Yazar Agota Kristof’ı ilk tanıyışım, lise yıllarında oldu. O zamanlar bazı dergilerde yazdığım ve bu alana ilgili olduğum için Fransızca öğretmenlerimizden birisi bana onun romanını hediye etmişti. Bu sadece bir hediye değildi, aslında ikimiz için de bir anlamı vardı: Agota Kristof, romanlarını ana dili olmayan bir dilde, yani Fransızca yazıyordu. Ve çok başarılıydı. Bu yazıda kısaca ondan, edebiyatından, en sevdiğim iki kitabından bahsedeceğim ve Fransızca’dan kendi çevirdiğim kimi alıntıları, en sevdiğim yerleri ekleyeceğim.
Kimlik, Geçmiş ve Dil Üzerine: İçsel Bir Harita | Aysu Altaş
” Zaman kendini yok ediyor… Dün, bugün, bu kelimelerin anlamı ne? Yağmur yağıyor. Sonra kar yağıyor. Bir kere güneş beliriyor, sonra rüzgâr çıkıyor. Hepsi şimdi var. Hepsi vardı ya da hepsi olacak değil. Hepsi şimdi yaşanıyor. Her zaman böyle. Çünkü var olan her şey bende yaşıyor, zamanda değil. Ve benim içimde, her şey şimdi yaşanıyor.”
Dün, Agota Kristof – Çeviri: Aysu Altaş
Yıllar önce okuduğum iki kitabını, geçtiğimiz günlerde raftan alıp en baştan okudum. Aradaki sürede üniversiteye başlamıştım ve tahmin edersiniz ki liseden beri bir sürü şey, okuduklarımdan yazdıklarıma ve olduğum insana değin, değişmişti. O kitabı bir gecede okuduğum o gün ve hissettiklerim hâlâ aklımdaydı. Aynılarını yeniden, bu kez de hissettiğimde, bu yazının konusunu belirlemek benim için tabii ki zor olmadı. Çünkü kitabı bu kez okuduğumda, ben de artık bir çocuk değildim. Bu defa, çocukluğunu anlatan ve onu cümleleriyle bize sunan yalnızca Kristof değildi, şimdi ikimizin, benim de artık farkında bulunduğum benzer bir deneyimimizi sunuyordu.
Kimlik, Geçmiş ve Dil Üzerine: İçsel Bir Harita | Fotoğraf: https://denfranskebogcafe.com/
Agota Kristof ve Onun Edebiyatı
Agota Kristof, edebiyatla sınırların, sürgünün ve sessizliğin kesişiminde yer alan bir yazar. 1956’da Macaristan’dan kaçarak İsviçre’ye yerleşen Kristof, ana dilini geride bırakmak zorunda kaldıktan sonra Fransızca yazmaya başlamış. Bu durum, onun metinlerinde hem dilin hem de aidiyetin ne kadar kırılgan ve geçici olabileceğini gösteren önemli bir izlek oluşturuyor. Dün ve Defter adlı eserleri ise bu izleklerin en çarpıcı örnekleri arasında yer alıyor. Agota Kristof’un edebiyatı, hafıza ile kurmaca arasındaki çizgiyi sürekli sorguluyor. Okuyucuyu da bu sorgulamanın bir parçası hâline getiriyor. Her iki eser de yaşanmışlıkların izini süren, unutmanın ya da hatırlamanın yükünü taşıyan karakterler aracılığıyla, bireysel ve toplumsal travmaların edebiyata nasıl yansıdığını gösteriyor Kristof’un metinlerinde herhangi bir süsleme ya da anlatım oyununa yer yoktur. Tam tersine, sadeleşmiş bir anlatımın içine gizlenmiş bir gerçeklik ve duygu yoğunluğu vardır. Bu da onun eserlerini etkileyici kılan en önemli unsurlardan biri olarak karşımıza çıkıyor.
“Benim hayatıma gelince; birkaç kelimede özetlenebiliyor: Line geldi ve sonra gitti.”
Dün, Agota Kristof – Çeviri: Aysu Altaş
Dün isimli kitabını, yazdığı dilde, yani Fransızca olan orijinal versiyonundan okumama rağmen, cümlelerin kısalığı ve basit gramer yapıları benim hiç zorlanmadan okumama olanak vermişti. Bu bile aslında, dilinini ne denli sade ve gösterişten uzak kullandığına dair çok büyük bir işaret. Bu, belki de bir dengeleme yöntemi: Ele aldığı temalar öylesine ağır ve büyük ki, onların daha etkileyici kılınmasına gerek yok. Başlı başına anlattıkları ve iletmek istedikleri yeterli.
Agota Kristof’un edebiyatı, bahsettiğim üzere, okuru rahatsız eden ama tam da bu rahatsızlıkla düşündüren bir düzlemde ilerliyor. Ne duygu sömürüsüne başvurur ne de okuru yönlendirmeye çalışıyor. Cümleleri sade, dili neredeyse mekanik bir soğuklukla örülü. Ancak bu soğukluk, anlatının duygusuz olduğu anlamına gelmez — aksine, bastırılmış ya da suskun bırakılmış bir acının daha etkili anlatımı. Dün adlı kısa romanı da bu anlamda yazarın dünyasına açılan en çarpıcı kapılardan biri.
”Caroline’nin gidişinden iki yıl sonra kızım Line doğdu. Bir yıl sonra da oğlum Tobias. Sabahları onları kreşe bırakıyoruz. Akşamları alıyoruz. Karım, Yolande, adeta örnek bir anne. Ben, hâlâ fabrikada çalışıyorum. İlk durakta artık kimse otobüse binmiyor. Artık yazmıyorum.”
Yaklaşık 80 sayfalık bu ince kitap, hacmine rağmen son derece yoğun, çetin ve katmanlı bir metin. Olaylar kadar anlatım biçimi de önem taşıyor. Kristof, burada zaman, kimlik ve gerçeklik kavramlarıyla sürekli oynuyor. Örneğin anlatıcı belirsizdir; ne kadarına güvenebileceğimiz meçhul. Kurgu ile gerçek arasındaki çizgi silikleşiyor, okur çoğu zaman neyin yaşandığını, neyin hayal edildiğini ayırt etmekte zorlanıyor. Fakat işin ilginç yanı, bu bulanıklık okuma deneyimini zedelemez; tam tersine metnin atmosferini güçlendiriyor.
Kristof’un roman boyunca kullandığı anlatım dili oldukça sade ama bilinçli bir ölçülülük taşıyor. Cümleler kısa, sözcükler seçilmiş, anlatım her tür duygusal abartıdan arındırılmış. Bu tutum, okura olayların kendisini yargılama, hissetme ya da anlamlandırma alanı tanıyor. Yazar, okuru yönlendirmektense onu kendi sessizliğinde bırakarak daha içsel bir karşılaşmaya davet ediyor.
Dün, çocukluk, yoksulluk, sürgün, dil ve aidiyet gibi Agota Kristof’un tüm külliyatında tekrar eden temaları işliyor. Ancak bunu yaparken otobiyografik göndermelerden de izler taşıyor. Yazarın Macaristan’dan İsviçre’ye zorunlu göçü, dilini kaybetmesi ve yabancılık hissi, romanın dokusunda hissediliyor. Bu nedenle kitap yalnızca bireysel bir anlatı değil, aynı zamanda tarihsel ve toplumsal bir belleğin dışavurumu.
Roman boyunca dikkat çeken bir diğer unsur ise sessizlik. Karakterlerin konuşmaktan çok sustukları, ilişkilerin doğrudan değil ima yoluyla kurulduğu bir dünya söz konusu. Sessizlik burada sadece sözcüklerin yokluğu değil; aynı zamanda bastırılmış kimliklerin, dile getirilemeyen geçmişin, ifade edilemeyen acının sembolü.
Dün, klasik anlamda “olay örgüsü” bekleyen okurlar için alışılmadık olabilir. Fakat bu kitapta olaylardan çok bir atmosfer, bir zihin hâli, bir kimlik mücadelesi anlatılıyor. Okurdan sabır değil, dikkat bekleniyor. Her detay, her belirsizlik bir anlam taşıyor. Ve her belirsizlik aslında tanıdık bir duyguyu çağırıyor: İnsan olmanın çelişkili doğasını.
Agota Kristof’un bu kısa ama etkili romanı, edebiyatın yalnızca anlatmak değil, susturmak ve bekletmek gibi eylemlerle de güçlü olabileceğini hatırlatıyor. Dün, okunup kenara bırakılacak bir kitap değil; tekrar dönülecek, üzerine düşünülecek, belki biraz da unutulmayacak bir metin. Hafızanın, kimliğin ve dilin sınırlarını merak eden herkes için bir tür içsel harita.
Bazı kitaplar okura yalnızca bir hikâye anlatmaz, aynı zamanda nasıl anlatıldığını da sorgulatır. Agota Kristof’un Defter adlı romanı tam da bu türden bir metin. Savaş, yoksulluk, ahlak, hayatta kalma, vicdan gibi büyük temaların etrafında dolaşan kitap, tüm bunları alışıldık edebi duygusallıktan uzak, neredeyse buz gibi bir dille anlatıyor. Ve belki de tam bu yüzden etkileyici: Çünkü hissettirmeye çalışmadan, doğrudan ve yalın bir şekilde anlatıyor. Kristof’un edebiyatında olduğu gibi burada da söylenen kadar, söylenmeyen önemli. Bu yanıyla, Kristof bana çoğu kez Kafka’yı hatırlatmakta.
Defter, Agota Kristof’un üçlemesinin ilk kitabı. Tek başına okunabilecek bağımsızlıkta bir roman olmasına rağmen, devam kitapları olan Kanıt ve Üçüncü Yalan ile birlikte daha da derinleşen bir yapıya sahip. Ancak bu yazı özelinde yalnızca Defter üzerinde duracağım.
Roman, savaş sırasında büyükannelerinin yanına gönderilen ikiz kardeşlerin gözünden anlatılıyor. Bu ikizler, olayları son derece nesnel, duygusuz ve yorum yapmadan kaydederler. Hatta romanın adının “Defter” olması da bu yüzden anlam taşıyor. Onlar için yazmak, duyguları dışa vurmak değil; sadece olanı kaydetmek anlamına geliyor. “Bir şey doğruysa yazılır; yanlışsa silinir.” Bu kadar basit ve sert bir anlayışla ilerleyen anlatı, okuru alışık olmadığı bir etik ve estetik dünyaya sokuyor.
Kitabın dili şaşırtıcı biçimde yalın. Cümleler kısa, net ve açıklamadan uzak. Ancak bu sadelik bir eksiklik değil, bilinçli bir tercih olarak romanın ruhunu oluşturuyor. Kristof, okuyucunun duyguya boğulmasını değil, düşünmesini istiyor. İkizlerin yaşadıkları karşısında bir anlatıcı duygusu sunmaz, yönlendirme yapmıyor. Bu yönüyle Defter, edebi açıdan oldukça aykırı bir yerde durur: Ne duygusal, ne romantik, ne de dramatiktir. Ama tüm bunların ötesinde, derin bir insanlık hâli taşıyor.
Romanın en dikkat çeken yönlerinden biri de ahlaki belirsizliktir. İyilik ve kötülük, alışık olduğumuz çizgilerle ayrılmıyor. İkizlerin bazı davranışları karşısında okurun yargılamaya yönelmesi kolaydır; fakat kitap bu yargıyı asla kolaylaştırmıyor. Çünkü içinden geçilen koşullar —savaş, açlık, ihmal, şiddet— her eylemi yeniden tanımlar. Kristof’un başarısı da burada yatıyor: Sıradan bir “kötülük hikâyesi” değil, ahlaki sınırların muğlaklaştığı bir insanlık hikâyesi anlatıyor.
Defter, aynı zamanda bir tür yazma ve anlatma üzerine düşünme metni sunuyor. Gerçeğin nasıl kayda geçtiği, bir olayın yazılma biçiminin kendisi kadar önemli olduğu fikri, kitabın temelinde yer alıyor. “Yazmak için önce acıya dokunmak gerekir mi?” ya da “Gerçek sadece tanık olunmuş bir şey midir?” gibi sorular, okurun zihninde yer etmeye başlıyor.
Agota Kristof’un bu romanı, kolay tüketilebilecek bir metin değildir. Kısa olmasına rağmen yoğunluğu fazladır. Bazen rahatsız edici, bazen mesafeli ama her zaman etkileyici bir dili vardır. Savaşın çocuklukla, masumiyetin acımasızlıkla, yazının suskunlukla yan yana geldiği bu kitap, çağdaş edebiyatın en güçlü ve en özgün örneklerinden biri olarak yerini alır Defter, edebiyatın ne anlattığından çok nasıl anlattığıyla insanı sarsabileceğini hatırlatan bir roman.
Herkese keyifli okumalar.
Kapak Fotoğrafı: Terrabayt
İlginizi çekebilir: Elif Nur Uyanık’tan Uzak Tepeler
Devam edebilmek için en az 5 kategori seçmelisiniz.
Etiket takip edin - İsteğe bağlı (2 / 2)
İlginizi Çekeceğini Düşündüğümüz Popüler Etiketler
E-bülten Üyeliği
Öneri / Sorun Bildir
theMagger.com ile ilgili önerilerinizi veya theMagger.com'da gördüğünüz aksaklıkları buradan bizimle paylaşabilirsiniz. Şimdiden çok teşekkürler!
Adblock'unuzu Kapatmaya Ne Dersiniz?
theMagger, sponsorluk ve reklamlarla gelişen bir platform.
AdBlock'unuzu kapatarak beraber büyüdüğümüz markaların yaratıcı reklamlarını görebilir; siz de bizlere dolaylı olarak katkıda bulunabilirsiniz.
My page id: yGXoIdJai1XYAxHjknVZeMELseuBf0YQb43gIqKn78ShCa8RU9TwMNm2TtycgCUPLmp5Wwb2qVr7K3iQZ6Av4FrvtD9OPDs5OGSHAnalytics id: hX08hm2ESxC3aqTAg4uDH4R0mZUkp3dIibSB5bQk5eOftfo6PEZv7nOVMJc1sy92T9NL71zaV8jngqjPKeLGlQGWrBFDUCsHyApr
theMagger Newsletter: E-Bülten'e Üye Olun!
theMagger.com'dan popüler yazılar, theMagger News'tan filtremizden geçen haberler ve theMagger Ajanda'dan sizin için seçtiğimiz etkinlikler e-postanıza geliyor! theMagger Newsletter'a üye olarak Pazartesi ve Cuma günleri ruhunuzu besleyen theMagger önerileriyle buluşun.
theMagger Newsletter'a üye olarak Pazartesi ve Cuma günleri ruhunuzu besleyen theMagger önerileriyle buluşun.
İlk yorumu siz yazın!