Annesi tarafından “Mah” olarak çağrılan küçük Mahpeyker’in ilk aşkı, genç yaşında yaptığı yanlış evliliği, evine hiç uğramayan paragöz kocası, kocasının alışkanlıklarını devam ettiren alkolik oğlu ve bir holdingde boğaz tokluğuna yaşamaya çalışması 2 saat aralığında 2 perde olarak seyirciye aktarılıyor. 1984 senesinde sahnelendiği gibi, gene 2 perde Maral Üner’in sırtında. İlk kez sahnelendiğinde tam 12 yıl boyunca 503 kez perde diyen oyun, 2008 yılından bu yana yeniden sahneleniyor. 2008 senesinde onu arayarak Hüzzam’ı tekrar oynaması rica edilen Ankara Devlet Tiyatrosu Serhat Nalbantoğlu’nun teklifini kırmayan Maral Üner sahnede bir çınar olarak duruyor.
Toplumsal değişmenin aile yaşantısına yansımasıyla birlikte çözülmeye başlayan ilişkileri, dağılan aileleri, para uğruna satılan geçmişe tanık oluyoruz. Maral Üner yani Mahpeyker sahnede rol gereği ağlarken, siz de ağlıyorsunuz. O yemek yerken siz de yutkunuyorsunuz. O sarhoşken kolundan tutmak istiyorsunuz. Kendi hayatını anlatırken daha çok anlatsın istiyorsunuz. Maral Üner’in yumuşacık ses tonu, kalbinizi acıtan cümleler oyunu gelip tam kalbinize yerleştiriyor. Oyunun birkaç yerinde kendimi öylesine içten ağlarken buldum ki… Sanki karşımda bunları gerçekten yaşamış bir kadın oturuyordu ve dostuymuşum gibi yakınıyordu bana. 2 saat su gibi geçiyor. Oda tiyatrosunun samimi ortamında, az ama kullanışlı dekoru ışık oyunlarıyla birleşiyor. Çok değerli sanatçıların seslerinin de katkı sağladığı oyun baştan sona çok etkileyici oluyor böylelikle. Oyunda sesiyle yer almış ve şimdi hayatta olmayan çok kıymetli sanatçılarımızı da buradan rahmetle anıyorum.
Hala oynamaya devam eden bu oyunları Ankara seyircisi kaçırmasın, Ankara dışında yaşayanlar ise umarım kendi şehirlerinde turneyle bu oyunları yakalayabilirler.