Sleepover: Uyku ile Uyanıklık Arasında Bir Geceye Uzanmak
Müziği dinlemiyor, onunla birlikte akıyorsunuz. Biraz deli uyurum diyenlere bir yataktan çok daha fazlası! Sleepover, bilinç dışı tınılarıyla örülü içsel bir yolculuk...
1982 yılında Robert Rich Kaliforniya Üniversitesi’nde okurken ilk “sleep concert” performansını insanların gece boyunca uyumalarına olanak tanıyacak şekilde; müziğin bilinçaltıyla ilişki kurmasını sağlamak, katılımcıların hem fiziksel hem de zihinsel olarak farklı bir uyku deneyimi yaşamasını mümkün kılmayı deneyimletmek için tasarlamıştı. Sonrasında Japonya’da, Polonya ve Danimarka’da çeşitli festival ve organizasyonlarla bu eşsiz deneyim tekrarlandı.
Bırakın huzurlu bir uyku çekmeyi, uykuya dalmanın bile hayal olduğu günlerde İstanbul’un kültür sanat arşivine 17 Mayıs Cumartesi gecesi, Türkiye’nin ilk uyku konseri kayıtlara geçti. DasDas Ataşehir’de gerçekleşen Sleepover, sanatseverlerin dünyasına alışılmışın dışında inanılmaz biz iz bıraktı.
Günümüz dünyası; durmaksızın akan bildirimler, sürekli uyanık ve farkında olma zorunluluğu içinde içsel sessizliği unutturan kalabalıklarla örülü. Zihnimiz, günün sonunda bile kapanmayan sekmelerle meşgul. Uyku artık bir dinlenme değil, bir kaçış haline geldi. Kendi uykusuna özen gösteremeyen modern insan, içsel konforunu dışsal konforla takas eder hale geldi. İşte tam da bu noktada bu gece, bir geceyi sadece geçirmek değil, ona anlam vermek için eşsiz bir alan açtı. Müziğin ve ışığın kılavuzluğunda, bir yatağın içinde, bir topluluğun parçası olarak ama kendi iç yolculuğuna çekilerek…
Gece yarısından sabahın ilk ışıklarına kadar süren etkinlik, klasik “seyirci” pozisyonunu tamamen ters yüz ederek; sadece bir müzik dinletisi olmaktan çıkıp, gerçek bir performans sanatı deneyimleme fırsatını sundu. Müzik sürekli ama ince değişimlerle aktı, ışık ona eşlik etti. Kalabalık bir konser salonunun içinde, alan konforunu koruyarak deneyimlediğim gecede hem kolaylıkla uykuya dalmak hem de uykunun farklı evrelerinde bilinçaltı dünyama müdahil olabildiğimi hissetmek anlatılması güç bir deneyim.
Performansın büyük kısmını merakıma yenik düşerek uyanık izlediğim, kimi yerlerinde de tınılara kendimi teslim ettiğim gecede; sanatçının tüm geceyi ayakta ve büyük bir odaklanmayla geçirdiği anlara şahit olmak, adeta sanatçının uyku tutmamış bir gecesindeki üretim aşamalarını, kendi alanında belki evinde geçirdiği süreci dışardan ama bir o kadar da yanından izleyebilmek gibi enteresan bir tecrübeydi.
Daha önce Sonar, Burning Man, Soundscape gibi global festivallerde çalmış, farklı alanlarda deneysel çalışmaları bulunan performansın yaratıcısı Emiran’ın piyano eşliğinde canlı icra ettiği electronica, downtempo, ambient ve drone tınılarıyla ördüğü 7 saatlik bu canlı performans; müziği dinlenilir bir eylem olmaktan çok , içinde gezindiğiniz; hayalle bilinç halinin sınırlarında gezindiğiniz bir formda algılamamıza sebep oldu.Etkinliğe özel, yıllar içerisinde bu özel alan için hazırlanmış parçalar, özel ışık tasarımıyla birleşerek katılımcıları uyanıklık ve uyku arasında bir geçiş bölgesine taşıdı.
Emiran’ın ifadesiyle, “Zihnin sessizleştiği o anlara müzikle eşlik etmek, burada temel amaç. Uyaranlarla yüklü gündelik hayatın içinde, kendine açılan bir alan yaratmak; hem bireysel hem de kolektif bir yalnızlık içinde rahatça var olabilmek.”
“İlk kez hayata geçirdiğim bu proje, benim müzikal kompozisyonumun yanında katılımcıların her birinin kendi katkılarıyla, kolektif bir şekilde evrildi. Performans sırasında, müziğe kendi dünyasında nasıl eşlik edeceğine kendi karar veren, dans eden, uyuyan, resim çizen veya meditasyon yapan birçok farklı dinleyiciyle karşılaştım. Alışılmış konserlerimin dışında dinleyicilere kendilerini ifade edebilecekleri bir alan açan bu performans, benim için de yepyeni bir deneyimdi.” Sleepover, yalnızca Türkiye için değil, küresel sahne açısından da dikkat çekici bir örnek.
Nitelikli ve üzerine düşünülmüş deneyimlerin az olduğu bir dönemde, Sleepover gibi etkinlikler yalnızca sanatın izleyicisi değil, katılımcısı olmak isteyenler için nefes alacak bir alan yaratıyor.Hali hazırda içerisinde bulunduğumuz gündemlerde sıradan basit bir konserin talebini oluşturmak, organize etmek, misafirleri ağırlamak bile çok çok zorken; alışılmışın dışında oluşturulmuş bu alanı tutmak ve vadetmek çabası; beklediğimiz modern dönüşümün gözle görülür, elle tutulur haliyle dünyamızı bir süreliğine güzelleştiriyor.
Neşemizi, öfkemizi, hüznümüzü birlikte paylaşmanın gitgide zorlaştığı bu çağda; dönüşümün bireyin sosyal hayatında filizlendiğini hatırlatıyor bize bu deneyim. Uykunun bile mahremiyetini güvenle paylaşabildiğimiz, özenle hazırlanmış alanlar, topluluk bilincini besliyor, ilişkileri derinleştiriyor.
Kaçırdım diye üzülenler için; Sleepover çok yakın zamanda tekrar kavuşacağını da en kısa zamanda müjdelemeye hazırlanıyor. Uyku, bir son değil; bu kez bir geçit, bir açılış. Ve bu açılış, sabaha uyanırken sadece gözlerimizi değil, belki de kendimizi biraz daha fark ederek uyanmamızı sağlıyor. Bu etkinlik, sadece bir geceyi değil, o geceden sonraki uyanışı da dönüştürmeye aday.
Kapak Fotoğrafı: Das Das
İlginizi çekebilir: Sümeyra Gümrah’tan Sınırları Zorlayan RuptuR Üzerine

Aysu Aktepe 












Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!