“Canavarların Vaatleri” sergisi 1 Mart-26 Temmuz 2026 tarihleri arasında, Ezgi Hamzaçebi küratörlüğünde Hara’da izleyiciyle buluşuyor. “Canavar” olarak görülen, insan ve insan olmayan bedenlerin, hâllerin temsillerini araştıran on sanatçıyı bir araya getiriyor. Sergi üzerine sanatçılarla sohbet ettik.

canavar-sevilmesi-zor-cicekler-2026-tuval-uzerine-sprey-boya
Canavar Sevilmesi Zor Çiçekler, 2026 Tuval üzerine sprey boya

Sanatçılar: A. Serkan Aka, Canavar, Hilal Polat, İrem Aydın, Lara Ögel, Ömer Tevfik Erten, Seçil Epik, Şafak Şule Kemancı, Yaşam Şaşmazer, Zeynep Kılınç

Sergi “canavar” figürünü bir tehditten ziyade sınırları ihlal eden ve yeni varoluş ihtimallerini açan bir eşik olarak ele alıyor. Sizin sergideki işiniz bu “canavar” fikriyle nasıl bir ilişki kuruyor?

Canavar: Sergideki serinin adı Sevilmesi Zor Çiçekler. Yaban hayatta, zorlu topraklarda yaşamlarını ve türlerini devam ettirmek için dikenli, sert yapılı bitkilere dönüşerek kendi adaptasyonlarını gerçekleştirmişler. O yoğun, kimisi sert, kimisi narin dikenlerin arasında varlıklarını sürdürecek tohumları barındırırlar. Müthiş çiçekleriyle göz kamaştırabilirler, böcekseniz ya da her ne iseniz dikkatli yaklaşmanız gerekir, batarlar. Ben batmadığını görmedim. İşte o zaman belki sayenizde tohumlarını dökmüş, saçmış olurlar. 

Bu durumu tüm öteki atfedilenlere benzetiyorum, bulunduğu habitatta farklılıklarından dolayı öteki olmuşlardır. Ben de böyle insanlara çekimlendim, arkadaşlıklar, ilişkiler kurdum. Yakınlaştıkça dikenleri battı, benim de onlara. 

Öteki duygusu düşünceyi doğurur, sorular sordurur, adapte olmak makul olmak değildir. Düzende çatlaklar yaratmak yeni yollar aramaktır. Nasıl olurdu dikenler batmasaydı?

hilal-polat-elalem-ve-sulalem-2026-kumas-ip-sunger-kagit-elyaf-kumas-boyasi-tel
Hilal Polat, Elalem ve Sülalem, 2026. Kumaş, ip, sünger, kağıt, elyaf, kumaş boyası, tel

Hilal Polat: Benim sergideki işim, “canavar”ı dışarıda konumlanan bir tehditten çok, bedenin ve hafızanın içinde dolaşan, bastırılmış olanın geri dönüşü olarak ele alıyor. Canavar burada korkulacak bir figür değil; aksine, ihlal edilmiş sınırların, susturulmuş seslerin ve görünmez kılınmış deneyimlerin görünürlük kazandığı bir eşik.

İşlerimde sıklıkla karşılaştığımız yarı-oluş hâli (ne tam insan ne de bütünüyle başka bir şey olan figürler) bu eşikte duruyor. Bu figürler, normatif olanın dışında kalan bedenlerin ve kimliklerin taşıdığı potansiyeli açığa çıkarıyor. Canavar, bu anlamda, sadece bir dönüşüm değil; aynı zamanda bir direniş biçimi.

Nakış ve tekstil gibi geleneksel olarak “yumuşak” ve “ev içi” ile ilişkilendirilen teknikleri kullanmam da bu fikri güçlendiriyor. Çünkü bu malzemeler aracılığıyla kurulan bedenler, hem kırılgan hem de dirençli; hem tanıdık hem de tekinsiz. Canavar burada, hem yarayı hem de iyileşme ihtimalini birlikte taşıyan bir form olarak ortaya çıkıyor.

Dolayısıyla benim işimde canavar, korkunun değil, dönüşümün ve çoğalmanın alanını açan; sınırları ihlal ederek yeni varoluş ihtimallerini görünür kılan bir varlık olarak beliriyor.

i%cc%87rem-aydin-secil-epik-canavar-saatler-2026-tek-kanalli-video-stereo-ses-hareketli-yari-gecirgen-perdeler-projektor-video-animasyon-burcu-melekoglu-dil-turkce-i%cc%87ngilizce-altyazili-uzunluk-12
İrem Aydın & Seçil Epik  Canavar Saatler, 2026 Tek kanallı video, stereo ses, hareketli yarı geçirgen perdeler, projektör Video-animasyon Burcu Melekoğlu Dil Türkçe, İngilizce altyazılı Uzunluk 12

İrem Aydın & Seçil Epik: Canavar Saatler, spekülatif belgesel niteliği taşıyan bir video çalışması. Burada “canavar”, normatif olanın dışında kalan kimliklerin tarihsel ve güncel olarak dışlandığı, sürüldüğü ya da silinmeye çalışıldığı mahalle ve bölgelerde ortaya çıkan bir figür olarak ele alınıyor. Ancak bu figür tekil bir varlık değil, semt sakinlerinin tanıklıkları üzerinden aktarılan, insanüstü ya da insan/dışı özellikler taşıyan, çoğul ve katmanlı bir varoluşa işaret ediyor.

Buradaki “canavar”, sınırları ihlal ettiği için tehdit olarak kodlanıp cezalandırılan bir varlık. Fakat tam da bu cezalandırma ve bastırma girişimlerine rağmen ortadan kaybolmuyor, aksine ısrarla geri dönen, musallat olan bir varoluş biçimi olarak kendini sürdürüyor. Bu anlamda canavar, yalnızca yeni varoluş ihtimallerinin eşiğini temsil etmekle kalmıyor, aynı zamanda bu ihtimallerin neden sürekli bastırıldığını da görünür kılıyor.

Ezg Hamzaçebii’nin kitabında geçen “canavarlar her zaman döner” ifadesinden yola çıkarak, bu geri dönüş çift anlamlı düşünülebilir: Hem zorla yerinden edilenin, sürülenin geri dönüşü, hem de bastırılanın, istenmeyenin, ait olduğu yerde musallat olurcasına yeniden belirmesi. Bu bağlamda canavar tehditten ziyade silinemez bir hatırlatma ve direniş formu olarak beliriyor.

Sergideki pek çok iş, insan ile insan-olmayan, canlı ile cansız ya da doğal ile yapay arasındaki sınırların bulanıklaşmasına odaklanıyor. Kendi üretim pratiğinizde bu sınırları sorgulamak veya dönüştürmek sizin için nasıl bir anlam taşıyor?

lara-ogel-i%cc%87simsiz-2026-sirlanmis-stoneware-pas-demir-tul-okuz-boynuzu-boya-fotograf-kayhan-kaygusuz
Lara Ögel, İsimsiz, 2026  Sırlanmış stoneware, pas, demir, tül, öküz boynuzu, boya  Fotoğraf Kayhan Kaygusuz

Lara Ögel: Çalışmalarımda dönüşüm hâli önemli bir yer tutuyor. Sürekli değişiyoruz; hem biyolojik hem psikolojik olarak. Ama benim için bu dönüşüm daha çok içsel ve manevi bir yerden geliyor.

Sınırları sabit değil, geçirgen alanlar olarak düşünüyorum. Bu sadece insan ve insan olmayan arasındaki bir ayrım değil; aynı zamanda kendi içimde kim olduğumla, olabileceğim ya da olmak istediğim kişi arasındaki gerilimle de ilgili.

Üretimimde, bu tanımsız ya da karanlık alanları dışlamak yerine onlarla birlikte var olmayı önemsiyorum. Bu serideki figürler de bu ihtiyaçtan ortaya çıktı; bana çok yakınlar ama benden daha iyi nasıl durulacağını biliyorlar. Hem aitler hem dönüşüm hâlindeler, ve bu iki durumu aynı anda taşıyorlar.

omer-tevfik-erten-sinir-kadini-limen-serisi-2024-arsivsel-pigment-baski-yilan-yumurtalari-2
Ömer Tevfik Erten Sınır Kadını (Limen serisi), 2024  Arşivsel pigment baskı, yılan yumurtaları

Ömer Tevfik Erten: Sınırlar yalnızca coğrafi çizgiler değil; kim olduğumuzu ve kim olabileceğimizi keşfettiğimiz yaralardır. Her sınır, bir yara ve bu yara, acı kadar iyileşmenin de başladığı yerdir. Kendimi “biz” ve “onlar” olarak sınırlı hissettiğimde, kimliğimin akışkanlığını ve bu sınırların kırılganlığını fark ediyorum. Sınırları aşmanın bir kurtuluş değil, bir yıkım eylemi olduğunu öğrendim. Yıkım yaratma cesaretini beraberinde getirdi. Sadece yüzeyi belirleyen bir sınır değildir çizgi; aynı zamanda o yüzeyin derinliklerini açığa çıkaran, gizlenmiş olanı görünürlüğe getiren bir izdir. Görünür ve görünmez arasındaki bu geçiş alanı, bizi sınırların ardında yatan bilinmezliklere, çizginin ötesine taşır. Çünkü anlam yoksa bile, yaşamın kendisi bu hiçlikte var olmaya devam eder. 

Kamil Fırat’a göre fotoğraf, doğası gereği nesneler dünyası ile ilişki kurar ve dolayısıyla nesnesini aşamaz. Fotoğrafçı, dönüştürme yetisiyle gerçeği başka bir gerçekliğe tahvil edebilir; bu da ancak teknik müdahale ile mümkündür. Byung-Chul Han, günümüz dünyasını pozitif toplum olarak tanımlarken; pürüzsüz olanın punctum’dan sıyrıldığı ve dokunsal bağları duyarsızlaştırdığı bir anlayışın statükoyu belirlediğini ifade eder. Pürüzsüz nesne zıddını iptal ederken, her türlü negatiflik sistemden def edilir. Acıdan, yaradan, felaketten, kırıktan veya sapmadan söz etmek; istenmeyenin ismini yasaklayan Eğlenceler Ülkesi inşa eder. Dijital güzel, denetim ve tüketim sistemlerinin akışkanlığını sağlar; izleyiciyi pasif bir tüketici konumuna hapsederek algısal bir konformizm yaratır. Estetik biçimlenmenin bu statükoyu olumsuzlayan karşı-dil olma potansiyeli, tam da bu pürüzsüz yüzeyde açılacak kasıtlı çatlaklarda saklıdır. Pratiğimde kullandığım dijital arıza (glitch) teknikleri, sadece görsel bir tercih değil; sistemin silmeye çalıştığı fazlalıkların-hayaletlerin geri dönüş biçimidir. 

Fotoğrafa ihanet ediyorum; çünkü ancak ihanet, görme biçimlerini ve onlara yüklediğimiz gerçeklik kurgularını tersine çevirebilir. Bu ihanet ahlaki değil, epistemolojiktir; yani, geleneksel görme biçiminin “doğruluğuna” yöneliktir. İmgelerim, fotoğrafın temsil tarihine, sanat kurumlarının ideolojik işleyişine ve izleyicinin görme alışkanlıklarına karşı açılan bir yarıktır. Bu nedenle aşılması kaçınılmazdır.

safak-sule-kemanci-i%cc%87simsiz-2026-kumas-karisik-malzeme-fotograf-kayhan-kaygusuz
Şafak Şule Kemancı, İsimsiz, 2026  Kumaş, karışık malzeme  Fotoğraf Kayhan Kaygusuz

Şafak Şule Kemancı: Üretim pratiğimde bedeni sabit bir form olarak değil, sürekli çözülüp yeniden kurulan bir alan olarak düşünüyorum. Paul B. Preciado’nun işaret ettiği gibi beden, kapalı bir bütünlük değil; maddeler, kimyasallar, arzular ve tarihsel kesintiler tarafından şekillendirilen geçirgen bir alan. Bu nedenle benim ilgimi çeken şey, bu sınırları temsil etmekten çok, onları maddesel ve mekânsal olarak istikrarsızlaştırmak.

Brugmansia’dan yola çıkan ve mekâna özgü olarak yapılan yerleştirmede, yansımalar, gölgeler ve tekrar eden silüetler, tekil bir bedeni dağıtarak onu parçalı ve çoğul hale getiriyor ve böylece izleyici, ne tamamen bitki ne tamamen beden ne de tamamen nesne olan, mekâna yayılmış bir varlıkla karşılaşıyor. Bu sınırların bulanıklaşması benim için mekânla birlikte işleyen bir karşı-ontoloji kurma girişimi.

Sergi metninde kusur, mutasyon ve hibritlik birer sapma değil, potansiyel ve direncin izleri olarak ele alınıyor. Sizce sanat, “normal” kabul edilen kategorileri kırmak ve başka varoluş ihtimallerini görünür kılmak konusunda nasıl bir rol oynayabilir?

yasam-sasmazer-udagan-2026-agac-dali-ahsap-merdiven-protez-bacak-silikon-elastik-bandaj-sargi-bezi-sunger-poliuretan-elyaf-aluminyum-tel-zincir-kanca-kantar-dikis-ignesi-iplik-yosun-toprak
Yaşam Şaşmazer, Udagan, 2026. Ağaç dalı, ahşap merdiven, protez bacak, silikon, elastik bandaj, sargı bezi, sünger, poliüretan, elyaf, alüminyum tel, zincir, kanca, kantar, dikiş iğnesi, iplik, yosun, toprak

Yaşam Şaşmazer: Sergide ele aldığımız canavar figürü, ne iyi ne kötü, ne içeride ne dışarıda, ne ben ne de öteki olarak eşikte durarak, “normal” olarak kabul edilen sınırların, kategorilerin ve hiyerarşilerin kırılganlığını görünür kılıyor ve bizi birlikte dönüşme ve ilişkilenme biçimlerini düşünmeye davet ediyor.

“Normal” olarak kabul edilen kategoriler çoğu zaman görünmez kabullerle kurulur; sanat ise bu kabulleri askıya alarak başka varoluş biçimlerini düşünmemize olanak tanır ve sabit görünen sınırların aslında kırılgan ve müzakereye açık olduğunu hatırlatır.

Böylelikle tekil ve merkezi “normal” anlatıların ötesine geçmemize, başka türlü düşünmeye, hissetmeye ve hayal etmeye davet eden bir alan yaratır.

Ben de sergideki Udagan adlı çalışmamda insan, bitki ve mitolojik varlıklar arasındaki geçişken bedenler üzerinden sabit kimlikleri sorguluyor, birlikte dönüşme ve ilişkilenme biçimlerini görünür kılmaya çalışıyorum. Burada hibritlik bir sapma olarak değil, başka bir varoluş biçiminin, dayanıklılığın ve potansiyelin işaretleri olarak ortaya çıkıyor. Sanat, böylece izleyiciye sadece farklı formları ve olasılıkları göstermekle kalmıyor, aynı zamanda birlikte dönüşme, ilişkilenme ve varlıkları birbirine bağlama biçimlerini de deneyimlemeye davet ediyor.

a-serkan-aka-havada-2024-buluntu-mobilya-parcalari
A. Serkan Aka, Havada, 2024. Buluntu mobilya parçaları

A. Serkan Aka: Bunu kendi pratiğimde en çok ses üzerinden deneyimliyorum. Klasik enstrümanların mükemmelleştirilmiş ve kontrol edilebilir yapılarının, standart seslerinin aksine, daha ilkel, henüz tam olarak tanımlanmamış ya da unutulmuş ses formlarına dönerek bu alanın dışında kalan ihtimalleri araştırıyorum. Bu arayışta, ses üreten ilkel düzeneklerle deneyler yapıyor, kontrolün tam anlamıyla mümkün olmadığı, kusurlu yapılar kuruyorum.
“Mükemmel” olan çoğu zaman başka olasılıkların önünü kapatıyor. Oysa kusur, sapma ya da mutasyon olarak görülen şeyler, yeni ilişkilerin ve anlatıların ortaya çıkabileceği alanlar açıyor. Tanıdığımız ama dinlemeye alışık olmadığımız, çoğunlukla “makbul” sayılmayan gündelik sesler hafızayı çok kolay tetikleyebiliyor.

Nesnelerle de benzer bir yerden çalışıyorum. Standart malzemelerin kusursuzluğu ve temizliği onları bir anlamda dilsizleştirirken;  kullanılmış nesneler iktidarı tam olarak kabul etmeyen, kendi izlerini ve olasılıklarını taşıyan varlıklar olarak karşıma çıkıyor, üzerlerinde taşıdıkları izler ve kusurlarla benim  öngöremediğim bağlantılar kurarak, kendi zihnimin gidemediği daha geniş anlam alanlarının ortaya çıkmasına olanak tanıyor.

zeynep-kilinc-mutatis-mutandis-2026-kece-yun-metal-konstruksiyon-fotograf-kayhan-kaygusuz
Zeynep Kılınç, Mutatis Mutandis, 2026  Keçe, yün, metal konstrüksiyon  Fotoğraf Kayhan Kaygusuz

Zeynep Kılınç: Kusursuzluk, farklılıkları reddeden keskin bir sınır çizer. Mutasyonlar ve hatalar ise bu sınırın ihlal edildiği noktaların ötesini hayal etmemize olanak tanır. Sanat, normalin dışında kalan ihtimallerin gücünü somut olarak üretip başka varoluş biçimlerini görünür kılarken, “Bu mümkünse, başka hangi olasılıklar gerçekleşebilir?” gibi bir düşünceyi tetikler. İnsanların varsayımlarını askıya almalarına ve sınırları test etmelerine olanak tanıyan bir alan olarak sanat, sadece var olarak diğer ihtimallere kapı açar.

Kapak Fotoğrafı: Canavarların Vaatleri

İlginizi çekebilir: Burcu Dimili’den Ali Ekber Kumtepe ile: “Ben Bir Şey Yapmıyorum” Üzerine