Tuğçe Tatari ile: "Gençler Nereye - Bir Kuşağın Peşinde" Kitabı Üzerine
Tuğçe Tatari, yeni çalışmasında ülkenin en önemli sorularından birini merkeze alıyor: “Gençler Nereye – Bir Kuşağın Peşinde“, Türkiye’nin bugününü ve yarınını gençlerin gözünden okumaya davet ediyor. Birbirinden farklı hayatlar yaşayan gençlerle görüşmeler yapan Tatari, bu çarpıcı kitapta Türkiye’de genç olmanın gerçek yüzünü; umutla umutsuzluk, hayalle baskı arasında sıkışmış hayat hikâyeleri üzerinden gözler önüne seriyor. “Gençler Nereye – Bir Kuşağın Peşinde”, gençlerin omuzlarına yüklenen ağır koşulları görünür kılarak, ülkenin geleceğine dair ertelenmiş ama kaçınılmaz bir yüzleşmeye çağırıyor. Literatür Hayat etiketiyle yayımlanan “Gençler Nereye” kitabının merkezine aldığı soruları, bir araya getirdiği hikayelerin ülke gerçeğine dair söylediklerini Tuğçe Tatari ile konuştuk.
“Gençler Nereye?” kitabınız ülkemizin güncel sosyo-ekonomik ve politik yapısına dair açıkça görünen bir sorunun ardından gidiyor. Bu yolculuğa başlama ihtiyacınız nereden doğdu? Nasıl bir çalışma ve araştırma süreciniz oldu?
Açıkçası annelik ve gazetecilik birleşince ortaya çıktı bu iş. Tıpkı oğlum daha küçükken hazırlama ihtiyacı duyduğum “politik çocuk kitapları serisi” gibi.
Bir süredir ülke gündemi gençler ve içine düştükleri karanlık senaryolarla çalkalanıyor. Suça sürüklenen çocuklar, mesem, uyuşturucu, akran zorbalığının vardığı boyutlar. Oradan bu kadar yüksek sesli sinyaller gelirken dönüp de bir bakmamak olmazdı.
Gençlerin dertlerine, sorunlarına, yaşamla kurdukları bağlara ve geleceğe dair içlerinde kaynayan ama bir yere akmayan düşüncelerine bir zemin oluşturmak, kişisel ve meslek yaşamınızda nasıl bir kapı araladı?
Her biri birbirinden farklı ve gencecik mücadele hikayeleriyle yoğurulmak yer yer ruhsal yorgunluk, yardım edememenin çaresizliği, sisteme isyanımın artması gibi duygulara götürürken bir yandan da kimi yaşam hikayesindeki o vazgeçmeme inadı umuda, hayranlığa sebep oldu. Her çalışma biz gazetecilere yeni şeyler öğretir ama muhatabınız gençler olduğunda çok daha farklı bir pencereden aslında çok iyi bildiğiniz bir yaşam dönemine şimdi ki benliğinizle ziyaret gerçekleştirmek gibi oluyor.
Herkesin bildiği ama sormaya çekindiği ve belki de cevaplarını duymaktan korktuğu soruların ardından giderken yorgunluk hissettiğiniz ya da pes etmeyi düşündüğünüz anlar oldu mu? Devam etme motivasyonunuzu nasıl sağladınız?
Yorgunluk hissini bazı görüşmelerden sonra günlerce üzerimden atamadım. Anne olmak, yetişkin olmak ve kadın olmak bir çok konuyu “koruma kollama” iç güdüsüyle ele almaya neden oluyor. Korumak kollamak istiyorsun ama bunu yapabilmen imkansız gibi…
Gençlerin üzerine yapıştırılmaya ve yakıştırılmaya çalışılan tanımlar, beklentiler ve görevler var. Toplumsal baskıların izlerini buralardan sürebiliriz. Onlar bu tanımlar ve beklentilere dair neler düşünüyor? Bu konudaki anlama çabanız başlangıçtan kitabın bitim aşamasına kadar olan süreçte nasıl bir değişim gösterdi?
Açıkçası duyulup görülmediklerini düşünüyorlar dolayısıyla da tanıyan ve doğru tanımlarla gençliğin sesi olan pek de birileri yok onlar için. Karşınızdakini gerçekten tanımak ve anlamak istediğinizde kurulan iletişimin kalitesi ile tek soru tek cevap üzerinden koca bir nesli analiz etme iddiası arasında büyük fark var. Gençler kendilerini anlamak isteyen yetişkinlere hasret.
Şu anın içerisinde, geleceğin belirsizliğine dair biraraştırmanın ardından giderken geçmişin bilgisi de eminim varlığını her an hissettirmiştir. Ülke tarihi ve kişisel geçmişiniz çalışmanızda size nasıl bir refleks sağladı?
Sık sık kendi gençlik, ergenlik dönemimi, ilk iş arama yıllarımı düşünürken buldum kendimi. Açıkçası o zaman sorsanız hayat çok da toz pembe değildi bizler için de ama şimdi çok sivri uçların, düşülecek onlarca tuzağın pençesinde yaşama tutunmaya çalışıyorlar. İşleri zor ve evet genellikle dayanıklı ve dirençliler toplumun geneli gibi.
Kitabınızda düşüncelerini okuduğumuz gençlerin çoğu gitmek ve kalmak arasında bir yerde kendi benliğinin tanımını oluşturmaya çalışıyor. Sizce bu kuşak, ülkesinden koparak mı gitmek istiyor, bir gün geri dönme ihtimalini canlı tutarak mı? Yoksa bu sadece bir hayatta kalma meselesi mi?
Valla çalışmaya başlarken üstün körü bir düşüncem vardı, gençler kaçmak istiyor bu ülkeden diyordum. Fakat çalışma ilerledikçe fark ettim ki aslında etkileyici de bir aidiyet duygusu var. Giden mutlaka dönmek ve kendi ülkesinde daha güçlenmiş olarak hayata devam etme arayışında.
Konuştuğunuz gençler çok farklı hayatlara, sınıfsal konumlara ve hikâyelere sahip olsalar da, sorunları onları ortak bir zeminde buluşturuyor. Sizce bu buluşma ülkemize ve kişisel hikâyelere dair neler söylüyor?
Bizler birbirimizi ne kadar duyup anlıyoruz veya siyasetçiler bizi ne kadar duyup anlıyor ki, toplum gencini çocuğunu anlamaya yönelik bir davranış geliştirsin? Açıkçası insana, insanımıza, çocuğumuza ve gencimize kıymet vermiyoruz. O kadar önemsemiyoruz ki, onları ne yaşadıklarını bile merak etmiyoruz. Oysa hepimiz bir süre önce gençtik ve biliyoruz ki, gençken insanın en büyük ihtiyacı onu anlayacak birileridir. Kişisel bir anlama çabasında çok toplumsal bir anlama çabası ve bu çabanın siyasete dönmesine ihtiyacı var gelecek nesillerin.
Gençler kimlik, aidiyet, barınma, sağlık ve fırsat eşitliği gibi belki de henüz anlamını bile tam olarak içselleştiremedikleri birçok kavrama yaşantılarının onlara sunduklarıyla bir sınır çizmek zorunda kalıyorlar. Sizce gençlerin en çok kapana kısılmış hissettiği kavram hangisi?
Ekonomik koşullar o kadar bel büküyor ki, yaşamda kalmak temel mesele haline geliyor. Yani önce barınma ve beslenme meselesi derim sanıyorum.
Geriye dönüp baktığınızda gençlerin sorunlarından, cevaplarından ve hikâyelerinden size hangi cümleler kaldı? Belki aklınıza gelenlerden birkaç tanesini yazmak istersiniz…
Cümle olarak olmasa da kişi olarak etkisinden çıkamadıklarım var. Mesela fiziksel dezavantajları dolayısıyla kendini bildi bileli zorbalanan bir genç kadının başarmak için çıktığı yol… Bir uyuşturucu bağımlısı gencin yeniden hayata tutunma mücadelesi. Vicdani retçi bir genç adamın militarizm ve babasıyla kurduğu anlam eşitliği gibi birçok örnek sayabilirim.
Kapak Fotoğrafı Kaynağı: Tuğçe Tatari
İlginizi çekebilir: Gizem Kalaç’tan Baran Güzel ile Book Love Üzerine Bir Sohbet

Enes Kudu 







Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!