Aslı Gümüşel ile: Bir Marka Hikâyesinden Daha Fazlası
Hintli bir bitki bilim uzmanı bir zarf uzatır ve der ki ”İyi bakarsan, hayatın değişecek”. Bu söz sadece bir kadının değil birçok kadının hayatına dokunur… Kadınların kendilerini daha iyi, daha güzel ve daha güçlü hissetmelerini sağlayan bir marka yaratmak nasıl bir serüven gerektirir, hiç düşündünüz mü? Bu hissi kadınlarda uyandırabilmek sadece ürün içeriğiyle mi mümkün yoksa kişisel bilinirliği doğru kullanmakla mı? Bence hayır. Ya da belki her ikisi de! Hatta belki de daha fazlası. İşte, Ashley Joy markasının kurucusu Aslı Gümüşel, bu “daha fazlasının” ta kendisi. Markasını ve işini anlatırken hissettirdiği o enerji, markasına duyduğu aidiyet ve hikâyenin arkasında duruşu; onun “kendini bulma yolculuğunda” markasının inşasının ne kadar önemli bir yer tuttuğunu açıkça gösteriyor. Aslı Hanım’ın enerjisi doğal, içten ve paylaşıma açık. Kendini bulurken çevresine de fayda sağlama vizyonu âdeta içinden taşan bir ışık gibi. Bunu gözlerindeki ışıltıdan bile fark ediyorsunuz. Aşağıda Aslı Gümüşel ile yaptığımız röportajı okuduğunuzda, bu enerjiyi ve vizyonu çok daha iyi hissedeceksiniz.
Ashley Joy markasıyla ilk tanışmam yıllar önce, annem sayesinde oldu. Ürünleri kullandıkça sevdim ama markayı zihnimde tam olarak bir yere oturtamıyordum. Uzun bir süre, marka hikâyesine hiç bakmadan sadece ürünleri kullanmaya devam ettim. Ta ki geçen yıl, Aslı Hanım’ın YouTube kanalına denk gelene kadar… Kendi ürünlerinin içeriklerini anlatırken başka markaları da hiç çekinmeden önerdiğini izlediğimde, markaya ve kendisine olan ilgim katlandı. Kendi ürünlerini bizlere birinci ağızdan anlatması ama aynı zamanda “kadınlara gerçekten iyi gelecekse” başka markaları da önermesi; hem markanın kullanıcısı olarak hem de bir kadın girişimci olarak dikkatimi çekti. Daha sonra, girişimcilerde kişisel marka inşasına yoğunlaştığım bir dönemde Aslı Hanım’ın Instagram hikâyelerinde kurduğu iletişimi fark ettim. Uzun süredir onu takip ediyorum ve itiraf etmeliyim ki bana çok ilham veriyor. Çünkü markasına sahip çıkışı, arkasında duruşu ve sosyal medyayı bu kadar bilinçli kullanışı, bunu “yapmak zorunda olmayan” biri tarafından yapılınca daha da etkileyici bir hâl alıyor.
theMagger.com’da başarılı kadın girişimciler üzerine hazırladığım seride, Aslı Hanım ile bu konuyu derinlemesine konuşmak için büyük bir heyecan duydum ve hemen iletişime geçtim. Kendisi de beni kırmadı; sürecin her anında büyük bir titizlikle yer aldı. İki kez toplantı yaptık, sürekli iletişimde kaldık ve her detayıyla yakından ilgilendi. Onun özeni ve işine duyduğu tutku, bendeki heyecanı katladı. Üstelik, marka hikâyesi ve kişisel marka inşası üzerine yola çıktığım bu röportajda, Aslı Hanım’ı tanıdıkça daha derin bir farkındalıkla karşılaştım. Bu nedenle bu röportaj, sadece bir marka hikâyesi değil; aynı zamanda bir “kendini bulma yolculuğu.” Keyifli okumalar dilerim.
Aslı Hanım öncelikle bana ve theMagger.com okuyucularına vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederim. Sizinle tanıştıktan sonra sizinle yapacağımız bu sohbeti bir marka hikâyesinden ziyade kendini bulma hikâyesi üzerine konumlandırmayı daha doğru buluyorum. Bu nedenle bize kendinizi bulma hikâyenizi baştan anlatabilir misiniz? Bugün olduğunuz yere gelene kadar hangi dönemeçlerden geçtiğinizi, bu süreçte sizi en çok dönüştüren deneyimleri bizimle paylaşır mısınız?
A.G.: Ben teşekkür ederim. “Bu hayata neden geldim, ne yapınca daha mutlu oluyorum?” sorularını sormakla başlayan bir keşif süreci benimki… Bugün olduğum yere gelene kadar en büyük dönemeç, hayatıma çıkan fırsatları “şans” olarak değil, “fark etmem gereken işaretler” olarak görme bilinci oldu. Herkesin karşısına fırsatlar çıkar ancak ayrışanlar, onları görüp ders çıkarabilenlerdir.
Bu süreçte beni en çok dönüştüren deneyim, kendim olmayı seçme cesaretini göstermekti. Doğan Cüceloğlu’nun çok sevdiğim bir sözü vardır: “Bu hayatta en zor şey, kendi olabilme cesaretini gösterebilmektir.” Gerçekten de öyle. Ben de “-mış gibilerin” arasında kendim olmayı seçtim. Bir şeyi severek, aşkla yaparsan, oradan hem bereket hem de başarı gelir. Daha önce kurduğum Bella Mom markasından kazandığımı, bugün aşkla yaptığım işim, Ashley Joy’un temellerini atmak için kullandım. Bu benim hayatımda dönüm noktasıydı.
İlk günden beri hedefim, ulaşılabilir fiyatla en iyisini sunabilmekti. Çünkü yaptığın işte fark yaratmanın yolu, onu en iyi şekilde yapmaktan geçiyor. Ashley Joy dört ürünle başladı; bugün 75 ürüne ulaştı. Bu başarı “çok çalışmak” kadar “istikrar”dan da geliyor. Sosyal medyada her şeyin hızla tüketildiği bir çağda, ben durmayı, odaklanmayı ve sabrı seçtim. Her gün aynı heyecanla, aynı tutkuyla işe başlamamın sebebi bu.
Bu yolculukta beni dönüştüren en önemli şeylerden biri de şeffaflık ve emeğe duyduğum saygı oldu. Üretimde birinci kalite Ar-Ge’lerle çalışıyor, her aşamada insan sağlığını merkeze alıyorum. Çünkü başarı sadece satış rakamlarıyla değil, güvenle ölçülüyor.
Bana “başarının sırrı nedir?” diye soruyorlar. Cevabım net: Çok çalışmak ama daha çok çalışmak. Ve bunu severek yapmak. Çünkü bu enerjinin bulaşıcı olduğuna inanıyorum. Kadınların birbirine destek olması gerektiğini savunuyorum. Bana taş atana gül uzatmayı tercih ediyorum. Bu hem iş hayatımda hem kişisel yaşamımda benimsediğim bir duruş.
Bugün dönüp baktığımda, her şeyin “tesadüf” gibi göründüğü ama aslında hiçbir şeyin tesadüf olmadığı bir hikâyenin içinde olduğumu görüyorum. Hayatımın en zor dönemlerinde bile vazgeçmemek, o düşüş anlarında yeniden ayağa kalkmak… İşte Ashley Joy’un doğuşu tam da bu noktada gerçekleşti. Bir Hindu bitki uzmanından aldığım sarı etiketli formülle başlayan bu yolculuk, bugün binlerce kadının kendini iyi hissettiği bir markaya dönüştü.
Benim hikâyem, aslında birçok kadının hikâyesiyle kesişiyor: Düşmekten korkmadan, sevdiğin işi yapmaktan, kendi ışığını bulmaktan… Her şeyin özü, kendin olma cesaretini gösterebilmekte saklı.
Ashley Joy markanızın kuruluş hikâyesi de oldukça enteresan. Bir Hintlinin size verdiği bir formülden bahsediyorsunuz. Bunu anlatır mısınız? Bu hikâyenin sizde yarattığı duyguyu biraz anlatır mısınız? Bu formül size sadece bir ürün değil, bir yön de gösteriyor gibi… O an sizin için neyin sembolüydü?
A.G.: Kurulduğumuzdan beri bu olayı hep “ilahi tesadüf” olarak tanımlıyorum. Hamileliğim döneminde artan doğal içerik merakım, içsel bir dönüşümün de başlangıcıydı aslında. O dönemde Ender Saraç’tan aldığım doğal tavsiyelerle evde kendi karışımlarımı yapıyor, vücuduma sürdüğüm her şeyin doğallığından emin olmaya çalışıyordum. Kariyerimde ne yapacağımı sorguladığım, hayatın bana yeni bir yön göstereceğini hissettiğim o dönemde, New York’ta bir düğün vesilesiyle tanıştığım bir bitki bilim uzmanı her şeyi değiştirdi.
Kendisine doğaya olan ilgimden bahsettim. Sohbetimizde öyle bir bağ kurduk ki sanki birbirimizi uzun zamandır tanıyormuşuz gibiydi. Aylar sonra Türkiye’ye geldiğinde yollarımız yeniden kesişti. İstanbul’da ona şehri gezdirirken, vedalaşmadan önce bana beyaz bir zarf uzattı. “İyi bakarsan, hayatın değişecek” dedi sadece. Zarfın içinde, bir formül yazılıydı. Bugün Ashley Joy’un kalbinde yer alan sarı etiketli Bitkisel Saç Bakım Yağı’nın formülü.
O an benim için sadece bir ürünün değil, bir yolculuğun başlangıcıydı. Sanki evren bana “Doğru yoldasın, aşkla yaptığın şeyi büyüt.” diyordu. O formül bana yalnızca bir ürün değil, bir yön, bir inanç ve bir vizyon kazandırdı. Hayatımın, kariyerimin ve tutkumun ilahi bir onay almasıydı o an.
O zarfın içindeki formül bugün hâlâ markamızın en sevilen ürünü. Bana ışığı, umudu, yeniden başlamayı hatırlatıyor. Ashley Joy’un logosundaki kalp de tam olarak bu enerjiden doğdu: Sevgi, aşk ve emeğin birleşimi. Her ürünümüzde bu ruhu taşıyoruz. Çünkü benim için bu marka sadece bir iş değil; içsel bir çağrının, hayata karşı duyduğum sevginin somut hali.
Bugün dönüp baktığımda o formülün bana sadece bir saç yağı değil, bir pusula verdiğini görüyorum. O pusula hâlâ aynı yönü gösteriyor: Doğallıktan, sevgiden ve tutkudan şaşmamak.
Ashley Joy’un hikâyesiyle sizin hikâyeniz birbiriyle çok iç içe. Sizce bir markanın kurucusuyla bağını koruması neden bu kadar önemli?
A.G.: Bir markanın kurucusuyla bağını koruması çok önemli çünkü günümüz tüketicisi artık sadece bir ürünün kalitesini değil, o ürünün arkasındaki samimiyeti, emeği ve tutarlılığı da satın alıyor. Markanın kurucusuyla bağını koruması, o ilk günkü saf duyguyu ve vizyonu kaybetmemesini sağlar. Ashley Joy’da bu bağ hiç kopmadı çünkü ben bu markayı yalnızca bir iş olarak değil, kendi hayat yolculuğumun bir parçası olarak görüyorum.
Ben işimi aşkla yaptığım için “çalışıyor gibi” hissetmiyorum. Sevdiğin işi yaptığında, o enerji zaten her şeye yansıyor hem bereketine hem başarısına. Bu yüzden hep söylüyorum: Ben işimde değil, aşkla yürüdüğüm bir yoldayım ve tüketici de bu dürüst bağı, bu emeği hissediyor. Çünkü içten gelen şey görünmeden de hissediliyor.
Her gün aynı tutkuyla çalışmanın sırrı istikrardan geçiyor. Bugün sosyal medya çağında her şey çok hızlı tüketiliyor; insanlar bir akıma kapılarak iş kuruyor, iki yıl sonra başka bir işe yöneliyor, yani istikrar yok. Ama ben işimde aynı heyecanı, aynı disiplini dokuz yıldır koruyorum. “Bu kadın hâlâ aynı şeyi söylüyor ama inandığı için söylüyor” diyorlar. Çünkü ben gerçekten inandığım şeyi yapıyorum.
Kurucusuyla bağını kaybeden bir marka, ruhunu kaybeder. Ürün yaparsın ama hikâye anlatamazsın. Oysa bir markanın ruhu, onu kuran kişinin değerlerinden, hayata bakışından, duruşundan beslenir. Benim için Ashley Joy’un duruşu; samimiyet, güven, sevgi ve emek üzerine kurulu.
Bu yüzden de markamı hep kendi hayat felsefemle besliyorum: Elinden gelenin en iyisini yapmak, dürüst olmak, kimsenin hakkını yememek ve iyi enerjiyi yaymak. Çünkü iyi enerji bulaşıcı ve daha kalıcı. Kadınların birbirine destek olduğu zaman büyüdüğüne, iyiliğin bereket getirdiğine inanıyorum.
Ben işimde şeffaflıkla, disiplinli ve istikrarlı ilerliyorum. Üretimde birinci kalite Ar-Ge’lerle çalışmak, sağlık odaklı formüller geliştirmek, dürüst bir iletişim kurmak… Bunlar bana göre bir markanın güvenilirliğinin temel taşları.
Sonuçta Ashley Joy’un hikâyesi benim hikâyemden ayrı değil. Çünkü bu markanın kalbinde bir formülden çok daha fazlası var: Bir inanç, bir disiplin ve çok güçlü bir sevgi, iyilik enerjisi. Ben bu markayla büyüdüm, o da benimle büyüdü. Ve sanırım bizi özel kılan şey de bu bağın hiç kopmaması.
“Kişisel marka”yı bir kariyer stratejisi olarak değil, bir yaşam biçimi olarak görüyor gibisiniz. Bu bilinci nasıl kazandınız? Kişisel markayı bir kimlik inşası olarak mı görüyorsunuz, yoksa kimliğin doğal bir yansıması mı sizce?
A.G.: Kesinlikle bir yaşam biçimi… Kişisel marka benim için bir kimlik inşası değil, tam tersi, kimliğin doğal bir yansımasıdır. İnsan ne kadar kendisiyle barışıksa, o kadar sahici bir marka yaratır. Çünkü marka dediğimiz şey, aslında iç dünyamızın dışa yansıması.
Benim hayatımda bütünlük çok önemli. İşimde, ailemde, sosyal sorumluluk projelerimde, her ne yapıyorsam aynı sevgi, emek ve özenle yapmaya çalışıyorum. Bu yüzden dışarıdan görülen estetik, stil ya da duruş; aslında iç dünyamdaki denge, istikrar ve tutkunun bir yansıması. Ben neysem, Ashley Joy da o samimiyeti yansıtır.
Bu farkındalığı, zamanla ve gözlemle kazandım. İnsanların hayatında ne kadar rol değişirse değişsin, öz aynı kalmalı. Ben “marka kurucusu” kimliğimle iş dünyasında var oluyorum; “Aslı” kimliğimle de hayatı daha yumuşak ve içten yaşıyorum. Bu iki taraf birbirinden kopuk değil; aksine, biri diğerini güçlendiriyor. Çünkü bütünlük dediğim şey tam da bu: her rolde aynı enerjiyi, aynı dürüstlüğü koruyabilmek.
Benim için kişisel marka, sürekli bir performans değil; bir varoluş biçimi. Giydiğin kıyafetten çok, insanlarla kurduğun bağ, verdiğin sözün arkasında durmak, ürettiğin şeye gerçekten inanmak önemli. O yüzden ne Ashley Joy’u bir “iş modeli” olarak görüyorum ne de kendimi yalnızca bir “kurucu” olarak. Biz aynı hikâyenin iki parçasıyız.
Bir şeyin sürdürülebilir olmasının tek yolu samimiyettir. Sahici olan, doğaldır; doğal olan da kalıcı olur. Bugün sosyal medyada, iş dünyasında, hatta kişisel hayatta bile insanlar bu içtenliği arıyor. O yüzden ben “kişisel marka”yı bir stratejiyle değil, kalpten gelen bir istikrarla inşa ettim.
Benim için marka olmak; yalnızca görünmek değil, değer üretmek, dokunmak ve ilham vermek demek. Bu yüzden Ashley Joy’un enerjisi de benim kişisel duruşum da aynı kaynaktan besleniyor: İçtenlik, emek ve sevgi.
Sosyal medyayı çok iyi kullanıyorsunuz. Bu durum markanızı kullanan kişiler ile doğal bir bağ kurmanızı sağladı diye düşünüyorum. Sizin için “stil sahibi olmak” ve “kişisel marka inşa etmek” sadece dış görünüşle mi ilgilidir, yoksa bir yaşam duruşu mudur?
A.G.: Stil sahibi olmak ve kişisel marka inşa etmek, kesinlikle bir yaşam duruşudur. Sadece dış görünüşle ilgili değildir. Dış görünüş, yalnızca iç dünyanızdaki enerjinin, özenin ve bütünlüğün bir göstergesidir. Eğer içte denge yoksa, dışta hiçbir stil sürdürülebilir olamaz. Gerçek stil; samimiyet, zarafet ve kendinle barışıklıkla ilgilidir.
Benim için “stil” yalnızca ne giydiğin değil, hayata nasıl baktığın, insanlara nasıl davrandığın, işini nasıl yaptığın demek. Bir kadının içsel ışığı dışarıya yansıyorsa, işte o zaman gerçekten stil sahibidir. Kişisel markayı da bu şekilde görüyorum; bir stratejiden çok, bir duruşun ve inancın devamı olarak.
Sosyal medyayı da bu felsefeyle kullanıyorum. Bizim için orası sadece bir tanıtım alanı değil, markayla insan arasındaki duygusal bağı canlı tutan bir köprü. Ashley Joy zaten benim kişisel bir keşif hikâyemden doğduğu için, o samimiyet doğal biçimde yansıyor. Takipçilerle konuşurken bir marka değil, bir insan olarak iletişim kuruyorum. O yüzden bizde “reklam dili” değil, “samimiyet ve doğallık dili” var.
Bu yaklaşım markanın DNA’sını oluşturdu diyebilirim. Çünkü Ashley Joy’un özü, duygusal bir bağlantıya dayanıyor. Sosyal medya paylaşımlarımızda da hep bu ruhu koruyoruz: tüketiciyle değil, insanla konuşuyoruz. Hikâyemizi anlatırken onları da bu hikâyenin içine dahil ediyoruz, çünkü bu marka onların da hikâyesinin bir parçası.
Ayrıca, sosyal medya hızla tüketilen bir dünya ama ben orada da sabrın ve istikrarın değerine inanıyorum. Bizim için önemli olan, gündemi takip etmek kadar, kendi merkezimizi koruyabilmek. Her zaman söylüyorum: Bir markayı uzun vadede güçlü kılan şey, sadece dikkat çekmek değil, güven inşa etmektir. Biz de tam olarak bunu yapmaya çalışıyoruz.
Kısacası, stil sahibi olmak da kişisel marka inşa etmek de “kendin olma cesaretiyle” başlıyor. Eğer bir insan kendine dürüstse, içindeki o dengeyi yakalamışsa, o zaman her şeyiyle bir bütün haline geliyor. Benim için hem sosyal medya varlığım hem de markam, bu bütünlüğün doğal bir uzantısı.
Hem anne hem girişimci olmayı bu kadar güçlü ve zarif bir şekilde yürütüyorsunuz. Bu dengeyi kurmanın sırrı nedir?
A.G.: Teşekkür ederim. Bu dengeyi “sevgi” ve “disiplin” ile kurduğumu söyleyebilirim. Hem annelik hem girişimcilik, sonsuz bir sevgi ve adanmışlık gerektiriyor. Ben işimi de anneliği de aşkla, gönülden yapıyorum. Bu yüzden ofiste geçirdiğim saatler bana “iş” gibi hissettirmiyor; tam tersine enerjimi tüketmek yerine besliyor.
Annelik bana çok şey öğretti. Önceliklendirmeyi, sabrı, anın kıymetini. Tıpkı iş hayatında olduğu gibi, çocuk yetiştirirken de plan yapıyorsunuz ama bazen hayat o plana sığmıyor. İşte o noktada sevgi devreye giriyor. Sevgi, her şeyi dengeleyen en güçlü enerji. Bir yandan stratejik düşünebilmek, diğer yandan kalbinle hareket edebilmek. Bence annelikle girişimciliği buluşturan yer tam da burası.
Zaman yönetimi ise olmazsa olmaz. Zamanı doğru planladığınızda hem çocuklarınızla kaliteli vakit geçirebilir hem de işinizde son derece efektif olabilirsiniz. Bunun için çok net rutinlerim var. Sabah erken kalkıyorum, günü zihinsel olarak organize ediyorum ve enerjimi en yüksek noktada tutmaya çalışıyorum. Çünkü hem işte hem evde iyi bir enerji yayıyorsanız, çevrenizdeki her şey o frekansta şekilleniyor.
Kendime ayırdığım zaman da bu dengenin çok önemli bir parçası. Haftada beş gün spor yapmaya, cilt ve saç bakımıma özen göstermeye büyük önem veriyorum. Bu benim için sadece fiziksel bir bakım değil; zihinsel olarak da kendimi arındırma biçimi. Çünkü önce siz iyi hissedeceksiniz ki, çevrenizdekilere iyi gelebilesiniz. Sağlıklı ve mutlu bir birey olmak hem iyi bir ebeveyn hem de verimli, başarılı bir iş insanı olmanın temelidir.
Benim için başarı; işte büyük adımları atmak kadar, çocuklarımın gözlerindeki mutluluğu görebilmektir. Bu iki dünyayı dengelemek bazen zorlayıcı olabilir ama inanın sevgi, bu dengeyi hep yeniden kurmanızı sağlıyor. Disiplin ise o sevginin yönünü belirleyen pusula gibi.
Sonuçta ben anneliği de girişimciliği de aynı yerden besliyorum: şefkatten, çalışkanlıktan ve sevgiden. Bu yüzden biri diğerini engellemiyor; tam tersine birbirini büyütüyor. İşte o zaman hem evde hem işte hayatın akışıyla uyum içinde kalabiliyorsunuz.
Hem etkinliklerde konuşmacı olarak yer alıyorsunuz hem sosyal medyada hikâyenizi aktarıyorsunuz. Birçok kadın sizden ilham alıyor. Bununla birlikte jüri üyesi olduğunuz yarışmalar da var. Halkbank Üreten Kadınlar Yarışması’ndaki jüriliğinizden yola çıkarak soruyorum; kadın girişimcilerin başarıyı yakalamaları ve asla vazgeçmemeleri için onlara ne tavsiye edersiniz?
A.G.: Öncelikle onlara “Yalnız değilsiniz” demek istiyorum. Halkbank Üreten Kadınlar Yarışması’nda yüzlerce kadının emekle, azimle hayata geçirdiği projeleri görmek inanılmaz bir ilham kaynağı oldu benim için. Çünkü her birinin hikâyesinde, kendi yolculuğumdan bir parça buldum.
İlk tavsiyem, “Yaptığınız işe gerçekten inanın ve onu aşkla yapın.” Eğer içinde gerçek bir tutku yoksa, ilk engelde motivasyon kırılır. Ama bir şeyi sevgiyle yaparsanız, o enerji mutlaka bir yerden size geri döner. Benim için de her şey o inançla başladı. Bazen sadece bir fikirle, bazen küçücük bir adımla ama kalpten gelen o “neden” duygusu hep vardı.
İkincisi, “İstikrar.” Başarı bir gecede gelmiyor. Sosyal medyanın hızlı tüketim dünyasında herkes bir anda görünür olmayı istiyor ama önemli olan, görünürlük değil; sürdürülebilirlik. Odaklanın ve her gün bir adım atın. İstikrarlı ve disiplinli küçük adımların toplamı büyük bir başarıyı getiriyor.
Üçüncüsü, “Kendinizi ve hedef kitlenizi çok iyi tanıyın.” Ne yapıyorsanız, onu en iyi şekilde yapmaya çalışın. Kendinizi iyi tanırsanız, markanızı da doğru yönlendirirsiniz. İletişim burada çok önemli. Çünkü doğru iletişim sadece ürün satmaz; güven inşa eder.
Dördüncü olarak, “Kendinizi ve markanızı sürekli geliştirin.” “Ben oldum” demek, gelişen dünyada yapılabilecek en büyük hata. Ben bile hâlâ her gün ve her an yeni bir şey öğrenmeye çalışıyorum. Yeni içerikler, yeni teknolojiler, yeni alışkanlıklar. Çünkü hayat, sürekli öğrenenlere cömert davranıyor.
Ve son olarak, “Lütfen pes etmeyin.” Her başarısızlık aslında bir mesaj taşır. Her düşüş, bir son değil; bir dönüşüm davetidir. Benim hayatımda da böyle oldu. Her zor dönem, beni daha güçlü ve kararlı biri haline getirdi. Unutmayın, karşınıza çıkan fırsatlar çoğu zaman birer işarettir. Onları fark edebilmek için kalbinizi açık tutun.
Kadın girişimcilere hep şunu söylüyorum: “Birbirinizin rakibi değil, destekçisi olun.” Çünkü biz birlikte yükseliriz. Kadın dayanışması, sadece bir kavram değil; gerçekten dönüştürücü bir güç. Hepimiz aynı gökyüzünün altında farklı ışıklarla parlıyoruz. Ve hiçbir ışık, diğerinin parlamasına engel değil.
Benim için kadın girişimciliği, sadece ekonomik bir başarı hikâyesi değil; bir farkındalık, bir dirayet, bir ilham hikâyesidir. Ve bu yolculukta atılan her adım, başka bir kadına “Sen de yapabilirsin” cesareti verir. İşte bu yüzden, üretmek, paylaşmak ve ilham olmak benim için mesleki değil; insani bir sorumluluk.
Sizin kadın girişimci olarak çevrenizden onay alamadığınız ya da engellendiğinizi düşündüğünüz durumlar oldu mu? Ya da tam vazgeçme noktasına geldiğiniz düşüşler yaşadınız mı? Oralarda nasıl bir motivasyon ile yola devam ettiniz?
A.G.: Elbette oldu. Hatta en yakınlarımdan, “Aslı ne gerek vardı?” gibi sözler işittim. Ashley Joy’u kurmadan önceki Bella Mom markamdan elde ettiğim kazancı bile bu markaya yatırdığımda, “Neden risk alıyorsun?” diyenler vardı. Aslında her girişimci kadının bir noktada karşılaştığı şey bu: çevrenin iyi niyetli ama sınırlayıcı endişeleri. Fakat ben hiçbir zaman bu sesleri susturmak için savaşmadım, sadece kendi iç sesimi daha net duymayı öğrendim.
Hayatımda gerçekten dibe vurduğum anlar oldu. O düşüşler, beni kırmadı; şekillendirdi. Hayatımın iki büyük travması, aslında bana en büyük farkındalığı kazandırdı. “Neden başıma geldi?” diye sorduğum her şey, bugün “İyi ki yaşamışım” dediğim dönüm noktalarına dönüştü. Çünkü insan, en çok zorlandığında kim olduğunu keşfediyor.
Motivasyonum her zaman içimdeki o inanç oldu. Bir şeyi iyi niyetle yapıyorsan, emek veriyorsan ve içten bir sevgiyle ilerliyorsan, evren mutlaka bir kapı açıyor. Benim için o beyaz zarf ve içindeki formül, sadece bir ürünün değil, bu inancın simgesi. O “ilahi onay” hissi, zor zamanlarda hep yanımdaydı.
Pes etmeyi düşündüğüm her anda, o formülü bana veren insanın sözlerini hatırladım: “İyi bakarsan, hayatın değişecek.” O zaman anladım ki mesele, dışarıdan gelen onay değil; içten gelen ışığı söndürmemek. Ben de her seferinde o ışığı korumayı seçtim.
Zor dönemlerde kendime hep şunu söyledim: “Bu yaşadığın şey seni durdurmak için değil, dönüştürmek için.” Ve gerçekten de öyle oldu. Her kayıp, bana bir kazanç getirdi. Her kapanan kapı, beni daha doğru bir yola yönlendirdi.
Bugün birçok kadına “pes etmeyin” derken, bunu klişe bir motivasyon cümlesi olarak değil, yaşanmış bir gerçek olarak söylüyorum. Çünkü biliyorum ki, bir kadının gücü; düştüğünde nasıl kalktığında gizlidir.
Beni ayakta tutan bir diğer şey de iyiliğe olan inancım. Benim için iyilik bir felsefe değil, bir yaşam biçimi. Karşılıksız yardım etmenin, paylaşmanın, emeği, sevgiyi ve iyiliği çoğaltmanın insana geri dönen bir bereketi var. Ne zaman hayatın ağır geldiğini hissetsem, birine dokunurum çünkü iyilik, her zaman yeniden başlama enerjisini getirir.
Bugün geriye baktığımda şunu görüyorum: Vazgeçmediğim her an, aslında bana yeniden yön vermiş. Her fırtınanın sonunda daha güçlü, daha inançlı bir “ben” var. Ve sanırım kadın olmanın, anne olmanın, girişimci olmanın özü tam da burada: yıkılmadan yeniden kurabilmekte.
Bu motivasyonunuzun markanıza etkisini nasıl yorumlarsınız? Ashley Joy markasının kadınlara verdiği mesajları sizin kendi hayat yolculuğunuzda aldığınız kararların nasıl etkilediğini merak ediyorum. Ashley Joy markası kadınlara ne mesaj veriyor?
A.G.: Benim kişisel yolculuğum ve motivasyonum, Ashley Joy’un ruhunu ve omurgasını oluşturuyor. Marka, aslında “kendimi bulma” hikâyemin somut bir yansıması. Yani ben değiştikçe, dönüştükçe; Ashley Joy da benimle birlikte evrildi. Bu nedenle markamızın kadınlara verdiği en temel mesaj, “Her kadın her şeyin en iyisine layıktır ve gerçek güzellik, paylaştıkça çoğalır.”
Bu sadece bir slogan değil, benim yaşam felsefemin özü. Ben, hayatın iniş çıkışlarında bile inancımı kaybetmemeyi, her zorluğun bana bir şey öğretmek için geldiğini öğrendim. Ashley Joy’un kadınlara vermek istediği güç de tam olarak bu: “Ne olursa olsun, kendine inan, özünü koru ve iyilikle, sevgiyle ilerle.” Çünkü güzellik, sadece aynada gördüğün şey değil; kalbinden, niyetinden ve içsel huzurundan yansıyan bir ışıktır.
Zorluklardan öğrendiklerim, markanın “çözüm odaklı” ve “güvenilir” bir dost olarak konumlanmasını sağladı. Bir kadın olarak yaşadığım deneyimlerin hepsi, tüketicinin ne hissettiğini daha iyi anlamamı sağladı. O yüzden Ashley Joy ürünleri yalnızca işlevsel değil; aynı zamanda duygusal bir bağ kuruyor. Şampuan, maske ya da kolonya değil sadece; bir kadının gününe dokunan, ona iyi hissettiren küçük mutluluk anları.
Kendi hayatımda doğala ve öze dönük bir yaşam biçimini seçmem; ürünlerimizin felsefesine de ilham verdi. Bizim için doğallık bir trend değil, bir tavır. Ürünlerimizin saf, zamansız ve güven veren yapısı; benim içsel sadeliğe olan inancımın bir yansıması.
Aynı şekilde, “iyiliğin gücüne” olan inancım da markanın kalbinde yer alıyor. İyilik benim için her şeyin başlangıcı. O yüzden Ashley Joy, kadınlara sadece bir bakım ürünü sunmuyor; onlara bir hatırlatma yapıyor:
“Sen değerlisin.”
“Senin de hayallerin gerçek olabilir.”
“Gerçek güzellik içinden gelen mutlulukla ve iyilikle başlar.”
Bu mesajları markamızın her iletişiminde, her dokunuşunda yaşatıyoruz. Çünkü ben inanıyorum ki bir kadın kendini iyi hissettiğinde, çevresine de o ışığı yansıtıyor. İşte Ashley Joy’un misyonu tam olarak bu: Kadınlara kendilerini yeniden keşfetmeleri, sevmeleri ve kendi güçlerini hatırlamaları için ilham vermek.
Bugün geldiğimiz noktada Ashley Joy, sadece benim kurduğum bir marka değil; aynı zamanda kendine inanmak isteyen her kadının ortak hikâyesi. Her ürün, bir kadının “ben de yapabilirim” dediği anlara küçük bir eşlikçi. Ve bu, benim için her türlü başarıdan daha değerli.
Markanızın felsefesi, saç bakımını sadece yüzeysel bir işlem olarak değil, bütünsel bir “iyileştirme” ve “özgüven” kaynağı olarak görüyor. Bu felsefeyi ürün içeriklerinize taşıma noktasında, bilimsel içerik yaklaşımınızdaki en yeni ve en heyecan verici gelişme nedir?
A.G.: Beni en çok heyecanlandıran şeylerden biri, inovasyonun ve teknolojinin doğal güzellikle buluştuğu bu yeni çağ. Bu yeni çağla beraber ortaya çıkan “Skinification of Hair” yaklaşımında, cilt bakımında kullanılan güçlü aktif içeriklerin, saç bakımında da etkili biçimde kullanılmaya başlandığı yeni bir döneme giriyoruz.
Ashley Joy olarak biz de bu alanda Türkiye’de bir ilke imza atarak, Banana serimizde cilt bakımının güçlü oyuncusu Niacinamide içeriğini kullandık. Bu yaklaşım, saç derisini bir cilt gibi ele alarak, sadece saça değil, saç kökünü besleyen cilde de odaklanmamızı sağlıyor.
Bizim için inovasyon sadece teknoloji değil; insanı, duyguyu ve sürdürülebilirliği işin merkezinde tutan yenilik anlamına geliyor. Ürünlerimiz sadece işlevsel değil, aynı zamanda duygusal bir bağ kuruyor. Bu bilimsel içerik yaklaşımıyla, kadınlara hem doğadan gelen saf özü hem de bilimin kanıtlanmış gücünü bir arada sunuyoruz. Çünkü kadınlar, her şeyin en iyisine layıktır ve bu detaylara verdiğimiz önem, onlara olan saygımızın bir yansımasıdır.
“Sürdürülebilirlik ve bilinçli üretim” yaklaşımınızı Ashley Joy’da nasıl somutlaştırıyorsunuz?
A.G.: Bu sorunuz, hem kişisel olarak benim hayata bakış açımın hem de markamızın felsefesinin kalbine dokunuyor. “Yenilenmek” kavramı, sadece bir güzellik rutini değil; doğaya, topluma ve üretim süreçlerine gösterdiğiniz sorumluluğun bir yansımasıdır. Ashley Joy olarak, doğanın bize sunduğu kaynaklara en iyi şekilde sahip çıkmanın bilincindeyiz; bu bilincimizi doğaya ve üretim süreçlerimize de entegre ediyor, bu konudaki farkındalığı artırmayı önemsiyoruz.
Bu nedenle, ambalajdan tedarik zincirine kadar uzanan 360° sürdürülebilir marka inşası, temel önceliklerimizden biri. Zaten kurulduğumuz günden bu yana, temel değerlerimiz arasında olan, hayvanlar üzerinde test edilmeyen (cruelty-free), vegan, sülfatsız ve temiz içeriklerle üretim yapmak bizim için asla bir trend değil, bir tavırdır. Üretimde birinci kalite Ar-Ge’lerle çalışarak, formüllerimizin hem insan sağlığını merkeze almasını hem de gezegenimize saygılı olmasını sağlıyoruz. Çünkü bir markanın büyüklüğü, sadece satış rakamlarıyla değil, dünyaya kattığı değerle ölçülür.
Sosyal sorumluluğu yaşam biçimi olarak benimsediğinizi ve kadın dayanışmasına büyük önem verdiğinizi biliyoruz. Bu çerçevede, Meme Kanseri Farkındalık ayı için Kansersiz Yaşam Derneği ile gerçekleştirdiğiniz “Güzelliğinle Parla, Farkındalığınla İlham Ol” kampanyası hakkında biraz bilgi alabilir miyiz?
A.G.: İyilik ve paylaşım, Ashley Joy’un ve benim kişisel duruşumun temel direkleridir. 1 – 31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık ayı için hayata geçirdiğimiz bu kampanya da bu felsefenin somutlaşmış haliydi. “Güzelliğinle Parla, Farkındalığınla İlham Ol” kampanyası kapsamında, attığımız her adımı anlamlı kılmak istedik. Bunun için de ay boyunca yapılan her alışverişten müşterilerimiz adına Kansersiz Yaşam Derneği’ne 50 TL bağış yaptık. Ayrıca, farkındalık mesajı taşıyan özel bez çantalarımızı kofre alışverişi yapan ilk 200 kişiye hediye ettik.
Amacımız, güzelliğin yalnızca dış görünüşle değil; bilinç, destek ve farkındalıkla da parladığını vurgulamaktı. Markamızın kadınlara verdiği en temel mesaj şudur: “Ne olursa olsun, kendine inan, özünü koru ve iyilikle, sevgiyle ilerle”. Bu kampanya ile de kadınların kendi güçlerini hatırlamalarını ve farkındalıkla birbirlerine ilham olmalarını istedik. Çünkü kadın dayanışması, gerçekten dönüştürücü bir güçtür. İyilik, her zaman yeniden başlama enerjisini getirir ve paylaştıkça çoğalır.
Ashley Joy’un ambalajından kokusuna kadar her detayı bir estetik anlayış taşıyor. Bu bütünlük sizin için neden bu kadar önemli?
A.G.: Çünkü bütünlük, benim hem kişisel hem de profesyonel hayatımın temel taşı. Nasıl ki bir insanın içi ve dışı bir bütünse, bir markanın da vaat ettiği deneyim, ürünün etkisi, ambalajının hissettirdikleri ve hatta kokusu birbiriyle uyum içinde olmalı. Bu bütünlük, markaya olan güveni pekiştirir. Tüketici, ambalajda gördüğü özeni, ürünün formülünde de kendinde hissettiği etkide de görmek ister. Bu, marka ile kullanıcı arasında kurulan sözsüz bir kontrattır.
Ben estetiği, sadece “güzel görünen” bir şey olarak değil, “iyi hissettiren” bir denge olarak tanımlıyorum. Ashley Joy’un her detayı, rengi, kokusu, dokusu, hatta şişesinin formu bile bir duyguyu temsil eder. Biz de her yeni üründe, kadınların sadece saçlarına değil, ruhlarına da dokunan o duygusal bağı kurmak istiyoruz.
Estetik ve zarafet, sadece görsel bir tatmin değil, aynı zamanda kullanıcıya verilen değerin ve gösterilen saygının ifadesidir. Bir kadının eline aldığı bir ürün, onun kendine ayırdığı bir “ben zamanı”nı simgeliyor. O anın özel hissettirmesi, bizim için tasarım kadar önemli. Bu yüzden Ashley Joy, bir kadının elinde gururla taşıyabileceği, görmekten mutluluk duyacağı, hatta günlük rutinini güzelleştirecek bir obje olmalı.
Ben markayı bir bütün olarak görüyorum: Ambalaj formülü tamamlar, koku duyguyu taşır, tasarım hikâyeyi anlatır. Tüm bu parçalar bir araya geldiğinde, kadınların kalbine dokunan bir deneyim ortaya çıkar. Çünkü güzellik sadece görünen değil, hissedilendir.
Bu detaylara verdiğimiz önem, aslında kadınlara olan saygımızın bir yansıması. Biz, kadınların her detayı fark ettiğini biliyoruz. O yüzden “yeterince iyi” bizim için asla yeterli değil. Her formülde, her etikette, her kokuda o mükemmel uyumu yakalamak için çalışıyoruz. Çünkü her kadın, sadece bakım yapan değil, ilham veren bir ürün deneyimini hak ediyor.
Ashley Joy’un felsefesi tam da bu: İçten gelen güzelliği, dışa yansıyan zarafetle buluşturmak.
Parfüm koleksiyonunuz markaya yeni bir katman ekledi. Bu koleksiyonu yaratırken ilham kaynağınız neydi?
A.G.: Parfüm, bir markanın ruhunu en soyut ve en duygusal şekilde ifade etme biçimidir. Bu koleksiyonu yaratırken ilham kaynağımız, Ashley Joy’un temel değerleri oldu: Doğanın Saf Özü ve Duygusal Bir Dokunuş. Koku, bir kişinin en kişisel aksesuarıdır ve onu tamamlar. Biz de doğadan gelen en kaliteli bitkisel esansları ve yağları kullanarak hem ruha iyi gelen hem de kişiye özgüven aşılayan bir koku deneyimi yaratmak istedik. Aynı bakım ürünlerimizde olduğu gibi, vegan ve hayvanlar üzerinde test edilmemiş formüllerle.
Her bir koku, aslında bir hikâye anlatıyor; doğanın cömertliğini, bir çiçeğin zarafetini, bir ağacın dayanıklılığını. Biz kokuları sadece notalar üzerinden değil, duygular üzerinden tanımlıyoruz. Love, Delight, Harmony, Desire, Alpha, No: 10… Her biri bir ruh hâlini, kadının ve erkeğin içsel enerjisini temsil ediyor. Mesela unisex bir koku olan “Desire” kadının ve erkeğin kendiyle barışık, tutkulu yönünü simgeliyor.
Benim için bir koku, anıların taşıyıcısıdır. Parfüm, sizi bir anda çocukluk anılarınıza, bir yaz sabahına ya da sevdiğiniz birine götürebilir. Hem kadın hem de erkek kokularının yer aldığı bu koleksiyonla insanların sadece güzel kokmasını değil, kendi hikâyelerine dönmesini istedik. Çünkü her bireyin kokusu, kendine özgü bir imza gibidir. Biz o imzayı doğanın zarafetinden, insanın içten gelen gücünden ve sevginin dönüştürücü enerjisinden ilham alarak yarattık.
Ashley Joy Parfüm Koleksiyonu, aslında markamızın büyümesinin doğal bir sonucu oldu. Saç bakım ürünlerimizle başlayan bu yolculuk, artık bütünsel bir “kişisel bakım evreni”ne dönüştü. Çünkü biz, güzelliği bir bütün olarak görüyoruz: Saçınıza, cildinize, ruhunuza ve duyularınıza dokunan bir denge.
Ambalaj tasarımından renk paletine kadar her detayda sadelik, zarafet ve doğallık ön planda. İnsanların bu parfümleri ellerine aldığında “Bu benim hikâyem” diyebilmesini hedefledik. Bu yüzden koleksiyondaki her parfüm, bir duygunun somut hâli; bir anı, bir içsel yolculuk, bir kendine dönüş manifestosu.
Sonuçta, parfüm bizim için bir lüks değil, bir ritüel. Güne başlarken bir damla parfüm sürmek; kendine, “Bugün de varım, bugün de güçlüyüm” deme biçimi. Ashley Joy’un kokuları, insanlara bu enerjiyi, bu özgüveni ve bu içsel ışıltıyı hatırlatsın istedik.
Şimdiye kadar anneliğinizden girişimci şapkanızdan ve jüri üyeliklerinizden bahsettik. Bir de sizin Epos7 derneğinde üstlendiğiniz yönetim kurulu üyeliğiniz var. Epos7 Derneği’nde yürüttüğünüz çalışmalar, arkeolojik mirasın korunması açısından çok kıymetli. Sizi bu görevi üstlenirken harekete geçiren motivasyon neydi? Markanızın doğayla uyumlu yaklaşımıyla, kültürel mirası koruma çabanız arasında sizce bir paralellik var mı?
A.G.: Kesinlikle var ve bu paralellik çok derinlerde bağlı. İkisi de “köklerimize saygı” ve “sürdürülebilirlik” kavramlarıyla iç içe. Doğa bize en saf, en iyileştirici kaynakları sunar. Biz de Ashley Joy olarak bu kaynaklara saygı duyarak, onları doğru ve sorumlu şekilde kullanıp geleceğe taşımakla yükümlüyüz. Aynı şekilde kültürel miras da bizim toplumsal köklerimiz, kimliğimizdir.
Epos7 Derneği’nde yürüttüğümüz projeler bana bir kez daha gösterdi ki; bir toplumun geleceği, geçmişini nasıl koruduğuyla doğru orantılı. Doğada bir ağacı korumakla, bir antik eseri korumak arasında fark yok aslında; ikisi de “var olanı yaşatmak” demek. Çünkü doğa da kültür de insanın belleğidir. Bu bilinçle, Ashley Joy’un doğayla uyumlu üretim felsefesiyle Epos7’deki kültürel miras çalışmaları arasında çok organik bir bağ hissediyorum.
Benim için bu iki alan da aynı ruhun iki farklı yansıması: biri toprağın bereketine sahip çıkmak, diğeri o toprağın tarihine. Biri geleceğe daha sağlıklı bir dünya bırakmak, diğeri geçmişten gelen hikâyeleri unutturmamak. Her ikisi de özümüze, bizi biz yapan değerlere sahip çıkmak anlamına geliyor.
Ashley Joy’un doğaya saygılı üretim anlayışıyla, Anadolu’nun binlerce yıllık kültür hazinelerine sahip çıkmak arasında aslında ortak bir ahenk var: Sadelikte derinlik, geçmişte ilham, gelecekte sorumluluk.
Ben her zaman şuna inanırım; bir markanın büyüklüğü sadece satış rakamlarıyla değil, dünyaya kattığı değerle ölçülür. Ashley Joy, doğadan aldığı ilhamı sorumlu bir şekilde geri vermeye çalışıyor. Epos7’deki görevim ise bu sorumluluğun kültürel alandaki yansıması. Çünkü güzelliği korumak, sadece bir estetik mesele değil; bir vicdan, bir bilinç meselesidir.
Bu yüzden benim için hem markamda hem sosyal sorumluluk çalışmalarımda ortak nokta şu: Kaynağa saygı duymak. Doğaya, kültüre, emeğe, geçmişe ve geleceğe… Çünkü eğer köklerimize sahip çıkmazsak, dallarımızın nereye uzandığını da bilemeyiz.
Ülkemizde kültürel miras farkındalığını artırmak için iş dünyası daha aktif bir rol almalı mı sizce?
A.G.: Kesinlikle almalı. İş dünyası, toplumun dinamik gücüdür ve bu gücü sadece ekonomik büyüme için değil, toplumsal hafıza ve kimliğin inşası için de kullanmalıdır. Kültürel miras, sadece tarihçilerin ve arkeologların değil, hepimizin sorumluluğundadır.
Biz iş dünyasında olanlar, kaynak yaratma, iletişim kurma ve farkındalık oluşturma konusunda çok güçlü araçlara sahibiz. Bu gücü yalnızca kâr amacıyla değil, toplumun ortak değerlerini yaşatmak için de kullanmak gerekiyor. Çünkü sürdürülebilir kalkınma sadece çevresel değil, kültürel sürdürülebilirliği de kapsar. Bir toplumun doğası kadar kültürü de korunmalıdır çünkü kültür, kimliğin omurgasıdır.
Kültürel mirası korumak, aslında geleceğe yön vermektir. Biz geçmişi anlamadan inovasyon yapamayız. Bir markanın, bir ülkenin hatta bir bireyin özgünlüğü, köklerinden aldığı güçle şekillenir. Ashley Joy’un doğaya saygılı üretim anlayışı nasıl “köklere bağlılık” bilinciyle ilerliyorsa, kültürel mirasın korunması da o bilincin toplumsal yansıması. Ben bu iki alanı birbirinden ayrı değil, birbirini tamamlayan bir döngü olarak görüyorum: Doğa bize yaşamı, kültür ise anlamı verir.
İş dünyası, finansal kaynakları, uzmanlığı ve iletişim gücüyle bu farkındalığı yaymak için muazzam bir potansiyele sahip. Şirketler, kurumsal sosyal sorumluluk projelerinin merkezine kültür ve sanatı alabilir, çalışanlarına ve müşterilerine bu konuda eğitimler düzenleyebilir, restorasyon projelerine destek olabilir. Bu tür girişimler sadece birer sponsorluk değil, toplumla bağ kurmanın en derin, en kalıcı yoludur.
Unutmamalıyız ki kendi kültürünün değerini bilmeyen, onu korumayan toplumlar küresel dünyada sadece tüketici olarak kalır; özgün bir değer yaratamaz. Bu nedenle kültürel mirası sahiplenmek, sadece bir sosyal sorumluluk değil, aynı zamanda ülkemizin marka değeri için yapılan stratejik bir yatırımdır. Çünkü bir ülkenin markası, yalnızca ürettikleriyle değil, koruduklarıyla da tanımlanır.
Benim inancıma göre iş dünyasının kültürle kurduğu ilişki, ülkenin gelecekte nasıl anılacağını belirler. Eğer biz, ticari başarılarımızın yanına kültürel sorumluluğu da koyabilirsek; o zaman gerçekten sürdürülebilir bir gelecek inşa edebiliriz.
Ve en önemlisi, bunu yaparken sadece geçmişi korumuş olmayız; geleceğe de ilham veririz. Çünkü kültürel miras, bugünün değil, yarının da kaynağıdır.
Epos7 derneği olarak kadın kooperatifleri ile iş birliği içerisinde olduğunuzu ve bazı eğitimler düzenlediğinizi biliyorum. Eğitim verdiğiniz kadın kooperatiflerinden aldığınız geri dönüşlerde sizi en çok etkileyen hikâye hangisiydi?
A.G.: Her bir hikâye ayrı bir ilham kaynağı ama bir tanesi var ki yüreğime işledi. Anadolu’nun küçük bir köyünde, kendini yıllarca ifade edememiş, adeta “görünmez” hisseden bir kadın vardı. Kooperatif sayesinde aslında ne kadar yetenekli olduğunu, unutulmaya yüz tutmuş bir el sanatını nasıl da harikulade icra ettiğini keşfetmiş. İlk ürününü sattığında, gözleri dolarak “Ben de bir şey yapabiliyormuşum, ben de değerliymişim” demiş. Bu cümle, benim için bir dönüm noktasıydı. Çünkü o an şunu fark ettim: Biz bazen “kadınları güçlendirmek” derken çok soyut konuşuyoruz. Oysa güç, bazen tam da bu kadar sade bir şey; kendine inanmak, bir şey üretmek, emeğinin karşılığını almak ve o an ‘ben varım’ diyebilmek. O kadın artık sadece bir “üretici” değil; ailesinin, köyünün saygı duyduğu, ekonomik özgürlüğünü kazanmış, başka kadınlara da cesaret aşılayan bir rol model.
O kadının gözlerindeki parıltı, Ashley Joy’un da doğduğu o içsel ışığın birebir aynısıydı. Ashley Joy’un çıkış noktası da zaten buydu: Kadınlara kendi değerlerini hatırlatmak, onların içlerindeki gücü keşfetmelerine ve ortaya çıkarmalarına vesile olmak. Bizim markamız güzellik ürünleri üretmekten çok daha fazlasını yapıyor; bir farkındalık yaratıyor.
İşte gerçek dönüşüm ve kalkınma tam da bu. Eğitim, fırsat ve inanç birleştiğinde kadınlar sadece kendi hayatlarını değil, çevrelerindeki tüm dengeleri dönüştürebiliyorlar. Epos7 bünyesinde gördüğüm her hikâye bana yeniden hatırlatıyor: Kadınların gücünü serbest bıraktığınızda, toplumu da dönüştürüyorsunuz.
Bu hikâye, yaptığımız işin sadece kozmetikten ibaret olmadığını, hayatlara dokunabildiğimizi bir kez daha hatırlattı bana. Çünkü ben inanıyorum ki güzellik, sadece bir aynanın karşısında değil; bir kadının gözlerindeki “ben yapabilirim” ışığında başlıyor. Ve o ışık bir kez yandığında, hayat artık eskisinden daha da güzel oluyor, kapılar birbiri ardına açılıyor.
Sohbetin başında sizin hikâyenizin “kendini bulma” hikâyesi olduğunu vurgulamıştım. Kendini bulma yolculuğunuzun hâlâ bitmediğini hissediyor musunuz?
A.G.: Hiç bitmeyeceğini düşünüyorum. Kendini bulmak, aslında varoluşsal bir yolculuk. İnsan her yeni gün, yeni bir deneyim, bir karşılaşma aracılığıyla kendine dair yeni bir katman keşfediyor. Ben bugün dünden farklıyım, yarın da bugünden farklı olacağım. Bu değişimden korkmak yerine, onu kabul etmeyi ve merakla karşılamayı öğrendim.
Kendini bulmak bir varış noktası değil, sürekli yenilenen bir süreç. Önemli olan, bu yolculukta merakımızı, öğrenme aşkımızı ve kendimize karşı dürüst olma cesaretimizi kaybetmemek. Çünkü insan, ancak kendine dürüst olduğunda gelişebilir. Ben de hayatın bana sunduğu her fırsatta “Ben burada ne öğrenebilirim?” diye bakmaya çalışıyorum. Bu bakış açısı, beni hep taze, üretken ve heyecanlı tutuyor.
Ashley Joy da bu yolculuğumun bir parçası olarak sürekli evriliyor, büyüyor. Ben değiştikçe, markam da dönüşüyor. Aslında markanın büyümesi, benim kişisel gelişimimin bir yansıması. Her yeni ürün, her yeni fikir, içimdeki bir farkındalığın, bir deneyimin sonucu. Bu yüzden “Ben oldum” demek yerine, “Hâlâ öğreniyorum, hâlâ keşfediyorum” demeyi seviyorum.
Benim için yaşam, bitmeyen bir okul. Her gün, her insan, her hikâye yeni bir ders. Kimi zaman bir kokudan, kimi zaman bir konuşmadan, kimi zaman bir çocuğun gülüşünden bile ilham alıyorum. Çünkü öğrenmek, sadece bilgi toplamak değil; hissetmeyi, anlamayı, paylaşmayı öğrenmek de demek.
Kendini bulmak, bir anlamda özüne dönmek. O öz, doğada da insanda da aynı: sade, saf, dengede. Bu yüzden ben ne yaparsam yapayım, hep o sade özle, o dengeyle bağ kurmaya çalışıyorum. Ashley Joy’un ruhu da buradan geliyor zaten; doğallığın içindeki zarafet, sadeliğin içindeki güç, iyiliğin içindeki güzellik.
Bugün hâlâ her sabah yeni bir şey öğrenmenin, kendimi ve etrafımdakileri beslemenin heyecanını taşıyorum. Çünkü biliyorum ki hayat, sürekli büyüyen bereketli bir bahçe. Siz onu sevgiyle suladıkça, o da size karşılığını fazlasıyla veriyor.
Hayatınızın bu döneminde sizi en çok ne heyecanlandırıyor?
A.G.: Beni en çok heyecanlandıran şey, “sınırsız olasılıklar.” Ashley Joy olarak dünyaya açılma yolculuğumuz, yepyeni ülkelerde, farklı kültürlerde kadınlarla buluşma fikri beni inanılmaz heyecanlandırıyor. Her coğrafyada kadınların güzellik anlayışı, ritüelleri, doğayla kurdukları bağ farklı ama özünde hep aynı: Kendini iyi hissetme arzusu. Bu ortak duyguda buluşmak, bir Türk markasının dünyaya ilham verebilmesi, benim için tarifsiz bir gurur ve mutluluk.
Bir Türk markası olarak global arenada başarıyla yer almak, en büyük hayalimdi. Şimdi o hayalin adımlarını somut biçimde görmek, markamızın sınırları aşarak yeni hikâyelere dokunması, bana hâlâ ilk günkü heyecanı yaşatıyor. Her yeni ülke, sadece ticari bir genişleme değil, aynı zamanda kültürler arası bir paylaşım, bir öğrenme süreci. Ben bu süreci, Ashley Joy’un ruhuna da çok yakıştırıyorum çünkü markamızın özü, paylaşmak, keşfetmek ve dönüştürmek üzerine kurulu.
Aynı zamanda inovasyon ve teknolojinin doğal güzellikle buluştuğu yeni çağ beni çok heyecanlandırıyor. Yapay zekâ, biyoteknoloji ve veri analitiği sayesinde kişiye özel, ultra etkili bakım çözümleri geliştirmek. Henüz hayalini bile tam kuramadığımız ürünlerin mümkün hale gelmesi. Bilimin ve doğanın el ele vererek insanların ihtiyaçlarına birebir cevap vereceği o yeni dönem işte bu, gerçekten sınır tanımayan bir gelecek vizyonu.
Benim için inovasyon sadece teknoloji değil; insanı, duyguyu, sürdürülebilirliği işin merkezinde tutan yenilik anlamına geliyor. Yani bir formülün arkasındaki bilim kadar, o formülün kadına hissettirdiği özgüven de önemli. Bu yüzden Ashley Joy’un geleceğinde sadece yeni ürünler değil, yeni deneyimler, yeni duygular, yeni ilham alanları olacak.
Ve tabii, genç kadın girişimcilerden aldığım enerji. Onların heyecanı, merakı, risk alma cesareti bana her defasında kendi ilk adımlarımı hatırlatıyor. Onlara ilham olabildiğimi görmek, onların başarı hikâyelerinde kendi emeğimin küçük de olsa bir izinin bulunması; işte bu, bu yolculuğun en güzel tarafı. Çünkü bir kadının başka bir kadına ilham vermesi, zincirleme bir dönüşüm başlatıyor. Bugün beni en çok heyecanlandıran şey, tam da bu zincirin büyümesi. Kendini bulmuş, üreten, paylaşan kadınların oluşturduğu bir dayanışma ağı.
Ashley Joy’un hikâyesi de aslında bunun bir parçası: İçinden doğduğu topraklara, o toprakların kadınlarına, doğasına ve kültürüne ilhamla geri dönen bir sevgi hikâyesi.
Bence hayatın anlamı tam olarak bu: Öğrenmek, üretmek ve başkalarının yolunu aydınlatmak. Eğer bugün Ashley Joy’un ışığı başka bir kadının yolunu biraz olsun aydınlatabiliyorsa işte o zaman her şey, her zorluk, her emek anlam kazanıyor.
Bugün kendini bulma yolculuğunda olan tüm kadınlara ne demek isterdiniz?
A.G.: Onlara şunu söylemek isterdim: “Cesur olun, içinizdeki sese kulak verin ve asla ‘mış gibi’ yapmayı seçmeyin.” Kendini bulma yolculuğu bazen sessiz, bazen karmaşık, bazen de çok yalnız hissettirebilir. Toplumun, çevrenin, hatta kendi iç sesinizin eleştirileri arasında yolunuzu kaybediyor gibi olabilirsiniz. Ama unutmayın: Her birinizin içinde keşfedilmeyi bekleyen muazzam bir hazine var. O hazine; tutkunuz, yeteneğiniz, sevginiz ve sizi siz yapan o benzersiz özünüzdür.
Hayatta karşınıza çıkan fırsatları da zorlukları da birer “işaret” olarak görün. Çünkü hiçbir şey tesadüf değildir. Düşmek, yeniden doğmanın habercisidir. Her düştüğünüzde kalkmayı bilin çünkü her kalkışınız, sizi bir adım daha güçlendirir. Cesaret, hiç korkmamak değil; korkuya rağmen devam edebilmektir. Bu yüzden içinizdeki ışığı ne olursa olsun söndürmeyin.
Kendinizi sevin, kendinize iyi bakın. Ruhunuza da saçınıza ve cildinize baktığınız kadar özen gösterin. Çünkü gerçek bakım, insanın önce kendine sevgiyle yaklaşmasından başlar. “Kendini bulmak” dediğimiz şey, aslında yeniden kendine dönmektir. Dışarıda aradığınız cevaplar, çok büyük ihtimalle içinizdedir.
Ve lütfen, kendi hikâyenizin kahramanı olun. Başkalarının çizdiği yollardan yürümek yerine, kalbinizin sesiyle kendi yolunuzu çizin. Kimi zaman o yol daha zorlu olabilir, ama sonunda size ait olur. O yolun her adımında büyürsünüz, öğrenirsiniz, dönüşürsünüz.
Ben şuna inanıyorum: Paylaşmak iyileştirir, iyilik büyütür, emek güzelleştirir. Siz yeter ki elinizle, ruhunuzla, aklınızla, kalbinizle bir şey üretin. Çünkü üreten kadın, sadece kendi hayatını değil, çevresindeki dünyayı da değiştirir. Her küçük adım, her iyi niyet, her dokunuş bir fark yaratır.
Gerçek güzellik; kusursuz görünmekte değil, kendinle barışık olmaktadır. O güzellik, ancak mutlu olduğunuzda ve kendiniz olabildiğinizde ortaya çıkar. Siz çok değerlisiniz ve her şeyin en iyisine layıksınız.
Hayat bir yarış değil, bir yolculuk. Her kadının temposu, rotası, hikâyesi farklı. Kıyaslamayın, sadece ilerleyin. Ve unutmayın: Kalbiniz ne kadar ferahsa, yolunuz da o kadar açık olur. Yolunuz ışıkla, kalbiniz sevgiyle dolsun.
Kapak Fotoğrafı: Ashley Joy
İlginizi çekebilir: Minik Magger’dan My Oh My! Naturals Üzerine Röportaj

Esra Saruhan











Aile Tadında
Harika, dolu dolu bir içerik olmuş! Girişimci kadınların bakış açısı kesinlikle dışarıdan gelen onayı beklememek ve kendi ışığını yansıtmak olmalı. Aslı Hanım çok gerçek bir noktaya değinmiş. çok güzel bir yazı ellerinize sağlık.