Gerçek bir başka şekil alır Viyana’da. Viyana’nın gerçekliği kendi gerçekliğimizi bastırır, tıpkı Tuna’nın taşıdığı seslerin içimizdeki sesleri bastırdığı gibi. Viyana’da insan kendini hissedemez; tüm benliği ile Viyana’ya ait olur. Bu, bir tür nihai kurtuluştur ölümlüler için. Aradığımız ‘gufran’ StephenPlatz’dadır. St. Stephen Katedrali’nin çanları, Hemignway’a bir gönderme ile, bizim için çalar. Jan Sobieski’nin Osmanlı kuşatmasını kaldırmak için şehrin yardımına gelen kurtuluş ordusu gibi bizi de kendimizden kurtaracak bir ordu vardır Viyana’da; sanatın, gastronominin, tarihin, geleneğin ve kaliteli yaşamın nizamında kurulu bir ordu…

IMG_1118

Şilili yönetmen Raoul Ruiz’in 2006 tarihli Klimt filminin bir sahnesinde Dr. Stein John Malkovich’in canlandırdığı Klimt’e şöyle der: ‘‘Herr Klimt, Viyana artık sizin bildiğiniz Viyana değil.’’

Viyana 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başını kapsayan yaklaşık çeyrek asırlık bir dönemde klişe tabirle baş döndürücü bir değişim yaşadı. Bu değişimin fiziksel simgesi, şehri çevreleyen kale duvarları yerine inşa edildiğinde sadece zamanında değil bugün bile şehircilik ve mimari açısından büyük bir hayranlık uyandıran; hayal ve düşüncelerimizin Viyana imajını şekillendiren Ringstrasse Viyanalıları yeni bir şehirde yaşadıklarına ikna edecek en önemli kanıttı belki de. Dünya üzerinde en çok ziyaret ettiğim şehir olan Viyana, her ziyaretimde hem o günlerin ruhunu yaşatıyor hem de günümüze ait bir Viyana oluyor aynı anda. O yüzden de Dr. Stein şöyle diyebilir bana: Herr Yılmaz, Viyana hep bildiğiniz gibi…. Soylu geleneğin, tarihsel ihtişamın, mutluluk ile hüznün bir arada yer aldığı; nostaljik tecrübenin tahayüllerde değil gerçekte yaşandığı; insanın Şubat soğuğunu veya yaz ılıklığını bir masalın ete-kemiğe bürünmüş gerçekliğiyle iliklerine kadar hissettiği; ruhlarımızın huzur bulduğu şehir Viyana… Şehirlerin ruhu varsa onunkinin en ölümsüzler arasında yer aldığı Viyana.

Gerçek bir başka şekil alır Viyana’da. Viyana’nın gerçekliği kendi gerçekliğimizi bastırır, tıpkı Tuna’nın taşıdığı seslerin içimizdeki sesleri bastırdığı gibi. Viyana’da insan kendini hissedemez; tüm benliği ile Viyana’ya ait olur. Bu, bir tür nihai kurtuluştur ölümlüler için. Aradığımız ‘gufran’ StephenPlatz’dadır. St. Stephen Katedrali’nin çanları, Hemignway’a bir gönderme ile, bizim için çalar. Jan Sobieski’nin Osmanlı kuşatmasını kaldırmak için şehrin yardımına gelen kurtuluş ordusu gibi bizi de kendimizden kurtaracak bir ordu vardır Viyana’da; sanatın, gastronominin, tarihin, geleneğin ve kaliteli yaşamın nizamında kurulu bir ordu…

IMG_1134

Dünyanın en özel ve en çok ziyaret edilen, milyonlarca turisti kendilerine çeken ve bir noktada da bir ‘hızlı-paket’ turizmi ekonomisinin, biraz ağır olacak belki ama, avamlığının içine düşen Paris, Venedik ve en sevdiğim şehirlerden biri olan Roma gibi şehirler kendi klişelerinden kurtulamıyorlar artık. Kendi kendilerinin bir tür parodisi haline geliyorlar ziyaretçileri için. Aslında her klişe gerçeklerden doğar ve bu şehirler ile ilgili her türlü klişe de yapılması gerekli ve zevkli şeylerdir. Evet, bu şehirler gerçekten de çok güzeldir ve Eiffel’den Paris’i seyretmek; İspanyol Merdivenleri’nde dondurma yemek çok zevklidir. Dolayısıyla günümüzde bu şehirlerin içine düştükleri durum özünde onların suçu değil; günümüz insanının her şeyi tüketme, içini boşaltma, anlamını bayağılaştırma eğiliminin bir sonucudur. Viyana, tüm bu güzel ve görkemli tarihsel şehirler içinde hala ‘özel’ olma, ‘tüketilmeme’ durumunu korur, daha doğrusu buna direnir; çünkü Viyana bu ‘parodileşmeye’ izin vermeyecek kadar ciddi, ağırbaşlı ve aristokrattır. Bu özellikleri de pek çokları için Viyana’yı ‘eski’, ‘yaşlı’, ‘sıkıcı’ bir müze-şehir haline getirir. Öte yandan yine de paket Viyana turları, Noel zamanı Japon ve Çinli turistlerin Figlmüller ve Cafe Sacher önünde oluşturdukları uzun kuyruklar ve 2014 yılında şehri ziyaret eden 6 milyonun üzerindeki turist bir kurtarılmış bölge olarak Viyana’nın ömrünün ne kadar uzun olacağı hakkında kafada ve yüreklerde bir soru işareti yaratır.

IMG_1258

Viyana, yüzyıllar boyunca Avrupa tarihine damga vurmuş, Avrupa Kraliyet tarihinin en önemli hanedanlarından birine, 19. yüzyıl sonu itibariyle de Kraliçe Sisi sayesinde en popüler kraliyet ailesi olmuş olan Habsburg’lara başkentlik yapmış bir şehir olarak zerafetle bezenmiş kraliyet ihtişamının, muhteşem mimarinin, sanatın, diplomasinin en önemli merkezlerinden biri arasında yer almıştır. Hatta Viyana Modernizmi olarak adlandırılan 1880-1910 tarihleri arasında Avrupa’nın ve dünyanın sanat, kültür, bilim ve yaratıcılık merkezi haline gelmiştir. Avrupa’nın doğusuna hükmeden ve İngiltere, Fransa, Almanya ve Çarlık Rusyası ile birlikte kıtanın ‘büyük güçleri’ arasında yer alan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun başkenti olarak Viyana, Budapeşte, Prag, Bratislava, Belgrad, Zagreb, Ljubljana ve Saraybosna gibi önemli Doğu Avrupa ve Balkan şehirlerini Batı Avrupa’ya, Avrupa’nın ve o dönemlerde de dünyanın merkezine bağlayan; bu merkezlerin geniş ve çeşitli kültürel ve tarihsel birikimini toplayıp dağıtan bir kültürel, ekonomik ve politik merkezdi. Viyana bu tarihi ve kültürel mirası günümüze taşırken aynı zamanda günümüz dünyasının en önemli kültürel, sanatsal ve diplomatik merkezleri arasındaki konumunu korumuştur. Bunun yanında tüm o ağır ve aristokrat görünüşünün altında dinamik, yaratıcı ve günümüz moda terimi ile söylersek inovatif bir şehir olmayı başarmıştır. Hatta bu alanda uzun süredir dünyanın önde gelen şehirleri arasındadır ve Viyana bu özelliği ile dünya üzerinde geçmiş, günümüz ve geleceğe aynı anda ev sahipliği yapan ender şehirlerden biridir.

Economic Intelligence Unit tarafından yapılan ‘Küresel Yaşanabilirlik Listesi’nde Viyana 2005 yılında ilk sırada yer almış; sonraki yıllarda da üst sıralardaki yerini korumuştur. 2011-2015 yılları arasında Viyana bu listede ikinci sıradadır. Mercer tarafından yapılan ‘Yaşam Kalitesi’ sıralamasında ise 2009-2016 yılları arasında Viyana birinciliği hiçbir şehre kaptırmamıştır. Monocle tarafından 2006 yılından itibaren her sene yapılan ‘Yaşam Kalitesi’ sıralamasında da Viyana 2013’de 5., 2014’de 6., 2015 yılında da 2., ve 2016 yılında da 3. sırada yer almıştır. BM Habitat tarafından yapılan araştırmaya göre 2012/2013 yıllarında Viyana dünyanın en zengin şehri olmuştur. Viyana 2007 ve 2008 yıllarında dünyanın en inovatif şehri olarak seçilmiştir. 2014’de de ‘En Inovatif Şehirler’ listesinde 6. sırada yer almıştır. Şehirde çalışan toplam nüfusun %5’i AR-GE alanında çalışmaktadır. Reputation Institute tarafından yapılan şehirlerin saygınlığını ölçen ‘CitiRep Trak’ araştırmasına göre Viyana saygınlık sıralamasında 2014 yılında 1. sırada yer almıştır. 2015’de 4. sırada yer alan şehir araştırmanın yapılmaya başlandığı 2011’den bu yana da 4. sıradan aşağıya düşmemiştir. Monocle’ın 2016 ‘Yaşam Kalitesi Konferansı’nı Viyana’da düzenlenmesi tesadüf değildir. Viyana ayrıca dünyanın konferans turizmi başkentidir.

IMG_1138

Viyana dünya müziğinin başkentidir. Dünyada hiçbir şehir Viyana kadar klasik müzik ile özdeşleşmiş değildir. Viyana Filarmoni gibi dünyanın en önde gelen orkestralarından birinin yanında neredeyse her sokakta bir oda müziği orkestrası bulunur. Bu orkestraların bir bölümü turistik ve Mozart’ın en popüler eserleri ağırlıklı bir repertuara sahip olsalar da her biri ortalamanın üzerinde bir müzik keyfi sunar dinleyicisine. Klasik müziğe adım atmak için çok iyi bir başlangıçtır bu gösteriler. Dünyanın hiçbir yerinde bu kadar yoğun ve kaliteli klasik müzik ortamı bulmak mümkün değildir.

Dünyanın en ünlü opera ve tiyatroları arasında yer alan Burgtheater, Staatsoper, Akademietheater, Volkstheater, Volksoper, Raimundtheater, Theater in der Josefstadt, Theater an der Wien ve Wien Ronacher dışında irili ufaklı 30 tiyatro sahnesi Viyana’yı gösteri sanatları, özellikle de opera ve tiyatro alanında dünyanın en önemli birkaç merkezinden biri haline getirir.

IMG_1161

Belveder Museum Wien, Kunsthistorische Museum, Naturhistorisches Museum, Schloss Schönbrunn, Albertina gibi antik ve klasik sanata adanmış dünyanın en büyük ve görkemli müzeleri yanında Viyana’nın kalbindeki Museumquartier’de yer alan Leopold, Mumok, Architekturzentrum Wien müzeleri ile şehir 20. ve 21. Yüzyıl sanatının da önde gelen merkezlerinden biri haline gelir. Şehirdeki toplam 100’den fazla müze kültür yaşamını zenginleştirir. 160’dan fazla sanat galerisi de günümüz sanatının temilsicisi genç ve yeni sanatçıları gün ışığına çıkarır; Viyana’yı günümüz sanatının dünya çapındaki sahnelerinden birine dönüştürür. 40’dan fazla kütüphane ile Viyana aynı zamanda bir kitap ve okuma mabedidir.

Ludwig Reitner

Viyana, kraliyet görkemini ve aristokratik lüksü gelenek, zerafet, tasarım, ustalık, adanmışlık ve zanaat tutkusu ile birleştiren pek çok özel markaya, dükkana ev sahipliği yapar. Saklı antika mücevherler gibi her an göz önünde olmayan ama değerleri sürekli artan bu markalar İtalyan el işçiliği, tasarım ve lüksü ile yarışacak düzeydedir. 1823’den bu yana kristal ve cam işçiliği alanında üst düzey ürünler yaratan ve bugün ailenin altıncı kuşağı tarafından üretimi devam eden J&L Lobmeyr; şapkanın hala bir zerafet sembolü olduğunun kanıtı, 1903’de kurulan ve bugün ailenin üçüncü kuşağının hala tasarım ve üretimi en geleneksel yollarla sürdürdüğü Mühlbauer; 200 yıllık bir geçmişe sahip olan ve ailenin yedinci kuşağının hala işin başında olduğu el yapımı ayakkabı markası Rudolf Scheer & Söhne K. und K Hof-Schumacher; muhteşem renklere ve kumaşlara sahip el yapımı gömlekleriyle Gino Ventorini; Stephen Katedrali’nin gölgesinde yer alan el yapımı ve kişiye özel deri aksesuar markası R. Horn Wien ve sadece Avusturya’nın değil Avrupa’nın en önemli deri aksesuar ve ayakkabı markalarından biri olan Ludwig Reiter gibi kurumlar bize Viyana geleneğinin, zerafetinin ve kalitesinin günümüz yaşamında kendimizi bir aristokrat gibi hissedirecek şekilde korunduğunu kanıtlar.

gino-venturini

Viyana’yı pek çok şey yüzünden seviyorum ama sanırım dünya üzerindeki favori iki şehrimden biri olmasının nedenlerinden biri, hatta birincisi gerçekliği karşısında kendi gerçekliklerimizinden kurtulup onun gerçekliği içinde kaybolmamıza olanak vermesi ve bunu yaparken de kendimizi bir aristokrat gibi hissetmemizi sağlamasıdır. 

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN