Miami: Şehirde Huzuru Bulduran Bir Rota
Eşimle birlikte Miami’ye gitmemizin üzerinden sekiz ay geçti ama ben hâlâ zihnimin bir köşesini orada bırakmış gibiyim. Çünkü Miami bana, içinde yaşadığımız bu hızlı, sürekli yetişmeye çalışan hayatın dışında başka bir ritmin de mümkün olduğunu gösterdi. Orada zamanın biraz daha yavaş aktığını, hiçbir şeye yetişmek zorunda olmadığını ve huzurun aslında ne kadar “basit” olabileceğini fark ettim. Bu yüzden bu yolculuğu paylaşmak istedim.
Beklentilerin Ötesinde
Miami önerilerime geçmeden önce pek duymadığım bazı deneyimlerimden bahsetmek istiyorum. Bu seyahati, yaz tatilimizi ve birinci evlilik yıl dönümümüzü kutlamak için planlamıştık. Bu yüzden eylül ayının ilk haftasında oradaydık. Bizim en büyük çekincemiz okyanusa girip giremeyeceğimizdi. Özellikle ben gitmeden önce en fazla suya ayaklarımı sokar sahilde güneşlenirim diyordum. Bu çekincemiz yüzünden otel tutarken havuzu olmasına bile özen gösterdik. Biz okyanusa South Beach tarafından girdik. O kadar güzeldi ki suya girdikten sonra neredeyse bir saat boyunca çıkmadığımızı hatırlıyorum. Su hem çok temiz aynı zamanda hiç dalgalı da değildi. Sabah erken saatlerde bile su soğuk değil, aksine içine rahatça girilebilecek bir ılıklıktaydı.
Eylül ayı biraz yağmura yakalanabileceğiniz bir ay o yüzden gideceğiniz tarihin hava durumunu araştırmanızı öneririm. Biz birkaç kez yağmura yakalandık. Hatta bir keresinde tam sudan çıkıp otele döneceğimiz zamanda başlamıştı. Biz de hazır yağmur yağarken otele kadar çıplak ayak yürümüştük. Bunu yapabileceğiniz kadar rahat bir yer, South Beach’in etrafında çıplak ayak mayolarıyla yürüyen bir sürü kişi görebilirsiniz.
Bir diğer önemli detay ise restoranlar. Menü fiyatlarının üzerine vergi ve servis ücreti eklendiği için, hesap geldiğinde sipariş ettiğiniz tutardan belirgin şekilde farklı bir rakamla karşılaşabiliyorsunuz. Genel olarak Miami’nin, Avrupa şehirlerine kıyasla daha yüksek fiyatlı bir destinasyon olduğunu söylemek yanlış olmaz.
Miami’de Yavaş Bir Sabah Önerisi
Miami’de neredeyse her gün 6:30 civarında uyanıyorduk. Muhtemelen jetlag’in de etkisiyle gün, bizden önce başlıyordu. Bizim ilk rutinimiz ise hiç değişmedi: mayoları giyip South Beach’e çıkmak. Saat daha 7:00 bile olmamışken sahil çoktan hareketlenmiş oluyordu. Bizim gibi yürüyüşe çıkanlar, koşanlar ve spor yapanlar… Hatta South Beach’in meşhur voleybol sahaları bile doluydu. Şehir, günün en erken saatinde bile canlıydı.
Miami’de sabah saatlerinde açık olan birçok kahveci ve kahvaltı noktası var. Biz bazı günler yürüyüşün ardından kahvaltımızı paket alıp sahilde, şezlonglarımızda yaptık. Yazının devamında özellikle beğendiğimiz birkaç kahvaltı noktasını da ayrıca önerdim.
Bizim otelimiz sahilde şezlong hizmeti sunuyordu ama sunmasaydı bile havluyu serip uzanmak mümkün. Sabah saatlerinde güneş oldukça keyifli; ancak öğlene doğru şemsiye olmadan uzun süre kalmak zorlaşıyor. Bu yüzden biz genelde denize hep öğle saatinden önce girdik. Saat 11.00’i bile görmeden aslında günün büyük kısmını tamamlamış oluyorsunuz: Yürüyüş yapılmış, kahvaltı edilmiş, güneşlenilmiş, kitap okunmuş ve denize girilmiş… Geriye kalan zaman ise Miami’yi keşfetmek için tamamen size kalıyor.
Kahvaltı Mekanı Önerileri
Miami’de kahvaltı denilince akla muhtemelen ilk Pura Vida geliyordur. Şehrin farklı noktalarında karşınıza çıkan bu popüler kafe, özellikle sağlıklı yaşam odaklı menüsüyle öne çıkıyor. Miami’nin enerjisine çok yakışan sade ama özenli bir atmosferi var. Lezzet olarak da oldukça tatmin edici.
Miami Beach bölgesinden önerilerle devam edersek sabah yürüyüşlerimizde keşfettiğimiz yerlerden biri olan Cafe Bastille oldu. Menüsünde sağlıklı ve doyurucu tabakların yanı sıra, klasik Fransız esintileri de kendine yer buluyor. Kruvasanlar, French toast gibi seçenekler özellikle kahvaltıyı biraz daha keyifli ve “tatil hissine” yakışır hale getiriyor.Hem hafif bir şeyler yemek isteyenler hem de kendini biraz şımartmak isteyenler için dengeli bir alternatif sunuyor.
Bir diğer önerimizse Sandwicheria. Burada isminden de anlaşıldığı gibi kendi sandviçinizi oluşturuyorsunuz. Taze malzemelerle hazırlanan sandviçler hem pratik hem de oldukça doyurucu. Özellikle sahile gitmeden önce hızlı ama lezzetli bir şeyler yemek istediğinizde iyi bir alternatif oluyor. Abartısız, samimi bir havası var; tam da Miami’nin rahatlığına yakışan bir durak. Porsiyonlarının da oldukça büyük olduğunu söyleyebilirim.

Artık Miami Beach dışına çıkma zamanı gelmişti. Bir sabah, “Bugün kahvaltıyı başka bir bölgede yapalım” dediğimizde aklımıza Wynwood geldi. Kahvaltıyı burada yapıp ardından bölgeyi keşfetmek, günü biraz daha farklı bir ritimde geçirmek istedik. Wynwood, Miami’nin en karakteristik ve en özgün bölgelerinden biri. Renkli duvarları, sokak sanatıyla dolu köşeleri ve yaratıcı atmosferiyle, şehrin klasik sahil enerjisinden bambaşka bir deneyim sunuyor. Buradayken kahvaltı için tercihimiz Miam Cafe oldu. Hem bulunduğu bölgenin ruhuna uyum sağlayan enerjik bir havası var hem de menüsü oldukça çeşitli. Kahvaltınızı yaptıktan sonra Wynwood sokaklarında kaybolmak ise bu deneyimin en keyifli kısmı.
Miami’nin Turistik Bölgeleri
Hazır Wynwood konusu açılmışken, Miami’nin bölgelerine biraz daha yakından bakalım. Bizim en sevdiğimiz yerlerden biri olan Wynwood, adeta bir açık hava sanat galerisi hissi veriyor. Sokaklarda yürürken her köşe başında durup detaylarını incelemek isteyeceğiniz grafitilerle karşılaşıyorsunuz. Oraya kadar gelmişken de smash burger diyince akla gelen Skinny Louie‘nin tadına bakmayı unutmayın.
Miami’nin bir diğer turistik duraklarından Little Havana’ya geçtiğinizde, kendinizi bir mahalleden çok başka bir ülkeye adım atmış gibi hissediyorsunuz. Küba kültürünün yoğun bir şekilde hissedildiği bu bölge, şehrin geri kalanından tamamen farklı bir atmosfere sahip. Açıkçası benim için en şaşırtıcı tarafı, düşündüğümden çok daha küçük olmasıydı. Gittiğimde istemsizce “Aa, bu kadar mıymış?” dediğimi hatırlıyorum. Ama alanın küçük olması, enerjisinden hiçbir şey eksiltmiyor.
Sokaklarda Küba müzikleri yankılanıyor, insanlar dans ediyor, her köşe başında ayrı bir hareket var. Üstelik tıpkı Wynwood’da olduğu gibi burada da sokaklar renkli grafitilerle kaplı; bu da bölgenin enerjisini görsel olarak daha da güçlendiriyor. Biz de en kalabalık, müziğin en yüksek olduğu ve insanların en çok dans ettiği mekânlardan birine girip birer mojito söyledik ve o ritme kendimizi bıraktık. Miami’nin o rahatlığı burada yerini daha coşkulu, daha ritmik bir keyfe bırakıyor.
Bir diğer en popüler yerlerinden biri ise Design District. Şehrin daha modern ve stil sahibi yüzünü temsil eden bu bölge, lüks moda markalarının mağazaları, sanat galerileri ve mimari detaylarıyla öne çıkıyor. Sadece alışveriş yapmak için değil, sokaklarında yürüyüp vitrinlere bakmak, sanatla iç içe bir atmosferde vakit geçirmek için bile ziyaret edilebilir. Her köşe başında farklı bir tasarım detayıyla karşılaşmak mümkün.
Şehrin biraz daha “kaotik” ve iş odaklı yüzünü temsil eden Brickell bölgesine de merak ettiğimiz için uğradık. Yüksek binalar, plazalar ve yoğun tempo… Henüz plazalarla dolu bir yeri özlemediğimiz için birkaç caddesinde dolaştıktan sonra tekrar Miami Beach’e dönmeyi tercih ettik.
Miami Beach bölgesinde vakit geçirirken mutlaka uğranması gereken yerlerden biri de İspanyol Caddesi ve Lincoln Road. Özellikle Lincoln Road, açık hava yapısı ve yürüyüşe uygun düzeniyle hem gündüz hem de akşam saatlerinde keyifli bir rota sunuyor.
Miami’de Farklı Bir Gastronomi Deneyimi: COTE
Ben evlilik yıl dönümümüz için Miami’ye gittiğimizden dolayı restaurantlara rezervasyon yaparken hep bu bilgiyi ekledim. Asıl kutlama yapmak istediğimiz yer için de biraz daha “özel” bir deneyime çevirmek için Cote Miami‘yi tercih ettik. Notları gerçekten okuyorlarmış ki bize masaya oturur oturmaz şampanya ikram ettiler gerçekten çok ince bir hareketti.
Klasik bir steakhouse’tan çok, Kore barbekü kültürünü fine dining yorumuyla birleştiren bir konsept sunuyor. Masa başında pişen etler, özenli servis ve loş ama şık atmosferiyle standart bir akşam yemeğinden çok daha deneyim odaklı bir akşam geçiriyorsunuz. Menüdeki et kalitesi ve sunum detayları, burayı sıradan bir steakhouse çizgisinin oldukça üzerine taşıyor. Mekanın Design District’te bulunması da bu deneyimi daha lüks ve rafine bir seviyeye taşıyor.
Biz gittiğimizde ise şansımıza bizimle ilgilenen garson Türk’tü. Bu da menü seçiminde ve deneyimi anlamlandırma konusunda bize oldukça yardımcı oldu. Zaten deneyimi daha kolay ve bütünlüklü yaşamak isteyenler için fix menü seçenekleri de bulunuyor. Fiyatlar tahmin edebileceğiniz üzere ortalamanın üzerinde ama bütçeniz yeterliyse kesinlikle gitmenizi öneririm.
Ünlülerin Uğrak Yeri: Carbone
Açıkçası buraya gastronomik bir lezzet avından çok, biraz da atmosferini merak ettiğimiz için gittik. Carbone Miami zaten başlı başına bir “ortam deneyimi” sunuyor. Özellikle menüde çok konuşulan tabaklardan biri olan “spicy rigatoni vodka” da ayrı bir merak konusuydu. Sosyal medyada sıkça karşımıza çıkan bu imza lezzeti yerinde denemek istedik. Burası da notlarımızı dikkate almış, yemekten sonra sürpriz bir şekilde tatlı getirdiler inanılmaz şaşırdık ve mutlu olduk. (Açıkcası ben sadece güzel bir masa rezerve etmeleri için öyle yazmıştım 🙂 ) Yediklerimiz oldukça lezzetliydi fakat ortamın yemeklerinin önüne geçtiğini düşünüyorum.
Yazıyı bitirmeden önce kaldığımız oteli de paylaşmak istedim. Konumundan ve tesisin sunduğu olanaklarından oldukça memnun kaldık. South Beach kısmında sahile 2 sokak uzaklıkta bulunan The Goodtime Hotel. Miami ziyaretçilerine şimdiden iyi yolculuklar!
Kapak Fotoğrafı:
İlginizi çekebilir:
Özetle Miami’de nasıl vakit geçireceğiniz tamamen size kalmış. İsterseniz sahil kenarında daha sakin ve yavaş bir tatil yaşayabilir, isterseniz lüks restoranlar ve Design District gibi bölgelerde daha “şık” bir deneyime yönlenebilirsiniz. Kısacası Miami, herkesin kendi ritmini bulabileceği çok katmanlı bir şehir.
Kapak Fotoğrafı: Mehves Atalay
İlginizi çekebilir: Canan Sayitoğlu’dan Miami Rehberi

Mehves Atalay 












İlk yorumu siz yazın!