Bazı isimler vardır, hiç kimsenin değil ama onların hayranı olursunuz ve yaptıkları işleri takip etmeden duramaz hatta buna kendinizi mecbur hissedersiniz. İşte benim için o isimlerin en önde geleni, Ara Güler.

İstanbul’u izlemeye doyamıyorum. Onu okumaya, karış karış keşfetmeye, dinlemeye hatta İstanbul üzerine düşünmeye bayılıyorum. Öylesine büyülü bir şehir ki İstanbul, her noktası hikayelerle dolu ve aynı zamanda hikayeleştirilmeye hazır. Bana sorarsanız, bu mistik şehir her zaman özel ama onu fotoğraf kareleriyle dile getiren Ara Güler’in gözünden çok başka. Onun gözünden İstanbul’a bakarken, sanki İstanbul ete kemiğe bürünüyor, kulağıma bir şeyler fısıldıyor. İnsan gibi… Bizim gibi kusurlarıyla güzelleşen, doğası gereği mucize gibi ama aynı zamanda defoları olan bir mucize.

Geniş bir Ara Güler koleksiyonuna sahip olan bir tanıdığım sayesinde, çok küçük yaşlarda tanıştım bu büyük isimle. Sonra gözünü 1928’in Beyoğlu’unda açan Güler gibi henüz 14 yaşında ben de bir Beyoğlu hayranına dönüştüm. Bana İstanbul’un tarihini, karmaşasında saklı güzelliğini, çeşitliliğini ve ruhunu yaşatan, beni dönüştüren, büyüten ve en önemlisi hayatın gerçeğini gösteren bu bölge hep ilham oldu bana. O kalabalığın, kaosun içinde her gözde ayrı bir hayat her ayakta ayrı bir telaş vardı. İnsanların gözlerinden hayatlarına yolculuk edebilmek, bunu gözlemleyebilmek en büyük zenginlikti. Düşünmenin, sorgulamanın ve belki de o yabancı olduğumuz hayatlara dokunabilmenin ve barışabilmenin kapılarını açtı. Bu şehri keşfetmek için Beyoğlu’nun arka sokakları ilk adresim oldu hep. Bilinen caddelerinde, ruhsuzlaşan (ruhu çalınan) noktalarında değil, tıpkı Ara Güler’in Beyoğlu gibi, benim Beyoğlu’umda arka sokaklarındaydı, oraya gizlenmişti. Onun şansı o günlerinde İstanbul’u yaşamaksa, bizim şansımız da o günleri böylesine güzel yakalayan Ara Güler’e sahip olmak.

“Fotoğraf hakikattir, sanat olamaz” diyen usta isim mi yanılıyor yoksa İstanbul’un kendisi başlı başına bir sanat mı da fotoğraflara böyle yansıyor emin olamıyorum ama bir gerçek var ki, Güler’in bu sözü söylerkenki naifliğinin yakaladığı anlarınkiyle bir araya geldiği kesin.

Bizim Köy, Mahmut Makal

Fotoğraf: idefix.com/

Kendisini sanatçı değil “foto muhabiri” olarak adlandıran Ara Güler, “sanatçı” olmama konusunda benim gözümde yanılsa da, toplumun hatta dünyanın gerçeklerini yansıtan önemli bir “foto muhabiri” olduğu konusunda haklı. UNESCO tarafından “dünya kültürüne hizmet ödülü” ile ödüllendirilen Mahmut Makal’in “Bizim Köy” isimli kitabının içindeki fotoğraflarla karşılaştığınızda boğazınızdaki düğüm burnunuzdaki sızıya, oradan gözünüzdeki yaşa dönüşüyor. Böyle bir hayatı kimse hak etmiyor diyorsunuz. İçine doğduğumuz ve sahip olmadan sahiplendiğimiz hayatlarımızı düşününce, seçmeden ait olduğu hayatlarında o fotoğraflardan size bakan çocukların gözlerinden onların dünyalarını görüyorsunuz.

Kitap; konusu, anlatımı ve gerçekliğiyle başlı başına her satırında okuyucuyu etkilemeyi başarıyor. UNESCO tarafından aldığı hizmet ödülünün yanı sıra, “dünya gençliğine örnek insan” seçilen Makal, henüz 17 yaşında köy öğretmeniyken gözlemlediklerini kaleme alarak bu başyapıtı bizlere kazandırıyor. Ama ülke gerçeğine değinen her aydın ve yazar gibi o da başlarda linç ediliyor. Türkiye’nin bana göre başına gelen en kötü şey oluyor ve köy enstitüleri kapatılıyor. Kitabı bundan tam 10 yıl önce ilk elime aldığımda, okuduklarımla Ara Güler’in fotoğrafları birleşince bende büyük bir etki yaratmıştı. Yazar oradaki insanı anlatırken, Ara Güler o insanın gözündeki karanlığın içinde saklı ışığı gösteriyor size. İşte Beyoğlu’yla tanıştığım o yıl, bir yandan Beyoğlu’nun manzaraları, bir yandan da aynı yıl okuduğum bu kitapla kendi küçük dünyamdan çıkıp yaşadığım toplumu ilk kez hissetmeye başladım.

İki Arşiv, Bir Seçki: Ara Güler’in İzinde İstanbul

Fotoğraf: istanbulmodern.org/

Ara Güler Müzesi ve İstanbul Modern işbirliğiyle gerçekleşen, iki kurumun koleksiyon ve arşivinden ortaya çıkan İki Arşiv, Bir Seçki: Ara Güler’in İzinde İstanbul sergisi Ara Güler’in dünyasıyla buluşmak isteyenleri bekliyor. Belki önünden geçtiğiniz, dokunduğunuz, köşesinde buluştuğunuz bir duvarı görebilirsiniz bu karelerde. İnsanların gözlerinden hayatlarına yolculuk yapıp neşelerine, hüzünlerine, öfkelerine, acılarına, heyecanlarına şahit olabilirsiniz. Ya da geçim derdiyle en ağır işleri yapmak zorunda olan bir adamın gözündeki donukluğa ve yorgunluğa dalıp gidebilirsiniz. Güler’in objektifinden tek bir kareyle tüm bunlar mümkün işte…

2018 yılında aramızdan ayrılan sanatçının 90 yıllık seçkisini yansıtan sergi yalnızca İstanbul karelerinden ibaret değil. Bu toprakların insanını, kokusunu, gecesini, gündüzünü taşıyan fotoğraflarda benim için en önemli ve en etkileyici nokta “gerçek insan”ı görebilmek. Henüz bozulmamış İstanbul siluetiyle Anadolu’dan bu şehre çalışmaya gelmiş insanın yüzündeki yaşam mücadelesini buluşturan kareler, belki oturup bir kadeh şarap içtiğiniz Hazzo Pulo’nun önünde henüz anne ve babanız bile doğmamışken oturan insanları gördüğünüzde aklınıza tekrar gelen hayatın hızı ve gelip geçiciliği… Bizlere bunları ve dahasını düşündürten ismin yaptığı işe sanat dememesindeki gerçek sanatçı yaklaşımıysa beni Ara Güler’e daha da hayran bırakıyor.

İstanbul Modern’de 17 Kasım’a kadar ziyaret edebileceğiniz sergi, beni kendi içimde işte böyle bir yolculuğa çıkardı. Ara Güler’in fotoğraflarına bakarken İstanbul sizin kulağınıza neler fısıldayacak merak ediyorum!

Sergiyle ilgili detaylı bilgi için tıklayın.

İlginizi çekebilir: Buse Altaş’tan Eye of İstanbul

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN