2017 Oscarları film müzikleri tarihi açısından büyük bir sürprize sahne oldu: Thomas Newman dışında 2017’de aday gösterilen tüm besteciler ilk adaylıklarını kazandılar. John Williams, Alexandre Desplat, Carter Burwell, James Newton Howard, Howard Shore, Harry Gregson-Williams, Alan Silvestri, Alberto Iglesias, Michael Giacchino ve Abel Korzeniowski gibi sektörün ödül ve aday listelerinin gediklisi büyük isimlerini geride bırakarak aday gösterilen Justin Hurwitz, Nicholas Britell, Mica Levi ve Dustin O’Halloran & Hauscka ikilisi tarihin en ilginç Oscar yarışlarından birini verdi.

Film müziklerine ilgim filmler ve sinemaya olan sevgim ile beraber başladı denebilir. Nasıl ki sinema ile serüvenimin başlangıcı westernler, özellikle de Sergio Leone’nin The Good, The Bad and The Ugly başyapıtıdır; beni ilk etkileyen film müziği de Ennio Morricone’nin o film için bestelediği ölümsüz melodidir. Bugün bile film müziği dendiğinde aklıma ilk o melodi ve Morricone gelir.

Fark edilsin veya fark edilmesin sinemayı sevdiren unsurlar arasında ilk sıralarda yer alır film müzikleri. Hem sevdiğiniz bir filmin anılarını kare kare hafızanızda yeniden canlandırmanızı hem de filmlerin ruhunun filmleri seyrettikten sonrasında da sizinle birlikte yaşamalarını sağlarlar. Özellikle de senfonik orkestralar için yazılan ve onlar tarafından icra edilen film müzikleri klasik müzik dışında kaliteli, yoğun ve teknik açıdan doyurucu bir müzik dinlemek istediğiniz anlarda iyi bir alternatif oluştururlar. Bazen de orijinal müziklerden değil ama aynı türün veya farklı türlerin iyi örneklerinden oluşan seçkilerin yer aldığı film müzikleri de meraklısı için ilgi çekici olabilir. Hatta öyle film müzikleri vardır ki filmin ötesine geçerler ve filmi gölgede bırakırlar. Her ne kadar pek çokları için iyi bir film müziği filmin önüne geçen değil aksine geri planda kalıp filmin anlatımını kuvvetlendiren çalışmalar olsa da, sinema tarihinde pek çok örnek vardır ki filmler ölür, müzikleri kalır. Örneğin Morricone’nin pek çok film müziği bu kategoriye girebilir.

Film müziklerine olan bu ilgim yüzünden Oscarlar’da temel dallarla beraber film müzikleri ödüllerini de yakından takip ederim. Diğer dalların aksine film müzikleri dalında adaylıklar ve ödüller büyük isimlerin hegemonyası altındadır. Oscar tarihine bakıldığında ödülü en çok alan Alfred Newman heykelciği tam 9 kez kaldırmış. Newman’ın adaylık sayısı ise 41. Tarihte en çok Oscar adaylığı kazanan besteci John Williams ise tam 45 kere aday gösterilmiş. Geçen sene ödülü kazanan Ennio Morricone -ki aynı zamanda ödülü alan en yaşlı besteci, 6 adaylık kazanmış. Ödülün tarihinde 10’dan fazla aday gösterilen çok fazla sayıda besteci var. Örneğin bu sene Passangers filmi ile aday gösterilen, efsanevi Alfred Newman’ın oğlu Thomas Newman 14. adaylığını almış durumda.

2017 Oscarları film müzikleri tarihi açısından büyük bir sürprize sahne oldu: Thomas Newman dışında 2017’de aday gösterilen tüm besteciler ilk adaylıklarını kazandılar. John Williams, Alexandre Desplat, Carter Burwell, James Newton Howard, Howard Shore, Harry Gregson-Williams, Alan Silvestri, Alberto Iglesias, Michael Giacchino ve Abel Korzeniowski gibi sektörün ödül ve aday listelerinin gediklisi büyük isimlerini geride bırakarak aday gösterilen Justin Hurwitz, Nicholas Britell, Mica Levi ve Dustin O’Halloran & Hauscka ikilisi tarihin en ilginç Oscar yarışlarından birini verdi. La La Land ile aday olan Justin Hurwitz’in ödüllendirildiği Oscar gecesinin hemen ardından, aday gösterilen bestecileri ve müziklerini değerlendirelim:

Thomas Newman (Passengers)

Yaşayan bir efsane olarak da kabul edilen Newman, Hollywood’un en büyük müzik hanedanının bir üyesi. Babası orijinal müzik alanında en çok Oscar alan Alfred Newman. Onun dışında amcası ve kardeşleri de sektörün büyük isimleri arasında. Bu sene 14. kez aday olan Newman aynı zamanda Oscar tarihinin müzik alanında en çok aday gösterilen üçüncü ismi. Passangers için bestelediği müzik elektronik, ambiant gibi bilimkurguya uygun türleri senfonik orkestra ile birleştiren; arada da etnik (Hint) melodileri kullanan eklektik bir tarza sahip. Melodik açıdan zengin olan müzik filmi zenginleştiriyor; yerinde ve zamanında kullanımıyla da filme ruh katıyor. Öte yandan Newman’ın müziği eklektik tarzına rağmen yenilikçi değil, benzerlerini daha önce de dinlediğimiz bir tarza sahip; hatta kimi parçalarda geçmişe de göndermeler yapan nostaljik melodilerle bezeli. Yine de film müziği tekniği açısından büyük bir ustanın elinden çıkmış olduğunu her açıdan belli eden başarılı bir çalışma.

Mica Levi (Jackie)

Gerek müzikal geçmişi gerekse de büyük isimlerin başarılı çalışmalarının varlığı Mica Levi’nin adaylığı karşısında pek çok kişinin büyük bir şaşkınlık içine düşmesine neden olmuştu. Ancak filmi seyrederken Levi’nin müziğinin ne kadar başarılı ve farklı olduğunu görenler müzik dünyasının yeni bir yıldız ile karşılaşmak üzere olduğunu anlamakta gecikmediler. Mica Levi, Micachu sahne adıyla tanınan ve deneysel pop müzik grubu Good Sad Happy Bad ile çok sınırlı bir kitlenin tanıdığı bir solistken 2014 yılında aldığı klasik müzik eğitiminin etkisiyle film müziklerine yöneldi ve Jonathan Glazer’ın deneysel filmi Under the Skin için yaptığı müziklerle sektöre adım attı. Bu film için yaptığı müzikler ile en iyi film müzikleri alanında BAFTA’ya aday oldu ve ‘Bir Avrupa Filmi İçin En İyi Besteci’ ödülünü kazandı.

Levi’nin Jackie için yaptığı müzikler geleneksel film müziği anlayışını dışına çıkan; atonal, modal ve geleneksel dinleyici için uyumsuz olarak kabul edilebilecek uyumsuz melodik yapısıyla avant-garde klasik müzikten etkiler taşıyan çok başarılı bir çalışma. Levi bu sayede filmin ana karakterinin ruh halindeki derin sarsıntı ve huzursuzlukları melodik bir şekilde ifade etmeyi, dolayısıyla da filmdeki atmosferi kuvvetlendirmeyi başarıyor. Başarılı ve farklı orkestrasyonuyla (örneğin orkestradaki farklı enstrümanların alışagelmedik şekilde bir arada kullanılması veya ön plana çıkarılması) filmdeki ruhsal gerilimi ve dramatik yapıyı ön plana çıkarmayı başarıyor. Levi’nin çalışması hem kendi başına dinlenebilecek düzeyde olgunluğa ve kaliteye sahip bir müzik hem de parçası olduğu filmi ezmeden ona katkı sağlayan, değer katan bir çalışma.

 

Nicholas Britell (Moonlight)

2017 Oscar Ödülleri’nin bir başka sürpriz ismi de Nicholas Britell. Genç kuşak piyanist ve besteciler arasında adı yeni yeni anılmaya başlayan Britell, hip-hop’dan Rachmaninoff’a, Gershwin’den Philip Glass’a ve Preisner’e kadar farklı kaynaklardan beslenen bir müzikal anlayışa sahip. Film müzikleri alanına Steve McQueen’in büyük başarı kazanan 12 Years A Slave filmi ile hızlı bir giriş yapan Britell, Damien Chazelle’in müzik temalı filmi Whiplash’a hem yapımcı hem de besteci olarak katkıda bulundu. Son olarak da Free State of Jones’un müziklerini yaptı.

Britell’in Moonlight için yaptığı müzikler daha önce yaptığı müziklerin dramatik yapısını devam ettiriyor ve onlardan aldığı ilhamla çok daha etkileyici bir boyut kazanıyor. Piyano ve ağırlıklı olarak da keman soloları ile sağladığı bu dramatik boyut seyirciyi filmin atmosferine sokmada çok başarılı oluyor. Ara ara ilham aldığı bestecilerden biri olan Zbigniew Preisner’i anımsatan Britell, kimi zaman The Middle of the World temasında olduğu gibi dramatik yapıyı sert ve yoğun bir keman solosu ile sağlıyor kimi zaman da Chiron’s Themede olduğu gibi yumuşak bir piyano-keman duosu ile etkleyici bir duygusal atmosfer yaratıyor.

Dustin O’Halloran & Hauschka (Lion)

Dustin O’Halloran son dönemde en çok dinlediğim genç kuşak besteciler arasında yer alıyor. Max Richter, Johann Johannsson, Olafur Arnalds ve Nils Frahm gibi günümüzde elektronik ve ambiant müzik türlerini klasik müzik ile buluşturan bir türün en önemli ve popüler isimleri arasında. Özellikle piyano müziğine getirdiği yorum ile kendine özgü farklı bir repartuvar oluşturan O’Halloran, aynı zamanda film müzikleri ile de kendini göstermeye başladı. Sofia Coppola’nın, müzikleriyle de dikkat çeken Marie Antoinetteinde onun müziğinin tanınması adına önemli bir aşamaydı. Sonrasında da Like Crazy ve Breath In geldi. Televizyon dizisi Transparent için yaptığı müzikler de En iyi Tema dalında Emmy kazandı.

Hauschka, Alman piyanist ve besteci Volker Bertelmann’ın sahne adı. O da tıpkı O’Halloran gibi aldığı klasik müzik eğitimi sonrası rock grubu kurararak müzik yaşamına başlamış. Sonrasında ise özellikle hazırlanmış (prepared) piyano için ve orkestra için yaptığı besteler ve film müzikleri ile dikkat çekiyor. Onun müziği de O’Halloran gibi melodik, duygusal ve dramatik yapısı baskın bir melodik yapıya sahip.

Lion tipik bir Dustin O’Halloran ve Hauscka ortak çalışması; doğal olarak da  onların tipik müzikal anlayışını yansıtıyor: Melankolik, yumuşak melodilere dayanan, hüzünlü bir tonda dramatik yapıyı kuvvetlendiren ve farklı türleri klasik müziğin formal yapısı içinde eriten, avant-gard ile geleneksel arasında gidip gelen bir müzik. Konunun Hindistan ve Hint Kültürü odaklı olmasına rağmen etnik özellikler taşımaması da ilginç bir tercih sayılabilir.

Justin Hurwitz (La La Land)

justin_0

Hemen herkes iki sene öncenin en çok ses getiren filmlerinden Whiplashdeki Overture temasını hatırlar. Justin Hurwitz, oda arkadaşı Damien Chazelle’in cazseverleri çok memnun eden filminde başta Overture olmak üzere diğer besteleri ile önemli bir çıkış yakaladı ve önce 2016’ın belki de en ses getiren filmi olan müzikal La La Land ile de Oscar’ın en büyük favorisi haline geldi, ardından da ödüle uzandı. Hurwitz, La La Land’de bir müzikalden olabilecek tüm beklentileri karşılıyor. Geçmiş müzikallere saygı duruşunda bulunan klasik melodiler ile birlikte günümüz popüler müzik anlayışına da göz kırpan canlı temalar Hurwitz’in çalışmasını dinlemesi zevkli enerjik yaşam dolu bir film müziğine dönüştürüyor. Justin Hurwitz La La Land’in orijinal müzikleri ile aldığı Oscar ödülünün yanı sıra filmin iki şarkısı City of Stars ve Audition ile En İyi Orijinal Şarkı dalında da 5 adaylıktan ikisine sahipti ve aynı gecede City of Stars ile ikinci bir Oscar kazandı..

Oscar adayı müziklerden bir seçki aşağıdaki Spotify Listesi’nde bulunabilir:

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN