Shruti Merchant ve Ninad Samaddar ile: "Taj Express" Müzikali Üzerine
Mumbai’nin Film City stüdyolarından doğan, dünya çapında kapalı gişe turneleriyle ses getiren “Taj Express“, 6-7 Mart tarihleri arasında Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’ne geliyor. Shruti Merchant’ın yönetmenliğini, Vaibhavi Merchant’ın koreografisini üstlendiği yapım, Bollywood’un en sevilen filmlerinde yer alan gerçek dansçıları, yüksek enerjili koreografileri, göz alıcı kostümleri ve Hint sinema endüstrisinin başarılı tasarımcıları tarafından hazırlanan çarpıcı video projeksiyonlarıyla İstanbul’da adeta bir Bollywood fırtınası estirmeye hazırlanıyor. Gösteri öncesi yönetmen Shruti Merchant ve başrol oyuncusu Ninad Samaddar ile gösterinin yaratmaya çalıştığı dünyaya dair sohbet ettik.
6- 7 Mart tarihlerinde iki gösteri için İstanbul’a geliyorsunuz? İstanbul’da sahne alacak olmak size neler hissettiriyor? Nasıl bir deneyim bekliyor bizi?
S. M: İstanbul’a geri dönmek hepimiz için inanılmaz derecede özel bir his. Taj Express, altı yıl aradan sonra görkemli Zorlu PSM sahnesine geri dönüyor; bu, İstanbul’daki üçüncü, Türkiye’deki ise beşinci performansımız olacak. Türk izleyicisinde elektrik gibi bir şey var — sıcak, coşkulu ve nitelikli hikâye anlatımını içtenlikle karşılayan bir yan var. Her zirvede, her kahkahada, her duygusal anda sizinle birlikte yol aldıklarını gerçekten hissedebiliyorsunuz. Bir sanatçı ve yönetmen olarak seyirciyle böyle bir bağ kurmaktan daha büyük bir heyecan yok!
6–7 Mart’ta İstanbul, tam anlamıyla bir Bollywood şölenine hazır olmalı. Yüksek enerjili dans numaraları, ikonik Bollywood hitleri, kültürel bir görsel şölen, görkemli kostümler ve Hindistan’ın sinema, müzik ve moda dünyasının en yetenekli isimleri tarafından hazırlanan nefes kesici film projeksiyonlarıyla geliyoruz. Taj Express, Hindistan’ın önde gelen müzisyenlerini sahnede canlı performanslarla buluşturarak kalıpları kırıyor — bu da gösteriye taklit edilmesi imkânsız, ham ve titreşimli bir enerji katıyor. Sahneleme modern, akıcı ve sinematografik; geleneksel Bollywood müzikallerinden tamamen farklı. Hikâye taze, dinamik ve çağdaş; izleyiciyi dünyanın en üretken film endüstrisinin perde arkasına götürüyor. Bu sadece ekranda gördüklerinizle ilgili değil, o büyüyü yaratan hayalperestler ve yıldızlarla da ilgili. En önemlisi, seyirci gösteriyi sadece izlemiyor, onun bir parçası hâline geliyor. Gülecek, alkışlayacak, ritmi hissedecek ve gecenin sonunda belki de koridorlarda dans ederken kendinizi bulacaksınız. İstanbul’a geri dönmek için sabırsızlanıyoruz. O yüzden evet, dans ayakkabılarınızı getirin. Onlara ihtiyacınız olacak.
Bollywood dendiğinde insanların zihninde ve gözlerinin önünde hemen bir şeyler belirmeye başlıyor. Ve Bollywood’un dünyadaki algısı çoğu zaman klişeler üzerinden kuruluyor. Bu beklentiler, klişe algılar yaratım sürecinde sizi nasıl etkiliyor?
S.M: Bu çok ilginç bir soru çünkü “Bollywood” denildiğinde çoğu zaman beraberinde bir ışıltı da gelir. İnsanların zihninde hemen büyük dans numaraları, renkli kostümler, dramatik aşklar ve abartılı duygular canlanır. Ve evet, o enerji kimliğimizin önemli bir parçası. Ama Bollywood, klişelerin düşündürdüğünden çok daha katmanlı, çağdaş ve çeşitlidir. Bir yaratıcı olarak bu beklentilerden kaçmam, aksine onları kucaklar ve ötesine geçmeye çalışırım. Görkem, müzik, ölçek… Bunlar bizim dilimiz. Ama o dilin içinde daha derin bir hikâye anlatıyoruz. Işıltının ardındaki insani hikâyeleri görünür kılıyoruz. Bu denge benim için çok önemli. Stereotipler aslında işe yarar başlangıç noktaları olabilir. Seyirci renk bekliyorsa, ona renk veririz — ama bilinçli bir tercih olarak. Dans bekliyorsa, dans sunarız — fakat dünya standartlarında koreografi ve canlı müzik performansıyla, beklentinin ötesine taşırız. Bollywood’un “formüle dayalı” olduğu fikrine; modern, kendinin farkında ve teatral açıdan sofistike bir gösteriyle meydan okuruz.
Benim için asıl hedef; dönüşüm. Seyircinin salona Bollywood’u bildiğini düşünerek girip daha zengin, daha incelikli ve daha güçlü bir şey keşfetmiş olarak çıkmasını isterim. Onları şaşırtırken aynı zamanda o neşe ve enerjiyi de sunabiliyorsak, işimizi doğru yapmışız demektir.
Bollywood’un renklerini, ritimlerini, sokaklarından festivallerine uzanan kültürel zenginliğini ve içerisinde yaşanan hikâyelerini sahneye taşıyorsunuz. Sizce Bollywood’un müzik, dans ve kültürel dilinin evrensel olarak bu kadar kabul görmesini sağlayan şey ne?
S. M: Bollywood’un dünya çapında bu kadar benimsenmesinin nedeni; özünde duygunun dilini konuşmasıdır ve duygunun çeviriye ihtiyacı yoktur. Evet, Bollywood canlıdır. Renktir, ritimdir, kutlamadır. Sokaklarımızdan, festivallerimizden, aile geleneklerimizden, düğünlerimizden, ruhani ritüellerimizden beslenir — bütün bunlar müziğe ve harekete yansır. Ancak bu görkemin altında çok insani hikâyeler yatar: Aşk, hırs, kalp kırıklığı, dostluk, hayaller… Mumbai’de, İstanbul’da, Londra’da ya da New York’ta olmanız fark etmeksizin, bunlar insanları birbirine bağlayan duygulardır.
Hindistan film endüstrisinde müzik ve dans süs değildir; anlatının araçlarıdır. Sözcüklerin yetmediği yerde şarkı söyleriz. Duygular taştığında dans ederiz. Bu ifade biçimi, izleyicinin önce hissetmesini, sonra analiz etmesini sağlar. İçgüdüseldir. Neşelidir. Arındırıcıdır. Bir diğer neden ise ritimdir. Hint müziği karmaşık ritimler ve zengin melodiler taşır, ancak aynı zamanda son derece erişilebilirdir. Sözleri anlamayabilirsiniz, ama bedeniniz ritmi anlar. Bu, sinematografik sahneleme ve yüksek enerjili koreografiyle birleştiğinde, sıradan bir performanstan çok, içine çeken bir deneyime dönüşür. Sonuç olarak Bollywood, hayatı yüksek sesle ve özür dilemeden kutlar. Sizi içeri davet eder. Mesafede durmaz — sizi kucaklar. Ve bence dünyanın dört bir yanındaki izleyiciler de bu açıklığa, bu cömert ruha ve insan olmanın ortak kutlamasına karşılık verir.
Sahne üzerinde bir şeyleri ortaya koyarken hareketin ötesinde kavramların yönlendirmesi de etkili olur. Siz bu gösteriyi sahnelerken, sahne üzerine gelmeden hikâyenin ötesinde hangi kavramlar ve fikirler yön gösterdi size?
S. M: Taj Express’i sahnelemeye başladığımda yol gösterici fikrim, özgün olmaktı. Yıllarca uluslararası turnelere çıktım ve Hindistan hakkında yapılan pek çok küresel prodüksiyonun, dışarıdan bir bakışın yorumları olduğunu fark ettim. Ben ise kaynağından gelen, Hindistanlı sanatçılar tarafından yaratılmış bir şey üretmek istedim. Bu yüzden hikâyenin ötesinde beni yönlendiren temel temalar kimlik, sahiplik ve temsildi. Hindistan’ı egzotik bir kartpostal gibi değil; dinamik, çağdaş ve hırslı bir ülke olarak sunmak istedim. Gösteri elbette renkleri, festivalleri ve görkemi kutluyor; ama aynı zamanda bu büyünün arkasındaki insanları — dansçıları, müzisyenleri, hayalperestleri ve hikâye anlatıcılarını — da onurlandırıyor.
Bir diğer önemli kavram ise dünyalar arasında köprü kurmaktı. Taj Express sinematik ama aynı zamanda teatral, geleneksel ama aynı zamanda modern hissettirecek şekilde tasarlandı. Canlı müzisyenler kullanıyoruz, çünkü Hindistan’da müzik yaşayan bir şeydir; arka plan değil, kalp atışıdır. Koreografi, klasik etkilerle ticari Bollywood enerjisini harmanlıyor; çünkü bu ikilik bugün kim olduğumuzu yansıtıyor. Algıları sorgulama arzusu da güçlüydü. On yıllar boyunca uluslararası turneye çıkan büyük ölçekli Hint müzikalleri çoğunlukla Hindistan’ı yorumlayan yabancı yapımcılar tarafından sahneleniyordu. Taj Express’te ise anlatının, estetiğin ve sesin bir Hint topluluğundan — bizzat film endüstrisinin içinden — gelmesi çok önemliydi. Birçok performansçımız doğrudan film setlerinden sahneye geçti. Bu canlı deneyim, gösterinin dokusunu ve gerçekliğini belirliyor. Bölünmüş hissedilen bir dünyada; kapsayıcı, neşeli ve kültürel olarak gurur duyan bir prodüksiyon yaratmak istedik — her kökenden izleyicinin bir araya gelip sadece enerjiyi paylaşabileceği bir gösteri. Perde her açıldığında bizi hâlâ yönlendiren vizyon da bu.
Taj Express, Hindistan’ın en üretken film endüstrisinin ardındaki büyüyü, genç besteci Shankar’ın hayallerini, ilham aldıklarını ve yaratım süreçlerini sahneye taşıyor. A.R. Rahman gibi çok önemli bir ismin başarılarından ilham alan bir gösteri bu. Sizce A.R. Rahman; Bollywood, sinema dünyası ve gösteriniz için ne ifade ediyor?
S. M: Benim için A. R. Rahman olasılığı temsil eder. O, Hint film müziğinin “yerel” olarak görülmekten çıkıp “küresel” olarak duyulmaya başladığı anı temsil eder. Hint melodisinin ruhunu korurken onu dünya müziği, elektronik sesler, orkestral ölçek ve en ileri prodüksiyon teknikleriyle harmanladı. Bir anda Hint müziği yalnızca renkli ve duygusal değil; çağdaş, uluslararası ve ses açısından cesur hâle geldi. Bollywood için o, evrimi simgeler. Geleneğe saygı duyarken yenilik yapmanın mümkün olduğunu kanıtladı. Köklerine bağlı kalıp aynı zamanda küresel olabileceğinizi gösterdi. Chennai’den dünya sahnesine uzanan yolculuğu, uluslararası ödüller kazanması ve küresel sinema için besteler yapması, endüstrinin kendine bakışını değiştirdi. Hint müziğine dünya çapında bir platform kazandırdı.
Dünya sineması için Rahman, kültürler arası geçişin dürüst ve sahici biçimde nasıl yapılabileceğinin bir örneğidir. Küresel kabul görmek için kimliğini sulandırmadı; aksine onu güçlendirdi. Bunu yaparken de pek çok Hintli sanatçının daha büyük hayaller kurmasının önünü açtı. Taj Express için ise onun etkisi felsefidir. Hikâyemiz kurgusal genç besteci Shankar’ı takip etse de Rahman’ın ruhu — açlığı, deneyselliği, müziğin sınırları aşabileceğine olan inancı — gösterinin her yanına nüfuz eder. Hindistan’dan çıkan genç bir hayalperestin dünya çapında yankı uyandıracak bir şey yaratabileceği fikri, prodüksiyonumuzun tam kalbinde yer alır. Rahman, alçakgönüllülükle birleşen hırsı, ruhla birleşen yeniliği temsil eder. Ve sahnede her gece ulaşmaya çalıştığımız denge tam olarak budur.
Canlı müzik performansları, yüksek enerjili koreografi, çarpıcı kostümler ve Hindistan film endüstrisinden tasarımcılar tarafından hazırlanan etkileyici video projeksiyonlarıyla sahnede modern bir Bollywood masalı yaratmayı hedefliyorsunuz. Sahne yaratım süreci nasıl gelişti? Tüm bu unsurlar nasıl bir araya geldi?
S. M: Taj Express‘ in sahne yaratım süreci tek ve net bir vizyonla başladı: sinematik, içine çeken ve bütünüyle canlı hissettiren modern bir Hint hikâyesi yaratmak. Gösteriyi ilk tasarladığımda amacım, seyirciyi Hindistan’ın kültürel ve ritmik manzarasında; festivaller, renkler, müzik ve sinematik dram üzerinden geniş bir yolculuğa çıkarmaktı. Ancak gösteri geliştikçe anlatımımız da evrildi. Bakış açımızı içe çevirdik. Yalnızca ekranda görüneni kutlamak yerine, o görüntünün arkasında olanı — büyüyü yaratan sanatçıların hayallerini, mücadelesini ve tutkusunu — göstermeye karar verdik. Genç besteci karakterinin anlatının merkezine yerleşmesi böyle oldu. Bundan sonra her unsur bu fikre hizmet edecek şekilde inşa edildi. Koreografi, Hindistan’a özgü hissedilecek biçimde; yüksek enerjili, ifade gücü yüksek ve teknik açıdan keskin tasarlandı, ancak aynı zamanda uluslararası bir sahne için yeterince teatral olması gerekiyordu. Dansçılar, bizzat Hint endüstrisinde çalışmış sanatçılar; dolayısıyla hareket dili doğrudan kaynağından geliyor.
Müzik tartışmaya kapalıydı. Birçok büyük ölçekli prodüksiyonun tamamen playback kayıtlarına dayandığı bir ortamda, sahneye canlı müzisyenler çıkarma konusunda cesur bir karar aldık. Bu tercih her şeyi değiştirdi. Canlı ritim; öngörülemezlik, duygu ve elektrik getirir — gösteriyi izlenen bir şey olmaktan çıkarıp hissedilen bir şeye dönüştürür. Görsel dünya da aynı derecede önemliydi. Kostümlerimiz, projeksiyonlarımız ve tasarım estetiğimiz Hindistan film ve moda endüstrisinden profesyoneller tarafından yaratıldı. Yaklaşımımız, sahnede canlı bir film kurmak gibiydi; sinematik görselliği teatral yakınlıkla harmanladık. Projeksiyonlar dünyayı genişletiyor, kostümler masalsı boyutu yükseltiyor, canlı performansçılar ise her şeyi insani bir enerjiyle yere basıyor.
Süreç katmanlı ve kolektifti — koreograflar, müzisyenler, tasarımcılar ve teknik ekip sürekli ölçeği geliştirip ileri taşıdı. Bollywood’un kendisi de çok hızlı evrildiği için gösteriyi taze tutuyor; müzikleri güncelliyor, koreografiyi yeniliyor ve çağdaş Hindistan’ı yansıtmasını sağlıyoruz. Özünde Taj Express’in yaratım süreci her zaman özgünlük ve hırs etrafında şekillendi: Bollywood’u bir taklit olarak değil, bizzat endüstriyi şekillendiren sanatçılar tarafından yaratılmış, kendine güvenen ve dünya standartlarında bir teatral deneyim olarak sunmak. Canlı müzik, dans, tasarım ve hikâye anlatımının birleşimi, modern Hint masalını sahnede hayata geçiren şey tam da bu.
Kişisel bir hikâyenin izini takip ederek büyük bir endüstrinin tüm bileşenlerini sahne üzerinde birleştiriyorsunuz. Bu endüstrinin içerisinde biri olarak, endüstriye dair söz söylemek sizin için kişisel olarak ne ifade ediyor?
S. M: Benim için endüstri hakkında söz sahibi olmak onu savunmak ya da yüceltmek değil; ona bir perspektif katmak demek. Bollywood kadar büyük ve etkili bir endüstrinin içinde çalıştığınızda, onun ne kadar karmaşık olduğunu fark edersiniz. Aynı anda hem kaotik hem disiplinlidir. Ticaridir ama derin duygular taşır. Rekabetçidir ama inanılmaz derecede kolektiftir. Bu karmaşıklığı sahneye tercüme edebilmek benim için çok anlamlı.
Kişisel bir hikâye aracılığıyla ekosistemi görünür kılabiliyorum: Besteciler, koreograflar, arka plan dansçıları, teknisyenler, yazarlar — nadiren spot ışığında duran ama her başarının omurgasını oluşturan insanlar. Bu benim için önemli. Odağı yıldızlardan zanaate kaydırıyor. Kişisel düzeyde bu aynı zamanda yaratıcı özgürlük demek. Tiyatro, parçası olduğum endüstriye dışarıdan bakmamı, onu sorgulamamı, kutlamamı ve daha mahrem bir biçimde yeniden yorumlamamı sağlıyor. Sinema devasa ve hızlıdır. Sahne ise anlık ve insani. Bu alanda söz sahibi olmak, gösterinin görkemini yavaşlatıp kalp atışını ortaya çıkarmama imkân veriyor. En önemlisi, hikâyemizin uluslararası alanda nasıl anlatılacağını şekillendirme fırsatı sunuyor — bir mit ya da stereotip olarak değil, yaşayan ve evrilen bir yaratıcı güç olarak. Ve bu benim için son derece güçlü bir şey. Uluslararası izleyiciler için içerik üreten genç yapımcılara mesajım çok net: özgünlüğünüzü asla kaybetmeyin. Bizimki kadar kadim ve çeşitli bir kültürü temsil ederken, yalnızca bir prodüksiyon değil; tarih, kimlik ve sorumluluk taşırsınız. “Daha küresel” ya da daha kolay tüketilebilir olmak için bazı şeyleri sulandırmak cazip gelebilir, ama gerçekte en uzağa giden şey özgünlüktür.
Dünya çapındaki izleyiciler zekidir. Kültürün seyreltilmiş bir versiyonunu değil; hakiki olanı isterler. Detaylar, müzik, dil, ritüeller, duygusal derinlik — bunlar engel değil, güçtür. Yenilik yapın, deneyin, modernleşin ama köklerinize bağlı kalın. Dünya sizi, olduğunuz gibi tanısın; onların sizden beklediğini sandığınız gibi değil. Çünkü özgünlük önden gittiğinde, bağ kendiliğinden kurulur.
Sahne sizin için bir performans alanı mı; yoksa kendinizi, sınırlarınızı ve oyunculuğunuzu sınadığınız bir eşik mi? Gündelik yaşamdan sıyrılıp, sahne üzerinde bir metnin yarattığı anlam ve hareket dünyasına dair söz söylemek size ne ifade ediyor?
N.S: Sahne benim için hiçbir zaman sadece performans sergilenen bir alan olmadı. Kesinlikle bir eşiktir. Gündelik, benliğin çözülüp daha arıtılmış bir şeyin şekillenmeye başladığı yerdir. Sahneye adım atmanın, her zaman yoğunlaşmış bir dinleme hâline geçmek olduğunu hissetmişimdir — metne, sahne arkadaşlarına, seyirciye ve kendi iç dürtülerine.
Sahneye çıktığımda bir şey “sunmaya” çalışmam. Bir şeyi sınarım. Zanaatımı sınarım. Egomu sınarım. Metni performansla süslemek yerine, onun içimden geçmesine izin verecek kadar teslim olup olamayacağımı sınarım. Gündelik hayattan çıkmak, ondan kaçmak değildir — onu damıtmaktır. Sahne, dilin içindeki hareketi, sözcüklerin altındaki ritmi ifade etmemize imkân tanır. Benim için iş tam olarak budur.
Bollywood’un büyüleyici dünyasını sahneye taşıyan Taj Express’te başroldesiniz. Bu büyük prodüksiyonda sahne üzerinde müzikler, danslar ve oyuncular bir düzen içerisinde yer alıyor. Sizce sahnede gerçekleşen bu hareket hali gösteride yer alanlar ve seyirci arasında nasıl bir etkileşim yaratıyor?
N.S: Taj Express’te koreografi yalnızca fiziksel hareket değildir — bir mimaridir. Böylesine büyük ölçekli bir prodüksiyonda müzik, dans ve oyunculuk ayrı departmanlar değildir; tek bir yaşayan organizmadır. Koreografi, icracı ile seyirci arasında köprüye dönüşür. Seyirciye bizimle nasıl nefes alacağını söyler. Bollywood’un kendisi zaten duygusal, müzikal ve görsel olarak yoğunlaştırılmış bir evren olduğu için, hareket dili ortak bir nabza dönüşür. Ansambl birlikte hareket ettiğinde, seyircinin öne doğru eğildiğini hissedersiniz. Enerjik bir sözleşme kurulmuş olur.
Taj Express gibi titizlikle orkestre edilmiş bir yapımda, hassasiyetin özgürlük yarattığının fazlasıyla farkındayım. Yapı, doğaçlamaya alan açar. Koreografiye güvendiğinizde — herkes kendi alanını bütünlükle taşıdığında — seyirci de gösterinin görkemine kendini bırakacak kadar güvende hisseder. Ve sihir tam da o anda gerçekleşir.
Taj Express’in Bollywood’a dair anlattığı hikâye ve söylediği şey, Bollywood gibi dev bir endüstrinin içinde yer alan biri olarak kişisel ve profesyonel yaşamınıza nasıl bir katkı sunuyor?
N.S: Taj Express, Bollywood dünyasını yansıtıyor — içeriden de dışarıdan da tanıklık ettiğim bir dünyayı. Bu, hayallerin, görkemin, sürekli yeniden doğuşun ve durmak bilmeyen enerjinin endüstrisi. Gösterinin bana hatırlattığı şeylerden biri ölçeğin gücü. Bollywood hiçbir şeyi yarım yapmaz. Duygusal, müzikal ve görsel olarak bütünüyle adanır. Bu adanmışlık beni profesyonel anlamda da etkiledi. Hırsa saygı duymayı öğretti. Shruti Merchant’ı odada herkesle birlikte çalışırken izlemek, daha yükseği hedefleme ve daha dolu olma arzusunu gerçekten somutlaştırıyor. Ama kişisel olarak bana başka bir şeyi de hatırlatıyor — görkemin arkasında kırılganlıkla, rekabetle, beklentilerle ve kimlikle baş etmeye çalışan gerçek insanlar var. Bu ikilik, bir performansçı olarak empati duygumu derinleştirdi. Böylesine büyük bir endüstrinin parçası olmak insana dayanıklılığı öğretir. Işıltının yüzey, disiplinin ise öz olduğunu öğretir.
Taj Express yüksek enerjili, görkemli bir dünya kuruyor. Bu ışıltılı dünya size nasıl bir oyunculuk zemini sunuyor? Sahne üzerinde etkileşimde bulunduğunuz kişilerin alanlarını gözeterek bir performans sunma hali sizi ne yönde, nasıl besliyor?
N.S: Yüksek enerji beni dağıtmaz aksine keskinleştirir. Shruti, provalarda geçen gün bir şey söyledi: Metnin güzelliği, izleyicinin satırlar arasındaki boşluğu doldurabilmesinde yatar. Biz de bunu başarmak için kendimizi sonuna kadar zorluyoruz. Taj Express gibi göz kamaştırıcı bir ortamda görsel ve müzikal olarak çok şey oluyor. Bir oyuncu olarak görevim, bu fırtınanın içinde dengede kalmak. Enerji beni destekliyor çünkü riskleri artırıyor. Varlık göstermemi zorunlu kılıyor. Ama beni gerçekten ilham veren şey mekânsal farkındalık. Tiyatro, en iyi hâliyle kolektif bir hassasiyettir. Sahnedeki diğer performansçıların alanlarının farkında olmak sadece teknik değil — ilişkisel bir durumdur. Bir saygıdır.
Herkes kendi eksenini koruduğunda — sahnenin geometrisinin canlı olduğunu hissedebildiğinizde — performansınız tepkisel değil, yanıt verici olur. Ansambldan sürekli ilham alıyorum. Onların zamanlaması, nefesi, adanmışlığı benimkini besliyor. Burası paylaşılan bir organizma. Kimse tek başına parlamaz.
6–7 Mart’ta İstanbul’da sahnede olacaksınız. İstanbul seyircisiyle buluşacak olmak size ne hissettiriyor?
N.S: Her şehrin kendi ritmi vardır. Kendi kültürel hafızası vardır. İstanbul özellikle, tarihlerin bir kesişim noktasında yer alıyor — ve Bollywood’un canlılığının burada nasıl yankı bulacağını merak ediyorum. Uluslararası izleyicilerle ilgili en çok heyecan verici olan şey, onların farklı izleyiş biçimleridir. Bazen beklemediğiniz şekillerde tepki verirler — ve bu sizi sahnede canlı tutmaya zorlar. Sonuçta tiyatro, bir alışveriştir. Biz dünyamızı onlara getiririz, onlar da onu dinleyerek yansıtır. O an — izleyicinin sizinle birlikte topluca nefes aldığını hissettiğiniz an — coğrafyayı aşar. İşte bu yüzden sahneye adım atıyoruz.
Kapak Fotoğrafı: Taj Express Müzikali
İlginizi çekebilir: Simay Yaz’dan Don Quixote Müzikali Üzerine

Enes Kudu 













Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!