Floreluctus: Yasla Açan Çiçekler ve Hazır Olmadığımız Yüzleşmeler
Bazen sanat, siz hazır olmadığınızda bile ihtiyacınız olanı karşınıza çıkarır. Benim için bu an, Artweeks İstanbul kapsamında The Ritz-Carlton Residences’da gezdiğim Cem Güventürk’ün “Floreluctus” sergisiyle yaşandı. Dördüncü kata çıktığımda beni karşılayan ilk eser, o an diğer bütün işlerin önüne geçti ve beni kişisel bir yüzleşmenin içine çekti. Belki de ilk kez bir sergide gözlerim doldu. Yakın zamanda bir kayıp yaşamanın verdiği tazelikle, yaşamaktan korktuğum, ertelediğim ne kadar duygu varsa, o an, orada benimle yüzleşti.
Cem Güventürk’ü çoğunlukla, sosyal medyada veya çeşitli platformlardaki söyleşilerde karşımıza çıkan, duygularımıza doğrudan dokunan ve kolay bağ kurmamızı sağlayan çizgi/illüstrasyon temelli işleriyle tanıyoruz ancak, sanatçının üçüncü kişisel sergisi “Floreluctus”, bu popüler dilin ardında ne kadar derin ve katmanlı bir kavramsal altyapı yattığını sarsıcı bir netlikte ortaya koyuyor. Serginin küratörü Begüm Güney ile birlikte seçtikleri “Floreluctus” ismi, tüm konsepti özetliyor. Latince iki kelimenin birleşimi: “Flora” (Çiçek, doğa) ve “Luctus” (Keder, yas, matem). Yani “Yasla Sulanmış Çiçek” ya da “Matem İçinde Açan Çiçek”.
Beş Aşamayı Tersten Okumak
Psikiyatrist Elisabeth Kübler-Ross’un meşhur “Yasın Beş Aşaması” modelini (İnkar, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenme) duymuş olabilirsiniz. Genellikle bu modeli, sırayla ‘atlatılması’ gereken doğrusal bir süreç veya bir tür iyileşme reçetesi olarak görürüz.
Floreluctus, bu beş aşamayı bize tersten sunarak ezber bozuyor. Sanatçının sıralaması şu şekilde: Kabullenme, depresyon, pazarlık, öfke, inkar. Bu tersine sıralama, yasın bir iyileşme süreci değil, bir psikolojik arkeoloji olduğunu öne sürüyor. Güventürk’e göre “Kabullenme”, iyileşmenin son durağı değil; aksine, yaranın üstünü örten, dışarıya gösterdiğimiz en yüzeydeki katman, yani sosyal maskedir. Sanatçı bizi bu maskeyi kazımaya davet ediyor. Derine indikçe depresyonu, ‘keşke’lerle dolu pazarlığı, kaybın şiddetine isyan eden öfkeyi ve en dipte, travmanın ham, işlenmemiş çekirdeği olan inkârı buluyoruz.
Çiçeklerin Gizli Dili, Modern Bir ‘Vanitas’
Bu yaklaşım, 16. ve 17. yüzyıl Hollanda resmindeki ‘vanitas’ geleneğinin dâhiyane bir güncellemesi. O eski resimlerde solan çiçekler, kurukafalar ve mumlar bize ölümlü olduğunu hatırla (memento mori) der ve dini bir uyarı yapardı. Güventürk ise bu çiçek metaforunu alıp 21. yüzyılın psikolojik bir analizine dönüştürüyor. Seçtiği çiçeklerin sembolizmi, bu tezi kusursuzca destekliyor:
Kabullenme (Beyaz Manolyalar): Mutluluk değil, yara ile birlikte yaşamanın getirdiği asalet, soyluluk ve dayanıklılık. O onurlu maskedir.
Depresyon (Kasımpatı): Bazı Avrupa kültürlerinde ve Japonya’da doğrudan “ölüm”, “veda” ve “cenaze çiçeği” anlamına gelir. Maskenin altındaki ölü toprağıdır.
Pazarlık (Mavi Ortancalar): Bu çiçeğin sembolik anlamlarından biri “pişmanlık” veya “özür dileme”dir. Tam da yasın “keşke…” veya “eğer…” dediğimiz o evresidir.
Öfke (Kırmızı Laleler): Sadece yıkıcı bir duygu değil; aynı zamanda “karşı konulamaz aşk” ve “tutku” demektir. Kaybın pasifliğine karşı yaşamın tutkulu bir isyanıdır.
İnkar (Beyaz Zambaklar): Bu, en derindeki katman ve en sofistike seçim. İnkar, gerçeğin ‘lekesini’ reddetmektir. Yani Hristiyan ikonografisindeki gibi ‘saflığı’ ve masumiyeti koruma çabasıdır.
Sergi, “Solan Bahçede” adlı yatay formatlı bir final eseriyle bitiyor. Bu resim, diğer beş aşamanın tüm çiçeklerini ve figürlerini bir arada gösteriyor. Mesaj net: Yas, aştığımız beş ayrı durak değil; tüm bu duyguların (İnkar, öfke, kabullenme, depresyon ve pazarlık) bir arada var olduğu, kaotik, bitmemiş ve ‘solan’ bir bahçedir.
Veda Vakti
Ben bu katmanlar arasında gidip gelirken, sergideki gerçek çiçeklere, toprağa dokunup koklarken ne kadar zaman geçirdiğimi hatırlamıyorum. Ayaklarım başka hiçbir alana gitmedi. Resmen büyülendim ve sonra birden Cem Güventürk geldi, eserin sahibi. Kısacık bir sohbet ettik. Ona ne kadar etkilendiğimi, benim için ne ifade ettiğini anlattım. Bu kısa sohbet, deneyimimi daha da anlamlı kıldı. Bazı evreleri tam anlamamış, hatta farklı yorumlamışım.
Örneğin “Pazarlık” evresini (Mavi Ortancalar) ben, kaybettiğim kişiyle değil, tamamen kendimle yaptığım içsel pazarlıklar olarak düşünmüştüm. Cem ise bunu “ölüm ve doğum pazarlığı” gibi daha derin bir yerden yorumladığını anlattı. Sanatın güzelliği de bu; herkeste farklı bir anlamla var olması, tek bir doğrunun olmaması.
Cem Güventürk, illüstrasyonun erişilebilir dilini alıp, onu sanat tarihine ve psikolojiye referans veren bu kadar derin bir konseptle birleştirerek, hepimizi kendi içimizdeki o karmaşık bahçeye bakmaya davet ediyor. O gün “Floreluctus” bana beklemediğim bir anda çok iyi geldi. Bu sergiyi, sanatın dönüştürücü gücüne inanan herkese yürekten tavsiye ediyorum.
Kapak Fotoğrafı: Floreluctus
İlginizi çekebilir: Artsy Magger’dan Edward Burtynsky

G. Yaren Tunç 













Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!