“Haydi bir yerlere gidelim” dürtüsü vücudumda yayılıp sinsice beni ele geçirince, kendimi uçak bileti alırken buldum. 2008’in Mart ayıydı ilk gittiğimde. Arkadaşımın yanında öğrenci yurdunda kalmış, kiraladığım bisikletin lastiğini patlatmış, şu an adını hatırlamadığım bir caz barda sarhoş olmuştum. Bu kez ne öğrenci yurdu, ne bisiklet, ne gittiğim yerlerin adını unutmak. Hepsini tek tek yazacağım. İşte “Amsterdam’da aralık ayında neler yaptım” notları…

Nerede Kaldım? Amsterdam’da Nerede Kalınır?

Otel için, Leidseplein bölgesine yakın olması nedeniyle Hotel d’Amsterdam’ı tercih ettik. Hem gürültünün içinde değil hem de fiyatı diğer otellere kıyasla daha makul. Diğer yandan kahvaltıyı otelde yapmayı sevmediğimiz için özellikle oda+kahvaltı olmayan bu oteli seçtik. Booking.com’dan okuduğumuz yorumlara göre de temiz bir yer olduğuna karar verip rezervasyonu yaptırdık. Ayrıca otelden bisiklet de kiralanabiliyor oluşunu da sevdik. (2 günlük 15 €)

amsterdam 6

Peki Ulaşım? Amsterdam’da Ulaşım

Otele ulaşım için, havalimanından çıkınca 197 numaralı otobüse bindik ve Leidseplein’de indik. Giderken bileti durağın hemen yanındaki minik bir minibüsten; dönüşte ise otobüsün içinde, şoförden aldık. (Tek yön 5 €)

Tramvay, otobüs ve metro içinse günlük kartlar yine kondüktör/şoförden alınabilir. Biraz daha bilgi için buraya tıklayabilirsiniz.

Ancak Amsterdam denilince akla öncelikle bisiklet geliyor tabii ki. Ama sevgilim “Bisiklet sürerken etrafı izleyemem, hem de çok çılgın bir bisiklet trafiği var, ya birini ezersem” gibi serzenişlerde bulununca benim de bisiklet kiralama hayallerim suya düşmüş oldu. Neyse ki daha önce geldiğimde şehri bisikletle gezdiğim için bunu o kadar da sorun etmedim. Sen sen ol, mutlaka bir gün bisiklet kirala ve sevgilimin dediği “o çılgın trafiğe” dahil ol. Hiç olmazsa Vondelpark’ta saatlik kiralayıp parkın tadını bisikletle çıkar. Yanına şarap almayı da unutma :)

Biz şehri gezerken genel olarak yürümeyi, bol bol yürümeyi, hatta kilometrelerce yürümeyi tercih ettik. (iPhone Health, günlük ortalama 10 km yürüdüğümüzü gösterdi!)

Centraal Station’ın arkasında, her beş dakikada bir karşılıklı olarak hareket eden ücretsiz feribotlar var. Şehre bir de uzaktan bakayım diyorsan buyur, ancak görmek şart mı dersen hayır derim, çok da güzel bir manzara yok. (Bu bölgeye neden gittiğimizi aşağıda anlatacağım)

Nerelerde Gezdim? Amsterdam’da Gezilecek Yerler

_Öncelikle Leidseplein. Belki de şehrin en hareketli bölgesi. Kendimizi dönüp dönüp burada bulduk; kadfelerinde dinlendik, coffeeshoplarına daldık, lokal mağazalarında tasarım giysiler beğenip “çok pahalı” diyerek yerine koyduk, kilisesinde dans ettik.

_Dam Meydanı’nda Koninklijk Paleis’i, Niewe Kerk’i, Madam Tussaud Müzesi’ni ve jonglörleri gördük. Fazlasıyla turistik, hemen uzaklaştık.

_9 Straatjes yani 9 Cadde’de vintage ürünler ve lokal mağazaların arasında fink attık.

_Red Light District’te kadınların vücutlarını et gibi pazarlamalarına mı üzüldük yoksa dipleri düşmüş bir şekilde onlara bakan erkeklere mi sinirlendik bilemiyorum. Sonuç olarak içimiz parçalanarak terk ettik orayı.

_Nieuwmarkt… Şatomsu bir bina ve etrafında barlar. Bu bölgeyi gezerken, Proeverij De Roode Laars isimli bir bara girdik. İçeride sadece yaşlılar olduğunu fark ettiğimizde çok geçti ve biz de onlar gibi içkilerimizi içerken masalardaki fıstıkların kabuklarını yere atmaya başladık.

amsterdam 1

_Spui, kitapçıların ve cafelerin çevrelediği minik tatlı bir meydan. Biz zincir kahveci Coffee Company‘de biraz soluklanıp yolumuza devam ettik. Bir başka gün ise Hoop‘ta iş çıkışı buluşan lokallerle birlikte bira içtik.

_Rembrantplein‘da Flyin Tiger mağazasındaki 2-3 €’luk kırtasiye, seyahat, mutfak ürünleri ve Noel süsleri içinde kaybolduk resmen.

_Tabii ki Bloemenmarkt‘dan gaza gelip lale aldık ve hala dikmedik, buzdolabında duruyor. Bir de bu bölgede bulunan Henri Willig‘den (başka yerlerde de şubeleri var) peynirlerimizi aldık. Onlar da buzdolabında ama en azından onları yiyoruz.

amsterdam 2

_Feribotla IJpromenade’a geçtik. EYE’da aradığımızı bulamayınca rotamızı Haarlem‘e çevirdik; iyi ki de çevirmişiz, karşılıklı konuşlanmış tasarım dükkanlarında nereye bakacağımızı şaşırdık.

amsterdam 3

amsterdam 4

_Museumplein: Van Gogh Müzesi, RijksMuseum ve Stedelijk Müzesi’ni içinde barındıran; kışın önünde buz pisti kurulan, hava güzel olduğunda çimenlerinde uzanılan bölge. Bu seyahatimizde sadece Van Gogh Müzesi’ne girdik ve ben de Van Gogh eserleri içinde en beğendiğim tabloyla bir kez daha buluşma şansını tatmış oldum: Almond Blossom. Çıkışta ise biraz yürüyerek Back To Black Coffee’de soğuktan donmuş ellerimizi sıcak kahve fincanıyla ısıttık.

 

Nerelerde Yedim? Amsterdam’da Yeme-İçme

“Şimdi nereye gidiyoruz?” diye listeme baktığımda neredeyse sadece yeme-içmeye çalıştığımı fark ettim. O kadar yürümeme rağmen aldığım kiloların suçlularını aşağıda listeledim:

_Cafe Brecht: Yüzyıl öncesinde açılmış ve o zamandan beri el değmemiş gibi. Yırtık ve sararmış duvar kağıtları ve vintage mobilyaların kokuları, Alman biraları ve sosislerinin kokularına karışıyor. 20. yüzyılda yaşamış şair ve tiyatro yazarı Bertolt Brecht’in gözlüğü de, haritalar ve altın varaklı tablolarla birlikte duvarda yerini almış.

amsterdam 5

_De Herengracht: Yürümekten yorgun düşüp bir de yemeği planladığımız yerlerde yer bulamayınca, dışarıdan görünüşüne bakarak tesadüfen seçtik bu restoranı. Meğer bilinen (lokallerden duyduğumuz üzere) ve yemekleri de (tattığımız üzere) harika olan bir yermiş. Nefis etler yedik.

amsterdam 7

_Greenwoods Keizersgracht: İngiliz kahvaltısı arıyorsanız sizi böyle alalım. Egg benedict ve et&fasülye dolu full english ısmarlayıp, kendi yaptıkları ekmeklerin üzerine tereyağı sürüp sürüp mideye indirdik. Duvardaki Twigy de aşırı cool bir şekilde bize bakıyordu. Bu arada hafta sonlarında kapıda kuyruk oluyormuş. Biz hafta içi gittiğimiz için boştu ve sanırım Türkler arasında da baya popüler ki, 4 masadan 2’sinde Türkçe konuşuluyordu.

amsterdam 8

_Cafe George: “Hava güzel olsaydı da kanala karşı dışarıda oturabilseydik” diye düşünerek, cam kenarındaki bir masayla teselli bulduk. Mekan ve yemekler çok iyi!

amsterdam 9

_Bakers Roasters: Her daim kapısında sıra olan ama klasik bir ifadeyle beklemenize değecek bir mekan. Sabah kahvaltısını burada yaparsan, akşama kadar acıkmayacağını garanti ediyorum.

amsterdam 10

amsterdam 11

_The Pancake Bakery: The best pancakes in town diyorlar, doğru diyorlar. Çikolatalı, meyveli, baconlı, peynirli yani tatlı – tuzlu nasıl isterseniz yiyebilirsin. Porsiyonlar oldukça büyük.

_Ciro Passami L’olio: Son akşamımızda otelin karşısındaki bu İtalyan restoranına gittik. Trüf mantarlı makarnamla nasıl da kendimden geçtiğimi fotoğrafta görebilirsiniz. (Tabii aldığım kiloların yüzüme yansımasını da)

amsterdam 12

_The Pantry: Lokal tatlar denemek istiyorsan The Pantry diyorum. Başlangıç, ana yemek ve tatlıdan oluşan menüler hazırlamışlar. İki farklı menüyü alıp birçok farklı tadı deneyebilirsin.

amsterdam 13

 

Nerelerde Yiyemedim?

_Gitmeden önce Cannibale Royale‘da ve Cafe de Klos‘ta ete doymayı, EYE Restaurant‘ta ise karşı kıyıya bakarak şarabımı yudumlamayı hayal etmiştim ancak hiçbiri olmadı. Cannibale Royale ve Cafe de Klos’ta yer bulmak imkansızdı ve buralarda yemek yemek istememize rağmen plan yapmama kararımız ağır bastı. İki akşam da şansımızı denedik ama saatler sürecek olan bekleme sırasıyla karşılaştık. EYE Restaurant’ta ise, Amsterdam’ın ruhuna aykırı bir şekilde fazlasıyla kaba bir garsona denk geldik. Bize masa göstermesi için 10 dakika bekledikten sonra (boş yerler vardı), bu sefer de menüyü getirmesi için 10 dakika bekleyince montlarımızı giyip olay mahallini terk ettik. Zaten cam kenarında da boş masa yoktu…

Coffeeshop & Smartshop Amsterdam Coffeeshop

Amsterdam’da esrar, haşiş ve space cake denilen esrarlı muffinleri yasal olarak coffeeshoplar’dan alabiliyorsun. Menüden kokusuna, tadına ve etkisine bakarak istediğini seçip alabiliyorsun. Kararsız kaldığında ise sana detaylı bir şekilde anlatıp seçim yapmana yardımcı oluyorlar. Seçimini yaptığında bazı yerler kağıt da veriyor, yoksa kağıdı senin temin etmen gerekiyor.

Coffeeshoplar’da normal tütün içmek istersen veya aldığın otun içine tütün karıştırmak istersen, smoking area’ya geçmek zorundasın çünkü cafe genelinde sadece ot içmeye izin var. Üstelik çoğu coffeeshop, normal cafelerden farksız. Yani pis ve içeri girmeye korkacağın yerler değil. Hatta sigaranı içerken yiyecek – içecek de sipariş edebiliyorsun.

Smartshoplar ise bizim tekel mantığında. Yani esrar, haşiş, magic mushroom denilen içinde çeşitli uyuşturucu maddeler bulunduran ve halüsinasyonlar görmenizi sağlayan mantar türleri ve bunlarla ilgili tüm aparatları alabileceğin dükkanlar.

Gitmeye değer olanlarsa şöyle:

De Dampkring – coffeeshop
The Rookies – coffeeshop
Barney’s – coffeeshop
Prinsengracht – coffeeshopların sıralandığı cadde
The Bulldog – Amsterdam’ın en ünlü ve en turistik coffeeshop zinciri
Tatanka – smartshop

Bonus – Paradiso:

amsterdam 14

Eski kilise, yeni gece kulübü ve konser merkezi. DJ performansları ve biletleri hemen tükenen konserler gerçekleşiyor. Biz oradayken biletleri çoktan tükenmiş, keşke önce davransaydık dediğimiz Leftfield ve indie rock grubu Citizens!’in konserleri var. İçeri mutlaka girmek istediğimiz için kapıdan Citizens! konserine bilet aldık, maksat kilisenin akustiğiyle müzik dinleyebilmekti. Ama nasıl olduğunu anlayamadığımız bir şekilde kendimizi Leftfield konserinde bulduk. Hayır biletlerimizi kontrol etmediler ve evet yönlendirmelere uyarak içeri girdik. Sanırım bir yerde yanlış kapıya yöneldik ve sonuç mükemmeldi, çok eğlendik. Yalnız hep bu kadar şanslı olunmayabilir, o yüzden seyahat öncesi programa bakıp bilet almakta fayda var.

Amsterdam’da bir konser mekanı daha söyle dersen, Melkweg derim. Vaktin varsa bir akşam Paradiso, bir akşam da burada dans et. Programa bakıp online bilet alabilirsin.

amsterdam 15

Gitmek, valiz hazırlamak, havalimanına gitmek, uçağa binmek, seyahat hayalleri kurmak asla bitmesin. Daha çok gezelim, hep gezelim!

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN