Hazır havalar güzelleşmişken, Çeşme çok dolmadan bir hafta sonu kaçamağı yapmak ne zamandır aklımda vardı. Bir iki hafta önce sonunda planlarımı oturtup iki günlüğüne Çeşme’ye yola koyuldum. Acayip iyi geldi! Her yerin daha tam dolmamasından olacak ki, özellikle Alaçatı sokakları her zamankinden daha keyifliydi. Bazıları neredeyse herkese aşina olan, bazıları da gözüme yeni çarpan birkaç yer keşfettim, sizinle de paylaşmadan edemedim. Keyifli okumalar!

Havalar güzel olsun, işlerin ve programların olmadığı günler olsun derken; Çeşme için seçtiğim tarih tam da Tasting Alaçatı etkinliğinin olduğu hafta sonuna denk geldi. Etkinlik kapsamında dünyadan ve Türkiye’den çok değerli şeflerin konuşmaları ve tadım etkinlikleri vardı. Ayrıca etkinliğe ev sahipliği yapan birçok restoran ve otelde; enginar reçeli atölyelerinden resim sergilerine, şarap tadımlarından balık avına kadar sayısız etkinlik vardı. Maalesef kısıtlı vaktim olduğundan ve çoğu rezervasyon gerektiğinden hiçbirine katılamadım. Ama Zeytinyağının Geçmişine Yolculuk, Lavanta Hasadı ve Urla Bağ Yolu Turu’nda aklım kalmadı desem yalan olur… Önümüzdeki sene mutlaka önceden programı araştırıp orada olmaya çalışacağım! 

Bu etkinlikten dolayı çevredeki birçok otel doluydu, ama zaten aklımdaki ilk tercih uzun zamandır özellikle Instagram’da insanların koyduğu keyifli fotoğraflardan aşina olduğum Katre Otel’di. İki gece yer olmayınca, bizi ikinci gece için Ev Bharat adında başka bir otele yönlendirdiler. İki otel de ev tadındaydı ve sahip/sahibeleri çok kibarlardı. O yüzden başka otel bakmayıp Katre Otel’deki Erhan Bey’in tavsiyesini dinlediğimiz için epey memnun olduk. Hal böyle olunca, bu yazıda iki farklı otelden bahsedeceğim, çünkü ikisinden de memnun kaldığımız için söylemeden geçmek istemedim.

Katre Otel’e girer girmez arkada eşlik eden hafif müzik, minik ama yazlığınızda gibi hissettiren bahçesi, lobi görevi gören küçük odada her daim yatan tatlı kedileri; hepsi size ‘‘Yaz geldi!’’ huzuru veriyor. Oteli, Erhan Bey ve Figen Hanım işletiyor, ikisi de sanki sizi yazlık evlerine davet etmiş gibi cana yakınlar. O yüzden giderseniz bol bol sohbet etmeye, Çeşme’den plaj ya da restoran önerileri istemeye veya yerel tavsiyeler almaya çekinmeyin. Otel Alaçatı’nın merkezine yürüme mesafesinde. Bu yüzden gün içinde istediğiniz gibi gidip dönebiliyorsunuz.

Tabi plajlar için aynı şey geçerli değil, ama maalesef biz hava koşulları yüzünden en rüzgarsız olduğunu öğrendiğimiz Ilıca’da bile denize giremedik. Bu arada Ilıca demişken, orada müthiş bir yer keşfettim, adı ”Nevi”. Hafif bir müzik, deniz kenarında masalar ve az ama öz menüsüyle bence Çeşme’nin kalabalığından uzaklaşıp tam kafa dinlemelik bir mekan. Yazın öyle olur mu bilmem ama, öğlen yemeği ya da soğuk bir kahve için bence Nevi aklınızda olsun. :)

Alaçatı Favorileri

Çeşme’de olduğum iki gün boyunca Alaçatı Çarşı’sını bol bol gezdim. Her yer henüz açılmamış olsa da, bölgenin boş olmasının da avantajıyla bol bol tezgah ve dükkan dolaştım. Gözüme çarpan yerler arasında; hasır çantalar, rengarenk takılar ve plaj ürünlerinin olduğu bir tasarım dükkanı olan The Design Market ve bütün takıları arkada bir odada kendi elleriyle yapan Özlem Hanım’ın sahibi olduğu Atölye Özlem Yörük favorilerimdendi. Restoran/bar olarak da yeni açılan Morah’a, kokteylleriyle ve loş ortamıyla yemekten sonra keyif yapabileceğiniz Nar Bar’a ve 90’ların müzikleriyle yemek yiyebileceğiniz Aysel’e bir göz atın derim. 

Katre Otel Kahvaltı

Cumartesi sabahı hafta sonuna, uzun zamandır methini duyduğum Katre Otel’in kahvaltısıyla başladık. Figen Hanım’ın ev yapımı şekersiz reçelleriyle, pişisiyle ve yöresel tatlarıyla hazırlanan kahvaltı harikaydı. Her şey taptazeydi, zaten Figen Hanım’la konuştuğumuzda da her şeyi mevsimine göre yörelerinden getirtmeye çok özen gösterdiğini söyledi. Senelerce çok seyahat etmiş biri olarak, otelleri çok fazla gözlemleyip, içine bütün detayların sindiği bir butik otel yaratmayı hedeflemiş Figen Hanım. Her şey çok da güzel olmuş, kahvaltısı da odaları da. Kahvaltısında özellikle acı biber reçeli ve lor-karadut reçeli ikilisini söylemeden geçmek istemiyorum, acayip iyiydi.

Bence burada kalmasanız bile bir gün buraya kahvaltıya mutlaka gelin, çünkü dışarıdan da istediğiniz gibi rezervasyonla gelebiliyorsunuz. Sahanda omlet, menemen ve yumurta gibi ekstralar hariç kişi başı 36 TL. Ayrıca her gün 08.30-16.00 arası kahvaltı servisi de veriyorlarmış. Tabi biz otelde konakladığımız için kahvaltı odaya dahildi. 

Alaçatı Pazarı

Cumartesi günü sevgili Lisya’nın tavsiyesiyle Alaçatı Pazarı’na gittim, bence siz de bir Cumartesi denk gelirseniz uğramadan geçmeyin. Aslında İstanbul’daki pazarlara aşinaysanız büyüklüğü dışında sizi çok şaşırtmayabilir. Ama çantalar, şapkalar ve yazlık elbiseler bakmaya değer. Taze sebze-meyveler de müthişti ama maalesef onları taşımak zor, onun yerine ben otlara ve el yapımı reçellere daldım! Bir de el yapımı hasır çantalar yapan Arzu Hanım’ın tezgahına rastlarsanız bir bakın derim, ben dayanamayıp oradan da bir çanta kaptım. :) Göz atmak isterseniz Jade Design; kişiye özel parçalar da yapıyormuş, çok tatlı bir hanımdı. Alaçatı Pazarı’nda fiyatlar Alaçatı Çarşısı’ndan alabileceğiniz şeylere kıyasla bir tık daha uygun, ama gözünüzde çok uygun fiyatlar canlanmasın çünkü bence pazar standartları için birçok şey çok pahalıydı. 

Restoranlara gelince iki akşamımız olduğu için klasiklerden şaşmadık maalesef, ama pişman olmadım diyemem. İlk akşam yemeği için senelerdir çok ünlü olan Fahri’nin Yeri’ne gittik, ama bence Çeşme’de birkaç gününüz varsa ilk tercihlerinizden biri olmasın. Çok daha yeni lezzetler bulabileceğiniz farklı restoranlar var, onları denemek daha iyi olabilir. İkinci akşam ise Kapari Bahçe’ye gittik. Ortamı ve yemekleri yüzünden nedense buradan vazgeçemiyorum. :) Yine her şey çok lezzetliydi, fiyatlar yüksek ama şık bir restoran arayışınız olursa belki değerlendirebilirsiniz.

Ev Bharat Oteli

Kaldığımız ikinci otel olan Ev Bharat Oteli de çok tatlı ve temiz bir yerdi. Özellikle bahçesine bayıldım, eğer orada kalırsanız, bir akşam üstü bira içip havuza atlayın benim için! :) Burası da aynı Katre Otel gibi sıcak ve keyifli bir yerdi. Oteli işleten Bahar Hanım ve Gökay Bey de çok kibar, cana yakınlardı. Butik otel arayışınız olursa aklınızda olsun, ben bir daha Alaçatı’ya gidersem kesin uğrarım. Otelle ilgili detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

Sakız Reçeli Alaçatı Kahvaltı

İki gün bol yemeli ve gezmeli geçti. Kumru ve dondurma gibi klasikleri anlatmama zaten gerek yok. :) Yola çıkmadan önce daha çok yeni açılan bir kahvaltı mekanı olan Sakız Reçeli’ne gittik.Tesadüfi bir şekilde keşfettiğim bu yere gerçekten inanamadım! Kahvaltı delisi biri olarak çok sık dışarıda kahvaltı yaparım, ama bu kadar çok çeşit olan bir yer kesinlikle görmedim. Sakız Reçeli’nin sahibi olan Aylin Hanım her şeyle bizzat ilgileniyor, uzun zamandır böyle bir yer açmayı istiyormuş ve kahvaltıların isimlerini bile kendi hayatından ve izlediği filmlerden karşılaştıklarıyla vermiş! :) Nicholas Cage filminden esinlenip adlandırdığı Çekici Kadın Kahvaltısı, Bir Dilim Aşk, İzmir Rüyası ve kruvasanlı, havyarlı ve şampanyalı Ego Tavan Kahvaltı… Her şey çok keyifli ve lezzetliydi, zaten daha 15-20 gün önce açılmasına rağmen dolmaya başlamış bile.

Her şeyiyle güzel bir seyahatti, zamanlama da harikaydı. Tabi bir daha gidersem daha çok yer keşfetmeyi umuyorum! :) Son olarak, arabayla dönüyorsanız Urla’ya uğramadan dönmeyin. Mis gibi havası ve deniziyle acayip huzurlu bir yer. Biz öyle yaptık ve Urla Pazarı’ndan enginar çiçeklerini kapıp yola koyulduk. :)

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

MAGGERLARDAN GÜNCEL YORUMLAR
x

Newsletter'a üye olmadınız mı?