Bu sene yine Lexus’un araç sponsorluğunda gerçekleşen Venedik festivalini yerinde takip ettim. Festival Venedik’in Lido adasında gerçekleşiyor, normal şartlarda ufak bir nüfus barındıran adada bu dönemde anormal bir yoğunluk oluyor haliyle ama ne olursa olsun birçok sinemasever insan ile aynı ortamı solumak Cannes’da olduğu gibi Venedik’te de bambaşka bir keyif veriyor. Yılın merakla beklenen filmleri de dahil olmak üzere birçok filmi festivalde izleme şansı buldum diyebilirim. Hem kırmızı halısı, hem basın toplantıları hem de film gösterimleriyle ödül sezonuna etki edecek birçok film barındıran takvim oldukça yoğundu. Tüm filmler için de ambargo kalktı, bu vesileyle festival günlüğümü sizlerle paylaşmak isterim.

82. Venedik Film Festivali | Fotoğraf: Lexus ES Sedan

28 Ağustos Perşembe

Festivale Lanthimos’un yeni filmi Bugonia ile başladım. Emma Stone ve Jesse Plemons’ın başrollerinde olduğu filmle, acaba ritmini kaybediyor mu dedirten Lanthimos’un tekrar bir silkelendiğini düşünüyorum. Eski Lanthimos kodlarıyla, ana akım sinemanın kodlarını harmanlayan Yunan yönetmenin Hollywood macerası tam gaz devam edecek gibi görünüyor, oldukça keyifli bir seyirlik bizleri bekliyor Bugonia ile. Gün içindeki diğer filmim pek sevdiğim Noah Baumbach’ın son filmi Jay Kelly idi. George Clooney ve Adam Sandler’ı başrollerine taşıyan filmin kötü bir film olduğunu söylemek imkansız. Fakat özgünlüğünü nereden aldığını kendi de bilmiyor filmin. Seyri çok kolay, zaten Clooney de kendini oynarcasına bir performans veriyor. Ödül sezonunda Adam Sandler’a beklediği adaylıkları getirebilir.

4-240
82. Venedik Film Festivali | Fotoğraf: Eralp Alper

29 Ağustos Cuma

Çok sevdiğim yönetmenlerden Park Chan-wook’un son filmi No Other Choice’u izledim. Modern dünyada eskiyen işler ve sektörler üzerinden karanlık ve absürt mizah soslu bir anlatı kuran yönetmen, taş gibi bir film çıkarmış ortaya yine. Benim festival boyunca en sevdiğim filmlerden biri de No Other Choice oldu. Günün devamında bir Slovak filmi olan Father isimli filmi izledim. Orizzonti seçkisinde yer alan film konu itibarıyla çok çarpıcı ama hakkında pek bir şey bilinmeden izlenirse çok daha iyi olur. Ben çok beğendim. Günün üçüncü filmi ise tam bir hayal kırıklığıydı. Mads Mikkelsen’in yeni filmi The Last Viking, önceden de beraber çalıştığı yönetmen Jensen ile yeni bir komedi denemesi ama maalesef güldürdüğünden daha çok sıkıyor film… Günün son filmi ise, Willem Dafoe ve Greta Lee’yi başrolüne taşıyan Late Fame’di. Yıllarını postacılığa vermiş eski bir şair, bir grup şair zengin çocuğu tarafından keşfediliyor ve bir anda hayatı değişiyor. Küçük ve tatlı bir film, özellikle Greta Lee muhteşem.

6-132
82. Venedik Film Festivali | Fotoğraf: Eralp Alper

30 Ağustos Cumartesi

Festivalin en sükseli yapımı Frankenstein’dı sanırım. Oyuncuların kırmızı halıda yarattığı etki açısından da, filmin aldığı pozitif yorumlarla da bu hava pekişti. Jacob Elordi’nin kariyerinde bir dönüm noktası yaratabilecek performansa ev sahipliği yapan Frankenstein, Del Toro’nun bu sene isminden sık sık söz ettirmeye başaracağı bir iş olmuş. Günün diğer filmi ise Altın Aslan ödülünü alan fakat benim pek de keyif alamadığım Jim Jarmusch filmi Father Mother Sister Brother oldu. Üç farklı hikaye anlatan filmler bağımsız olarak da, birbirleriyle kurduğu bağ anlamında da benim için çok bir şey ifade etmedi…

8-104
82. Venedik Film Festivali | Fotoğraf: Eralp Alper

31 Ağustos Pazar

Güne Olivier Assayas’ın son filmi The Wizard Of The Kremlin ile başladım. Paul Dano, Jude Law ve Alicia Vikander gibi isimlerle dikkat çeken film, Sovyet dönemi sonrası Rusya’da bir karakter çalışması yapıyor. Fakat analiz ettiği karaktere ne kadar ikna ediyor seyircisini biraz muamma. Uzun süresine rağmen yine de kendini izletmeyi başarıyor. Bir diğer film ise kendini asla izletmeyi başaramayan The Testament Of Ann Lee oldu maalesef. Seyircileri ikiye bölen film herhangi bir elementiyle beni tavlayamadı ve salonu terk ettim…

9-76
82. Venedik Film Festivali | Fotoğraf: Eralp Alper

1 Eylül Pazartesi

Büyük merakla beklediğim The Smashing Machine, festival boyunca en severek izlediğim filmlerden biri oldu. Yönetmen Safdie kardeşlerin ayrılığı sonrası Benny Safdie’nin ilk filmi ve Benny bu filmle de en iyi yönetmen ödülünü aldı. Dwayne Johnson’a da ödül sezonunda birçok adaylık getirecek bir performans mevcut. Ben kendisinin özünde iyi bir oyuncu olduğuna tek filmle ikna oldum… Günün diğer filmi, festival boyunca salondan iyi anlamda en çok tepki alan film Dead Man’s Wire‘dı. Gus Van Sant’ın son filmi bir adam kaçırma hikayesi anlatıyor. “Zenginleri yiyelim” duruşunun bir örneği olan filmin gerçek bir hikayeden uyarlandığını da not düşeyim. Bill Skarsgard’ın muhteşem performansından dolayı şans verilebilir.

7-107
82. Venedik Film Festivali | Fotoğraf: Eralp Alper

2 Eylül Salı

A House of Dynamite. ABD’ye doğru gelen bir füze, ne nereden geldiği belli ne ABD’nin nasıl bir reaksiyon vereceği. Bir kriz yönetimi sürecini anlatan film, aynı olayı üç farklı bakış açısından anlatıyor. İlk bakış açısı ilgi çekiciyken, gitgide merakımızı kaybetmeye başlıyor, finalde de tüy dikiyor maalesef. Festivalin en tartışmalı filmlerinden biri de In The Hand of Dante’ydi. Ünlü sağanağı olan filmin ne yapmaya çalıştığını anlamak güç ama modern ve garip bir Dante anlatısı izlemek isteyen varsa bir baksın, olmasa da olur ama bence…

1-389
82. Venedik Film Festivali | Fotoğraf: Eralp Alper

3 Eylül Çarşamba

Albert Camus’nun Yabancı isimli romanından uyarlama olan François Ozon filmi The Stranger. Romanın ruhsuz ve etkileyici havası filmde de mevcut. Yönetmenlik açısından oldukça dikkat çekici. Siyah beyaz olması ve tahmini düşük pazarlama bütçesiyle adından ne kadar söz ettireceği şüpheli… Günün diğer filmi festivalin en flaş filmlerinden biri de The Voice of Hind Rajab’dı. Filistin’de 6 yaşında bir kız çocuğunun hayatta kalma mücadelesini anlatan film, aldığı alkışla ve konusuyla festival gündeminin merkezine oturdu. Ödül töreninden de Jüri Büyük ödülüyle ayrıldı.

4 Eylül Perşembe

Remake isminde, oldukça kişisel ve dramatik bir belgesel izledim bugün. Oğlunu kaybetmiş belgeselci bir babanın bu hikayesi, aile olmaya dair çok farklı şeyler söylüyor. Bugün festivalde sadece bu filmi izledim, yükü de 2-3 filme bedeldi.

img_3730-2
Melis Sezen & Lexus | Fotoğraf: Eralp Alper

5 Eylül Cuma

Slient Friend, festivalin en sevilen filmlerinden biri oldu. Ben maalesef çoğunlukla aynı tarafta değilim. Bir ağacın çevresinde gelişen 3 farklı hikaye anlatarak güçlü sinematografisiyle fark yaratmak isteyen yönetmen Enyedi, bende herhangi bir etki yaratamadı… Kapanış filmim ise Orizzonti seçkisinde en iyi film ödülünü alan On The Road isimli film oldu. Oldukça sert bir yol hikayesi anlatan film, görsel ve işitsel anlamdaki tercihleriyle unutulması güç bir deneyim vadediyor. Festivalin benim için de son hatırası Lexus Türkiye’nin konuğu olarak festivale katılan Melis Sezen’le buluşmak oldu. theMagger adına kendisiyle buluşmamızdan sonra yarışma seçkisinden The Sun Rises on Us All filmini izledi ve öncesinde de kırmızı halıda boy gösterdi. Melis Sezen ile sohbetimizde theMagger takipçileriyle Instagram üzerinden buluşacak, takipte kalın…

Bu senelik benden bu kadar diyeyim. Önümüzdeki film festivallerinde görüşmek umuduyla, sevgiler.

Kapak Fotoğrafı: Eralp Alper

İlginizi çekebilir: Eralp Alper’den Hot Milk