Erman Çobanoğlu ile: Çizgi Dünyasının Söyledikleri Üzerine
Her tanışıklık başka bir hikâyenin içerisine dahil eder insanı. Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşımın röportaj teklifi vesilesiyle sanatçı Erman Çobanoğlu‘ndan haberdar oldum. Web sitesini ziyaret ettiğimde beni karşılayan “çizgi&fikir” ibaresi kafamda sorular döndürmeyi başladı. Sorularımla ve Erman Çobanoğlu’nun ilham verici cevaplarıyla sizi baş başa bırakmadan önce sitesinde kendisi hakkında yazılanları paylaşmak isterim: “1982’de İstanbul’da doğan Erman Çobanoğlu, çocukluk yıllarından itibaren resim ve heykel dünyasının içinde büyüdü. Kolej yıllarında sanatçı Teymur Rzayev’in rehberliğinde çizginin estetik güzelliğin ötesinde kavramsal bir derinlik taşıdığını keşfetti. Bu dönüm noktası, özellikle Hieronymus Bosch’tan aldığı ilhamla, sanatın çok katmanlı anlamlarını sorgulayan bir yaklaşım geliştirmesini sağladı. İstanbul’un kozmopolit kültür ortamı, sanatçının farklı kültürlerle kurduğu diyaloğu besleyerek eserlerine evrensel bir bakış açısı kazandırdı. Çobanoğlu’nun işleri; yaratılış, varoluş, denge, sorgulama ve eşitlik gibi temalar etrafında şekillenir. Katıldığı sergiler ve müzayedelerle sanat ortamında varlığını hissettiren sanatçı, düşündürücü ve derinlikli kompozisyonlarıyla dikkat çekmektedir.”
Merhabalar Erman Bey. Direkt bir soru ile başlamak isterim. Kendinizi tanıtır mısınız ? Bugüne kadar yaşam yolculuğunuzu şekillendiren meseleler, uğraşılar neler oldu?
Merhaba, oldukça zor bir soru 🙂 Kendi halinde biriyim diyebilirim. Yaşam, bir mucize benim için. İki bilinmezlik arasındaki bir moladayız ve buna yaşam diyoruz. Bu açıdan yorumladığımda, bu döngüde başımıza gelen her bir durum, aslında bizi bize yaklaştıran birer araç bana göre. İçimizdeki aynalara bakabilmemiz kadar, onları kırabilmenin cesaretini de kendi içimizde bulmak, asıl özgürlük. İç gözlemler ve dünyevi normlar üzerinde genelde değerlendirmelerim oluyor. Biriktirebildiklerimi de zaman içinde farklı şekillerde kalıcı hale getirmeye çalışıyorum.
Web sitenizi açtığımda “çizgi & fikir” ibaresi karşıma çıktı. “Çizgi”nin bir ifade biçimi olarak hayatınıza girdiği anı hatırlıyor musunuz?
Kendimce oluşturduğum bir site. İncelediğiniz için teşekkür ederim öncelikle. Çocukluk yıllarımdan beri çizim hep hayatımda oldu. Ben, çizgilerin güzel olmasının gerekliliğinden çok, fikri olmalıdır düşüncesiyle hareket eden biriyim. Estetik kaygısı ve algısıyla toplumun nasıl ruhsuzlaştığını hepimiz gözlemliyoruz. Bu bana göre çizgiler için de geçerli. Sanırım bu sorunuza da çocukluğumdan beri diyebilirim genel olarak.
Hikâye anlatmanın, bir şeyler söylemenin bin bir yolu var. Çizgi dünyası size nasıl bir hikâye anlatıcılığının kapılarını aralıyor?
Bu dünya bana anlatılan hikâyelere dair sınırların olmadığı, dinleyiciyi izleyiciye ve hatta o hikâyenin içerisine dâhil olabilmesini sağlayan, kendi iç sesiyle kendi hikâyesini dinleyebilmesini sağlayan bir yer. Kalıpları ve formları içsel olarak dönüştüren bir dünya. Ve o kapının önündeki sohbetler de en kıymetlileri. Orada anlatıcı ve dinleyici aynı kişi oluyor.
Sanatsal ifade biçiminizi oluştururken bakış açınıza katkı sağlayan çevresel, fikirsel ve yaşamsal unsurlar neler oldu? Yolculuğunuza neleri dahil ettiniz, neler ilgi dünyanıza giriyor?
Sanat benim için kültürel ve toplumsal düşünce miraslarının aktarımıdır. Bendeki karşılığı ise “çırak” kalmanın sanatsal bir gereklilik olduğu. Bu çıraklık hevesinin, kendinizi daha özgür, günümüz norm ve bakış açılarından ari, kendinizi ve fikirlerinizi keşfetme ve öğrenme alanını beslediğine inanıyorum.
Sanatçıların gündelik uğraşılarla, gerçekle kurduğu ilişki önemli ve merak uyandırıcı bir mesele. “Gerçek”, sizin için ne ifade ediyor? Arkasında nasıl bir meydan okumayı barındırıyor sanatınız için?
Kolektif bilinçle oluşan gerçekliğin dışındaki gerçeklik benim için aslolan diyebilirim. O alanda tanımlar ve etkileşimlerin dışında, kendi gözlemlerinizle gerçekliğinizi oluşturuyorsunuz. Varlığınızın farkındalığı ile hareket edebilmek, “gerçeğe” ve “gerçek algısına” başlı başına bir meydan okumadır. Yaptığım çalışmalarımda ise bu yaklaşımım, katmanlar arası geçişleri ve kompozisyonun algısını herkes için kabul edilebilir olmaktan çıkaran bir unsur oluyor.
“Ne isen O’sun” felsefesinden esinlenen ve 10 eserden oluşan yeni seriniz nasıl ortaya çıktı? Ne gibi fikirlerin iz düşümü eserlerinize yansıdı?
Son çalışmam Simurg ile bu seri benim için anlamlı bir tarihte bitti sonunda. Aslında yaklaşık 3 – 4 seneye yayılan bir çalışmalar bütünü. Kavramsal tanımların ötesinde yaradılışın, “an”daki ruhsal betimlemeleri hepsi. Parçası olduğumuz ve bir bütünde yer aldığımız döngüye dair sorgulamalar diyebilirim. Ve yaradılış kökenlerimize ve amacımıza dair de birer hatırlatıcı.
Eserlerinizde geometrik örgüler, hayvan figürleri, hatırlatıcı semboller ve organik dokuların üst üste bindirildiğini görebiliyoruz. Bu unsurların kullanımı ne gibi temaların gölgesinden ortaya çıktı?
Ruhun arkeolojisi diyorum ben bu katmanlara. İçe bakan uyanır felsefesinden hareket ile kendi içinizde inebildiğiniz her derinlikte karşılaştığınız farklı his ve görüler ile şekilleniyorlar.
Üretim pratiğinizde ne gibi teknikler kullanmayı tercih ediyorsunuz? Kullandığınız teknikler, nesneler işaret etmek istediğiniz noktalara nasıl bir ışık tutuyor?
Çalışmalarımda genelde karışık teknikle ilerliyorum. Sınırlayıcı bir materyal olmadan o anımda içimden gelen hisse hitap eden hangi araç ise diyebilirim. Bu bana, o bahsettiğiniz ışığa minnet duymamı sağlıyor.
Eserleriniz izleyicilerini nasıl bir yolculuğa davet ediyor? İnsanlara vermeyi umduğunuz sorgulamalar neler?
Sahibi olmadığımız bir Dünya’nın farkına varmamız dönüşüm için kilit taşı. Benimsetilen düzen ve medeniyet algılarının dışında dolaşmaya ve dâhil olmaya davet desem sanırım hata etmiş olmam. Peki sizin açınızdan çalışmalarımın sizde uyandırdığı his ne? Ben de soru sormuş olayım:)
Daha önce herhangi bir röportajımda bana bir soru yönelmemişti. O yüzden öncelikle bunun için çok teşekkür ederim. Çalışmalarınız insanın iç dünyasına dair bir merak uyandırıyor. Bu merak hem başkalarına dair hem de kendi iç dünyamıza dair bir merak. Dolayısıyla bu merakın peşinde kişisel yaşamlarımızın tarihine dair bir kazı yapmak elzem hale geliyor. Zamanla kurduğumuz ilişki de mekana ve nesnelere dair bir şeyler söyler bize. Özetle söylemek istediğim; eserlerinizde kişiyi kendisiyle, etrafıyla ve başkalarıyla etkileşime davet eden bir yan var.
Kapak Fotoğrafı Kaynağı: Erman Çobanoğlu
İlginizi çekebilir: Enes Kudu’dan Pınar Tınç’ın Regeneration Sergisi Üzerine

Enes Kudu 










Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!