Korku edebiyatı dendiğinde akla gelen ilk isim Stephen King, sadece edebiyat dünyası için değil, sinema dünyası için de vazgeçilmez bir yetenek. King’in sürükleyici ve heyecan dolu romanları ve hatta kısa öyküleri, bugüne dek birçok sinema filmine ve televizyon dizisine ilham kaynağı oldu. Sinema ve televizyondaki Stephen King uyarlamaları arasında büyük yönetmenlerin başyapıta dönüşen filmleri de var, aceleye geldiği her halinden belli olan vasat prodüksiyonlar da. Ama tek bir gerçek var ki, korku hikayelerinin usta anlatıcısı, üretken yazar Stephen King’in dünyası, sinema ve televizyona daha uzun yıllar yetecek malzeme barındırıyor.

Stephen King

1947’de ABD’nin Maine eyaletinde doğan yazarın bugüne kadar yayınladığı 60’a yakın romanı, 200’den fazla öyküsü ve 6 anı kitabı bulunuyor ve dünya çapında toplamda 350 milyondan fazla satışla, tüm zamanların en çok satan 25 yazarından biri. Korku, bilimkurgu ve fantastik türünde eserler veren birçok yaratıcı insan gibi, Stephen King’in de dehasına çocukluğunda ve gençliğinde yüzleştiği bazı travmaların neden olduğunu söylemek mümkün: İki yaşındayken “bir paket sigara almaya çıkan” babası, ailesini terk etmiş ve Stephen King ile abisini, anneleri, çoğu zaman ekonomik zorluklar içinde büyütmek zorunda kalmış. Annesi, uzun bir süre zihinsel engelliler için bir bakım evinde hemşirelik yapmış. Yazar, çocuk yaştayken yakın arkadaşlarından birinin tren altında kalışına ve ölümüne tanık olmuş. King ailesi, Methodist kilisesine bağlı, dindar bir aileymiş ve yazar bugün yaşamına halen inançlı biri olarak devam etmekte. Tüm bunlar, Stephen King romanlarını ve öykülerini yakından takip edenler için birçok referans niteliği taşıyor aslında. Bunların yanı sıra Stephen King, bir anı kitabında korku edebiyatında yönelmesine ilham kaynağı olan ve tüm hayatını değiştiren tek bir andan bahsediyor; tavan arasında babasının eşyalarını karıştırırken korku yazarı H.P. Lovecraft’ın kısa öykülerinden oluşan bir kitabı bulması…

Maine Üniversitesi’nde İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olan King’in yayınlanan ilk eseri, 1965 yılında bir faizinin dört sayısında parça parça yayınlanmış öyküsü “I Was a Teenage Grave Robber” olan Stephen King, profesyonel olarak ilk kez 1967’de “The Glass Floor” adlı öyküsünü “Startling Mystery Stories” adlı toplama kitapta yayınlanmak üzere satmış. Yazdığı dördüncü roman olmasına rağmen basılan ilk romanı “Carrie” 1973 yılında raflardaymış. Korku edebiyatının en önemli eserlerinden kabul edilen bu roman, Stephen King’in kariyerini de kökünden değiştirmiş görünüyor. Zira yazarın ününe her geçen gün ün katan sinema ve televizyon uyarlamalarının ilki de 1976’da çekilen Brian De Palma imzalı Carrie filmiCarrie, dindar ve baskıcı annesi tarafından yetiştirilen Carrie White adlı liseli genç kadının akranlarının zorbalıkları ve aşağılamaları karşısında telekinetik güçlerini keşfederek korku salmasını konu alıyor.

IMDb Puanı: 7.4/10

 

Carrie’nin başarısının ardından zenginlik ve ünün keyfini çıkarmaya başlayan Stephen King, 1980’lerin büyük çoğunluğunu alkol ve uyuşturucu bağımlısı olarak geçirmiş – öyle ki anılarında 1981’de yayınlanan romanı Cujo’yu yazdığını hatırlamadığını söylüyor. Tüm bunlara rağmen edebi üretimine ara vermeyen yazar için 1980’ler bir yandan da oldukça verimli ve kârlı geçmiş. Bu dönemde karşımıza çıkan üç önemli Stephen King uyarlaması var: (1) Stanley Kubrick’in başyapıtlarından, Jack Nicholson’ın rol aldığı 1980 tarihli The Shining. Film, sezon dışında ailesiyle Overlook Hotel adlı büyük otele yerleşen bir yazarın, şiddet dolu geçmişinin etkisiyle bir caniye dönüşmesini konu alıyor. (2) Tüm zamanların en iyi büyüme hikayesi filmlerinden biri olarak kabul edilen, oyuncu kadrosundaki Wil Wheaton, River Phoenix ve Kiefer Sutherland gibi isimlerle dikkat çeken 1986 tarihli Rob Reiner filmi Stand by Me. 1959 yazında Oregon’daki bir kasabada geçen film, 12 yaşındaki dört çocuğun kaybolan bir başka çocuğun cesedini bulmak üzere çıktıkları yolculuğu ve bu yolculukta birbirlerini ve kendilerini tanımalarını anlatıyor. (3) Kült korku filmleri arasında sayılan, küçük bir kasabaya yeni taşınan bir ailenin ölen kedilerini metafizik ve ölüyü diriltme güçleri olduğuna inanılan bir mezarlığa gömmesini konu alan 1989 tarihli Pet Sematary. Yazar bu dönemde aynı zamanda televizyondaki oldukça popüler korku dizisi The Twilight Zone’un da bir bölümünü yazmış. Ailesi ve arkadaşlarının müdahelesiyle rehabilitasyona başlayan yazarın uyuşturucudan arındıktan ve alkolü bıraktıktan sonra yazdığı ilk roman “Needful Things” olmuş.

IMDb Puanı: 8.1/10

Stephen King uyarlamaları, 1990’larda belki de hepimizin çok yakından tanıdığı filmler… 1990 tarihli Misery, bunlardan ilki. Kathy Bates’e En İyi Kadın Oyuncu Oscar ödülünü kazandıran bu film, Stand by Me gibi Rob Reiner’ın imzasını taşıyor. Filmde ünlü bir yazar geçirdiği kazadan bir hayranı tarafından kurtarılıyor ve gösterilen ilginin saplantılı bir hayran tarafından esaret ve istismara dönüşümüyle dehşet dolu anlar geçiriyor. Tüm zamanların en sevilen filmlerinden The Shawshank Redemption da Stephen King uyarlamaları arasında. 1994 yılında Frank Darabont’un Tim Robbins ve Morgan Freeman ile çektiği film, yazarın “Rita Hayworth and Shawshank Redemption” adlı öyküsünden uyarlanmış. Shawshank hapishanesindeki iki mahkumun dostluğunu konu alan film, yıllardır IMDb Top 250 listesinin 1 numarasından düşmüyor. 1999 yılında yine Frank Darabont’un çektiği, başrolünde Tom Hanks‘in yer aldığı The Green Mile ise Büyük Buhran döneminde bir idam koğuşu gardiyanının anılarını ve görevi sırasında tanık olduğu doğaüstü olayları konu alıyor.

IMDb Puanı: 7.8/10

2000’lerdeki Stephen King uyarlamaları çoğunlukla yanlış ellerde etkisiz ve başarısız filmlere ya da dizilere dönüşmüş olsa da adını anmak gereken iki kalburüstü filmden söz etmek mümkün: Anthony Hopkins’in başrolde olduğu 2001 tarihli Scott Hicks filmi Hearts in Atlantis, küçük bir çocuk ve annesinin hayatına giren gizemli bir yabancının hikayesini, Stephen King’in Frank Darabont’la bir diğer işbirliği olan 2007 tarihli The Mist ise sisle kaplanan ve vahşi yaratıkların saldırısına uğrayan bir kasabada süpermarkette kapalı kalan ve hayatta kalmak için birbirleriyle işbirliği yapmak zorunda olan bir grup yabancının korku dolu anlarını anlatıyor.

IMDb Puanı: 7.1/10

Bu noktada korku dizileri izlemeyi sevenler için bir televizyon parantezi açmak şart; 2018’de başlayan ve ikinci sezon onayını alan Hulu dizisi Castle Rock, Stephen King’in öykülerinden uyarlanıyor. Adını yazarın sadece öykülerinde değil, birçok romanına da mekan olan kurmaca kasaba Castle Rock’tan alan dizi, kesişen hikayeler ve hayatları kesişen kahramanlarıyla yazarın eserlerine ve dünyasına hayran olanlar için bir olmazsa olmaz gibi. Castle Rock’ta Sissy Spacek, Tim Robbins, Melanie Lynskey, André Holland ve Bill Skarsgård gibi, birçoğu daha önce Stephen King uyarlamalarında rol almış oyunculara rastlamak mümkün.

IMDb Puanı: 7.7/10

Gelelim gündemdeki It’e… Stephen King’in 1986 yazdığı korku romanı, 1958 yılında bir grup çocuğun cesaretlerini toplayarak, kasabalarında palyaço görünümünde ortaya çıkan ve  küçük çocukları avlayan şeytanî bir varlığın peşine düşmesini konu alıyor Romanın ikinci yarısında 1985 yılında ve yetişkin halleriyle karşımıza çıkan kahramanlar, Pennywise adlı bu palyaçoya karşı mücadelelerini sürdürüyor. It’in ilk uyarlaması 1990 yılında iki 90 dakikalık bölümden oluşan bir mini-dizi halinde televizyon için yapılmıştı. 2017’deki uyarlama ise, sinema için: Andy Muschietti’nin yönettiği It filmi, yalnızca romanın ilk yarısını ele alıyor, bizi Bill Skarsgård ürpertici Pennywise tasviriyle korkuya boğuyor.

IMDb Puanı: 7.4/10

Filmin yirmi yedi yıl sonrasında yaşananlar ise 2019 sonbaharında vizyona girecek It Chapter Two’da göreceğiz.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN