Shiva Zahed Gallery ikinci sergisiyle İstanbullu sanatseverlerle buluştu. Şubat ayında açılan galeri, çağdaş İran sanatını merkeze alıyor. 22 Mayıs itibariyle Ahmad Rafi’nin “Against Transparency” adlı kişisel sergisini ağırlamaya başlayan galerinin kurucusu ve serginin küratörü Shiva Zahed ile sohbet ettik. “Against Transparency”, son yirmi yılda üretilen, sanatçının görünürlük, temsil ve imgenin sınırlarına ilişkin güncel küresel söylemleriyle olan derin bağlantısı üzerinden değerlendirilen, dönüm noktası niteliğindeki eserlerine odaklanıyor. Sergiyi ziyaret etmek için son tarih 18 Temmuz.

against-transparency-installation-view-2-shiva-zahed-gallery-photo-by-ali-nazari
Against Transparency – Installation view 3 – Shiva Zahed Gallery | Fotoğraf: Ali Nazari

Bu, İstanbul’daki ikinci serginiz. Şimdiye kadar bu deneyim sizin için nasıl geçti? İstanbul çağdaş sanat ortamına dair hangi gözlemleriniz oldu?

İstanbul’da bir galeri açmak hem zorlu hem de son derece tatmin edici bir deneyim oldu. Beni en çok etkileyen şey, kentin sanat ekosisteminin çok katmanlı yapısı. İstanbul, farklı coğrafyaların, tarihlerin ve kültürel geleneklerin kesişim noktasında yer alıyor; bu da çağdaş sanat için son derece dinamik bir ortam yaratıyor.

En güçlü gözlemlerimden biri, burada ilişkilerin ve güvenin özel bir önem taşıması. Anlamlı bağların kurulması zaman alıyor ancak kurulduğunda kalıcı ve samimi olabiliyor. Şehirde yeni bir kurum inşa eden biri olarak bunu son derece teşvik edici ve ilham verici buluyorum.

Ayrıca İstanbul’un İran çağdaş sanatı için oldukça verimli bir bağlam sunduğunu düşünüyorum. Kültürel yakınlık, aşinalık yaratmaya yetecek kadar güçlü; fakat yeni yorumlara ve farklı bakış açılarına alan açacak kadar da mesafeli.

against-transparency-installation-view-13-shiva-zahed-gallery-photo-by-ali-nazari
Against Transparency – Installation view 3 – Shiva Zahed Gallery | Fotoğraf: Ali Nazari

Galeriniz çağdaş İranlı sanatçıların seslerini görünür kılmaya odaklanıyor. Yeni sezonda izleyicileri hangi sergiler bekliyor?

Galeri programı, çağdaş İran sanatını savunmayı sürdürecek; ancak bunu tekil bir anlatı üzerinden değil, farklı perspektifler ve üretim biçimleri aracılığıyla yapacak.

Yeni sezonda izleyiciler, yükselen ve yerleşik sanatçıları bir araya getiren sergilerle karşılaşacak. Özellikle uluslararası ölçekte hak ettiği görünürlüğe henüz ulaşamamış sanatçılara odaklanacağız. Beklentileri sorgulayan ve İran çağdaş sanatı etrafındaki mevcut tartışmaları genişleten pratikleri görünür kılmak benim için önemli.

Amacım yalnızca İranlı sanatçıları sergilemek değil; onların işlerinin kendi koşulları içinde, daha geniş bir çağdaş ve uluslararası bağlam içerisinde karşılaşılabilmesini sağlayacak zemini oluşturmak.

against-transparency-installation-view-12-shiva-zahed-gallery-photo-by-ali-nazari
Against Transparency – Installation view 3 – Shiva Zahed Gallery | Fotoğraf: Ali Nazari

Bir küratör ve koleksiyoner olarak son yıllarda sanat dünyasını dönüştüren süreçleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Savaşlar, göç, ekonomik kırılganlıklar ve küresel krizler günümüzde sanatsal üretimi nasıl etkiliyor?

Son yıllardaki dönüşümler yalnızca sanatsal üretimi değil, sanatçıların yaşamlarını da derinden etkiledi. Savaş, göç, ekonomik istikrarsızlık ve politik belirsizlik artık birçok sanatçı için uzaktan gözlemlenen temalar değil; doğrudan yaşanan gerçeklikler. Bu koşullar sanatçıların nerede ve nasıl çalıştığını, üretimlerini nasıl sürdürdüğünü, sınırlar arasında nasıl hareket ettiğini ve işlerinin izleyiciye nasıl ulaştığını belirliyor.

Göç deneyimi yaşamış ve bölgeden sanatçılarla yakın çalışan biri olarak, bu gerçekliklerin üretimi karmaşık biçimlerde şekillendirdiğinin farkındayım. Bir yandan yeni ifade biçimlerini ve aciliyet duygusunu ortaya çıkarırken, diğer yandan kesintilere, yalnızlaşmaya ve kayıplara da yol açabiliyor.

Çağdaş sanatın geleceğinin, bu koşullara yalnızca doğrudan temsil yoluyla değil; hafıza, kimlik, aidiyet ve görünürlüğü yeniden düşünerek yanıt veren sanatçılar tarafından şekillendirileceğine inanıyorum.

Küratör ve koleksiyoner kimliklerinizle, çatışmaların, yerinden edilmelerin ve ekonomik belirsizliklerin belirlediği bir dönemde sanatın değişen rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu koşulların sanat ekosisteminin tamamını dönüştürdüğüne inanıyorum. Yalnızca sanatçıların ne ürettiğini değil; eserlerin nasıl üretildiğini, dolaşıma girdiğini, sergilendiğini, koleksiyonlara dahil edildiğini ve deneyimlendiğini de etkiliyor. Erişim, hareketlilik, kaynaklar ve görünürlük giderek daha eşitsiz biçimde dağılıyor.

Bununla, tüm bu zorluklar sanatın rolünü azaltmak yerine daha da önemli hâle getiriyor. Sanat, karmaşıklığın hemen çözüme kavuşturulmak zorunda olmadığı nadir alanlardan biri olmaya devam ediyor. Belirsizlikle, çelişkilerle ve basitleştirmeye direnen deneyimlerle ilişki kurabilmemize olanak tanıyor.

Bugün galerilerin, küratörlerin ve koleksiyonerlerin sorumluluğu yalnızca sanatçıları desteklemekle sınırlı değil. Aynı zamanda süreklilik yaratmak, bağlam kurmak ve anlamlı karşılaşmalar için alan açmak anlamına geliyor. Giderek parçalanan bir dünyada sanat, hâlâ dikkat, düşünme ve bağ kurma imkânı sunabilen güçlü bir alan.

Kapak Fotoğrafı: Ali Nazari

İlginizi çekebilir: Burcu Dimili’den Ayşe Jaber ile Sohbet