Porto: Pastel de Nata'nın Peşinde Gezi Notları
Avrupa’yı gezenlerimiz bilirler ki genelde sokaklar caddeler hep birbirine benzer. Mimari az-çok aynıdır. Saat akşam beşten sonra sokaklarda pek kimseler kalmaz ve çok sakin ve sessizdirler. Ama porto adeta ezber bozan cinsten! Şunu dürüstçe söyleyebilirim ki Porto, Avrupa şehirleri içerisinde gündelik hayatı en güzel ve canlı şehir! Şehrin her bir yanında sokak eğlenceleri, dans gösterileri ve müzik performansları ile karşılaşmak bir hayat tarzı! Şimdi hazırsanız başlıyoruz, buyrun!

Öncelikle yazımızın başlığı olan Pasta de Nata ile başlamak gerekirse, size en meşhur ve popüler olan mekandan bahsedeceğim, fakat şunu unutmadan söylemekte fayda görüyorum ki, süpermarketlerden dahi alacağınız takdirde her biri taze ve sıcak olarak satılıyor olacak! Yani Porto’da bayat/beklemiş pasta del nata yeme şansınız yok!
Pastel de Nata nedir ve nasıldır diye merak edecek olursanız, Creme Brüle tatlısının tart’ın içinde servis edilen bir versiyonu diyebilirim ben kendi tanımımla. Yumurtalı muhallebili tart olarak geçmiş dilimize ve genel olarak Portekiz ve Portekiz kolonilerinde meşhur olan bir tatlı imiş kendileri! 🙂
Manteigaria, en iyi Paste del Nata yaptığı düşünülen ve önünde kuyrukların olduğu bir mekan! Açıkçası kesinlikle farklı yaptıklarını söyleyebilirim! Ayrıca içerideki şef Patel de Nata’ları pişirirken onu uzaktan izleme şansınız da var. Bu da ilginç bir diğer deneyim olabilir.
Herkesin bildiği efsane Harry Potter’ın yazılışına ilham olmuş kitapevi Livrario Lello’dan bahsetmezsem olmaz! Burası Porto’da kesinlikle bulunmanız ve havasını solumanız gereken bir mekan. Gerçekten çok etkileyici.. Biletleri kendi internet sitelerinde satılıyor. Yine de belki biraz kapıda beklemeniz gerekebilir, çünkü her yarım saatte bir yeni ziyaretçileri içeri alıyorlar.

Porto’yu görmeye değer kılan en önemli sebeplerden bir tanesi tabii ki Atlantik Okyanusu! Hayatında hiç Okyanus görmemiş biri için gerçekten inanılmaz mutluluk verici olabiliyor. Okyanusu gördüğümüz ilk an.. Benim için böyle oldu açıkçası… Eğer bizim gözümüzden Atlantik Okyanusu’nun nasıl göründüğünü görmek isterseniz, arkadaşım Tülin’in post‘una bir göz atabilirsiniz.
Son olarak özellikle söylemek istediğim bir detay var. Hatta bunu yapamadığım için belki bir gün tekrar Porto’ya dönerim! Jardim de Morro’da gün batımını izlemek! Meşhur Pont Louis köprüsünden karşıya geçtiğinizde hemen köprünün yanında bulunan bu alanda gün batımları çok meşhur ve bence görülmeye değer! Merak edenleriniz, bu bağlatıdan görebilir!
Porto’ya gitmeden birkaç gün önce bir Türk-Yunan gecesinde tanıştığım Porto’lu genç bir arkadaşın benimle paylaştığı tabir-i caizse ‘lokal önerileri’ de aşağıdaki görselde paylaşıyorum. Siz istediklerinizi değerlendirmeye alabilirsiniz 🙂 Böyle beklenmedik tesadüfleri çok sevdiğimi de söylemeliyim!
Porto’da edindiğim izlenimleri paylaştığım bu yazımın sonuna gelmiş bulunuyoruz. Eğer merak ettikleriniz olursa lütfen sormakta tereddüt etmeyin. Porto’ya giderseniz karşınıza mutlaka çıkacak olan sokak müzisyenlerini benim için de dinlemeyi ve şarkılara eşlik etmeyi ihmal etmeyin. Kalispera!
Kapak Fotoğrafı: unsplash.com/@tayan88
İlginizi çekebilir: Damla Sekman’dan Porto Gezi Rehberi

Esma Esra Hamurcu








Aile Tadında
Bu geziye beni davet ettiğin için öncelikle çok teşekkür ederim. Obrigada 🙂 Gezimiz kadar harika bi yazı olmuş! Ve seninle beraber Jardim de Morro’da izlenecek nice gün batımlarına çiçeğim! Sevgilerle Tülin 🙂
Bana eşlik ettiğin için esas ben sana teşekkür ederim çiçeğim! Güzel yorumun için ayrıca teşekkür ediyorum ve Porto'da nice gün batımlarına diyorum! 🙂