İlk yorumu siz yazın!
Peygamberin Şarkısı: Empatiyi Zorlayan Bir Distopya
Bugün bu yazıyı yazma sebebim, Peygamberin Şarkısı’nın bende bıraktığı “rahatsız edici uyanıklık” hissini kayda geçirmek. Açık söyleyeyim, bu romanı okurken birkaç yerde durup nefes aldım. Çünkü anlatılan şey “uzakta bir yerde” değilmiş gibi geldi. Ve kendimi sürekli şunu derken yakaladım: “İnsan buna nasıl alışır?” Alışıyor mu gerçekten, yoksa mecbur mu kalıyor? Romanın en sert tarafı bence burada. Felaketi bir anda patlatmıyor; adım adım, gündelik hayatın içine sızdırıyor. O yüzden bende bıraktığı etki hâlâ taze.
Paul Lynch, İrlandalı bir yazar ve Peygamberin Şarkısı, onun beşinci romanı. Kitap 2023 yılında yayımlanıyor ve aynı yıl Booker Prize’ı kazanıyor. Booker jürisinin roman ile ilgili altını çizdiği nokta ise, güncel politik iklime çok doğrudan dokunması ve otoriterleşmenin bir anda olup bitmediğini göstermesi. Her şey küçük küçük başlıyor; kurumların anlamı yavaş yavaş boşalıyor ve bir bakıyorsun “normal” dediğin hayat sessizce değişmiş. Okurken tüm bu sürece hiç acele etmeden adım adım tanık oluyorsun, ve yazar bunu gerçekten büyük bir ustalıkla ele alıyor.
Romanın daha başında Bertolt Brecht’ten seçilen o kısa şiir alıntısını sizlerle paylaşmak istiyorum.“Karanlık zamanlarda da şarkı söylenecek mi? Evet, söylenecek ama karanlık zamanlar hakkında.” Aslında romanın tonunu daha ilk sayfadan kuruyor: Bu metin bir “umut şarkısı” değil, karanlığın kaydını tutan bir anlatı.
Roman, Dublin’de geçiyor ve merkezinde Eilish Stack var: Dört çocuk annesi, çalışan bir kadın. (Romanın başından sonuna kadar bu ana karakter tüm süreci sırtlamış götürüyor.) Ülke, giderek sertleşen bir güvenlik rejimine sürüklenirken Eilish’in eşi Larry (sendikal mücadeleyle ilişkili bir figür) bir protesto sonrası gözaltına alınıyor ve ardından “yok oluyor”; aile, bir anda hem devlet şiddetinin hem de toplumsal çözülmenin içine çekiliyor. Olay örgüsü ilerledikçe romanın ağırlık merkezi “büyük siyasi tablo”dan çok, mutfakta, koridorda, çocuk odasında yaşanan parçalanmaya kayıyor. Evin içindeki sessizlik ve sıkışma haliyle dışarıdaki gürültü aynı anda birlikte büyüyor.
Karakterler de bu sıkışmayı farklı biçimlerde taşıyor. Eilish’in çocukları korkuyu farklı dillerle yaşıyor; biri öfkeleniyor, biri içine kapanıyor, biri “normal hayat” taklidi yapmaya çalışıyor. Eilish’in babasının hastalığı ve kırılganlığı ise romanın “kalmak mı, gitmek mi?” sorusunu daha da acımasızlaştırıyor. Simon’a özellikle üzüldüm; çünkü yaşlılığın kırılganlığıyla bir yandan baş etmeye çalışırken, bir yandan da ailesinin gözünün önünde dağılışına tanıklık ediyor. Çocuklar ise bence romanın en acı tarafı: Korkuyu kendilerince taşımaya çalışıyorlar ama hiçbirinin buna hazırlığı yok; büyümeleri gereken yaşta hayatta kalmayı öğreniyorlar.
Benim için en çarpıcı arka plan bilgisi, Lynch’in bu romanı Suriye savaşı ve mülteci krizine dair Batı’daki duyarsızlık üzerine düşünürken yazmaya yönelmiş olması. Booker Prize röportajında yazar, romanı yazarken “Suriye’nin bir ulus olarak çöküşü, mülteci krizinin ölçeği ve Batı’nın kayıtsızlığı” gibi meseleleri zihninde taşıdığını açıkça söylüyor. Ayrıca bir söyleşide, 2018’de Suriye bağlamının özellikle zihnini meşgul ettiğini ve Alan Kurdi (Alan Shenu) trajedisinin (mülteci krizinin simgelerinden biri hâline gelen) onda “Neden daha fazla hissedemiyorum?” sorusunu tetiklediğini anlatıyor. Romanın empatiyi bir duygu değil, bir deneyim olarak yeniden kurma çabası buradan besleniyor. Bu bilgi, kitabın niyetini berraklaştırıyor. Zaten romanı bitirdiğinizde bu bilgiyi bilmeseniz bile bazı şeyler sizi tam bu sözü edilen bu trajedinin tam ortasına bırakıyor. Aklınıza geliyor yani…
Romanın bende uyandırdığı temel düşünce şu oldu: Otoriterleşme çoğu zaman bir şok anıyla değil, alıştırarak gelmesi. Kurumların anlamının kayması, korkunun gündelik rutine karışması ve insanın bir süre daha dayanırım diye geri çekilmesi… Peygamberin Şarkısı bu geri çekilmeyi yargılamadan, ama bütün sonuçlarını göstererek anlatıyor. Mülteciyi bir istatistik olmaktan çıkarıp bir evin içindeki seslere, çocukların uykusuna, annenin karar anlarına indiriyor. Bitirdiğimde şunu düşündüm: Empati bazen iyi niyet değil, yakınlık meselesi; edebiyat da o yakınlığı acımasızca kurabilen bir araç.

Şunu da söylemeden geçemeyeceğim: Bu romanı hem konusu nedeniyle hem de diyalogların metnin içine neredeyse nefes aldırmadan yerleştirilmesi yüzünden zaman zaman zorlanarak okudum. Eilish’le empati kurdukça içim daha çok sızladı; sanki olan biteni uzaktan izlemiyor da onunla birlikte taşıyormuşum gibi hissettim. O yüzden Peygamberin Şarkısı benim için “keyifle okunan” değil, okurunu yoran ama tam da bu yüzden iz bırakan, zor bir roman olarak öne çıktı.
Kapak Fotoğrafı: Hatun Altunöz
İlginizi çekebilir: Hatun Vera Altunöz’den İşte Böyle Oldu

Hatun Vera Altunöz










Aile Tadında
"Bu metin bir “umut şarkısı” değil, karanlığın kaydını tutan bir anlatı." Romanın çok iyi bir tanımlama olmuş. Kesinlikle katılıyorum.