaya gücü yetmiyor.
Durum böyle olunca az kişilik kadrolar ve sade dekorlar, zaten maddi olarak sallantıda olan tiyatro ekiplerinin kurtarıcısı haline geliyor. Bu açıdan bakıldığında tek kişilik oyunlar, içinde bulunduğumuz sanatsal ortamın zorluklarına karşı geliştirdiğimiz bir yöntem. Zorunluluktan doğan bir tercih. Oyuncular için ise tek kişilik (ya da az kişilik) oyunlar kendini gösterme fırsatı sunarken genel çerçevede daha az oyuncuya ihtiyaç duyulan, rekabetçi bir tiyatro ortamı yaratıyor.
Maruz (İmalathane Yapım)
Mete Boyar (Oyunun Yazarı ve Oyuncusu): Pandemi sonrasında oluşan ekonomik zorluklar bağımsız sahneleri ve ekipleri bir hayli zorlamaya başladı. Fakat bunun sadece bir zorunluluk olduğunu söylemek zor ve yavan bir cevap olur. Sadeliğin ve yalın bir anlatı dilinin daha ön planda olduğu, seyirciyi daha çok sorgulatan oyunlarla karşı karşıyayız artık. Bu da sadece zorunluluk olmaktan çıkartıyor tek kişilik oyunları. Alternatif ve bağımsız sahnelerin büyük prodüksiyon yapmaları zaten içinde oldukları mekânsal koşullar sebebiyle her zaman zordu. Tiyatronun değişkenliğini düşündüğümüzde belli bir zaman sonra başka bir biçimin, başka bir türün de tercih edilebilme ihtimali olduğunu düşünebiliriz tabii ki.
Oyuncuların sadece kendi mesleğini yaparak yaşamlarını idame ettirmesi çok zor. Bu yüzden de ekip olma ya da ensemble çalışmalar eskiye nazaran daha az. Bu çalışmalar süremediği için ekipler kendilerine uygun oyunlar bulmakta güçlük çekiyor. Bu yüzden de bir kişinin oynadığı ve ekibin geri kalanının arka planda olduğu bir çalışma biçimi ortaya çıktı. Bu sezon seyirciye sunduğumuz Maruz isimli oyunumuzun oldukça sade bir dekoru ve rejisi var. Bunun en temel sebebi; söylenen tüm repliklerin her bir kelimesinin seyirciye tam anlamıyla ulaşmasını, vermek istediğimiz alt metinlerin hepsinin anlaşılmasını ve sorduğumuz soruların bizim baktığımız taraftan sorgulanmasını tercih etmemiz. O yüzden bu soru bizim için tek taraflı bir yere dayanmıyor.
Metamorfoz (Non Tiyatro)
Enes Turan (Oyunun Yazarı ve Oyuncusu): Yaşadığımız pandemi dönemi ile birlikte sanat dünyasında büyük bir değişim yaşandı. Kapanmalarla geçen dönemde sanatçılar yeni ifade biçimlerini keşfetti. Bu artışı, içinde yaşadığımız postmodern durumun getirisi olarak da okumak mümkün. Artan iletişim araçları ve sosyal medyanın etkisiyle daha önce tanık olmadığımız hikâyeler görünür hâle geldi. Pandemi sürecindeki izolasyon, bireysel varoluş sorunları ve kişisel anlatılara duyulan ilgi arttı. Tek kişilik oyunlar bu bireysel anlatıların sahnede karşılık bulduğu samimi bir forma dönüştü. Seyirci, büyük anlatılar yerine kendi hayatına dokunan öykülerle bağ kurmaya başladı. Hikâye anlatmak geleneğimizde de olan, sevdiğimiz bir biçim. Meddah geleneği, bunun bir örneği. Yazarı ve oyuncusu olduğum Metamorfoz oyunu da bu anlayışla doğdu. Üniversitedeki bitirme projemdi. Bana ait bir hikâyeyi seyirciyle buluşturmak istedim. İçimde uzun süredir taşıdığım, birçok insanın yaşamak zorunda kaldığı bir hikâyeyi doğrudan seyirciye anlatmak istedim.
Bugünün ekonomik koşulları özellikle ödeneksiz tiyatrolar için büyük zorluklar doğuruyor. Bu durum tek kişilik ya da az prodüksiyonlu işlere yönelmemize neden oluyor. Ancak bu oyunların yalnızca zorunluluk olmadığını düşünüyorum. Sanatçı, her koşulda hikâyesini anlatacak bir yol bulur. Tek kişilik oyunlar bir zorunluluğun sonucu olabilir. Ama aynı zamanda sanatçının, koşullar ne olursa olsun sözünden vazgeçmemesinin göstergesidir.
Muhammed Ali (Yolcu Tiyatro)
Turgay Korkmaz (Oyunun Yazarı ve Yönetmeni): Öncelikle belirtmem gerekir ki tek kişilik oyunlar, elbette artan sahne ve yapım maliyetleri, bağımsız tiyatroların mekânsal sıkışmışlığı, kadro oluşturma süreçlerinin zorluğu gibi etmenler, bu yönelimi belirleyen dışsal faktörlerdir. Ancak bu biçim, aynı zamanda içsel bir gerekliliğin de cevabı olmuştur. Tiyatronun, anlatının ve oyuncunun yeniden yapılandığı bir dönemde, hikâye anlatıcılığı sahne üzerinde hem estetik hem psikolojik hem de sosyolojik bağlamda yeni bir dil üretme olanağı sunmaktadır.
Günümüzde seyircinin dikkat süresi, anlatı beklentisi ve estetik algısı dönüşmektedir. Hızla tüketilen içerik çağında tiyatro, daha özlü, yoğun ve birey temelli anlatım biçimlerine yönelmek zorunda kalmıştır. Tek kişilik oyunlar tam da bu bağlamda, sahne üzerinde bir tür hikâye damıtımı görevi görmektedir. Kolektif yapıların yarattığı sahne büyüsünden farklı olarak, bireyin içsel dünyasına açılan bir odak noktası haline gelir.
Az dekor, sınırlı ışık ve ses kullanımı ile oyuncunun taşıyıcılığına dayalı bir sahneleme dili oluşturmak, aslında tiyatronun özüne dönüş çabasıdır. Boşlukla ilişki kurmak, sahne üzerindeki her unsurun göstergesel değerini artırmak anlamına gelir. Bu da seyirciyi daha dikkatli, daha katılımcı ve daha duyarlı bir izleme pozisyonuna davet eder. Bu bakımdan benim için, az göstergeyle çok anlam yaratmak, gösterilenden çok sezdirileni merkeze almak, tek kişilik sahnelemelerde nitelikli bir estetik üretmenin ana yollarından biridir. Bu estetik tercih, ekonomik zorunluluktan değil, sanatsal bir bilinçten doğmaktadır.
Muskat (Kadar)
Aksel Bonfil (Oyunun Yazarı ve Yönetmeni): Muskat özelinde bu bir denk geliş oldu aslında. Esra Dermancıoğlu ile sahne üstünde bir şeyler yapmak istiyorduk. Üstüne kurduğum hikaye tek kişilik bir anlatı ile en doğru şekilde seyirci ile buluşabilirdi. Yaşar, senelerce yatalak annesine baktıktan sonra annesi vefat ediyor ve Yaşar bunun üzerine kocaman bir boşluğa düşüyor. Hayatta ne yapacağını, nereye gideceğini bilemiyor. Bu bağlamda boş bir sahne, Yaşar’ın içine düştüğü boşluğu iyi temsil edebilirdi. Bu şekilde yola çıktık. Sahnede Esra’dan başka hiçbir şey olmayacaktı. Ancak sonrasında ışık tasarımcımız Arek Nişanyan ile birlikte sahne üstünde sahne değişimleri için LED tüpler kullanmaya karar verdik. Oyunumuzun dekoru ışıklarımız oldu aslında. Yine de bunun ekonomik olarak bizi rahatlatan bir şey olduğunu da eklemeliyim. Birçok yapımcının nakliye masrafından kurtulmak için kendi dekor kamyonunu satın almayı hayal ettiği bugünlerde tek kişilik oyunların artmasını doğal karşılıyorum. Bana kalırsa önce iyi bir metin, iyi bir oyuncu ve iyi bir reji gerekir. Dekor bütün bunların üstüne gelmelidir. Ama antik zamanda nasıl dekor yoktuysa ve iyi bir hikaye yine de anlatılabiliyorsa, şimdi de dekor olmadan bir hikaye anlatmanın hiçbir sakıncası yok bence.
Mükerrer (Tan Sanat)
Mustafa Ergüven (Oyunun Uyarlayanı ve Yönetmeni): Aiskhülos, Sophokles ve Euripides ile temellenen Batılı anlamda tiyatro geleneğinde, sahnede konuşan oyuncu sayısında önce iki, ardından üç olacak şekilde artışa gidilmiş, son olarak da koronun ağırlığı azaltılmıştır. Elbette söz konusu yazarların bunu yapmalarının nedeni vardı. Nitekim anlatım için temel olan başlıca araçlar, aksiyon ve diyalogdur (sözlü veya sözsüz). Daha fazla oyuncu, sahnedeki “oyun makinesi”ni işletecek daha çok çark demektir. Burada amaçlanan, tek bir oyuncunun, çoğunlukla seyirciyle konuşup oyun figürlerini canlandırdığı bir “oyun makinesi”ni değersizleştirmek değil, ayrımını ortaya koymaktır.
Ülkemizde “tek kişilik” oyunların büyük bölümünün düşünsel/estetik bakımdan, televizyon veya dijital platformlardaki projelerle benzer nitelikte olduğu söylenebilir. Zaten yetersiz aksiyona bir de vasat dil eklenmekte ve neredeyse hiçbir “söylem” barındırmayan işler ortaya çıkmaktadır. Bu durum, tercih veya zorunluluktan ziyade ancak kolaycılıkla ilişkilendirilebilir. Mükerrer, esasında Herman Melville’in Kâtip Bartleby adlı öyküsünden bir uyarlamadır. Sahne sanatları alanında doktora projesi olarak başladı. Sonra da Ufuk Cebeci’nin yapımcılığını üstlenmesiyle Tan Sanat bünyesinde sahnelere taşındı. Oyunun başrolünde, gövdesine hoparlör takılmış bir lamba yer almakta… Sesi, yapay zekaya ait… Rol sırası geldiğinde ışığı yanıyor ve repliklerini söylüyor. Nurhayat Yıldırım, provalar süresince lambayla tıpkı bir oyuncuymuş gibi çalıştı. Bunun gibi birçok sahnede, seyirci odaklı konuşma/anlatma yerine, telefon veya görüntülü cihaz gibi araçlarla aksiyon ve diyalog yaratmaya çalıştık. Bu noktada tek bir oyuncuyla anlatımı çeşitlendirebilen Wajdi Mouawad ve Robert Lepage’den etkilendiğimi söyleyebilirim. Tabii ki onlar bunu oldukça yüksek bütçeli prodüksiyonlarla yapabilme imkanına sahipler. Tek kişilik oyun, onlar için zorunluluk değil anlaşılan…
Nefer (TiyatrOpia)
Olga Ünal (Oyunun Yönetmeni): Hikaye anlatmanın en güzel yollarından biri tiyatro. Ülkemiz tarihinde meddah geleneğinden bu yana bir anlatıcı oyuncu, sahnede hayat veriyor bu hikayelere. Yazarlar, sesini ve yolculuğunu paylaşmak istedikleri karakterleri için tek kişilik oyun metinleri yazıyor. Son yıllarda ülkemizde tek kişilik oyun metinleri ve prodüksiyonların artmasının nedeni yaşadığımız zorlu ekonomik süreçlerin sonucu olabilir ama tek neden olduğunu düşünmüyorum. Ekonomik baskı ağır prodüksiyon maliyetleri getiriyor, tiyatrolar ayakta kalmak için düşük maliyetli projeler yapmak zorunda kalıyor. Diğer yandan yazarlarımız arasında övgüye değer tek kişilik metinler, uyarlamalar kaleme alanlar var. Başarılı oyuncu performansı ve sahneleme ile dikkat çeken oyunlar izliyoruz. Seyirci alışkanlıklarını da değiştiriyorlar. Dolayısıyla zorunluluğun da etkili olduğu bu dönemde, yeni özgün metinler ve sahneleme biçimleriyle tek kişilik oyunlar tiyatro dünyamızı zenginleştiriyor.
Saraylı’nın Üç Ölümü (Brot Tiyatro)
Cem Arslan (Oyunun Oyuncusu): Bir oyuncu olarak içinde bulunacağım projelerde birkaç unsura dikkat ederim: büyüleyici bir tasarım, güçlü/dokunaklı sözü olan bir metin veya meziyetlerimi gösterebileceğim bir rol. Bu yüzden yer almak isteyeceğim oyunlarda bu öğelerin en az biri bulunmak zorundadır. Ki bu güçlü tutku çoğunlukla maddi zararlar ettiğimiz projeleri gerçekleştirmemizi ve sürdürebilmemizi sağlasın.
Tiyatro yaşayan bir türdür. Bu sebeple teorik olarak mükemmel sayılan sanat ve kusursuzu hedefleyen tiyatro insanları her zaman amaçlarına ulaşamazlar. Örneğin; tam istediğiniz gibi metin bulamayabilir, bulsanız telifini alamayabilir, alsanız kastını uyduramayabilir, uydursanız tasarımını oturtamayabilir, oturtsanız bile seyirciden istediğiniz etkiyi alamayabilirsiniz. Yine de hedefinize ulaşmak için elinizden gelenin en iyisini yaparsınız. Bu bazen bir şeylerden ödün vermeyi gerektirebilir: metinden, dekordan, oyuncudan, tasarımcıdan vs. Bu da dosyanın özünde incelenen “Tek kişilik oyunlar tercih mi zorunluluk mu?” sorusuna götürür bizi. Cevap kısaca maddi olarak zorunluluk, manevi olarak tercih denebilir.
Tek kişilik oyunlar ister tercih ister zorunluluk olsun; sürdürülebilir değildir. Her ekip bir ya da birkaç kez tek kişilik, az dekorlu projeler üretebilir; bu oyunlar her tiyatro için bir nefes alma, soluklanma dönemi de olabilir fakat sonsuz olamaz. Çünkü bu tarz bir tutum yeni metinleri; biçem-biçimleri ve ilişkileri görmezden gelmeye dolayısıyla yozlaşmaya ve tek tipliğe sebep olabilir.
Sen Ne Güzeldin Aşkımızın Şehri (TiyatroDEA)
Sema Elcim (Oyunun Yazarı ve Yapımcısı): Zorlaşan fiziksel ve ekonomik koşullar sebebiyle tek kişilik oyunların son yıllarda zorunluluk sebebiyle tercih ediliyor olması gerçeği, hikayesi ve kurgusu gerçekten tek kişilik olmayı gerektiren tüm oyunları da bu zorunluluktan doğmuş olma algısıyla karşı karşıya bırakıyor. Açıkçası öteden beri seyirci de bu bilgiyle, tüm tek kişilik oyunlara “bir oyuncu ve sandalyeden ibaret anlatı” algısıyla yaklaşıyor ve ne yazık ki tiyatro ögelerinin tümünü içeren ve metni gerçekten tek kişilik olmayı gerektiren bazı oyunlar da hak ettiği ilgiyi göremiyor. Oysa tek bir oyuncu ile ses, ışık, dekor ve diğer tüm sanatsal öğelerin bir bütünü eksiksiz oluşturduğu bir yapıyı hedeflemek, tüm bileşenler için maharet gerektiren zorlu bir seçimdir.
Var Olmayan Ayşe’nin Muhteşem Maceraları
Halil İbrahim Kutlu (Oyunun Yönetmeni): Tek kişilik oyunların son yıllarda bu denli artmasının bana göre en temel nedeni, disiplinlerarasılık ve hikâye anlatıcılığına duyulan ihtiyaç. Yani sahnede izlediğimiz şey artık sadece bir oyun değil; bir masal anlatıcısının ya da bir ozanın bize bir hikâye sunması gibi çok daha kişisel, çok daha içsel bir deneyim halini alıyor. Büyük prodüksiyonlarda görkemli dekorlar, etkileyici ışıklar ve kalabalık oyuncu kadroları seyirciyi çepeçevre sararken, tek kişilik oyunlarda bu yük tamamen sahnedeki oyuncunun omuzlarında. Bu da aslında az kaynakla çok şey anlatmaya çalışan bir tiyatro dili yaratıyor.
Elbette ekonomik koşullar bu tercihte ciddi bir etken. Özellikle ödeneksiz tiyatrolar için tek kişilik oyunlar hem daha sürdürülebilir hem de daha uygulanabilir bir çözüm. Ancak burada kritik bir ayrım var: Eğer bu seçim sadece maddi zorunluluklarla yapılırsa, oyun belirli bir noktada tökezleyebiliyor. Çünkü seyircinin beklentisi hâlâ güçlü bir hikâye, etkileyici bir anlatım ve sahici bir oyunculuk. Prodüksiyonun sınırlı olması bu beklentileri karşılama zorunluluğunu ortadan kaldırmıyor.
Buna rağmen tek kişilik oyunlar oyuncular için çok özel bir alan. Sahneyi tek başına taşıyabilmek, hem teknik hem duygusal olarak ciddi bir efor gerektiriyor. Bu tarz yapımlar, oyuncuya kendini kanıtlama ve sahne üzerinde kendi diliyle var olma fırsatı sunuyor. Tek bir oyuncu üzerinden inşa edilen yapılar, doğru kurgulandığında tiyatronun özünü, yani hikâye anlatmanın gücünü yeniden ortaya koyuyor.
Yıldız (artalan kolektif)
Anıl Can Beydilli (Oyunun Yönetmeni): Öncelikle sorunun içinde bir önerme olarak görünen tek kişilik oyunların prodüksiyon anlamında “kolay” olduğu düşüncesi hakkında konuşmak isterim. Bazen bunun ön kabul olduğunu düşünüyorum fakat pratikte ne kadar karşılığı var emin değilim. Çünkü bağımsız tiyatroların asıl zorlandığı şey oyuncu sayısından ziyade; prova mekânı, sahne kiraları, nakliye, görünürlük ve yoğun vergiler gibi kalemler oluyor. Burada tek kişilik bir oyun yapmak kalabalık bir oyun yapmaktan prodüksiyonel olarak dikkate değer bir fark yaratmıyor. Üstelik “tek kişilik oyun” yaptığınızda bu ön kabullerden dolayı seyircide de belirli bir algıyı kırmak zorunda kalıyorsunuz. Dolayısıyla “zorunluluk” ihtimalini kendi adıma eliyorum, hatta böyle bir oyuna girişmeyi yazar, yönetmen ve oyuncu için büyük bir risk olarak görüyorum.
Anlatının neden tercih edildiğine gelince; İlk olarak “anlatı” formunun seyirciyle samimi bir bağ kurma gücünü düşündüğümüzde, bu biçimdeki teatralliğinin bir diyalog alanı kurma olanağı olduğunu görebiliriz. Üstelik tarihsel olarak orta oyunundan beri köklerimizde olan seyirci-performansçı ilişkisini düşünürsek, son 10 yılda anlatıların neden seyircide büyük bir karşılık bulduğunu anlamlandırabiliriz. Diğer yandan, son yıllardaki tek kişilik oyunların sayısının artmasında tiyatro üretiminde konu bakımından toplumsal olandan bireysel olana doğru bir yönelimin ve buna bağlı olarak birçok otobiyografik hikâyenin ortaya çıkması gibi etkenlerin olduğunu düşünüyorum. Yine de kendi adıma tiyatromuzda sorunsal olarak ele almamız gereken şeyin, tek ya da çok kişilik oyunlar fark etmeksizin biçim, düşünsellik ve estetik standartlar olması gerektiğine inanıyorum.
Kapak Fotoğrafı: Fabian Centeno (unsplash.com)
İlginizi çekebilir: Hatice Ildıran’dan İsyan Eden Tiratlar: Tiyatronun Baş Kaldıran Sözleri

Halil Şimşek 





























Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!