Bill Skarsgård ile: It Dizisi ve Pennywise Üzerine
Bill Skarsgård, Stephen King’in yarattığı evreni genişleten ve korkunç palyaço Pennywise’ın kökenlerine odaklanan “It: Welcome to Derry” için ikonik rolüne geri döndü. 1900’lerin başından başlayarak Derry kasabasının karanlık geçmişine uzanan It dizisi, “O”nun farklı formlarını ve kasabayı saran kötülüğün tarihsel izlerini merkezine alırken, Pennywise’ın bilinen mitolojisini de yeni katmanlarla derinleştiriyor. Dizinin 15 Aralık’ta HBO Max’te yayınlanan ilk sezon finali vesilesiyle Skarsgård, Pennywise ile kurduğu ilişkiyi, karakterin psikolojisini ve It mitosunun zamansız cazibesini HBO Max için verdiği bu röportajda detaylandırıyor.

Pennywise’ı oynamanın ne kadar yoğun bir deneyim olduğundan daha önce bahsetmiştin. It: Chapter Two filminden birkaç yıl sonra, şimdi de It: Welcome to Derry için bu role geri dönmek nasıl bir his?
Bill Skarsgård: İkinci film çekileceği zaman, karakter bana ilk seferindeki kadar geçmeyecek diye endişelenmiştim ama öyle olmadı. Dizi için de aynısı geçerli. Karakteri çok iyi tanıyorum, her şey anında geri geliyor. O, olduğu gibi biri! Pennywise’ın ruh hâline girdiğimde doğaçlama ya da karaktere uygun şeyler yapmak konusunda kendimi özgür hissediyorum. O role bürünüp geri çıkmak oldukça kolay. Bu çok nadir bir şey. Bir karaktere bu kadar çok kez geri dönme şansım hiç olmamıştı. Tanrım… İlk filmi çekeli ne kadar oldu, dokuz yıl mı?
Pennywise olup yeniden kontrolü elden bırakmanın tedirginlik ve korku karışımı bir tarafı mı var, yoksa daha çok heyecanlı ve eğlenceli mi? Yoksa ikisi birden mi?
Bill Skarsgård: Zor bir soru. Diziye başlarken karakterle ilgili beni endişelendiren hiçbir şey yoktu. Pek bir tedirginlik de yoktu. Pennywise’ın psikolojisine yapılan derin dalış, karakterin ilk yaratım sürecinde gerçekleşmişti ve ben onu zaten yapmıştım. Bu daha çok yeniden içine atlamak gibiydi. Andy ve Barbara Muschietti’yi tekrar görmek çok güzeldi. Sete gelip biraz… “palyaçoluk” yaptım diyelim. [Gülüyor.]
IT: Welcome to Derry ilk birkaç bölümde O’yu başka formlarda gösterdi ve Pennywise’ın dönüşünü 5. bölüm “29 Neibolt Street”e kadar sakladı. Kaybolan çocuk Matty’nin (Miles Ekhardt) palyaçoya dönüşmesiyle karakter geri geliyor. Bu senin dizide çektiğin ilk sahne miydi, yoksa başka sahnelerden sonra mı çekildi?
Bill Skarsgård: Dizide çektiğim ilk şey oydu — direğin etrafında dönüp durduğum, direk dansı sahnesi. [Gülüyor.] Dizide Pennywise’ın ilk göründüğü andı ve çektiğimiz ilk sahne de buydu. Kamera dönmeye başlar başladığında her şey çok eğlenceliydi.

Kamera arkası ekibinde filmlerde de birlikte çalıştığın çok kişi var mı?
Bill Skarsgård: Aynı ekipten insanlar var; Toronto’da protezleri yapan Sean Sansom ve Shane Zander gibi. Ekibin büyük kısmı aynıydı. İlk iki filmin başarısından ve aynı zamanda herkesin hayatında olup bitenlerden sonra tekrar bir araya gelmek tatlı bir duyguydu. İkinci filmi bitireli altı-yedi yıl olmuştur. “Aman Tanrım, Pennywise’a geri döndüm!” gibi büyük bir his yaşamadım. Daha çok etrafındaki her şey zaman zaman gerçeküstü geliyordu. İnsan kendi kendine soruyor: Hiç zaman geçmemiş mi? Hâlâ kanalizasyonda mı takılıp kaldım?
Andy Muschietti, Pennywise’ın büyük sahnelerinin çoğunun olduğu bölümleri yönetti. Ama onun yönetmediği bölümlerde başka yönetmenlerle çalıştın mı?
Bill Skarsgård: Andy yönetmediği bölümlerde bile gelip beni o sahnelerde benimle çalıştı. Bu iyiydi. Başkasıyla ne kadar rahat ederdim bilmiyorum. Pennywise biraz benimle Andy’nin ortak çocuğu gibi, onu başkalarıyla paylaşmaya ne kadar hazır olduğumdan emin değilim.
Andy, It: Chapter Two sırasında hikâyeyi devam ettirme ihtimalini konuştuğunuzu ve Stephen King’in romanında Pennywise’ın bazen benimsediği insan kimliği Bob Gray’e çok ilgi duyduğunu söylüyor.
Bill Skarsgård: İkinci filmi yaparken “Peki üçüncü film nasıl olurdu?” diye çok konuştuk. Konuşulanların hepsi diziyle birebir örtüşmüyor ama izleri var. Ton olarak ilk iki filmden çok farklı olacak bir üçüncü film fikrim vardı. Maskenin arkasındaki adamı anlatan, ilginç bir öncül hikâye. Pennywise’ın ele geçirdiği — ve yediği — Bob Gray. İkinci filmde bununla flört etmiştik. Dizideyse tamamen farklı bir versiyonunu yapma şansı bulduk.

Altıncı bölüm “Daddy’s Little Girl”de Bayan Kersh’in, Juniper Hill akıl hastanesindeki küçük bir kızı yem olarak kullanarak O’yla karşılaştığını görüyoruz. Palyaçoyu kayıp babası sanıyor ve onun hemen korkmaması Pennywise’da kısa bir şaşkınlık yaratıyor gibi. Bu sahneyi oynamak nasıldı?
Bill Skarsgård: O geri dönüş sahnesi çok eğlenceliydi çünkü anlık gelişen bir şeydi. Kim olduğunu fark ediyor ve işe yarayabileceğini anlıyor; “Hah…? Aaaa!” gibi bir an. Sonra gülmeye başlıyor. Onun ona karşı sevecen olmak istediğini düşünmek yanlış. O sadece hesap yapan bir yaratık: “Kim olduğunu anladım ve bana yarayabilir!” dediği an o. O bölümde bahsettiğin küçük an bu.
Yedinci bölüm “The Black Spot”ta ise 1908’de, karnavalda çalışan gerçek Bob Gray’i görüyoruz. Onu canlandırırken ne kadar özgürlüğün vardı?
Bill Skarsgård: Bana pek benzediğini düşünmüyorum! Filmlerde Bob Gray’in bir fotoğrafı var, o yüzden büyük kel kafalı ve sahte kaşlı bir protez yaptık. Dizide de geri dönüşlerde aynı görünümü kullandık. İkinci filmde Pennywise’ın Bob Gray olarak kanla makyaj yaptığı bir sahne vardı, ama gerçek adamı hiç görmemiştik. Ya bir fotoğrafını görüyorduk ya da O’nun birini korkutmak için Bob Gray’e dönüştüğünü.

Welcome to Derry, Bob Gray’in kötü biri olmadığını gösteriyor. Hüzünlü, talihsiz biri. Kızı var; ileride Bayan Kersh oluyor. Onunla gerçekten şefkatli anları da görüyoruz.
Bill Skarsgård: Sahnede “Ne kadar tatlı bir baba…” gibi yazılmıştı. Eşini kaybetmiş masum, iyi kalpli bir adam. Kızını sevdiğine eminim ama onu indirgenmiş, basit bir karakter yapmak istemedim. Alkolik biri ve bir zamanlar büyük sirklerdeyken şimdi gezici bir karnavala düşmüş olması onu perişan ediyor. Kızı var ama karısını kaybetmiş ve çok içiyor. Az sahnede bile alaycı, acı bir tarafı olması bana ilginç geldi. Bu Pennywise değil, tamamen başka bir şey.
Yedinci bölümde O’nun, yakındaki ahırdan tehditkâr bir küçük çocuk formunda Bob Gray’i izlediğini de görüyoruz.
Bill Skarsgård: Bob Gray’in Pennywise’ı canlandırmasını oynamak çok ilginçti. “Palyaçonun insan versiyonu nasıl olur?” diye düşündüm. Şeytani olan değil, şeytani olanın taklidi.
Sahne kapısı açıldığında tanıdık makyajla yeni bir yüz çıkıyor ama kel peruk çizgisini görüyorsun. Sanki “Spirit Halloween” [ABD’de Cadılar Bayramı kostümleri satan bir zincir mağaza] Pennywise’ı gibi.
Bill Skarsgård: 1900’lerin başı, o yüzden biraz vodvil taklidi gibi. Çok eğlendim. Önce Bob Gray’i tam çözdüğümü hissetmedim. Sonra “Tamam, şimdi Bob Gray’i oynuyorum” dedim. Ama aslında Bob Gray de Pennywise’ı oynuyor. Katmanlar vardı. Katman ekledikçe kendinden uzaklaşıyorsun.
Aslında oldukça komik bir palyaçoydu. Gösterisinde pek tehditkâr bir şey yok. Çocuklara yönelik gerçek bir şov.
Bill Skarsgård: Her şey koreografiliydi. Tatlı bir tarafı var. Bob Gray, hayatını eğlenceye dönüştüren bir sanatçı gibi. Eşini kaybetmenin hüznü var ama çocuklar seviyor. Zaten mesele de bu: O, çocukların bu palyaçoya çekildiğini görüyor ve bunu işe yarar buluyor.
Gösterinin sonunda Bob Gray seyirciye dönüp gülümsüyor — sıradan bir gülümseme. Ama yanındaki küçük hayvan kuklası da dönüyor… ve Pennywise’ın o büyük dişlerine sahip...
Bill Skarsgård: Bu bilinçli bir tercih! Gopher’ın sarı gözleri ve büyük dişleri özellikle öyle. O, adamı da hayvanı da kendi içine katıyor.

Peki Bob Gray’in sesi hakkında bir şeyler söyleyebilir misin? Çok karakteristik, müzikal bir iniş çıkışı var. W.C. Fields’ı hatırlatıyor.
Bill Skarsgård: Dönemle ilgili bir şey vardı; “Buradan bir yere gidebilirsin” dedim. O yüzü gördüğümde onu bir sesle doldurmam gerektiğini hissettim. Eski zamanlara ait olma denememdi. Nereden geldiğini bilmiyoruz ama geçmiş bir döneme ait, kuru, çok sigara içen biri. Sesi öyle çıktı.
O gece O, ürkütücü küçük çocuk formunda onu ormana çekmeye çalışıyor. Bob Gray sigara ve içkiyle meşgulken çocuğa huysuzca “Ne kadar meşgul olduğumu görmüyor musun?” diyor. Harika bir tersleme.
Bill Skarsgård: Bu karakterle özellikle o sahnede çok eğlendim. Senaryoda Bob Gray çocuğa yardım etmeye daha meyilli gibiydi ama ben “İmkânsız” dedim. Bu adam çocukları pek sevmiyor. Molada, viskisini içiyor, sigarasını tüttürüyor. 1900’lerin başında yetişkinlerin tuhaf, evsiz çocuklara çok şefkatli olduğunu da sanmıyorum. O sahne performans olarak beni en çok güldüren sahne oldu.
The Black Spot’ın yakılmasından sonra O, yıllar sonra tekrar Bayan Kersh’le karşılaşıyor. Onu hâlâ babası sanıyor ama bu kez O onu oyalamıyor.
Bill Skarsgård: Artık Pennywise onun işine yaradığını düşünüyor ama umursamıyor ve… [gülüyor] babasını yediğini acımasızca söylüyor. Çok eğlenceliydi.

Yedinci bölümün sonunda Pennywise 27 yıl daha uykuya yatıyor ama onu Derry’ye bağlayan kapı erken açılıyor. Kan havuzundan çıktığında burnunun altı tamamen kırmızı. Bu yeni görünümün sebebi neydi?
Bill Skarsgård: Andy, filmlerden farklı, özgün bir Pennywise görüntüsü istiyordu. Peruk farklı, biraz daha dönem işi duruyor. Kıyafet benzer ama uykudan zorla uyandırıldığında tamamen kırmızı dönüyor. Yani Cadılar Bayramı’nda dizinin Pennywise’ı olmak istiyorsanız, üst dudaktan aşağısı kıpkırmızı olacak.
Bazı insanlar O’nun aslında palyaço olmadığını, şekil değiştiren biçimsiz bir varlık olduğunu unutuyor. Neden Pennywise formunu bu kadar seviyor sence?
Bill Skarsgård: Kitapta Stephen King, Pennywise’ın onun “favori” formu olduğunu yazar. Gerçek formu değil. Örümcek de gerçek formu mu emin değilim. Pennywise, kesinlikle çok keyif aldığı bir şey. En kötü zorba hali. Bunu çok eğlenceli buluyor. Ben hep hayvansı, beslenmesi gereken bir tarafı olmasını istedim. Ama aynı zamanda çarpık bir şakacı. Dizide de bunu görüyorsunuz. Oynaması çok eğlenceli.

O sonsuz, kadim ve yalnız bir varlık. İnsan değil, dolayısıyla bizim anlayabileceğimiz bir psikolojisi yok. Ama kaos çıkarmasının sebebi sıkılması ve eğlenmek istemesi olabilir mi?
Bill Skarsgård: Evet, bu da doğru. O çok çocuk gibi. Kitapta bir bölüm O’nun ağzından anlatılır ve sinirli bir çocuk gibidir; sadece yemek ve uyumak ister. Kitabın, filmlerin ve dizinin özü çocuklarla ilgilidir: büyümekle, yetişkinliğe geçmekle… Pennywise da bu yüzden onlara paralel çünkü o da bir çocuk. Çocukları kullanıyor çünkü hayal güçleri güçlü ve korkmaları kolay. Ama o da bir çocuk. Hayal edilebilecek en kötü zorba. Performansta çok kullandığım bir şey bu. Sadece… güler. Seninle alay eder. Gerçekten hasta bir herif!
Stephen King evreninin It dizisi, It: Welcome to Derry‘nin ilk sezonun tüm bölümleri HBO Max’te izlenebiliyor.
İlginizi çekebilir: Sine Magger’dan Stephen King Uyarlamaları: Korku Edebiyatından Sinemaya

Sine Magger







Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!