İlk yorumu siz yazın!
Mozaiğe ve Fıstığa Doyulan Şehir: Gaziantep Lezzetlerinin İzinde
Bu yazıyı tamamlayıp yayınlanması için göndereceğim gündü 6 Şubat. O gün korkunç bir güne uyandık, kayıplarımız, acılarımız çok oldu. 6 Şubat’taki depremlerden bir ay önce bu depremlerin etkilediği şehirlerden biri olan Gaziantep’teydim. Gaziantep beni çok etkileyen şehirlerden biri oldu, öyle ki deneyimlerimi duygularımı yazıya dökmek için sabırsızlandım. Şimdi bu yazıda bahsettiğim hiçbir şey, hiçbir hayat aynı değil, ama bu yazıyı her şeyiyle en güzelini hak eden şehirlerimizin, insanlarımızın değerini unutmamak adına sizlerle paylaşmak istedim. Bu yazımın da giriş cümlelerinin bunlar olacağını düşünmezdim.
Ağaran gün ve kızılımsı topraklarda yetişen Antep fıstığı ağaçları manzarasıyla vardık Gaziantep’e. Gastronomi başkenti olan bu şehirde tabii ki bolca yemek yedik ama bir o kadar da tarih kokladık. Müzeleri, hanları, hamamları, eski evleri, kilise ve camileriyle Gaziantep geniş bir kültüre sahip. Ne yalan söyleyeyim, iki güne sığdırabildiğim kadarıyla gezdiğim Gaziantep’in tadı damağımda kaldı.
Sabah şehir merkezine vardığımızda kahvaltı sonrası soluğu şöbiyetleri ile meşhur Zeki İnal’da aldık. İçeri girer girmez burnunuza çarpan mis gibi tereyağı kokusu orada yiyeceklerinizin nasıl mükemmel şeyler olduğu konusunda bir kanıt adeta. Normalde şerbetli tatlı yemeyi tercih etmeyen ben “yerinde yemek” ilkesini benimseyerek çıktığım yolculuklarımda olduğu gibi Gaziantep’te de tabii ki baklava yiyecektim. Benimsediğim bu ilkenin de ne kadar doğru olduğunu bir kere daha anladım, çünkü ‘şimdiye kadar yediğim en iyi şöbiyeti yedim’. İçinde erimeden kalabilen kaymak, yemyeşil fıstık ve çıtır baklava yufkasıyla inanılmaz bir lezzetti. Buradan yine baklava ve Antep fıstıklı kurabiyeden de tatmadan çıkmadım tabii.
Gaziantep’te o kadar çok baklavacı var ki baklavayı nereden yiyeceğinizi şaşırıyorsunuz. Her ne kadar Koçak ve İmam Çağdaş çok bilinse de ben baklava için diğer hakkımı Güllüoğlu baklavadan yana kullandım. Almacı pazarının hemen içinde yer alan Güllüoğlu’nda çeşit çeşit baklavalardan yine hangisinin tadına bakacağınızı şaşırıyorsunuz. Ben, midye baklava ve klasik baklavanın tadına baktım ve şöbiyeti yedikten sonraki cümlenin bir benzerini kurdum, ‘şimdiye kadar yediğim en iyi baklavayı yedim’. Buradaki baklavalar gerçekten nasıl bu kadar farklı ve lezzetli olabilir?
Gaziantep’te bir vazgeçilmez tat da katmer; ancak bu benim bildiğim tuzlu bir katmer değil. Yine içinde bol kaymak, yemyeşil Antep fıstığı olan ve incecik elle açılan hamurdan oluşan bir tatlı. Bu tatlı içinse durağımız Metanet Katmer’di. Ustaları, katmerleri yaparken izlemek de ayrı bir deneyimdi.
Baklava Dışında
Tatlıdan arta kalan vakitlerde ise ne mi yedik? Bunlardan biri yine burada çok meşhur olan Nohut dürüm. Kalınca bir pidenin arasına konan nohutları zapt etmekte büyük bir güçlük yaşayarak yemeyi başardığımız bu dürüm için durağımız Dürümcü Habeş’ti. Biz ilk sefer yediğimiz için yeme usulünü bilemediğimizden her ne kadar döke saça yesek de tadı gerçekten harikaydı. Gaziantep’te iki akşam yemeği yiyecektik ve seçimlerimizden ilki Yesemek’ti. Gaziantep’te kebap dışında o kadar çok lezzetli yöresel yemek var ki. Tarhunlu dövme aşı, Şiveydiz, Yuvarlama, Zeytinyağlı Kuru dolma, Firik pilavı, Ekşili Ufak Köfte, İçli köfte, Terbiyeli Elma ve Beyran tattığımız yöresel yemeklerdi. Burada yediğim içli köfte baharatları, cevizi, dışındaki çıtır bulgur hamuruyla benim için birinci sırada yerini aldı. Beyrandan sadece iki kaşık alarak tadına baktım ve benlik bir tat olmadığına karar verdim, seveni çok orası ayrı. Diğer yemekler de çok ama çok lezzetliydi.
İkinci akşam yemeği durağımızsa Mutfak Sanatları Merkezi oldu. Burası da yine Gaziantep’in yöresel yemeklerini modern şekilde sunan harika bir yer. Burada da yine tadımlık şeklinde aldık yemeklerden. Yuvarlama, sebzeli lahmacun, içli köfte, simit kebabı, köy patatesi, kuru dolma, fıstıklı kadayıf tattıklarımızdan bazılarıydı ve tek kelimeyle hem görsel olarak hem de tat olarak mükemmellerdi. Sadece Yesemek’in İçli köftesi benim için hala bir numara.
Nerelere Gidilmeli?
Gelelim Gaziantep’te gezilecek yerlere. Zamanımız kısıtlı olduğundan ilk olarak soluğu Zeugma Müzesi’nde aldık. Bu müze de yine Antakya’daki müzelerde olduğu gibi büyüleyici mozaiklerle doluydu. Buradaki mozaikler Fırat Nehri üzerindeki Zeugma Antik kentinden getirilmiş. “Köprü”, “Geçit” anlamına gelen Zeugma Roma Döneminde altın çağını yaşamış. Ayrıca 16. yüzyıldan itibaren Zeugma’ya “Belkıs” da denirmiş. Zeugma dendiğinde hemen akla gelen mozaik Çingene Kızı ufak ama bir o kadar etkileyiciydi. Karanlık labirent gibi bir odanın içinden geçerken bir anda karşınıza çıkıveriyor Çingene Kızı. Bir de siz hangi yöne giderseniz gidin gözleriyle sizi takip ediyormuş hissine kapılıyorsunuz, bunun sebebininse bu mozaiğin Helenistik dönemde üç çeyrek bakış yöntemiyle yapılmış olması. Müzenin en altında Roma Hamamları yer alıyor. Hemen girişte ise Komagene Sterlerini görüyorsunuz, bu da Zeugma’nın Komagene uygarlığının bir kenti olduğunun göstergesi.
Müzeyi gezdikten sonra görülecek yerler listesinde tabii ki Gaziantep’in çarşıları var. Almacı Pazarı ve Bakırcılar Çarşısı bunlardan ikisi. İç içe geçmiş bu iki pazarın yolunu baharat kokusunu takip ederek çok kolay bir şekilde bulabilirsiniz. Almacı Pazarı 250 yıl önce inşa edilmiş ve şehrin en eski çarşısı. Adından da çağrıştıracağı üzere çarşının adı elmadan geliyor. Bir dönem az rastlanan ve değerli olan elma bu pazarda satıldığı için adı almacı pazarı konmuş. Yine Zincirli Bedesten, Gümrük Han da görülmesi gereken yerler arasında. Zincirli Bedesten’e girerken siyah merdivenler dikkatinizi çekecektir, hatta bu yüzden bir dönem Kara Basamak Bedesteni de denilmiş bu çarşıya. Gümrük Han da bir zamanlar yolcu hanı olarak yapılmış. Bu handa Gaziantep’in ipek ve pamuktan yapılan meşhur “Kutnu” kumaşından dokunan birbirinden farklı tekstil ürününü bulabilirsiniz.
Peki Ne Almalı?
Gaziantep’ten neler alınır sorusunun yanıtına gelirsek liste epey uzun. Özellikle çoğu kişi buradan kutu kutu baklava götürüyor. Onun dışında onlarca çeşidi bulunan antep fıstığı, kutnu kumaşından hediyelikler, işlemeli bakırlar, sedef kakmalı aynalar, mis gibi kokan çeşit çeşit baharatlar, neredeyse her dükkanın tepesinden sarkan biber, patlıcan, acur, kabak, bamya kuruları, pestil benzeri cevizli şekerlemeleri, antep fıstığı ezmesinin bin bir çeşidi, Antep Peyniri, menengiç kahvesi ve liste bu şekilde daha uzayıp gidiyor açıkçası.
Kapak Fotoğrafı:
İlginizi çekebilir: Neşe Coşkun’dan Gaziantep ve Şanlıurfa

İlke Hazer














Aile Tadında
Tek kelimeyle harika bir yazı. Gündelik hayatın koşuşturmasında yanıbaşımızdaki güzellikleri göremiyoruz. Müthiş kaleminle kesinlikle ziyaret etme merakı uyanıveriyor. Teşekkürler 🙂