Karenina Fabrizzi ile: Fark Edilmeyenin Estetiği Üzerine
Günümüzün hızla akan dünyasında, ‘durmak’ ve ‘hissetmek’ giderek zorlaşırken, Karenina Fabrizzi’nin çalışmaları bize iyileştirici bir mola sunuyor. Bitkilerin döngüsünden, kağıdın dokusundan ve nostaljinin dokunuşundan beslenen Fabrizzi; sanatı bir meslekten ziyade, kimliğinin bir parçası olarak tanımlıyor. Köklerle bağ kurmanın, savunmasızlığı kucaklamanın ve sabırla üretmenin önemini konuştuğumuz bu sohbette, Fabrizzi’nin büyüleyici ve duyusal dünyasına kapı aralıyoruz.
Bizimle sanatsal pratiğinizin nasıl geliştiğini paylaşır mısınız?
Sanatsal pratiğim; keşif, merak ve çok çalışma yoluyla kademeli olarak gelişti. Başlangıçta farklı teknikler denedim ve hayranlık duyduğum sanatçıları gözlemleyerek çok zaman geçirdim. Bunu bugün hâlâ yapıyorum çünkü öğrenme asla gerçekten bitmiyor; her zaman evriliyorsunuz. Benim için kilit nokta, yeni şeyler denemeye devam etmek ve zaman zaman kendime rahatsız hissetme izni vermek oldu. Konfor alanımdan dışarı çıkmak; yeni teknikler, malzemeler ve renklerle deneyler yapmak gelişimim için çok önemliydi. Sanatçıların kendilerini sürekli zorlamalarının ve pratiklerinde evrilmelerinin önemli olduğuna inanıyorum. Benim gelişimim özveri ve kararlılıktan geldi; çok çalışkanım ve yaptığım işi gerçekten seviyorum. Sanatçı olmak benim için sadece bir iş değil, kim olduğumun bir parçası. Bir yandan sürekli yeni yönler ararken, diğer yandan kendi içime bakıyor ve kendime doğru soruları soruyorum. Keşif ve öz düşünen (self-reflection) arasındaki bu denge, bir sanatçı olarak büyümeye devam etmemi sağlıyor.
“Görkemli anları yakalamak yerine, arada kalan hassas ve çoğu zaman fark edilmeyen boşlukların peşinden gidiyorum,” diyorsunuz. Bunun sebebi nedir ve bunun izleyici üzerinde nasıl bir etki yaratmasını umuyorsunuz?
Görkemli veya muazzam anları yakalamaktansa; arada kalan boşluklarda var olan o ince, hassas şeylere —genellikle fark edilmeyen ve her zaman gözle algılanamayan duygulara, düşüncelere ve içsel durumlara— çekiliyorum. Her zaman bir tür içsel arayışa; dünyanın ne hakkında olduğunu ve varoluşumuzun ne anlama geldiğini anlamaya ilgi duydum. Çoğu zaman görünmeyenin gücünü, ruhumuzun ve tinimizin derinliğini küçümsediğimizi düşünüyorum. İnsan deneyimi inanılmaz derecede karmaşıktır ve bazen kelimeler, hatta imgeler bile bunu tam olarak ifade etmeye yetmez. Çalışmalarım aracılığıyla izleyici üzerinde sessiz ama derin bir etki yaratmayı umuyorum; onları yavaşlamaya, hemen anlamaktan ziyade hissetmeye davet eden bir etki. İşlerimin, izleyicilerin kendi duygularını, anılarını ve sorularını içine yansıtabilecekleri bir iç gözlem alanı açmasını istiyorum. Eğer eser, birinin kendi içindeki bir şeyle kısa bir süreliğine de olsa bağ kurmasını sağlıyorsa, o zaman sanatın en iyi yaptığı şeyi başardığını hissederim. Benim için sanat, ruhun dilidir ve ben pratiğim aracılığıyla her zaman bu samimi bağı kurmaya çalışıyorum.
Çalışmalarınızda doğa; bitkiler, organik formlar, geçicilik, kırılganlık ve dönüşüm gibi temalarla sıkça yer alıyor. Doğa ile insan bedeni/ruhu arasında kurduğunuz bu ilişki sanatsal dilinizi nasıl şekillendiriyor?
Doğa, işlerimde merkezi bir rol oynuyor çünkü var olan her şeyle derinden bir bağımız olduğuna inanıyorum. Doğadan ayrı değiliz, onun bir parçasıyız ve benim için doğa en büyük öğretmendir. Bitkiler ve hayvanlar hayatın içinde kendi doğal ritimlerini takip ederek hareket ederler; zihnin sürekli müdahalesi olmadan, tamamen “an”da var olurlar. Bu varoluş biçiminde sessiz bir bilgelik var. Doğaya yakından baktığınızda; geçicilik, kırılganlık ve dönüşüm fikirlerini anlamaya başlarsınız. Toprağa ekilen bir tohum gibi yokmuş veya hareketsizmiş gibi görünen şeyler, acele ettiremediğimiz veya kontrol edemediğimiz döngülerle yavaşça yaşayan bir şeye dönüşür. Bu süreklilik ve sonsuzluk hissi beni derinden etkiliyor ve sanatsal dilimi güçlü bir şekilde şekillendiriyor. Doğayı insan bedeni ve ruhuyla ilişkilendirerek; büyüme, çürüme ve yenilenme gibi ortak ritimleri keşfediyorum. Doğa bana huzur veriyor; güzelliği büyüleyici ve beni neşeyle dolduruyor. İşlerimde bu duyguyu tercüme etmeye çalışıyorum; organik formları içsel manzaralarımızdan, savunmasızlığımızdan ve sürekli hareket eden daha büyük bir bütünün içindeki yerimizden bahsetmenin bir yolu olarak kullanıyorum.
Doğayı izleyiciye yaklaştırmayı, “kökler ve anılarla bir bağ kurmayı” amaçladığınızı belirttiniz. Bu bağlamda; nostalji, bellek ve metaforik doğa imgeleri bir araya geldiğinde ortaya çıkan “duyusal estetiği” nasıl tanımlarsınız? Ve izleyicinin ne hissetmesini umuyorsunuz?
Hissettiklerimizden giderek kopuklaştığımız bir dünyada yaşıyoruz. Günlük hayat; yükümlülükler, programlar ve kısıtlamalarla zamanımızdan ve dikkatimizden o kadar çok şey talep ediyor ki genellikle bedenimizle ve iç dünyamızla olan bağımızı kaybediyoruz. Bu kısıtlamalar, yaşlandıkça veya hastalık deneyimledikçe daha da belirginleşiyor. Her şey o kadar hızlı hareket ediyor ki yavaşladığımız, kendi içimize daldığımız ve ruhumuza gömüldüğümüz anlar nadirleşiyor. Oysa bu anlar sahip olduğumuz en büyük hediyelerden biri ama biz genellikle onların değerini bilmiyoruz. Çalışmalarımdaki duyusal estetik, bu yeniden bağ kurma ihtiyacından doğuyor. Metaforlar, bellek ve organik imgeler aracılığıyla doğayı izleyiciye yaklaştırarak; huzurlu, güzel ve zamansız hissettiren bir alan yaratmak istiyorum. Bu alanda bir nostalji hissi var; bu his geçmişe ait olduğu için değil, hâlâ içimizde taşıdığımız ama genellikle ihmal ettiğimiz veya bakmayı unuttuğumuz öz bir şeyi yansıttığı için var. İzleyicinin köklerine dönmeye, derin bir aşinalık hissettiren anılar ve duyularla yeniden bağ kurmaya davet edildiğini hissetmesini umuyorum. Bazen bu çalışma acı verici olabilir, çünkü gizlenmiş veya kaçınılmış duygu ve anıları uyandırabilir. Ancak niyetim her zaman güzelliğe, yumuşaklığa ve neşeye geri dönmektir. Bu deneyimin iyileştirici hissettirmesini istiyorum; izleyicinin görüldüğünü, yere sağlam bastığını ve kendisiyle nazikçe yeniden bağ kurduğunu hissettiği sessiz bir mola gibi.
Çalışma tekniklerinizden bahseder misiniz? Hangi yöntemleri kullanıyorsunuz? Bir eseriniz başlangıç aşamasından tamamlanma aşamasına kadar hangi süreçlerden geçiyor?
Çalışma tekniğim oldukça katmanlı ve sezgisel; bu durum aslında her bir parçada neyi başarmak istediğime bağlı olarak değişiyor. Sabit bir yöntemi takip etmek yerine, imgenin sürece rehberlik etmesine izin veriyorum. Yağlı boya, mürekkep, sulu boya, altın varak, yağlı boya çubukları (oil sticks), pigmentler ve tempera dahil olmak üzere çok geniş bir malzeme yelpazesiyle çalışıyorum. Ayrıca kolaja ve serigrafi, imge transferi ve farklı kağıt türleriyle çalışma gibi karışık tekniklere de çok ilgi duyuyorum. Süreç genellikle yüzeyleri yavaş yavaş inşa etmeyi; kağıtları, kumaşları ve bazen eski kitap parçaları veya bitpazarlarından bulunan nesneler gibi materyalleri üst üste yerleştirmeyi içeriyor. Bu öğeler kendi geçmişlerini taşıyor ve bu da çalışmanın önemli bir parçası haline geliyor. Başlangıçtan tamamlanmaya kadar çalışmalarım; deneyleme, katmanlandırma ve sadeleşme aşamalarından geçiyor. Tesadüfe ve sezgiye alan açıyor; yol boyunca ortaya çıkanlara göre ayarlamalar yapıp onlara yanıt veriyorum. Çoğu zaman nihai eser, tüm bu tekniklerin bir sentezi oluyor; hem süreci hem de duyguyu yansıtan dokulu ve dokunma hissi uyandıran bir imge oluşturmak üzere bir araya geliyorlar.
Sanat dünyasına yeni adım atanlar veya genç sanatçılar için herhangi bir tavsiyeniz var mı?
Bir sanatçı olarak işe başlamanın ne kadar zor olabileceğini biliyorum; özellikle de dünyadaki yerinizi bulmaya çalışırken aynı zamanda kendinize inanmaya çabaladığınız o dönemlerde. Başlangıçta her şey birbirine çok bağlıdır: Kendiniz hakkında ne hissettiğiniz, korkularınız, hayalleriniz ve bu yolun doğru yol olup olmadığına ya da bir gün başarılı olup olmayacağınıza dair şüpheleriniz… Aynı zamanda tekniklerinizi geliştirmeye ve deneyim kazanmaya devam ediyorsunuzdur ki bu da süreci daha da zorlayıcı kılabilir. Kendi sesinizi ve sanatsal dilinizi bulmak zaman alır ve bu yolculuk kişisel gelişiminizle el ele gider. Tavsiyem, kendinize karşı sabırlı olmanızdır. Belirsizlik hissettiğinizde bile kim olduğunuza inanın. Durmadan pratik yapın, atölyenizde geçirebildiğiniz kadar çok vakit geçirin ve her şey belirsiz göründüğünde bile çalışmaya devam edin. Sergilere gidin, diğer sanatçıların işlerine bakın, onların size ilham vermesine izin verin ve sonra bu ilhamı gerçekten size ait olan bir şeye dönüştürün. Sonuç olarak, en önemli şeylerin özgünlük ve azim olduğuna inanıyorum. Kendinize sadık kalın, çok çalışın ve pes etmeyin. Gelişim yavaş gerçekleşir; ancak siz orada olmaya (çabalamaya) devam eder ve sürece güvenirseniz, sesiniz eninde sonunda kendi yolunu bulacaktır.
Kapak Fotoğrafı: Karenina Fabrizzi
İlginizi çekebilir: Burcu Dimili’den Özge Kahraman ile Röportaj

Ece Zeren Aydinoglu 









Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!