Tuba Önder Demircioğlu ile: “Karşılaşma” Üzerine
Sanatçı Tuba Önder Demircioğlu, 18 Kasım-28 Aralık 2025 tarihleri arasında Decollage Art Space’te gerçekleştireceği “Karşılaşma” (Encounter) adlı sergisinde porselenin kırılgan ve dirençli doğasını merkeze alarak şekillendirdiği heykelleriyle, izleyiciyi varoluşsal bir yolculuğa davet ediyor. “Karşılaşma” başlıklı sergi, sanatçının hem kendi iç dünyası hem de izleyiciyle kurduğu derinlikli ilişkiyi gözler önüne seriyor.
Serginizin adını da taşıyan “karşılaşma” kavramı, hem ontolojik hem de etik bir çerçevede ele alınmış. Bu kavram sizin için kişisel bir yolculuk mu, yoksa izleyiciyle kurulan bir diyalog mu ağırlıkta?
Aslında her ikisi de. Üretim süreci başlangıçta kişisel ve içsel bir yolculuk olarak ortaya çıkıyor; ancak heykeller izleyiciyle buluştuğu anda bu yolculuk doğal olarak bir ilişkiye ve karşılıklı etkileşime dönüşüyor. Heykeli şekillendirmeye başlamadan önce, yaratım süreci dediğim o ilk aşamada tamamen kendimle, duygularımla ve söylemek istediğim sözle baş başayım. Ama eser izleyiciyle karşılaştığı anda yeni bir anlam kazanıyor. Bu yüzden kişisel yolculuk ile izleyiciyle kurulan diyalog birbirinden ayrılmaz hâle geliyor.
Porselenin kırılganlığı ve dirençliliği eserlerinizde belirgin bir motif. Bu materyal seçiminizin içerik ve duygu bağlamında taşıdığı anlam nedir?
Porselen, seramik üretiminde en zor teknikleri barındıran malzemelerden biridir ve ciddi bir deneyim ile ustalık gerektirir. Bu zorluğu beni her zaman etkilemiştir; sanatsal ifademi en doğru şekilde yansıtan araç da hep porselen olmuştur. Heykellerimi tamamen serbest teknik ve elle şekillendirme yöntemiyle üretiyorum. Serbest teknikle, büyük boyutlu seramik heykeller üretmek segmentinde en zor olanıdır; kalıpla şekillendirme daha güvenli bir yoldur ancak serbest biçimlendirmede neredeyse imkânsız formlar yaratmak beni daha çok heyecanlandırıyor. Bu süreçte porselen çamurun kırılgan ve narin yapısıyla bütünleşiyorum. Yumurta kabuğu kadar ince yapmaya çalıştığım formlar, transparanlık ve ışık geçirgenliği kazandıkça ifadem daha da güçleniyor.
Bazı heykellerinizde dinginlik, bazılarında ise gerilimli bir sessizlik hissediliyor. İzleyiciye iletmek istediğiniz bu “bekleyiş hâli” nasıl kurgulandı?
Bu gözlem çok doğru. Heykeli şekillendirmeye başlamadan önce hangi duygu hâlindeysem ve ne söylemek istiyorsam, o duyguyu formun içine yerleştirmeye çalışıyorum. Dinginlik, gerilim, bekleyiş ya da sessizlik… Bunlar heykeli yaratırken hissettiğim duyguların doğrudan bir yansıması.
Rollo May ve Emmanuel Levinas’tan ilham aldığınızı belirtiyorsunuz. Bu düşünürlerin “karşılaşma” anlayışı sanat pratiğinizde nasıl somutlaştı?
Karşılaşma sergisinde yer alan Soul koleksiyonundaki tüm eserler daha önce yurtdışındaki sanat fuarlarında sergilendi ama Türkiye’de hiç gösterilmemişti. Decollage Art Space’te yapacağımız kişisel sergi için bu koleksiyonun en doğru seçim olduğuna karar verdim. Rollo May’in Yaratma Cesareti kitabındaki karşılaşma, yoğunlaşma ve bağlanma kavramları kendi duygu ve düşünce dünyamla birebir örtüşüyor.
Sergi, izleyiciyi pasif bir gözlemciden aktif bir katılımcıya dönüştürmeyi amaçlıyor. İzleyicinin bu süreçten almasını umduğunuz deneyim veya duygular nelerdir?
Eserler benim için duygu aktarım araçlarıdır. Bir eserin başarısı, ifadenin hem sanatçı hem izleyici için ortak bir anlam alanında buluşabilmesiyle ilgilidir. Benim hedefim, duygumu izleyiciye aynı yoğunlukta olmasa bile doğru bir aktarım ile ulaştırabilmek, iki taraf arasında sessiz bir diyalog oluşturmaktır.
Sanatçının kendi varlığıyla karşılaşması ile izleyicinin nesnellik aracılığıyla karşılaşması arasında nasıl bir paralellik görüyorsunuz?
Sanatçının kendi varlığı ile karşılaşması eser formuna bürünür. İzleyici de o nesneyle karşılaştığında bu sürecin yeni bir halkası oluşur. İçsel karşılaşma izleyicide yeniden doğar.
Porselenin 1250°C’de biçimlenme süreci ile sanat üretimindeki yoğunlaşma, eserlerde zaman ve dönüşüm temalarını nasıl etkiliyor?
Porselen benden tam bir yoğunlaşma talep ediyor. Daha yalnız ve özsüz bir malzeme olduğu için onu formda tutmak zor. Bu nedenle çoğu zaman geceleri çalışıyorum; sessizlik odaklanmayı sağlıyor. Şekillendirme, pişirim ve ikinci pişirim süreçleri toplamda iki aya yakın sürüyor. Bu uzun süreç yoğunlaşma, bağlanma ve dönüşüm kavramlarıyla birebir örtüşüyor.
“Karşılaşma” sergisinden sonra sanat pratiğinizde hangi yeni arayışlara yönelmeyi düşünüyorsunuz?
Sanatsal üretim durmayan bir akıştır. Karşılaşma sergisinden sonra mevcut koleksiyonların yeni formları ve Soul koleksiyonunun devam eden araştırmaları sürecek. Yaşanmışlık ve düşünsel süreçler değiştikçe üretimler de dönüşecektir.
Her eser bir varlıkla temasın yoğunlaştığı bir alan olarak tanımlanıyor. Bu temsiliyetin sizin üretim sürecinize kattığı dönüşümlerden bahsedebilir misiniz?
Bir karşılaşma (bir olay, bir kişi, bir nesne) sonrasında insanda farklı bir duygu yoğunlaşır. Bazen coşku, bazen sevinç, bazen keder… Temsiliyet bu duyguların dönüşümüdür. Her eser bir temasın izdüşümü olarak ortaya çıkar.
Porselenin estetik kırılganlığı ile felsefi derinliği arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz? İzleyici önce estetiği mi, yoksa anlamı mı deneyimlemeli?
Porselen düşüncelerimi en doğru ifade eden malzeme. Estetik bir kaygı kuşkusuz var; ancak izleyiciye ulaştırmak istediğim temel unsur anlamdır. Heykeller yalnızca çamur yaşken form almıyor; birinci pişirim sonrası oyma, kesme, inceltme ve ikinci pişirimde ısıyla değişim süreçleriyle üç aşamalı olarak şekilleniyor. Bu çok katmanlılık felsefi derinlikle örtüşüyor.
Kapak Fotoğrafı: Tuba Önder Demircioğlu
İlginizi çekebilir: Burcu Dimili’den <FFFFIRE> Sanatçıları ile: Yanmak ve Dönüşmek Üzerine


Burcu Dimili 










Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!