İlk gençlik yıllarımın en popüler, en çok okunan serisiydi “Beyaz dizi” kitapları. 80 ‘lerin başında doğmuş, 90’lara kadar altın dönemini yaşamıştı. Şimdilerdeyse “Grinin Elli Tonu” ve üçlemesi, anlatım tarzıyla ve anlattıklarıyla bu kitapları anımsatıyor bana.

“Beyaz dizi” kitapları, üzerinde fazla kafa yorulmayan, yormayan, anlatımı basit, sürükleyici, sabun köpüğü türünde kitaplardandı. Barbara Cartland romanlarındaki saf romantizm yerini aşırı romantik ve erotik unsurlar taşıyan bu tür kitaplara bırakmıştı. Kitapta bahsi geçen esas kızın her daim maddi durumu orta seviyede olurdu. Ama ayakları yere sağlam basan, bilinçli, bilgili, her erkeğe yüz vermeyen, kolay elde edilemeyen bir kız profili çizilirdi. Esas adam da çok ama çok zengin olurdu. Atletik olurdu, kadınların ilgisi üzerinde olurdu. Yakışıklı ve karizmatik olurdu. Birçok kadın olmasına rağmen çevresinde, o hiç aşık olmamış olurdu. Ve nedense hepsinin gözleri gri olurdu! İşte bu adam ve bu kadın günün birinde tesadüfen bir araya gelir ve kimsenin hayal edemeyeceği kadar büyük bir aşk ve romantizm yaşarlardı. Tüm ilişkilerde inişler çıkışlar olur, ilişkiler kopma noktasına gelir ama hep aynı şekilde biterdi: “Mutlu Son”.

E.L. James‘in imzasını taşıyan “Grinin Elli Tonu“, işte bu kitapları anımsattı bana. Anlatım tarzı neredeyse birebir aynı. Kolay okunuyor, sıkmıyor ve itiraf edeyim insan elinden bırakmak istemiyor. Üstelik tıpkı “Beyaz dizi” serisinde olduğu gibi müthiş yakışıklı ve seksi erkek kahramanımızın, yani Christian Grey’in göz rengi de gri…

Hayal gücünün sınırlarını zorlayan büyük bir aşk var ortada. Anastasia’nın Christian’a duyduğu aşk.. Ama gizemli ve karanlık geçmişi sebebiyle aşktan çok fiziksel birlikteliklere odaklanan Christian, Ana’nın beklentilerini karşılayamıyor. Sado-mazoşist eğilimleri ilk başta Ana’yı ürkütse de aşkına yenik düşüp Christian’ın istediği her şeyi yapmaya karar veriyor. Christian birçok maddeden oluşan bir kontratla karşısına geliyor ve Ana’nın yapabileceği tek şey var: Christian’ı kaybetmemek için bu kontratı imzlamak.

Kitapta erotik unsurların fazla olması ilk başta “pornografik” çağrışımlar yaratsa da sayfalar ilerledikçe ve ortadaki büyük aşka tanıklık ettikçe etkisini kaybediyor. Kabul, bugüne kadar yazılmış bu konudaki belki de en cömert roman ama “beyaz dizi” janrından gelen bir kitaptan aradaki farkı kapatmak için daha “cömert “ bir şeyler bekleniyor. Bu kitap da o açığı kapatıyor. Fantezi dozunun çok olması belli bir satış oranını da garantiliyor tabii. Şu anda dünya listelerinde en çok okunan roman olarak birinciliği kimseye kaptırmıyor. “Grinin Elli Tonu” üçlemenin ilk kitabı. İkinci kitap “Karanlığın Elli Tonu” ve Türkçe olarak yeni yayınlanan üçüncü kitap “Özgürlüğün Elli Tonu“nu okumaya henüz zaman bulamadım ama tahmin ettiğim kadarıyla Christian Ana’da gerçek aşkı bulacak, Ana ise Christian’ın karanlık geçmişi ile ilgili her şeyi öğrenecek.

Kitabın yakın zamanda filme çekilmesi bekleniyor. Malum, popüler kitaplar (Alacakaranlık serisi gibi) sinemada oldukça iş yapıyor ve yapımcısının yüzünü güldürüyor. Ben en çok erotik unsurların ne şekilde perdeye aktarılacağını merak ediyorum. Çünkü erotizimle pornografi arasında çok ince bir çizgi var ve bunun biraz aşılması hem sıradanlığı, hem de kalitesizliği beraberinde getirir. Neyse, bekleyip göreceğiz. Ana rolü rol için düşünülen ismin Ashley Green, Christian rolü için düşünülen oyuncunun ise Matt Bomer olacağı söyleniyor.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?