Nazlı Çevik Azazi ile: Çocukların Dünyasında Hikâye Anlatıcılığı Üzerine
Çocukluğunuzdaki anılar arasında dinlediğiniz ve unutamadığınız bir masal var mı? Açıkçası; küçükken ona anlatılan bir masalın senelerce “gerçekliğine” dönüştüğü çocuklardan biriydim ben. Üstelik oyun oynamak için kendi kendine masal uyduranlardan. İşte, tam da bu sebepten dolayı kadim hikâyelerin çağdaş anlatıcılarından Nazlı Çevik Azazi’nin işleri ile tanışınca masalların minikler üzerindeki etkileri hakkında hemen konuşmak istedim. Ben çocukluğuma dönüp en sevdiğim masal kitabını açıyorum; sözü de kendisine bırakıyorum.

Kadim anlatılar, şifalı hikâyeler, yolculuklar… Nazlı Çevik Azazi, bir hikâye anlatıcısı. Üstelik diyar diyar gezen, nesiller arası köprü kuran bir hikâye anlatıcısı da diyebiliriz. Çünkü kendisinin sanatı; çocuklardan kurumsal şirketlere, Türkiye’den Almanya’ya doğru uzanıyor. Bulunduğumuz toprakların köklü geleneklerini bugüne yaratıcı şekillerde taşıyan Nazlı Çevik Azazi ile çocukların gelişiminde masalların rolü hakkında konuştuk.
Hikâye anlatıcılığına nasıl başladınız? Çocuklar çalışmalarınızı nasıl şekillendiriyor?
Anlatıcılığa başlamak benim için bir karar vermekten çok, içimde uzun zamandır yankılanan bir çağrıya kulak vermek gibiydi. İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nde okurken bile, içimde bir sanatçının kıpırdanışını hissediyordum. Kampüste karşılaştığım tiyatro topluluğunu takip ederek oyunculukla tanıştım. Yıllar süren tiyatro eğitimi, ardından gelen sahne deneyimi, bana gösterdi ki oyunculuk değil ama yönetmenlik ve eğitmenlik benim özümle daha çok örtüşüyor.
Bu keşfin ardından çağdaş dans ve yaratıcı drama ile yollarım kesişti. Ruhumun ifadesini dansta, oyun alanını çocuklarla yaratıcı çalışmalarda buldum. 2006 yılında Berlin Sanat Üniversitesi’nde Tiyatro Pedagojisi yüksek lisansı yapmaya karar verdim. Almanca öğrendim, sınavları geçtim ve 2008’de hayalini kurduğum bölüme kabul edildim.
Bu disiplinler arası eğitimde karşıma çıkan sanat dallarından biri de hikâye anlatıcılığıydı. İlk dönemimizde sadece profesyonel anlatıcıları dinliyorduk. Anlatıcılarla karşılaştığım ilk an kalbim çarpmaya başladı. Âşık oldum diyebilirim. O zamana kadar arayıp da bulamadığım sanat formunun bu olduğunu anladım. Ne tiyatro ne dans ne drama hepsi içimde bir yol açmıştı ama anlatıcılık o yolların birleşimiydi. O gün bugündür anlatıyorum.
22 yıldır çocuklarla yaratıcı alanda çalışıyorum. Önce yaratıcı drama, tiyatro ve dans pedagojisi alanlarında derinleştim. Bu alanlarda çocuklarla birçok sanat eseri ürettik. 2009’dan itibaren çocuklarla kurduğum iletişimde hikâye anlatıcılığını merkezime aldım. 2013’ten bu yana ise tüm çalışmalarımı sadece hikâye anlatıcılığı odağında yürütüyor, diğer disiplinleri bu çatı altında harmanlıyorum.
Özellikle çocuklarla karşılaştığımda hikâyelerin bir oyun alanına, hatta bir duygusal laboratuvara dönüştüğünü fark ediyorum. Çocuklar bana sadece kime anlattığımı değil, nasıl anlatmam gerektiğini de öğretiyorlar. Beden dilleri, gözlerindeki kıvılcım, hatta sessizlikleri bile bana rehber oluyor. Onlara anlatmak, onları dinlemek, benim için dünyanın en büyük mutluluğu.

Masallarda nelere dikkat ediyorsunuz?
Masal anlatmak, sadece bir hikâye aktarmaktan çok daha fazlası, ruhsal bir yolculuk. Bu yolculuğa çıkarken en çok dikkat ettiğim şey, anlatacağım masalın kime ve ne zaman anlatıldığıdır. Çünkü her masal her yaş grubuna anlatılmaz; pedagojik bir özenle, çocuğun yaşına, duygusal olgunluğuna ve içinde bulunduğu bağlama uygun seçimler yapmak gerekir.
Hazırlık sürecinde, dinleyici kitlesinin psikososyal gelişim ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak hem masalı hem de anlatım tarzımı buna göre şekillendiririm. Ancak çocuklarla buluştuğumda bu hazırlığın ötesine geçerim. O anda artık kendimi masalın imgelerine, ritmine ve çocuklarla aramda kurulan o görünmeyen, sihirli bağa bırakırım. En çok da onların gözlerindeki büyülenmiş haline; nefeslerini tutarak masalın içine dalmalarına…
Masal anlatırken asla “ders verme” gibi bir niyet taşımam. Ne anlatıcı ne de masal, çocuğa yukarıdan konuşmaz. Masala ve çocuğa güvenirim. Çünkü masallar, vermek istedikleri mesajı imgeler aracılığıyla, sezgisel bir düzlemde zaten aktarırlar ve çocuklar bu dili çok iyi anlarlar.
Bana göre masalın sonunda kendi sınırlı bakış açımla bir “çıkarım” sunmak, masalın çok katmanlı doğasına ve çocuğun algı kapasitesine haksızlık olur. Bu nedenle benim önceliğim, masalın hakkını vererek anlatmak ve birlikte o yolculuktan keyif almaktır.
Teknik olarak da anlatıda; dile, imgeye, ritme, duraksamalara ve sessizliğe büyük özen gösteririm. Masalların mutlu sonla biten bir yapı taşıdığına olan güvenimle, çocukları duygudan duyguya geçirip sonunda onları o aydınlığa ulaştırmayı çok seviyorum.

Masalların çocukların duygusal gelişimine katkısı nedir?
Çocuklar, duyguları çok yoğun yaşayan ama bu duyguları anlamlandırmak ve düzenlemek için yetişkin desteğine ihtiyaç duyan varlıklardır. Korktuklarında, öfkelendiklerinde, kıskandıklarında ya da yalnız hissettiklerinde; yaşadıkları duyguların meşru olduğunu bilmeleri, bu duygulara isim verilebilmesi ve o duyguların gelip geçici olduğunu öğrenmeleri gelişimleri için çok kıymetlidir. Bu, onların en temel haklarından biridir: duygularla başa çıkmayı öğrenme hakkı.
Ne var ki, çocuklara duyguları soyut kavramlar ve bilimsel açıklamalarla anlatmak mümkün değildir. Onlara deneyim aracılığıyla ulaşabiliriz. İşte bu noktada masallar ve hikâyeler, çocukların duygusal gelişimi için eşsiz araçlara dönüşür.
Masallar; korkmak, kızmak, utanmak, kıskanmak, sevinmek gibi temel duyguların hepsini içerir. Üstelik bu duyguları doğrudan değil, imgeler, metaforlar ve kahramanların eylemleri aracılığıyla aktarır. Çocuk, masaldaki kahramanla birlikte üzülür, birlikte cesaret bulur, birlikte dönüşür. Bu süreç, çocuğun kendi duygusal deneyimlerine bir “ayna” tutar. Masal saatleri, çocuğun hem iç dünyasını keşfetmesine hem de bu duyguları güvenli bir şekilde dışa vurmasına olanak tanır.
Nörobilimsel araştırmalar da bu gözlemleri destekliyor. Özellikle ayna nöron sistemi sayesinde, çocuklar bir karakterin yaşadığı duygusal süreci izlerken, benzer duygusal tepkileri kendi bedenlerinde deneyimliyorlar. Ayrıca anlatılar aracılığıyla gelişen duygusal zekâ, çocuğun empati kurma, duygularını adlandırma ve düzenleme becerilerinin temelini oluşturuyor.
Masallar aynı zamanda çocuklara şunu fısıldar: “Ne yaşarsan yaşa, bu hikâyenin bir yolu ve bir sonu var.” Bu yol, kimi zaman karanlık ormanlardan geçse de sonunda bir aydınlığa çıkar. Çocuğa umut veren, ama onu duygularıyla yüzleşmekten de alıkoymayan nadir araçlardan biridir masal.
Bu yüzden biz yetişkinlerin görevi, çocuklara duygularını yaşayabilecekleri güvenli kozalar örmektir. Ve masallar, o kozaların en organik ve en eski formudur.

Masalların etkisi üzerine ilginç bir anınız var mı?
Masallar, daha önce de belirttiğim gibi çocuklar için öncelikle bir duygu eğitimi alanıdır. Ancak bununla sınırlı kalmaz. Masal saatleri, çocukların dil gelişimini destekler, anlatı kurma becerilerini geliştirir ve yazılı ifade kapasitelerini artırır. Düzenli masal dinleyen çocukların hayal gücü canlı kalır, özgün hikâyeler uydurmaya ve anlatmaya çok daha istekli ve becerikli hale gelirler. Aynı zamanda masallar, çocuk ile yetişkin – özellikle ebeveyn – arasında güçlü, yumuşak ve içten bir bağ kurulmasına da vesile olur.
Bir keresinde bir anaokulunda, bir yıl boyunca haftada bir gün çocuklara düzenli olarak masal anlatıyordum. O grubun içindeki çocuklardan biri olan Deniz’in annesi, yılın sonlarına doğru yanıma geldi ve şöyle dedi: “Nazlı Hanım, dün Deniz bana dedi ki: ‘Lütfen anne, bana öğrenmeli masal anlatma!’”
Bu cümleyi duyduğumda içimden kahkaha attım ama aynı zamanda çok derin bir yerime de dokundu. Deniz, o küçücük yaşıyla bize büyük bir şey hatırlatıyordu. Çocuklar, onlara pedagojik bir parmak sallanarak anlatılan, ders verir gibi dayatılan masalları sevmiyorlar. Onlar masalda, hayatı sezmek isterler; öğüt değil, yol arkadaşı ararlar. Deniz’in “öğrenmeli anlatma” uyarısı, aslında biz yetişkinlere yapılmış zarif bir eleştiriydi.
Bana kalırsa çocuklar, masalın niyetini çok iyi anlıyorlar. Bir anlatıcı anlatıyorsa mı, yoksa öğretmeye çalışıyorsa mı — bunu ayırt edecek bir sezgiyle dinliyorlar. Ve bu sezgileriyle bizi bazen çok net bir şekilde yönlendiriyorlar. Tıpkı Deniz’in yaptığı gibi.

Aileler masalları nasıl bilinçli kullanabilir? Masalların aile içi iletişimdeki yeri nedir?
Aileler, dünya halklarının kuşaktan kuşağa aktardığı, kadim bilgelik taşıyan masalları çocuklarıyla paylaşarak yalnızca bir anlatı kültürünü sürdürmekle kalmaz; aynı zamanda aile içi iletişimi güçlendiren duygusal bağlar da kurarlar. Masal saatleri, ebeveyn ve çocuk arasında paylaşılan unutulmaz anların oluşmasına, ortak hayal dünyalarının kurulmasına vesile olur. Bu bağlamda masallar, yalnızca çocuklara değil, aileye de iyi gelir. Çünkü masallar, yetişkinle çocuk arasındaki duygusal köprülerdir.
Birlikte geçirilen bu zamanlarda önemli olan, anlatım sırasında çocuğa gerçekten “orada” olduğunuzu hissettirebilmenizdir. Masal anlatırken ya da dinlerken tüm benliğinizle, zihninizle, kalbinizle o anda olmanız gerekir. Kendi hayal gücünüzü canlandırmanıza izin verip, anlatının içine sizin de çocuk kadar dahil olmanız gerekir. Çünkü çocuklar kaç yaşında olursa olsunlar, kimin onları gerçekten dinlediğini, kimin “mış gibi” yaptığını çok iyi anlarlar. Onların dikkatinden hiçbir şey kaçmaz.
Aileler, masalları yalnızca dinletmekle sınırlı tutmamalı. Çocukların anlatıcı olabileceği, aile üyelerinin ise dinleyiciye dönüştüğü masal tersine dönerse anları yaratabilirler. Birlikte masallar uydurabilir, çizimler yaparak bu masalları görselleştirebilir, aile içi bir “hayal defteri” bile oluşturabilirler. Bu tür yaratıcı eşlikler hem çocukların anlatı becerilerini geliştirir hem de kendilerini ifade etmeleri için güçlü bir alan açar.
Masallar aynı zamanda aile içinde zor konuları konuşmanın dolaylı ama güvenli yollarını da sunar. Bir hikâye üzerinden “Sence bu karakter neden böyle hissetmiş olabilir?” diye sormak, çocuğun duygularını ifade etmesine imkân tanır. Bu da ebeveynin çocuğuyla empatik, yargılamadan kurduğu ilişkiyi derinleştirir.
Unutmayalım ki çocuk için bir masal, sadece bir hikâye değildir. Anlatanın sesi, göz teması, hatta sessizliği bile o masalı duygusal olarak kodlar. Aile içi masal saatleri bu nedenle sadece eğlenceli değil, aynı zamanda iyileştirici ve bağ kurucu anlardır.

Aynı masalları tekrar tekrar dinlemenin çocuklar üzerindeki etkisi nedir?
Bazen çocuklar sıklıkla aynı masalı tekrar tekrar dinlemek ister. Bu, yalnızca bir alışkanlık ya da oyalanma biçimi değildir; derin bir içsel ihtiyacın göstergesidir. Çünkü çocuk, o masalda kendine ait bir meseleyle karşılaşmıştır. Belki farkında bile değildir ama masalın içinde onu bir şekilde harekete geçiren, düşündüren, hatta dönüştüren bir unsur vardır. Masal ona, duygusal ve ruhsal bir temas alanı sunar hem tanıdık hem de güvenli bir zeminde bunu yapar.
Bu süreç çoğunlukla bilinçdışı ilerler. Çocuk bir meselenin etrafında dönerken, tekrarlar onun için bir tür ritüele dönüşür. Aynı sahnede durur, aynı sesi bekler, aynı imgede oyalanır. Bu tekrarın işlevi çok boyutludur; masalın yapısı tanıdık hale gelir, tahmin yetisi gelişir, anlatının duygusal ve sembolik katmanları yavaş yavaş derinleşir.
Nörobilimsel açıdan da bu tür tekrarlar çocuğun sinaptik bağlantılarını güçlendirir; duygusal bellekle bilişsel işleme arasında kalıcı köprüler kurulmasına yardımcı olur. Ama burada asıl önemli olan, yetişkinin sabrıdır. Masalı her seferinde “yeniden” anlatabilmesi, aynı dikkat ve özenle orada olabilmesidir. Tekrar kötü değildir; mekanikleşme kötüdür. Eğer anlatıcı, kendisi sıkılırsa ya da görev gibi anlatırsa, çocuk bunu hemen fark eder ve o güvenli alan bozulur.
Bu konuda çok sevdiğim bir örnek var. Berlin’de bir anaokulunda haftalık olarak masal anlatıyordum. Her hafta yeni bir masal getirirdim. Bir gün Grimm Kardeşler’in “Yedi Keçi Yavrusu ve Kurt” masalını anlattım. O gün orada bulunan 3 yaşındaki bir kız çocuğu, anlatıdan sonra her hafta tekrar tekrar bu masalı duymak istedi. Diğer çocuklar yeni masallara yönelirken, o ısrarla aynı hikâyeyi talep etti.
Ben de önce diğer çocuklara yeni masalı anlatıyor, sonra onu kenara alıp sadece ona özel “Yedi Keçi Yavrusu ve Kurt”u tekrar anlatıyordum. Bu durum neredeyse iki ay sürdü. Hiç bıkmadı, her hafta gözleri aynı heyecanla ışıldıyordu. Sonra bir gün, kendiliğinden bıraktı. O masalı bir daha hiç istemedi. Sanırım o masalın içinde kendi duygusal dünyasına ait bir meseleyi çözümledi. Masal işini yaptı, tamamlandı ve usulca çekildi.
Bu tür deneyimler bana her defasında şunu hatırlatır: Masallar, çocukların iç dünyasında biz yetişkinlerin asla tam olarak bilemeyeceği dönüşümler başlatabilir. Bizim görevimiz; bu sürece alan açmak, tekrarın kıymetini görmek ve masala, çocuğa, sürece güvenmektir.

Zor duyguların hikâyelerle anlatılması üzerine ailelere öneriniz nedir?
Çocuklar, özellikle zorlayıcı duygularla baş etmeye çalıştıklarında, kendilerini doğrudan ifade etmekte güçlük yaşayabilirler. Çünkü duygular çoğu zaman çocuklar için karmaşık, tanımlaması zor ve hatta ürkütücü olabilir. Hikâyeler ve masallar tam da bu noktada devreye girer. Onlar çocuğa dönüp, “İşte acı budur” demezler; bunun yerine acının, kaygının, öfkenin ya da yasın çevresinden metaforlarla dolaşarak bir anlatı alanı açarlar. Bu dolaylı anlatım biçimi, çocuğu incitmeden, savunma geliştirmesine gerek kalmadan, yaşadığı duygularla yüzleşmesine imkân tanır.
Masallar, çocukların zor duygularla başa çıkmak için ihtiyaç duydukları sembolik alanları sunar. Masal kahramanının ormanda kaybolması bir belirsizliğe düşmeyi, kurttan kaçması bir korkuyla yüzleşmeyi, sonunda eve dönüşü ise yeniden düzen kurmayı temsil eder. Çocuk bu anlatıya katıldıkça, kendi duygusal yolculuğuna da dokunmaya başlar.
Benim ailelere en temel önerim şu olur: Zor duygular geldiğinde hemen açıklamaya çalışmayın. Önce birlikte bir hikâye dinleyin. İçinizden geliyorsa siz anlatın, gelmiyorsa birlikte dinleyin. Sonrasında çocuğunuza “Sence bu kahraman ne hissetmiş olabilir?” diye sorun. O yanıt versin, siz sadece dinleyin. Belki o da bir süre sessiz kalacaktır. Ama inanın, anlatmak bazen sessizlikle başlar.
Çocuk psikolojisi alanında yapılan birçok çalışma da bu gözlemi destekler. Örneğin, Bruno Bettelheim, masalların çocukların bilinçdışı korku, öfke ve kıskançlık gibi bastırılmış duygularını güvenli bir şekilde dışavurabilmeleri için simgesel yapılar sunduğunu vurgular. Aynı şekilde Louise Derman-Sparks, anlatılar yoluyla çocukların duygularını adlandırma ve düzenleme becerilerinin geliştiğini belirtir.
Masallar sadece estetik değil, aynı zamanda duygusal güvenlik alanları olarak düşünülebilir. Çocuklara zor duygularla baş etmenin yollarını öğretmeden önce, o duyguları “güvenli bir dil” ile tanımaları için masallara başvurmak önemlidir. Dolayısıyla anlatılar, hem çocukların dünyasına girmek için bir kapı, hem de kendi duygularını güvenli bir mesafeden izleyip anlamlandırabilecekleri bir pencere açar. Bu yüzden çocuklarımıza zor duygularla baş etme becerisi kazandırmak istiyorsak önce masala kulak verelim. Orada onlar için çoktan söylenmiş, ama hâlâ taptaze duran cümleler bulacağız.
En sevdiğiniz çocukluk masalı hangisi?
Aslında ben çocukken masal dinlemedim, kimse bana masal okumadı. O yüzden “çocukluk masalım” dediğim bir masal yok. Ama hatırladığım ilk çocuk kitabım Bambi’ydi. Onunla aramda çok özel bir bağ vardı. Bambi benim için bir masal kahramanına dönüştü; doğayla kurduğu ilişki, onun yolculuğu beni çok etkilemişti.
Gerçek anlamda masallarla buluşmam ise yirmili yaşlarımdan sonra oldu. Sanki o zamana kadar içimde bir boşluk varmış da masallar o boşluğa damla damla dolmaya başlamış gibi hissettim. O günden sonra hem çocukluğumun özlemini giderdim hem de anlatıcı kimliğimin köklerini buldum.
Kapak Fotoğrafı: Nazlı Çevik Azazi
İlginizi çekebilir: Minik Magger’dan İstanbul Oyuncak Müzesi ile Röportaj

Eylül Aytan






Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!