Bu yıl 62. kez düzenlenen Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin davetlisi olarak Antalya’daydım. Türkiye’nin en köklü ve prestijli film festivali olan Altın Portakal, sadece sinemamızın değil, duygularımızın da nabzını tutuyor. 1964’te Halit Refiğ’in Gurbet Kuşları ile kazandığı ilk Altın Portakal’dan bu yana, sinemamızla birlikte toplumun da dönüşümüne tanıklık etmeye devam ediyoruz. Göç meselesi, yalnızlık, siyasi ve ekonomik çalkalanmalar, değişen şehirler, kaybolan dostluklar ya da aşklar… Hepsi o perdede bir yansıma olarak bizimle buluşuyor.

img_0146-4
62. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali | Fotoğraf: Aydan Oksuz

Kalpten Bir Tema, Kalpten Filmler

Bu yıl festivalin teması “Kalpten”di. “Gördüğümüz her şey kalpten…” Altın Portakal’ın ulusal uzun metraj seçkisinde bu yıl birçok yönetmenin ilk filmini izledik. Festival sadece sinemacılar için değil, biz izleyiciler için de bir sığınak. Antalya’nın tuzlu rüzgârıyla seanslara yetişmeye çalışan kalabalıklar, film sonrası yapılan uzun sohbetler… Karakterin söylediği bir cümlenin ardından, o kalabalığa bakarken bir anlığına sessizleşen kent… O anda sinema artık sadece bir sanat değil, bir iç konuşmaya dönüşüyor ve ben de o dönüşümün peşinde bu yıl festivalde izlediğim filmlerden öne çıkanları listeledim.

62. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nden Öne Çıkanlar

img_0148-5
62. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali | Fotoğraf: Aydan Oksuz

Aldığımız Nefes

2000’lerin başında bir Anadolu kasabasında geçen film, bir fabrikanın patlamasıyla yaşamı değişen küçük Esma’nın gözlerinden bir dünyanın yıkılışını anlatıyor. Bir çocuğun sessizliğiyle anlatılan büyüme hikâyesi diyebiliriz. Yoksulluk etrafında hayata umutla tutunma çabasını bir kızın gözlerinden izliyoruz. Başarılı yakın plan çekimleri ve görüntüleriyle Aldığımız Nefes, sade ama güçlü bir diliyle “hayatta kalmanın şiirini” yazıyor.

img_0144-4
Aldığımız Nefes | Fotoğraf: Google

Bağlar, Kökler ve Tutkular

Sunay Terzioğlu’nun ilk filmi Bağlar, Tutkular ve Kökler, mülteci hikayelerine taze bir bakış getiriyor. Bir bot kazasından kurtulan üç farklı karakterin hikâyesini izliyoruz: Dans tutkusu ile nefes alan Hazel, yeni bir kimlik arayan Hamza ve köyde çobanlık yapan Khaled… Güçlü oyunculukları ve sade anlatım diliyle, Bağlar, Kökler ve Tutkular, hem görsel hem duygusal olarak “yer arayışı” hissini bedenimize işliyor.

Erken Kış

img_0142-5
Erken Kış | Fotoğraf: Google

Özcan Alper’in melankolik sinema evrenine aşina olanlar için Erken Kış, yine Karadeniz rüzgârının içinden geçen bir film. Bölgenin sisli yollarında başlayan hikâye, Lia adında Gürcü ve Ukraynalı bir sanatçının taşıyıcı annelikle kesişen yolculuğunu anlatıyor. Leyla Tanlar’ın etkileyici performansıyla En İyi Kadın Oyuncu ödülünü aldığı filmde “annelik, yurt ve aidiyet” temaları iç içe geçiyor. Erken Kış, tamamlanmayan bir aşk hikâyesi ve içsel kaçışın etrafında Karadeniz’in doğal güzelliklerinin ardında kendi yolunu arayanları birleştiriyor. Erken Kış, 28 Kasım’da vizyona izleyicisiyle buluşacak.

En Güzel Cenaze Şarkıları

img_0141-3
En Güzel Cenaze Şarkıları | Fotoğraf: Google

İzlerken eğlendiğim ve sevdiğim filmler arasındaydı En Güzel Cenaze Şarkıları… Ziya Demirel’in kara mizahı, hem hüzünlü hem tuhaf bir ritim tutturmayı başarmış. Bir ölümün etrafında birleşen karakterlerin hikâyesi; abartılı, sarsıcı ama bir o kadar da tanıdık. Esra Dermancıoğlu’nun etkileyici oyunculuğu ve ayrıksı mizahı, Halil Babür’le birlikte filmi ironik bir ahenge dönüştürüyor. Kadınlık, yalnızlık, uzun ilişki çıkmazları… Hepsi kara komedi anlatısıyla birer iç döküş gibi yankılanıyor. En Güzel Cenaze Şarkıları, kasım ayında Ankara Film Festivali’nde de yarışacak.

Parçalı Yıllar

img_0140-2
Parçalı Yıllar | Fotoğraf: Google

Festivalin en çok konuşulan (izleyici tarafından sevilen demek daha doğru olur) yapımlarından biri Parçalı Yıllar’dı. Bu kadar çoşkulu bir izleyici kitlesini bir arada görmemiştim. Parçalı Yıllar, iki farklı kuşak arasından Türkiye’nin son otuz yılına bakıyor, kişisel anıların ülke tarihine karıştığı o bulanık sınırda geziniyor.

1975 Türkiye’sinde ekonomik kriz ve siyasal çöküşün ortasında kalan tiyatrocu Aytekin, hasta karısının tedavisi ve siyasal olaylara karışan oğlunun geleceği için ideallerinden ödün vererek erotik filmlerde oynamaya başlamasıyla gelişen hikâye; bir baba ile oğlun sessiz yüzleşmesi ile zamanın ve parçalanmış bir belleğin içinden geçiyor. Yönetmen Hasan Tolga Polat, her planı bir fotoğraf karesi gibi kurarken, dönemin kültürel ve toplumsal parçalanmışlığı Aytekin’in idealist tavrının yıkımıyla birleşiyor. Yetkin Dikinciler’e En İyi Erkek Oyuncu Ödülü getiren Parçalı Yıllar, hepimizin hayatı gibi biraz parçalı, biraz eksik kalan bir yerden ses veriyor. 

ARCO

Yarışma dışı seçkiler arasında izlediğim ARCO, festivalin en büyüleyici animasyon filmlerinden biriydi. 2075 yılında, gökyüzünden düşen gökkuşağı giysili bir çocuğun hikâyesini anlatıyor. Robotların doğayı unuttuğu bir gelecekte, Iris adlı genç bir kız Arco’yu bulur. İkilinin kaderi, doğa ve insanlık üzerine masalsı bir sorguya dönüşür. Ugo Bienvenu’nun görsel evreni, dijital bir fırça darbesiyle “yitip giden insanlığın” izini sürüyor.

Geceye “Tavşan İmparatorluğu” Damgasını Vurdu

img_0139-4
Tavşan İmparotorluğu | Fotoğraf: Google

Altın Portakal ödül törenine Türk Sinema tarihinin en önemli yönetmenleri katıldı ve o sahnede, Lütfi Akad Ömer, Yılmaz Güney, Atıf Yılmaz, Yavuz Turgut, Zeki Demirkubuz ve Nuri Bilge Ceylan en iyi filmleriyle ödüller aldı. Ancak ilk filmleri olan yönetmenlerde birden çok ödül alan isimler sayılıdır. Bu yıl da Altın Portakal’da böyle bir an’a tanıklık ettik. Seyfettin Tokmak’ın Tavşan İmparatorluğu filmi, aldığı 7 ödülle geceye damgasını vurdu.

“Tavşan İmparatorluğu”, babasının tazı yarışlarına yem olarak verdiği yaban tavşanlarından kurtarabildiklerini madende besleyerek onlara özgürce yaşayabilecekleri bir dünya kurmayı hayal eden 12 yaşındaki Musa’nın hikâyesini anlatıyor. Musa karakteri, yönetmenin Kars’ın Darboğaz köyünde çobanlık yaparken rastladığı Alpay Kaya’da canlandırıyor.

Her film bir hikâye anlatır ama festivalin kendisi bir duyguyu büyütür: Birlikte izlemek, birlikte hissetmek… Altın Portakal, sadece sinemayı değil, insanı ve onun dönüşümünü yeniden hatırlatıyor. Bu yıl da gözlerimiz perdede, kalplerimiz de aynı ritimde buluştu. 

“Rastlantılar yaşamın gümüş anahtarlarıdır. Kimi zaman insana cennetin kapılarını bile açar. Derin sularda yaşayan bu gümüş balıkları, duyarlı bir göz, açılmaktan korkmayan bir yürek ve ‘bilinmeyene’ olta savuracak bilek ister.” Onat Kutlar, Sinema Bir Şenliktir.

Seneye aynı ritimde ve rastlantıların izinde yaşamın gümüş anahtarlarını açmak dileğiyle…

img_0147-4
62. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali | Fotoğraf: Aydan Oksuz

62. Antalya Altın Portakal Film Festivali Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda ödüller

En İyi Film: Tavşan İmparatorluğu (yön. Seyfettin Tokmak) Jüri Özel Ödülü: Aldığımız Nefes (yön. Şeyhmus Altun ve Fevziye Hazal Yazan) En İyi İlk Film: Sahibinden Rahmet (yön. Emre Sert ve Gözde Yetişkin) En İyi Yönetmen: Seyfettin Tokmak (Tavşan İmparatorluğu) En İyi Senaryo: Emre Sert ve Gözde Yetişkin (Sahibinden Rahmet) Cahide Sonku Ödülü: Bilge Şen (Parçalı Yıllar) ve Ezgi Yaren Karademir ile Nanaz Bahram (Bağlar, Kökler ve Tutkular) En İyi Kadın Oyuncu: Leyla Tanlar (Erken Kış) En İyi Erkek Oyuncu: Yetkin Dikinciler (Parçalı Yıllar) En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Yıldız Kültür (Kanto) En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Sermet Yeşil (Tavşan İmparatorluğu) En İyi Müzik: İrsel Çivit (Parçalı Yıllar) En İyi Görüntü Yönetmeni: Claudia Becerril Bulos (Tavşan İmparatorluğu) En İyi Sanat Yönetmeni: Tora Aghabayova (Tavşan İmparatorluğu) En İyi Kurgu: Şöhret Tandoğdu ve Deniz Çizmeci (Noir) FİLM-YÖN En İyi Yönetmen Ödülü: Seyfettin Tokmak (Tavşan İmparatorluğu)

Kapak Fotoğrafı: Aydan Oksuz

İlginizi çekebilir: Zeynep Cemre Şahin’den 32. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali