Londra'nın Sanat Sahnesi: Mayısın Öne Çıkanları
Londra’da mayıs ayı sanat açısından her zaman biraz hareketli geçer. Clerkenwell Tasarım Haftası, Photo London fotoğraf sanatı fuarı ve bir de sanat galerilerinin kendi programları derken güzelleşen havalar ile birlikte şehirde bir sanat hareketi başlıyor. Bu ay benim radarımda özellikle dört durak var: Saatchi Gallery’de tekstil sanatına ayrılan etkileyici bir grup sergisi, Dirimart London’da Fahrelnissa Zeid’in Londra’ya dönüşü, Olympia London’da yeni mekanıyla gerçekleşecek Photo London ve ayın sonuna doğru şehrin tasarım nabzını tutacak Clerkenwell Design Week. Gelin, yakından bakalım.
Londra’nın Mayıs Ayı Sanat Sahnesi
Dalış | Dirimart Londra, 21 Nisan – 30 Mayıs
Mayıs ayındaki ikinci önemli durak ise Dirimart London’daki Fahrelnissa Zeid sergisi. Sergi, 21 Nisan’da açıldı ve 30 Mayıs’a kadar devam ediyor. Fahrelnissa Zeid’in 2017’de Tate Modern’deki büyük retrospektifinden sonra Londra’daki ilk galeri sergisi olması nedeniyle çok anlamlı. 2017’de Tate Modern’deki sergiye gitme şansı yakalamıştım ve Fahrelnissa Zeid’in eserleri arasında dolanırken bir Türk sanatçı ayrılmış böyle özenli ve geniş bir sergide dolanmak inanılmaz gururlandırmış ve duygulandırmıştı.
Şimdi, Dirimart sayesinde yaklaşık on sene sonra Londra’da sanatseverler tekrar Zeid’in eserleriyle karşılaşma şansı yakalıyor. Sergi, Zeid’in 1940’lardan 1960’lara uzanan dönemine odaklanıyor ve İstanbul, Londra, Paris ve Ischia’da üretilmiş işleri bir araya getiriyor. Bu dönem, Zeid’in figüratif dilden soyutlamaya doğru ilerlediği, sonra yeniden figürasyona döndüğü çok hareketli bir zaman aralığıymış.
Tate Modern’deki 2017 sergisini gezerken en çok etkilendiğim şey, Zeid’in tarzını sabit bir imza gibi kullanmamasıydı. Yaşadığı şehirlerin, kişisel kırılmalarının, ilişkilerinin ve ruh halinin işlerine nasıl geçtiğini görmek çok çarpıcıydı. Dirimart’taki sergi, bu hareketli iç dünyayı daha yakından inceleme fırsatı veriyor.
Serginin küratörlüğünü ise sanat tarihçisi Adila Laïdi-Hanieh üstleniyor. Laïdi-Hanieh iki açıdan bu sergi için kritik bir isim. Hem Zeid üzerine yazdığı “Fahrelnissa Zeid: Painter of Inner Worlds” kitabı, sanatçının dünyasını anlamak için önemli kaynaklardan biri, hem de geçmişte Amman’da Zeid’den resim dersi almış olması, sergiye kişisel bir dokunuş da katmış.
Photo London | Olympia, 14 – 17 Mayıs
14 ile 17 Mayıs tarihlerinde ise gözler Photo London fotoğraf sanatı fuarında olacak. Geçtiğimiz iki senedir gitme fırsatım olan bu fuarda özellikle “Discovery” bölümündeki genç galerilerden çok etkileniyor. Bu yıl fuar, daha büyük bir alana, Olympia London’a taşınıyor ve daha büyük ölçekli ve farklı bir enerjiye sahip olacağı şimdiden konuşuluyor. Türkiye’den de bu sene çok sayıda galeri katılım gösteriyormuş. ArtRedCo, Ambidexter Gallery, Evin Art Gallery, Galeri Bosfor, Şule Gazioğlu Gallery ve Vision Art Platform gibi galeriler not alabildiklerim arasında.
Bu galeriler arasında benim özellikle takip ettiğim isimlerden biri Şule Gazioğlu Gallery. Geçen yıl Photo London’da Annette Louise Solakoğlu’nun Ode to Istanbul ve Botanica serileriyle yer almışlardı ve böyle bir sanatçıyla tanışma fırsatı sağladığı için çok mutlu olmuştum. Ode to İstanbul serisinde siyah beyaz İstanbul fotoğrafları, şehrin nostaljik ama fazla romantize edilmemiş atmosferini kusursuz bir şekilde taşıyordu. Her fotoğrafa dakikalarca uzun uzun bakmıştım. Sanatçının diğer serisi Botanica ise tamamen farklı bir üslupta ve fotoğrafı neredeyse bir yağlı boya tabloya çeviren bir tarzı vardı.
Bu yıl Şule Gazioğlu Gallery, Photo London’ın Discovery bölümünde Ci Demi’nin Something Is Amiss serisiyle yer alıyor. Sanatçının 2019-2026 yılları arasında ürettiği fotoğraflardan oluşan bu seride, İstanbul’un psikocoğrafyasını gündelik hayatın içinden okumak amaçlanıyormuş.
Ci Demi’nin fotoğraflarında ilk bakışta sıradan gibi görünen sahneler, renk kullanımı ve gün ışığında flaş tekniğiyle dikkat çekiyor. Yakından incelemek için sabırsızlanıyorum!
Şule Gazioğlu ile yaptığımız kısa görüşmede, geçen yıl Photo London’ın onlar için çok güçlü bir deneyim olduğunu anlattı. Discovery bölümünün özgün ve yenilikçi üretimleri bir araya getiren dinamik bir alan olduğunu, özellikle yeni bakış açıları arayan koleksiyonerlerle buluşmanın galeri için çok değerli olduğunu söyledi. Geçen yıl Annette Louise Solakoğlu’nun İstanbul fotoğrafları hem Türk koleksiyonerlerle hem de farklı coğrafyalardan uluslararası koleksiyonerlerle buluşturma fırsatı yakalamış. Bu yıl ise Ci Demi’nin İstanbul’u daha tekinsiz, daha kitsch, daha huzursuz ama yine de sevgi bağını kaybetmeyen bir yer olarak ele alışının uluslararası bir fotoğraf fuarı için çok doğru bir seçim olduğunu düşünüyorlar.
Gazioğlu’nun Ci Demi üzerine söyledikleri serinin ruhunu iyi özetliyor. Galeri, sanatçının İstanbul’u kolay tarif edilemeyen halleriyle ele alabilmesini güçlü buluyor. Renk kullanımındaki ustalık, izleyicide sürekli aynı hissi güçlendiriyor: Şehirde bir şeylerin eksik ya da yolunda olmadığı duygusu. Bu his, İstanbul’a çok ait görünse de aslında büyük şehirlerde yaşayan herkesin bir şekilde tanıdığı ortak bir psikolojiye temas ediyor. Yabancılaşma, huzursuzluk, aidiyet ve gündelik hayatı bütün bu eksiklik hissiyle sürdürme hali, Ci Demi’nin fotoğraflarında çok incelikli bir görsel dile dönüşüyor.
İlginizi çekebilir: Eylül Aytan’dan Ci Demi ile Sohbet
Clerkenwell Design Week | Clerenkwell, 19 – 21 Mayıs
Mayıs ayının son etkinliği ise Clerkenwell Design Week. 19-21 Mayıs tarihleri arasında gerçekleşecek bu tasarım haftası, bu yıl 15. edisyonunu kutluyor. Clerkenwell, sevdiğim mahallelerden ve zaten mimarlık, iç mimari ve tasarım ofislerinin yoğunluğu nedeniyle şehrin en yaratıcı bölgelerinden biri. Festival boyunca 200’den fazla showroom, 16’dan fazla sergi alanı, enstalasyonlar, konuşmalar ve türlü türlü etkinliklerle bölge iyice hareketlenecek.
Benim için özellikle öne çıkan etkinliklerden biri, Studio Sahil’in kurucusu Rezzan Hasoğlu’nun 20 Mayıs’ta Kronospan Design Center London’da gerçekleştireceği “Transforming Glass with Sand: Intersection of Craft and Design” başlıklı konuşma. Rezzan’ı ilk olarak dünyanın farklı yerlerinden kumları bir araya getirerek oluşturduğu estetik işleri ile tanımıştım. Camın malzeme dilini deney ve çağdaş tasarım düşüncesiyle ele alan üretimiyle dikkat çeken isimlerden biri kendisi. Disegno’nun editörü Oli Stratford ile birlikte gerçekleşecek bu konuşma, kumdan cama uzanan dönüşüm sürecini, geleneksel işçilik ile güncel tasarımın kesiştiği yaratıcı bir alan olarak ele alacakmış.
Textile Art Redefined | Saatchi Gallery, 10 Nisan – 10 Mayıs
İlk durak Saatchi Gallery’deki Textile Art Redefined. Sergi 10 Nisan’dan beri devam ediyor ama ben ancak geçtiğimiz günlerde gezme fırsatı buldum. Siz bu yazıyı okurken sergi bitmiş olsa da deneyimlerimi sizinle paylaşmak istiyorum. Çünlü tekstil sanatı üzerine çok bilgim olmadığından dolayı, bu kadar farklı malzeme ve teknik ile oluşturulmuş böyle zengin, çeşitli ve güçlü bir seçkiyle karşılaşmayı beklemiyordum. Bu yüzden çok etkilendiğim ve ilham aldığım bir sergi oldu. Nakış, dokuma, örme, denim, tül, kumaş, yorganlama ve kroşe gibi teknikler her eserde bambaşka bir anlatı dili için kullanılmış.
Sergi, 15 sanatçının işlerini bir araya getiriyor ve aynı zamanda Saatchi Gallery’nin yalnızca tekstil sanatçılarına odaklanan ilk grup sergisi olarak da önemli. Serginin küratörlüğünü Textile Curator platformunun kurucusu Helen Adams üstleniyor. Adams’ın yakın zamanda yayımlanan Textile Fine Art kitabından ilham alan sergi, tekstil sanatını çağdaş sanat içinde daha görünür kılmaya çalışıyor.
Bu serginin en özel taraflarından biri ise, Londra merkezli Türk sanatçı Deniz Kurdak’ın da bu seçkide yer alması! Kurdak’ın sergideki işi, geleneksel mavi beyaz çini ve porselen dünyasını nakışla yeniden yorumluyor. Deniz Kurdak’ın bu işinde porselenin kırılganlığı ile kumaş ve ipin yumuşak direnci bir araya geliyor. Hafıza, kimlik, göç, aidiyet ve yeniden kendini var etme gibi kişisel temaları ip, kumaş ve bu akışkan porselen ile bize yansıtıyor.
Sergide özellikle bahsetmek istediğim bir diğer isim Ian Berry. Berry, tamamen kot kumaşıyla çalışıyor ve ilk bakışta fotoğraf ya da resim gibi görünen sahneleri aslında kot kumaşın tonlarıyla inşa ediyor. Bu sergideki “The Secret Garden” işine yakından baktığınızda her detayın, her gölgenin, her ton farkının kot kumaşıyla nasıl kurgulandığını fark edip hayran kalıyorsunuz. Bu arada bu eserin benzeri tam yedi farklı şehirde sergileniyor ve bunlardan biri de Ankara! Ian Berry, geçen sene Cumhurbaşkanlığı Kütüphanesi için özel bir çalışma gerçekleştirmiş.
Bu sergideki bir başka güçlü isim ise Anne von Freyburg. Hollanda doğumlu ve Londra merkezli sanatçı, rokoko estetiğini, kadınlık temsillerini ve tarihsel olarak “feminen” görüldüğü için sanat hiyerarşisinde geriye itilen malzemeleri yeniden ele almış. Kumaş, dantel, nakış, sentetik dokular ve güçlü renk paletleriyle kurduğu işler, hem çok dekoratif hem de bu dekoratifliğin altındaki bakış politikalarını kurcalıyor. Bu arada Anne von Freyburg’un işlerini İstanbul’daki sanatseverler de Ruzy Gallery aracılığıyla görebilir.
Bu ay Londra’da sanat ve tasarım ajandasına bakınca beni en çok heyecanlandıran şey, bütün bu etkinliklerin farklı disiplinleri yan yana getirmesi. Bir yanda tekstil sanatı uzun süre maruz kaldığı görünmezliği kırarak Saatchi Gallery’de çok güçlü bir alan açıyor. Bir yanda Fahrelnissa Zeid, Londra’ya hem tarihsel hem duygusal bir dönüş yapıyor. Photo London’da Türkiye’den galerilerin sayısının artması, İstanbul’dan çıkan sanatçıların uluslararası bir alanda daha çok görünür olmasını sağlıyor. Clerkenwell Design Week ise tasarımın hem alanda nasıl şekillendiğini göstermesiyle ilham verici.
Kapak Fotoğrafı: Clerkenwell Design Week
İlginizi çekebilir: Ege Ebcin’den Londra’nın Müzikal Sahnesi

Emre Onar
Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!