Bu hafta sonu, Ankara’nın Osmanlı’dan kalma mimarisi ile özel evleriyle, Beypazarı Kurusu’ndan, havuçlu lokumlarına müthiş mutfağıyla ve geçen zamana inat bozulmamışlığıyla ünlü sevimli ilçesi Beypazarı’ndaydım. Bu bir buçuk günlük, kısa ama dopdolu gezide, Beypazarı’nın ahşap konaklarını, müzelerini ve tarihi çarşısını gezdim. Elbette diyet miyet demeden enfes Beypazarı Kurusu başta olmak üzere yöresel lezzetlerinin de hakkını vermeden dönmedim.

Beypazarı Çarşısı: Karın Değil Göz Doyana Kadar…

Beypazarı’nı gezerken fark ettik ki esnafın çoğunluğu kadınlardan oluşuyor. Tezgahlarında yöresel ve el yapımı ürünlerle çenebaz sevimli teyzeler, sabahtan akşama buraya gelen yerli-yabancı turistlere Beypazarı’nın spesiyallerini hem tanıtıyorlar hem de bundan para kazanıyorlar. Bölge halkının ve ekonomisinin kalkınması için devlet de bu konuda onlara destek oluyormuş. Çarşı ikram konusunda da çok bonkör. Hangi dükkana kafanızı çevirseniz bir ikramla karşılaşıyorsunuz. Öyle ki gideceğiniz yere kurt gibi aç gitmeniz mümkün değil.

Değirmencioğlu Beypazarı Güveci

Biz öğle yemeği için hem yiyerek hem yürüyerek esnaftan aldığımız tüyo ile Has Değirmencioğlu’na gittik. Burası bir yeni bir de tarihi bina olmak üzere iki bölümden oluşuyor. Fırın kültürünün yaşatıldığı tarihi binadaki 200 yıllık tarihi fırından hergün Beypazarı simidi, baklavası ve unlu mamülleri çıkıyor.

Değirmencioğlu tarihi fırını

Tarhana çorbası, sebzeli kuşbaşı et ve 200 küsür yıllık tarihi fırında pişen, baharatlı pirinç pilavı ve kuş başı etten oluşan Beypazarı Güveci bir harika. Ama günün yıldızı, yöre halkı kadınlarının sabahın erken saatlerinde günde binlercesini özenle incecik sardıkları yaprak sarmaydı. Hayatımda yediklerimin en iyisiydi diyebilirim.

Ve tanrı Beypazarı Kurusu’nu yarattı… Beypazarı denilince akla ilk gelen genellikle meşhur Beypazarı Kurusu’dur. İçindeki her şey un, süt, tereyağı, maya, tuz ve tarçından ibaret. En temel malzemelerin bir araya gelip de oluşturabileceği en güzel kombinasyon bu olsa gerek. Beypazarı’na daha önce hiç gitmemiş olsak da yıllardır bir şekilde eve girdiği olmuştur bu müthiş lezzetli tuzlu kurabiyenin. Fakat gidince gördük ki aslında işin sırrı tarçında. Çünkü akşamüstü, fırından yeni çıkan tarçınlı tereyağlı kuruların kokusu bütün sokakları öyle bir sarıyor ki ne kadar tok da olsanız yine hayır diyemiyorsunuz.

Beypazarı Kurusu

Beypazarı’nın havucu meşhurmuş. Bunu meydanındaki dev havuç heykelinden de anlıyorsunuz. Havuç reçeli, havuç lokumu, cezerye, havuç döneri buranın imza ürünleri. Çarşı içindeki her dükkandan ve tezgahdan bunları ve türevlerini bulabiliyorsunuz. Gerçekten benim gibi bir kuru meyve-yemiş delisi için o çarşı bir cennetti. Tek bir sırtçantası ile çıktığım yoldan İstanbul’a elim kolum dolu döndüm.

meydandaki havuç heykeli

Beypazarı’nın bir diğer özelliği de eski kahvehane kültürünün devam etmesi. Çarşı içindeki küçük kahvehanelerin eski tip taburelerinde, eski tip ahşap masalarında açık havada oturduğumuzdan mıdır nedir Türk Kahvesi’nin tadı daha bir güzel geldi.

Beypazarı’nda Neler Var?

Günün geri kalanı için müzeleri önerebilirim. Bölgedeki eski konaklarda eski Beypazarı yaşamını deneyimleyebileceğiniz çok yaratıcı düzenlemeler yapılmış. Örneğin tek bir konak, olduğu gibi korunmuş ve tamamen Beypazarı kız alıp verme, kına düğün seramonilerinin nasıl olduğunu göstermeye ayrılmış. Her bir odasında ayrı bir sahnenin canlandırıldığı konakta, 7 gün 7 gece süren evlenme süreci gün gün mankenlerle anlatılmış. Burası Beypazarı Tarih ve Kültür Evi. Giriş de çok uygun tam 2 öğrenci 1 TL. Beypazarı Kent Tarihi Müzesi’nde de eski Beypazarı esnafının hayatı ve Beypazarı meslek grupları oda oda canlandırılmış. Ayrıca Beypazarı’ndan çıkan tarihi kalıntılar da burada sergileniyor. Hamam Müzesi ise Türkiye’nin ilk hamam müzesi. Burası gerçek bir gelin hamamı görmek için ideal yer.

Beypazarı Kent Tarihi Müzesi

Son müze, tarihi Beypazarı’ndaki hayatın, ziyaretçiler tarafından çeşitli aktivitelerle deneyimlenebildiği bir yer olarak düşünülmüş. Burası Yaşayan Müze. Ebru ve Hat sanatları uygulamaları, ıhlamur baskı, kurşun dökümü, kahve/ şerbet kültürü ve Türk masalları anlatımı, Hacivat-Karagöz, takı atölyeleri gibi birçok aktivite var. En ilginci de atasözleri ve deyimlerin nereden hangi hikayelere dayanarak geldiklerinin anlatıldığı bölüm. Mesela “dolap çevirmek” deyiminin meğer çok ilginç bir hikayesi varmış. Haremlik Selamlık döneminde Osmanlı evlerinde mutfaktan çıkan yemeklerin iki taraf arasında kimsenin kimseyi görmeden servis edilebilmesine yarayan dönen dolaplar varmış. Bu dolapların bir tarafı haremliğe bir tarafı selamlığa açılırmış. Bir gün, haremlikteki hizmetli kız ve selamlıktaki hizmetli çocuk birbirine aşık olmuş. Tek haberleşme araçları da yazdıkları notları birbirlerine ulaştıran bu dolapmış. Tabi bu durum evin hanımları tarafından eninde sonunda fark edilmiş. Hizmetli kıza laf arasında “Sen sus! Senin ne dolaplar döndürdüğünü biliyoruz” demişler.

Günü geçirmek için müzelere alternatif olarak Gümüşçüler Çarşısı var. Gümüş işlemeciliği zamanında Beypazarı’nın en önemli geçim kaynaklarındanmış. Özellikle Mardin’de ünlenen telkari takıların burada da çok iyi örnekleri var. Fiyatlar, takılardaki gümüş oranı tartılarak belirleniyor. Fakat pazarlık yapma şansınız da var. Gümüşler bir yana asıl iğne oyası takılar yöre kadınlarının el becerisine sizi hayran bıraktırıyor.

Aslında bizim programımızda İnözü Vadisi de vardı. Fakat burasının, derenin hareketlendiği, doğanın yeşillendiği bahar aylarında daha güzel olacağını düşündük ve İnözü Vadisi için baharda tekrar gelmeye karar verdik.

Beypazarı’nda Nerede Kaldık? Nasıl Gittik?

Beypazarı’nda 1 gece Konak Münsür’de kaldık. Hepi topu beş odalı eski bir Beypazarı konağının dönüştürülmesinden ortaya çıkmış olan Konak Münsür, bizce uygun fiyatının üstünde bir hizmet anlayışı olan bir oteldi. Tabii belirtmekte yarar var ki herkesin otel-beklenti-memnuniyet ölçeği çok kişiseldir. Fakat bizim için, odalarımızın konak atmosferinden gelen doğallığı ve sevimliliği, sabah önümüze gelen fırından yeni çıkmış bazlamasıyla, ev yapımı reçel ve tahin pekmeziyle, özel simidiyle yöresel Beypazarı kahvaltısı ödediğimizin hakkını fazla fazla verdi.

Konak Münsür

Beypazarı’na nasıl gidilir? Sorusunun birçok alternatif cevabı var. Biz İstanbul Pendik’ten hızlı trenle dört saatte Ankara’ya gidip oradan İstanbul’dan ayarlayıp kiraladığımız transit araçla bir saatte Beypazarı’na geçtik. Kalabalık bir grup olduğumuz için böylesi daha uygundu fakat kadronuz azsa Etlik Otobüs Garı’ndan saat başı Beypazarı’na otobüs kalkıyor. Aynı şekilde Akköprü Migros’tan yarım saatte bir minibüsler var. AŞTİ’de de sabah 07.00 gidiş akşam 20.00 dönüş olmak üzere günübirlik Beypazarı turu yapan tur şirketi var.

DSC_0089

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?