“Bak bir piyanist keşfettim!” Bu cümleyle ve akabindeki dinletiyle atıldı seyahatin ilk plan tohumları. Agah’tan (eşim kişi) gelen keşfi, acaba konseri var mı sorusuyla takip edip Baden-Baden’deki konser salonundan aldığımız biletle noktayı koyduk. Konser bileti tamamdı, geriye kalansa yapmayı en sevdiğim şey; seyahat planı. Çıkış noktasından anlaşılacağı üzere “plansız bir plan” ile başladı sürecimiz. Hakkında hiç fikrimizin olmadığı ve araştırmadığımız bir yere yalnızca konser sebebiyle rota oluşturmanın, yolculukla öğrenmenin ayrı bir keyfi var. Neyse ki çağımız teknoloji çağı ve bilgi çok uzak değil; önce coğrafya ve sonra tarihle başladık araştırmaya. Belli olan tek şey; konser tarihi ve saatini merkeze alıp çerçeveyi 2 gece 2 tam gün olarak çizdik.

img_1079_vsco
Baden-Baden | Fotoğraf: Mehlika Özsoy Erkan

Baden-Baden, Almanya-Fransa sınırında yer alan ve biraz aşağısındaki İsviçre (Basel) ile de yakın sayılan Almanya’ya bağlı bir güneybatı şehri. Şehre varış için Türkiye’den direkt uçuş bulunan Strasbourg/Fransa (1 sa.), Stuttgart/Almanya (1,5 sa.) veya Basel/İsviçre (2 sa.) havaalanlarından birisi tercih edilebilir. Belirtilen süreler araçla ulaşım süresi, zira toplu taşıma ile ulaşım fazlaca aktarma gerektirdiğinden biraz yorucu olabilir. Ulaşım sürelerinde dramatik fark olmadığından ancak uçak bileti fiyatlarındaki kıyaslamada en makulü Stuttgart havaalanı olduğundan, Almanya için biletlerimizi cebimize koyduk.

1. Gün: Gidiş Günü

İstanbul Sabiha Gökçen’den Stuttgart’a sabah saat 10:00’da başlayan ve yaklaşık 2,5 saat süren uçuş sonrası, gitmeden rezervasyonunu oluşturduğumuz aracımızı havaalanından kiralayarak dura kalka 2 saatlik yol ile Baden-Baden’e ulaştık. Şehri turlamadan önce, merkezden araçla 15 dk mesafedeki otelimize giriş yaparak oteli tercih etmemize sebep olan üzüm bağlarıyla çevrili arazisini görmek istedik. 2 gece oda&kahvaltı olarak konakladığımız “Hotel Rebenhof” çevresindeki bağlar mevsim sebebiyle canlılık göstermese de, otelin bahçesi ve etrafındaki bağlara giden yürüyüş yolları kışı da ayrı güzel dedirtti. Çevremizi tanıdıktan sonra, otelimizdeki spada vakit geçirmek yerine şehre inmeyi tercih ederek “zentrum” tabelaları doğrultusunda yönlendirildiğimiz park yerlerinden “Beethovenstraße” ye aracımızı bıraktık.

e8917c83-acd7-4b1a-82a9-586b1a9fdea1_vsco
Saftladele | Fotoğraf: Mehlika Özsoy Erkan

Birinci günümüz ve hatta ertesi günümüz için konser haricinde planlı aktivitemiz bulunmadığından, ilk günümüzü araç park yerinden 10 dakika yürüyüşle vardığımız merkez cadde ve sokaklarda dolaşarak geçirdik. Karşımıza çıkan “Black Forest Coffee”de yorgunluk espresso’larımızı içip akşam yemeği mekanımızı kararlaştırdık. Yemek için Google Maps dolaşımı ile keşfettiğimiz “Saftladele”e önce yürüyerek sonra arabayla gitmeye karar verdik. Yürümekten vazgeçip araçla gitme kararının ne derece yerinde olduğunu, havanın kararması ve restaurant yolunun tepelere doğru çıkmasıyla anladık. Vardığımızda karşılaştığımız ışıksızlık ve ıssızlıkla “doğru mu geldik?” ve “kapalı mı acaba soruları?” aklımızdan geçiyordu ki restaurant kulübesinin kapısındaki kadın açık olduklarını söyleyerek bir “oh” dedirtti.

Dışarıdan asla anlaşılmayan ama içeri girdiğimizde karşılaştığımız uzun masa etrafındaki insanlarla dolu bu küçük mekan, tam bir “lokal keşif” yaptığımızın mutluluğunu hissettirdi. Menüsünde çok fazla yemek alternatifi olmayan ve menüye ilave günün yemeği olarak sunulan seçeneklerden günün yemeği “Sarmale”yi sipariş ettik. Adı üstündeymiş; farklı sarılsa da, gelen bildiğimiz lahana sarmasıydı. 2 porsiyon lahana sarması ve 2 kadeh yerli kırmızı şarapla noktaladığımız yemek sonrası hesabı ödemek istedik. Ancak kredi kartı geçmediğini öğrenmemiz ve bizim de hiç nakdimizin olmaması pek iyi olmadı. PayPal için arkadaşlarla yapılan yazışmalar sonucu hesabı kapatıp otelimize döndük ve günü noktaladık.

2. Gün: Konser Günü

Geceye gözümüzü kapatırken kahvaltı öncesi yürüyüş yapmayı planlamıştık. Uyandığımızda gözümüzü sise açtık.

7a90c715-18a6-4fce-846c-bb7f051c955d_vsco
Hotel Rebenhof | Fotoğraf: Mehlika Özsoy Erkan

Önce balkonumuzdan beliren görüntü çok etkiledi, sonra sis içinde yürüdüğümüz bağ yolları. Yürüyüş sonrası günün ilk öğününü büyük bir keyifle gerçekleştirirken lokal saat 18:00’deki konser öncesi yapacaklarımızı sondan başa planlamaya koyulduk.

Gelmeden biraz önce tarihini okuduğum Baden-Baden’in, geçmişten bu yana termal şehri olması bilgisine dayanarak termal havuzları denemeden geçmek istemedik. Konser öncesi aktivitemiz belli olduktan sonra, kahvaltı sonrası şehir günümüzü de müze gezisi ile başlatmaya karar verdik. Otelimizden hareketle şehre inerken, yine Google Maps’ten gözümüze kestirdiğimiz, yol üzerindeki lokal bir restaurant’a uğrayıp akşam yemeği için rezervasyon yaptırmak istedik ancak “kapalı” yazısı ile pazar günü azizliğine uğradık. Restaurant’ın adı “Römerkeller”, pazar günü kapalı ve burada da yine kredi kartı geçmiyor.Yemeği planlamayı akşamına erteleyip “Muzeum Frieder Burda”ya ulaştık.

img_1055_vsco
Muzeum Frieder Burda | Fotoğraf: Mehlika Özsoy Erkan

Müze binasının karşısında, yoldaki yönlendirmeler ile de kolayca ulaşılabilen otopark bulunuyor. Baden’de bulunduğumuz tarihlere denk gelen ve üç katlı müze binasının tamamdaki tek sergi olan “Impressionism in Germany: Max Liebermann and His Times” ile Max Liebermann ve çağdaşlarının resimlerini inceleyerek turumuzu tamamladık.

Müzeden karşısındaki parkta kısa bir tur atıp aracımızı alarak termal bölgesine doğru konum aldık. Şehirdeki en ünlü termaller “Caracalla Spa” ve “Friedrichsbad Spa” olup ikisi de yan yana konumda. Web siteleri üzerinden alınan biletler ile hamam kullanımı, masaj (ki masaj yalnızca belli günler mevcut) gibi spesifik aktiviteler için önden rezervasyon oluşturulabileceği gibi havuz, sauna kullanımları için rezervasyona gerek olmadan direkt giriş sağlanabiliyor. “Friedrichsbad Spa” daha hamam konseptli, “Caracalla Spa” ise dışarıdan da görülüp anlaşılabilen açık ve kapalı termal havuz imkanı sunuyor.

img_1075_vsco
Caracalla Spa | Fotoğraf: Mehlika Özsoy Erkan

Biz “Caracalla Spa”yı tercih ederek havuz ve sauna alanları için 3 saatlik kullanım ücreti ödedik. İçeride bikini/mayo, şampuan gibi bilimum ihtiyaçları satın alabileceğiniz bir mağazası var. Havlu ise havuz için ücret ödediğiniz noktadan yine ek ücret ile temin edilebiliyor. İçeride havuz başı dinlenme alanında bir de restaurant yer alıyor. Su acıktırdığından konsere gitmeden evvel açılan iştahımızı burada kapattık.

img_1099_vsco
Festspielhaus | Fotoğraf: Mehlika Özsoy Erkan

Konserin gerçekleşeceği “Festspielhaus” binasına, konserin başlamasından 1 saat kadar önce vardık. Henüz vaktimiz olduğundan, birer kadeh şarap içmek için binanın içinde yer alan restaurant barına oturduk. Derken vakit yaklaştı, kapı açıldı, salona geçtik ve muhteşem bir performans: Martin Kohlstedt. Bestelerini zaten çok sevdiğimiz ve bunca yolu gelecek kadar etkilendiğimiz piyanistten yalnızca piyano dinlemeyi beklerken, o akşamki “with three drummers” konsepti ile vurmalı çalgıların eşlik ettiği performans nefes kesiciydi.

img_1096_vsco
Martin Kohlstedt with Three Drummers | Fotoğraf: Mehlika Özsoy Erkan

Geldiğimize bin mutlu olarak ayrıldığımız konser binasından merkeze doğru yürüyerek yemeğe geçmeye niyetlendik. Pazar günü her mağazanın ve bazı restaurantların kapalı olması şehri hayalet görünümüne soksa da turistik gözüken “Löwenbrau” ışıltılarıyla bize göz kırptı. Lokal yerlerde yemeyi tercih ettiğimizden, fazlaca turistik bu mekana yüksekçe bir beklentiyle oturmadık ve günü kurtarması bizim için yeterli oldu. Hareketsiz sokaklarda yapacak aktivite de bulunmadığından yemek sonrası otelimize dönerek dinlenmeye çekildik.

3. ve son günümüz dönüşe bağlandığından, ayrı bir başlık açmadan, kahvaltı sonrası otelden ayrılış ve havaalanına varış olarak özetlenebilir. Tüm geziyi özetleyecek olursak ise Baden-Baden; telaşsız “me-time”lara zaman ayırarak, yavaş yaşanacak keyifli bir 2 gece şehri.

Kapak Fotoğrafı: Mehlika Özsoy Erkan

İlginizi çekebilir: Damla Anol Erol’dan Atri: Abruzzo’nun Saklı Güzelliği