Ressam Pınar Tınç, “Seni Seviyorum Anne”, “Masumiyet”, “İyi Geceler Bebeğim”, “Yuvaya Dönüş” ve “Je Ta’ime” sergileriyle kazandığı beğeninin ardından bu kez sanatseverlerle “yok oluş, varoluş ve rejenerasyon” kavramlarını ele aldığı “Yenilenme – Regeneration” sergisiyle Bozcaada Belediyesi Itırlı Bahçe’de buluşuyor. Avangart üslubunda modernitenin araçlarını kullanarak geleneksel sembolleri çağdaş bir biçimde yorumlayan çini mürekkebi ustası Pınar Tınç, yaşlanmamak, mutlu kalmak, tok durmak ve ölmemek gibi insan yapısının temel taşlarını oluşturan kavramlara sanatının gözünden yaklaşıyor. 1 Eylül’den itibaren resim tutkunlarıyla buluşacak olan, küratörlüğünü Uğur Batı’nın üstlendiği, “Regeneration – Yenilenme” başlıklı sergi, 15 Eylül’e dek Bozcaada Sanat Galerisi’nde resim tutkunlarını bekliyor. Sergiyi Ada’da yakından takip etme şansı buldum. 

img-20250902-wa0003
Pınar Tınç “Regeneration – Yenilenme” Sergi Açılışında | Fotoğraf: Enes Kudu

Varoluş ve yok oluş, yaşam çizgimiz üzerinde ilerlerken en çok sınadığımız ve tarafından en çok sınandığımız kavramlardır. Yaşam, bir varoluş biçimi ve yokluğa doğru giden bir yolculuğu var. Bu yolculuk sırasında anlam arama telaşı insanın peşini bırakmaz. Bu anlam arayışının sonucu bambaşka yerlerden doğabilir. Bir insan, bir ilişkilenme biçimi, bir nesne, bir duygu…  Her şeyden bir anlam çıkabilir ya da bir anlam ihtimali doğabilir. Ve tüm bu varoluş ve yok oluş mücadelesinden doğan çatışma bize yaşamın içinde bir yer verir. Bazen o yere bağlı bazen de ondan uzak tutkumuzu yansıttığımız bir üretim biçiminde nerede olursak olalım o yere varmış oluruz. 

katman-1
Soldan sağa; Uğur Batı, Pınar Tınç, Yahya Göztepe | Fotoğraf: Öznur Öztürk Demirer

Açılışı Bozcaada Itırlı Bahçe Sanat Galerisi’nde gerçekleşen ve 15 Eylül’e kadar izleyicilerini bekleyen “Yenilenme – Regeneration” başlıklı yeni sergisinde Pınar Tınç, “yok oluş, varoluş ve rejenerasyon” kavramlarını ele aldığı eserleriyle karşımıza çıkıyor. 16 eserden oluşan sergisinde Pınar Tunç, “ruh, zihin ve beden” üzerine tek tek düşünülecek kavramları resmi üzerinden yekpâre olarak ele alarak insanın yaşamı için büyük anlam kapıları aralamaya çabalıyor. Gökkuşağı tonları, doğa renkleri ve mistik sembollerle bu kavramlara sağlam bir zemin oluşturan Tınç, eserlerinde ada hayatının ve çocukluğunun izlerini sürerek kişisel yaşamına başka bir çerçeveden bakıyor.

img-20250902-wa0000
“Derinlik Sarhoşluğu” Tuval Üzerine Çini Mürekkebi | Fotoğraf: Enes Kudu

Avangart üslubunda modernitenin araçlarını kullanarak geleneksel sembolleri çağdaş bir biçimde yorumlayan çini mürekkebi ustası bu iki birleşimi yakalayarak özgün bir tavır sergiliyor. Varoluşçu temayla birlikte sergisinde mistisizmin izlerini süren Pınar Tınç; yaş almak, mutlu kalmak, tok durmak ve ölmemek gibi insanın yapı taşlarını oluşturan kavramlara sanatın gözünden yaklaşıyor. Eserlerinde kullandığı çini mürekkebi tekniği ince detaylar ve güçlü kontrastlar yakalamasını sağlamış. Sergiyi izleme ya da Tınç’ın herhangi bir sergisini yakalama şansı bulacak olanlar, ressamın canlı renk paletiyle yarattığı resimlerinde deniz, ada, kuşlar, bitki örtüsü gibi doğal unsurları bulacak; Afrika, Hindistan ve Okyanusya kültürlerinden mitolojik semboller ve hikâyelerle karşılaşacaklar.

sergi1-4
“Regeneration – Yenilenme” Sergisi | Fotoğraf: Öznur Öztürk Demirer

Sergi açılışı sonrası Pınar Tınç, şimdilerde Bozcaada’da Kalyopi adıyla otel olarak işlettikleri doğduğu evin bahçesinde kendi elleriyle hazırladığı yemeklerin bulunduğu sofranın etrafında hikâyesini anlattı bize. Tınç, “Resim, yemek, otelcilik hepsi benim çok sevdiğim işler.” dedi. Bunları söylerken eliyle doğduğu odayı gösterdi. Köküne bağlı olduğunu söylenen Tınç, Bozcaada için şunları söyledi: “Gidebileceğimiz, yaşayabileceğimiz çok yer var ama ben burada, Bozcaada’da yaşamak istiyorum. Kendi evimde yaşıyorum. Kendi evimi yaşatmak istiyorum. Doğduğum adayı çok güzel anlatmak istiyorum. Onu prezante etmek istiyorum. Diyorum ki; her zaman, yani eğer cennet varsa ve böyle bir yerse ben okeyim diyorum. Cennet böyleyse ben burada yaşamayı seçiyorum. Gerçekten dünyanın en muhteşem lokasyonlarından birisi burası. Biz çok yer gezdik, gördük. Buradaki su hiçbir yerde yok. Gerçekten öyle. Buradaki rüzgâr, buradaki hava, huzur dünyanın hiçbir yerinde yok.” Dolayısıyla sergisinde bu yeniden doğuş, yeniden oluş, yeniden varoluş kavramlarının hepsini içine alarak kendi evine dönüş hikâyesini yarattığını anlattı.

img-20250902-wa0001
“Sonsuzluk” Tuval Üzerine Cini Mürekkebi | Fotoğraf: Enes Kudu

Bize bahşedilen yaşam süresince varoluşumuzun hikâyesi birden fazla kez, başka başka biçimlerde tekrar yaşanır. Kök salmanın, bir yere ait olmanın varoluş çabamızda önemli bir yeri var.  Kök salmak dediğimde bir yerde kalmak anlaşılmasın. Çünkü yaşama kök salmanın yolu; gittiğimiz her yerde, bulunduğumuz her eylemin içinde kendimize kendimiz gibi hissettiğimiz bir ifade zemini bulmuş olduğumuza inanmaktır…

Kapak Fotoğrafı: Öznur Öztürk Demirer

İlginizi çekebilir: Ariadne’nin İpi’nden Dem Bu Dem Açık Hava Sergisi