Ankara’da, yeni sezonda yeni oyunların yanı sıra geçen sezonlardan kalan ama bir türlü bilet ya da vakit bulunamadığı için gidilemeyen oyunlar da sahnelenmeye devam ediyor. Sıkı bir tiyatro takipçisi olmaya çalıştığım şu zamanlarda, mutlaka gidilmesi gereken oyunlar listeme her hafta bir “yapıldı” işareti ekleniyor ne mutlu ki… Son üç haftadır izlediğim ve çok da beğendiğim oyunları siz de gidin, görün diye yazmak istedim.

Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım

gkvy

Haldun Taner’in 1964 yılında yazdığı ve o günden bugüne birçok kere hem devlet tiyatrolarında hem özel tiyatrolarda sahnelenen Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım, II. Meşrutiyet’ten, Türkiye Cumhuriyet’ine 1960’lı yıllara uzanan bir hikayeyi işliyor. Odağında mahalleden arkadaş olan, birbirleriyle karakter açısından uzaktan yakından ilişkisi olmayan iki arkadaşın; Vicdani ve Efruz’un hikayesi anlatılıyor.

Toplumsal değişmelere ve insani yaklaşımlara iki farklı perspektiften bakan hikaye Ankara Devlet Tiyatrosu tarafından 2014-2015 sezonunda Haldun Taner’in 100. Doğum gününü kutlama amacıyla sahneye konmuştu. 2015-2016 sezonunda da sahnelenmeye devam eden oyun 2 buçuk saatlik süreye sahip. Oyunun yönetmeni Ali Düşenkalkar aynı zamanda ışık tasarımını da yapmış. Kalabalık ama oldukça uyumlu bir ekiple sahnelenen oyunda tüm oyuncular yıldız gibi ışıldıyorlar. Özellikle baş karaktereler, yani Vicdani’ye hayat veren Emre Ercil, baştan aşağı Efruz’a bürünmüş İrfan Kılınç ve özellikle anlatıcı rolünde yumuşacık ses tonuyla Şirin Giobbi tüm oyun boyunca dikkatinizi çekiyorlar. Hem siyasi bir hiciv, hem toplumsal bir yara gibi içinize işleyen bu oyun güncel olaylara göndermeleriyle de nabzı yüksek tutuyor.

Nehir

nehir

2013 yılı itibariyle Ankara Devlet Tiyatrosu’nda sahnelen Nehir; 80’li yılların politik açıdan acı deneyimlerini yaşamış iki kadının birbirleriyle karşılaşmalarını konu alıyor. 1 saat ve tek perdelik oyun, iki kişilik. Oyunun metni Gülşen Karakadıoğlu’na ait, yönetmen Vacide Öksüzcü; İclal Seper ve Özlem Gür ise karakterlere hayat veriyor. İki kadının hikayesi ortaklaşa, iki kadın tarafından aktarılıyor seyirciye böylelikle.

80’li yılların zor ve karanlık zamanlarında, esareti ve işkenceyi tecrübe etmiş iki kadının yolları yıllar sonra, yalnız başına yaşayan Nehir’in evine ortak kiracı aramasıyla kesişiyor. Farklı kültürlerde yetişmiş, farklı bakış açılarına sahip, farklı yaşlarda iki kadının aynı acıyla sarsıldığı, dostluğu, devrimi, öfkeyi ve aşkı anlatan oyunda diyaloglar sağlam, oyunculuklar çok kuvvetli, çok inandırıcı, kullanılan ve oyunun önemli bir parçası olan müzikler çok duygusal, dekorsa oldukça işlevsel. Zamanla dost olan bu iki kadın arasında tek ortak nokta da sadece işkence dönemi değil üstelik. Vurucu sonuyla daha da etkileyici hale geliyor Nehir.

Hüzzam

huzzam

Güner Sümer imzalı Hüzzam ilk kez 1984-1985 sezonunda Olcay Poyraz rejisiyle Ankara Devlet Tiyatrosu’nda sahnelenmiş. Oyun 1960’lı yıllarda bir Türk kadının hayat hikayesini anlamakta. Osmanlı torunu Mahpeyker’in soylu ve zengin bir yaşamdan, hayatını zar zor devam ettirebildiği bir hayata uzanan hikayesi geriye dönüşlerle anlatılıyor.

Annesi tarafından “Mah” olarak çağrılan küçük Mahpeyker’in ilk aşkı, genç yaşında yaptığı yanlış evliliği, evine hiç uğramayan paragöz kocası, kocasının alışkanlıklarını devam ettiren alkolik oğlu ve bir holdingde boğaz tokluğuna yaşamaya çalışması 2 saat aralığında 2 perde olarak seyirciye aktarılıyor. 1984 senesinde sahnelendiği gibi, gene 2 perde Maral Üner’in sırtında. İlk kez sahnelendiğinde tam 12 yıl boyunca 503 kez perde diyen oyun, 2008 yılından bu yana yeniden sahneleniyor. 2008 senesinde onu arayarak Hüzzam’ı tekrar oynaması rica edilen Ankara Devlet Tiyatrosu Serhat Nalbantoğlu’nun teklifini kırmayan Maral Üner sahnede bir çınar olarak duruyor.

Toplumsal değişmenin aile yaşantısına yansımasıyla birlikte çözülmeye başlayan ilişkileri, dağılan aileleri, para uğruna satılan geçmişe tanık oluyoruz. Maral Üner yani Mahpeyker sahnede rol gereği ağlarken, siz de ağlıyorsunuz. O yemek yerken siz de yutkunuyorsunuz. O sarhoşken kolundan tutmak istiyorsunuz. Kendi hayatını anlatırken daha çok anlatsın istiyorsunuz. Maral Üner’in yumuşacık ses tonu, kalbinizi acıtan cümleler oyunu gelip tam kalbinize yerleştiriyor. Oyunun birkaç yerinde kendimi öylesine içten ağlarken buldum ki… Sanki karşımda bunları gerçekten yaşamış bir kadın oturuyordu ve dostuymuşum gibi yakınıyordu bana. 2 saat su gibi geçiyor. Oda tiyatrosunun samimi ortamında, az ama kullanışlı dekoru ışık oyunlarıyla birleşiyor. Çok değerli sanatçıların seslerinin de katkı sağladığı oyun baştan sona çok etkileyici oluyor böylelikle. Oyunda sesiyle yer almış ve şimdi hayatta olmayan çok kıymetli sanatçılarımızı da buradan rahmetle anıyorum.

Hala oynamaya devam eden bu oyunları Ankara seyircisi kaçırmasın, Ankara dışında yaşayanlar ise umarım kendi şehirlerinde turneyle bu oyunları yakalayabilirler.

İyi seyirler dilerim.

Fotoğraflar: Ankara Devlet Tiyatrosu

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

MAGGERLARDAN GÜNCEL YORUMLAR
x

Newsletter'a üye olmadınız mı?