Miami denilince herkesin aklına bikiniyle sahilde paten yapan insanlık dışı vücutlar, bangır bangır müzik dinlenen kulüpler, sınırsız eğlence ve çılgın bir gece hayatı gelebilir. Benim yaklaşık iki senedir güney Florida’da süren yaşamımda edindiğim Miami algısı ise pastel pembe, neon tabelalar ve sanat dolu bir şehir. Miami’ye tatile gelenlerin kafasında genelde yüzmek, güneşlenmek ve eğlenmek olsa da alternatif bir rehber yazmayı kendime görev edindim, umarım değişiklik arayanlara faydalı olur.

Miami’ye ne zaman gidilir?

Miami, daha doğrusu tüm Güney Florida, kış aylarını geçirmek için muhteşem. Sıcaklık genelde 20-30 arasında, bunaltmayan tatlı esintili tatta. Ziyaret zamanınızı da mutlaka Kasım-Mayıs ayları arasında planlarsanız pişman olmazsınız. Zira Haziran’dan Kasım’a nem yüzdeleri 90’larda seyrederken her gün öğlen şiddetli yağışlar görmek mümkün. Yaz aylarında nefes almak zaten mümkün değil, üstüne üstlük Eylül ayı fırtına sezonunun tavan yaptığı ay. Bu yüzden mümkünse kış aylarını tercih etmeye çalışın.

Miami’de nerede kalınır?

Yüzmek ve güneşlenmek amacıyla gelenler genelde önünde uçsuz bucaksız plajlar olan Miami Beach bölgesini tercih ediyor. Miami Beach filmlerde gördüğünüz yan yana bir sürü otelin ortak bir plaja sahip olduğu bir ada aslında. Miami Beach adası şehir merkezine iki ana köprü ile bağlı. Adadan şehre geçmek arabayla çok uzun sürmese de trafiğe bağlı olarak değişebiliyor. Adanın güney ucu en turistik kısmı olsa da kuzeyinde daha sakin bir kafa dinleme tatili yapmak mümkün.

Bütün plajların halka açık olduğunu söylemeden geçemeyeceğim, o yüzden isterseniz iç kısımda deniz görmeyen bir otelde ya da evde bile kalıp istediğiniz yerde denize girebilirsiniz. Şehir merkezinde kalırsanız da her gün arabayla plaja gidip gelebilirsiniz ama aklınızda olsun, plajlarda bizim bildiğimiz Beach Club tarzı işletmeler yok, genelde herkes şemsiyesinden sandalyesine, soğuk çantasından yiyeceklerine her şeyi kendileri taşıyıp getiriyor. Ama şehirde kalırsanız da şehirsel aktiviteler yapmanız daha kolay olacaktır. Yani bu noktada vermeniz gereken karar zamanın çoğunu plaj tatili yapmaya mı, yoksa şehir görmeye mi harcayacağınız noktasında ayrılıyor.

Miami’de ne yapılır?

Miami Beach

Miami Beach içerisinde değişik bölgeler mevcut. Adanın en güney ucunda filmlerde neon ışıklarıyla görülen, ‘kendini gösterme ve görülme’ mekanı Ocean Drive var. Bu yol üzerinde Versace’nin öldürüldüğü malikanesi, ünlü Birdcage filminin geçtiği kulüp gibi atraksiyonlar olsa da en fazla göreceğiniz akla hayale sığmayan bikini-mayo kombinasyonlu tatilciler ve aşırı turistik kafeler. Bu bölegedeki kafelerde bahşişin hesaba eklenerek geldiğini söylemeyi görev bilirim, aman dikkat! Yerel insanların pek takıldığını düşünmediğim bu bölge görsel olarak rengarenk fakat içi boş bir tur olarak birkaç saatte tüketebileceğiniz bir adres. Yine adanın güneyine daha yakın olan Espanola Way çok şirin trafiğe kapalı bir sokak ve tropik adalar tarzı mutfaklarıyla insana tatil havası yaşatıyor. Bu sokakta en sevdiğim mekan küçücük bir Fransız kafesi olan A La Folie Café. Biraz daha yukarıya yürüdüğünüzde adanın turistik kalbi olan Lincoln Road Mall’a ulaşacaksınız. Lincoln Road ile Washington Avenue’nun kesişiminde başlayan açık alışveriş merkezi araba girmeyen birçok sokağın birleşiminden oluşuyor. Akla gelen her markanın mağazasının bulunduğu bu alışveriş bölgesi tahmin edildiği üzere çoğu zaman çok kalabalık olsa da mutlaka uğranması gereken yerlerden.

Benim adadaki en sevdiğim yere gelecek olursak tartışmasız The Bass modern sanat müzesi! Lincoln Road’a yaklaşık 15-20 dakika yürüme mesafesindeki bu sanat mabedi kurulalı çok olsa da yenilenerek geçtiğimiz yıl yeniden açıldı ve o zamandan beri çok renkli sergilere ev sahipliği yapmakta. Renkli blokların oluşturduğu dev heykel ile canlanan bahçesi klasik müzik konserleri ve aile piknik günleri gibi çoğu aktiviteye de ev sahipliği yapıyor. Özellikle Aralık ayında Art Basel Miami kapsamında hem fuar alanı çok büyük bir sanat mabedine dönüşüyor, hem de The Bass dahil şehrin her yerinde sanat yürüyüşleri, halka açık enstalasyonlar ve değişik aktiviteler oluyor. Havanın da hala güzel olduğu bu zamanda ziyaret önceden planlanmalı çünkü kalacak yerler çok hızlı doluyor ve biraz daha pahalı oluyor ama bir kez görmek için değer.

Miami’de Alışveriş

Şehir merkezi denince şehri tanımlayan bir meydandan bahsetmek pek mümkün değil ama ana caddelerden biri olarak Brickell Avenue’yu not edebilirsiniz. Büyük oteller ve iş merkezleriyle dolu bu cadde, yeni yapılan Brickell City Center adlı açık alışveriş merkezi ile de oldukça canlandı. İstanbul’daki Kanyon’a benzeyen yarı açık modern tarzı ve ev sahipliği yaptığı birçok mağaza ve restoran ile insana güzel vakit geçirten bir merkez. Özellikle Eataly benzeri çok katlı İtalyan mağaza ve restoran konseptli Centrale mutlaka ziyaret edilmesi gerekenlerden. Buradan Bayfront Park’a doğru gelirseniz açık alanda yürüyüş ve spor yapma imkanı sağlayan deniz manzaralı bir muhite çıkacaksınız. Buradan yürüyerek ulaşabileceğiniz Bayside Marketplace oldukça turistik ve eğlenceli bir alan.

Günün her saati yeme-içme imkanı bulacağınız bu alandan yine kuzeye doğru yürümeye devam ederseniz meşhur NBA takımı Miami Heat’in evine, American Airlines Arena’ya ulaşırsınız. Buranın karşısında dikkat çeken kule aynı zamanda müze olarak hizmet vermekte olan Freedom Tower. Miami’de yoğunlukla rastlayacağınız Kübalı nüfusun göç hikayelerini ve anılarını burada öğrenebilirsiniz.

Miami’deki Müzeler

Yine kuzeye doğru yürüyüşe devam ederseniz Museum Park’a ulaşabilirsiniz, burası merkezde beni en mutlu eden bölge! 35 yıllık modern sanat müzesi Perez Art Museum Miami (kısaca PAMM) ve yanında 2017 yılında yeni açılan Frost Science Museum her yaştan insana güzel vakit geçirme garantisi veren yerler. PAMM hem denize sıfır konumu ile manzaraya karşı oturup kahve içmeyi mümkün kılıyor hem de rengarenk koleksiyonu ve heyecan verici sergileri ile hep iyi hissettiriyor.

Meraklı beyinleri harekete geçiren Frost Science Museum da liman manzaralı açık terasta bölgenin yerel kuşlarını, üç kata yayılan dev akvaryumu ile yerel balıklarını ve muhteşem Planetarium’u ile galaksiyi görebileceğiniz müthiş bir bilim yuvası. Her iki müzenin de mağazaları eğlenceli birçok objeyle dolu, uğramadan gitmeyin! Museum Park’tan Brickell’e uzanan gezinizde bedava ring seferi yapan rollercoaster görünümlü şirin Metro Mover hatlarını kullanabilirsiniz.

Wynwood

Şehrin en renkli bölgesi Wynwood’a gitmeden Miami’yi görmüş olmazsınız. Merkezde az önce anlattığım yerlerden araba ile yaklaşık 10-15 dakika mesafedeki Wynwood rengarenk duvar resimleriyle ünlü bohem bir mahalle. Küçük bir kısımda başlayan duvar resimleri şimdilerde dev bir mahalleyi her santimetresine kadar doldurmuş durumda. O yüzden tek bir adres vermek gereksiz, kendiniz her sokağa girip çıkıp yeni cevherler bulabilirsiniz. Miami’nin ne kadar renkli olduğuna bir kez daha şahit olursunuz böylece. Gitmişken mutlaka uğranması gereken adreslerden bazıları: en iyi üçüncü dalga kahve zincirlerinden Panther Coffee, en çeşitli Uzakdoğu mutfağına ev sahipliği yapan 1-800-LUCKY, en artizan donut’ları yapan The Salty Donut, en muhteşem kruvasanları yapan Zak the Baker ve en güzel kokteylleri tadabileceğiniz The Dirty Rabbit.

Miami Design District

Wynwood turu sonrası çok yakındakı Miami Design District de görülmesi gereken bölgelerden bir diğeri. Dünyaca ünlü lüks markalara ev sahipliği yapan bu bölge aynı zamanda sanata ve sanatçıya verdiği kıymeti otopark duvarlarından alışveriş merkezi koridorlarına taşıyor.

Her an her yerde dev heykel veya enstalasyonlara rastlayabileceğiniz Design District’in de cevheri benim için Institute of Contemporary Art (kısaca ICA). Burada da güncel sergileri giriş ücreti olmadan gezmenin tadını çıkarabilirsiniz. Kendinizi meşhur Blue Bottle Coffee’nin müthiş soğuk kahvesi New Orleans ile serinletmeyi unutmayın!

Detaylı bahsettiklerim dışında tabi ki yine de yapacak çok şey var, ben kişisel favorilerime daha uzun yer vermek istedim. Meraklısına Küba’ya gitmiş izlenimi veren Little Havana, eski çağlara özlem duyanlara Vizcaya Museum & Gardens, organik pazar ve sakin brunch tutkunlarına Coconut Grove, çocuklar için ideal Jungle Island, Zoo Miami ve Seaquarium, lüks alışveriş ve gurme lezzet tutkunlarına Bal Harbour gibi birçok yeri daha önerebilirim. Unutmayın ki Florida’nın her yerinde araba şart, araba kiralamasanız da uygulamalardan araba çağırarak seyahat edeceğiniz için trafiği her yerde hesaba katmak gerekiyor.

Aklınızda olsun, Miami’de İngilizce’den çok İspanyolca duyacaksınız :) Çağırdığınız arabanın şoförünün İngilizce bilmeme olasılığı çok yüksek, belki bir sözlüğü hazır bulundurmakta fayda var! Şimdilik bu kadar, ama ikinci bir yazıda Miami’ye gelmişken yakındaki Fort Lauderdale ve West Palm Beach’te görülecek yerlerden tavisyeler verebilirim. Size iyi gezmeler!

İlginizi çekebilir: Yavuz Öztürk’ten Ultra Music Miami

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN