Aslıhan And Say ile: “Yarının Kadın Yıldızları” Projesi Üzerine
Ülkemizdeki genç müzisyenlerin desteklenmesi, onların kariyerlerini güçlü bir şekilde inşa etme konusunda kuşkusuz en önemli meselelerin başında geliyor. Bunun için kurum ve kuruluşların sağladığı destekler, oluşturdukları zeminler ve kurdukları iş birliği ise geleceğe umutla bakmamız sağlıyor. İstanbul Müzik Festivali’nin Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB) iş birliğiyle 2018 yılında başlattığı “Yarının Kadın Yıldızları: Genç Kadın Müzisyenler Destek Fonu” da bu konudaki en kıymetli projelerin başında geliyor. Bu yıl da 18 genç kadın müzisyenin desteklendiği ve böylelikle bugüne kadar 138 genç sanatçının yaşamına dokunmayı başaran proje, güçlü bir sosyal sorumluluk görevi üstleniyor. Fondan yararlanmaya hak kazanan genç yıldızların 54. İstanbul Müzik Festivali kapsamında 17 Haziran Çarşamba akşamı Süreyya Operası’nda gerçekleştirilecek konserle izleyici karşısına çıkacağı projenin bu yılki kanaat önderi ise flüt sanatçısı Aslıhan And Say. Ben de bu vesileyle sevgili Aslıhan And Say ile proje özelinde bir röportaj gerçekleştirerek merak ettiğim pek çok sorunun cevabını aradım. Say da zarif cevaplarıyla projenin neden kanaat önderi olarak seçildiğini açıkça kanıtlamış oldu. İlham veren keyifli okumalar dilerim.
Yarının Kadın Yıldızları: Genç Kadın Müzisyenler Destek Fonu kapsamında bu yıl destek almaya hak kazanan 18 genç kadın arasında Ece Canay (keman), Evrim Aleyna Kuzucuk (keman), Berin Gökçe İlhan (viyolonsel), Duru Bulam (flüt), Maya Devrim Tanyılmaz (flüt), İlayda Afşar (obua), Nehir Göndermez (obua), Nehir Ekşi (fagot), Selin Akın (fagot), Hüma Beyza Ünal (fagot), Defne Erkan (korno), Duru Erdoğan (piyano), Damla Ece Karataş (piyano), Pelin Öztürk (piyano), Elif Spor (piyano), Bahar Zeynep Aşçı (arp), Umay Mert (arp) ve Nisan Dikeçligil (kompozisyon ve korno) yer alıyor.
İstanbul Müzik Festivali’nin, Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB) iş birliğinde genç kadın müzisyenleri desteklemek amacıyla 2018 yılında hayata geçirdiği “Yarının Kadın Yıldızları” projesinin bu yılki kanaat önderi seçildiniz ve genç yeteneklerle birlikte 17 Haziran Çarşamba akşamı Süreyya Operası’nda sahne alacaksınız. Klasik müziğin yarınlarına adını yazdıracak genç yetenekleri keşfettiğimiz böylesine kıymetli bir projenin parçası olmak size neler hissettiriyor? Röportajımıza bu duygu ve düşüncelerinize yer vererek başlayalım derim.
Genç bir müzisyenken bir insanın size gerçekten inanmasının ne kadar dönüştürücü olabildiğini çok iyi hatırlıyorum. Bazen bir burs, bazen bir konser fırsatı, bazen de yalnızca doğru zamanda hissedilen bir güven duygusu insanın hayatındaki yönü değiştirebiliyor. İnsan bu alanda yalnızca çalışarak büyümüyor; görülmeye, duyulmaya ve bazen yalnız olmadığını hissetmeye de ihtiyaç duyuyor. Bu nedenle, “Yarının Kadın Yıldızları” gibi gerçekten genç kadın müzisyenlerin hayatına dokunan bir projenin parçası olmak benim için çok anlamlı. Bu yıl kanaat önderi olarak davet edilmek ise bende hem büyük bir mutluluk hem de derin bir sorumluluk duygusu yaratıyor. Çünkü insan yıllar sonra dönüp baktığında, bir zamanlar kendisinin de ihtiyaç duyduğu desteğin şimdi bir parçası hâline geldiğini görüyor. Artık yalnızca kendi adıma sahnede değilim; onların heyecanına eşlik edebilmek, bazen ihtiyaç duydukları güven duygusunu hatırlatabilmek için de oradayım.
İstanbul Müzik Festivali’ne ve TSKB’ye özellikle teşekkür etmek isterim. Genç kadın müzisyenlere sürdürülebilir şekilde alan açmaları çok anlamlı. Çünkü genç kadın sanatçıların yalnızca maddi desteğe değil, kendilerini rahatça ifade edebilecekleri güvenli alanlara da ihtiyaçları var. Bazen bir insanın potansiyelini ortaya çıkaran şey yalnızca yeteneği değil; o yeteneğin korkmadan var olabileceği bir ortamla karşılaşması. Bugün genç kadın müzisyenlere baktığımda kendi gençliğimi, heyecanlarımı, kaygılarımı da görüyorum. O yüzden bu projeyi sadece bir konser olarak değil, kuşaklar arasında kurulan çok değerli bir bağ olarak hissediyorum. Müziğin en güzel taraflarından biri de bu galiba; birbirine alan açabilmek, birbirinin sesini biraz daha duyulur kılabilmek.
Yarının Kadın Yıldızları projesi, ülkemizdeki genç kadın müzisyenlerin uluslararası arenadaki temsiline nasıl bir ivme kazandırıyor sizce? Özellikle fırsat eşitliğini sağlama noktasında projenin önemini nasıl özetlersiniz?
Uluslararası alanda var olmak yalnızca yetenek meselesi değil. Elbette yetenek çok önemli ama yeteneğin doğru koşullarla buluşması gerekiyor. İyi bir eğitime ulaşmak, iyi bir enstrümana sahip olmak, seyahat edebilmek, seçmelere ve yarışmalara katılabilmek, farklı hocalarla ve farklı kültürlerden müzisyenlerle karşılaşabilmek bu sürecin çok önemli parçaları. Türkiye’de çok iyi yetişen, çok parlak genç müzisyenler var. Fakat bazen gençlerin önündeki en büyük engel yetenek eksikliği değil, imkânlara ulaşma güçlüğü oluyor. İşte bu yüzden bu tür projeler fırsat eşitliği açısından çok değerli. Çünkü erken dönemde gelen küçük gibi görünen bir destek, uzun vadede çok büyük kapılar açabiliyor.
Bir genç müzisyenin uluslararası sahnede yer alması yalnızca bireysel bir başarı değil, aynı zamanda ülkenin kültürel temsili açısından da önemli. Özellikle genç kadın müzisyenlerin bu alanlarda daha görünür olmasının ayrıca çok anlamlı olduğunu düşünüyorum. Çünkü bir genç kadın başka bir genç kadını sahnede, bir orkestrada ya da hayalini kurduğu bir eğitim ve müzik ortamında gördüğünde, ister istemez kendi ihtimallerini de daha gerçek hissetmeye başlıyor. “Ben de yapabilirim.” duygusu bazen düşündüğümüzden çok daha dönüştürücü olabiliyor. Bu proje bana göre yalnızca destek veren değil, aynı zamanda görünürlük sağlayan bir proje. Genç kadın müzisyenlerin kendilerini ifade edebilecekleri, üretimlerini paylaşabilecekleri ve görünür olabilecekleri bir alan açıyor. Bence genç bir müzisyen için en önemli şeylerden biri, yaptığı şeyin gerçekten bir karşılık bulduğunu hissedebilmek.
Proje kapsamındaki “Genç Kadın Müzisyenler Destek Fonu”, yurt dışında lisans veya lisansüstü seviyesinde bir müzik okulundan kabul alan, müzik eğitimini yurt dışında sürdüren ya da müzik eğitimini yurt dışı veya yurt içinde sürdüren ve kariyer gelişimine olumlu katkıda bulunacak ustalık sınıfı, orkestra seçmesi, uluslararası yarışma gibi etkinliklere katılmak veya enstrüman almak isteyen genç kadın müzisyenlere destek sağlıyor. Genç bir sanatçı için eğitimine yurt dışında devam etmek, bir ustalık sınıfına katılmak ya da uzun yıllar kullanacağı ve adeta vücudunun bir parçası olacak kaliteli bir enstrümana sahip olmak neden önemli?
Yurt dışında eğitim görmek ya da farklı ustalık sınıflarına katılmak yalnızca teknik gelişim anlamına gelmiyor; insanın müziğe, hayata ve kendine bakışını da değiştiriyor. Farklı ekolleri görmek, farklı müzisyenlerle çalışmak, başka kültürlerin müzikle kurduğu ilişkiye tanıklık etmek genç bir müzisyenin ufkunu çok genişletiyor. Bazen yalnızca birkaç günlük bir ustalık sınıfı bile insanın yıllarca taşıyacağı bir bakış açısı bırakabiliyor.
Bir müzisyen için bu karşılaşmalar çok değerli. Çünkü müzik biraz da dinleyerek, görerek, birlikte üreterek gelişiyor. İnsan bazen kendi sınırlarını başka bir ortamın içinde daha net fark ediyor. Bu da hem teknik gelişimi hem de müzikal olgunluğu derinleştiriyor. Ayrıca genç yaşta farklı orkestralarla, farklı müzisyenlerle bir araya gelmek ve ülkesini uluslararası ortamlarda temsil etmek de insana çok önemli bir özgüven ve sorumluluk duygusu kazandırıyor.
Enstrüman ise çok daha kişisel bir konu. Zamanla yalnızca ses üreten bir araç olmaktan çıkıyor; düşünme, nefes alma ve kendinizi ifade etme biçiminizin doğal bir parçasına dönüşüyor. Enstrümanınız sizin bedeninizle, duygunuzla, kırılganlığınızla birlikte ses veriyor. Bu yüzden kaliteli bir enstrümana ulaşmak genç bir müzisyen için lüks değil, gelişimin çok temel bir parçası. Çünkü bazen insanın içinde duyduğu sesi özgürce ortaya çıkarabilmesi için doğru araca ihtiyacı oluyor. O imkân sağlandığında yalnızca teknik kapasite değil, müzikal ifade alanı da genişliyor.
Peki ülkemizde yetenekli genç müzisyenlere sağlanan bu tarz destek fonlarının yeterli sayıda ve sunulan desteklerin istenen seviyede olduğunu düşünüyor musunuz? Daha iyisi mümkün mü? Mümkünse bunun için hangi adımlar atılmalı?
Son yıllarda güzel gelişmeler olduğunu görüyorum ama daha fazlasına ihtiyaç olduğu da açık. Müzik eğitimi çok uzun soluklu, sabır isteyen ve maddi olarak da oldukça zorlayıcı bir süreç. Kaliteli enstrümanlar, yurt dışı eğitimleri, yarışmalar, ustalık sınıfları, başvurular, seyahatler… Bunların her biri genç bir müzisyen ve ailesi için ciddi yükler oluşturabiliyor. Bu nedenle, destek fonlarının daha yaygın, daha sürdürülebilir ve daha uzun vadeli olması gerektiğini düşünüyorum. Bazen tek seferlik bir destek çok değerli olur ama müzik eğitimi süreklilik ister.
Genç müzisyenin yalnızca bir adımını değil, mümkünse yolculuğunun belli bir bölümünü destekleyen modeller yaratmak çok önemli. Daha iyisi elbette mümkün. Kurumların, vakıfların, özel sektörün ve sanat insanlarının bu alanda daha fazla sorumluluk alması gerekiyor. Bursların yanı sıra mentorluk programları, enstrüman fonları, yurt dışı bağlantıları, kariyer danışmanlığı ve psikolojik dayanıklılığı da gözeten destek sistemleri kurulabilir. Çünkü genç bir müzisyeni desteklemek yalnızca onun eğitim masrafına katkı sağlamak değildir. Onun potansiyeline inanmak, yalnız olmadığını hissettirmek ve bazen en kırılgan döneminde yoluna devam edebilmesi için yanında durmaktır. Bu da toplumun kültürel geleceğine yapılmış çok değerli bir yatırımdır.
Kariyeriniz boyunca çok sayıda önemli usta ile çalışma şansı bulup yurt dışında sayısız konser verdiniz. Dünyaca ünlü flüt virtüözü Sir James Galway tarafından Galway Flüt Festivali’nde “Yükselen Yıldız” ödülüne layık görülüp altın flüt ağızlığı ile ödüllendirilmeniz ise kariyeriniz açısından son derece değerli bir dönüm noktası hiç kuşkusuz. O dönem kariyerini büyük bir azimle inşa eden “Aslıhan” ile bugün gelinen noktada Yarının Kadın Yıldızları’nın kanaat önderi olan “Aslıhan” arasında nasıl bir fark mevcut? Yarının Kadın Yıldızları’na baktıkça neler hatırlıyorsunuz?
Gençken başarıyı biraz daha görünür anlar üzerinden tanımlıyorsunuz; konserler, ödüller, önemli karşılaşmalar, alkışlar… Sir James Galway tarafından “Yükselen Yıldız” ödülüne layık görülmek ve altın flüt ağızlığı ile ödüllendirilmek benim için elbette çok özel, çok unutulmaz bir dönemdi. O anın heyecanını hâlâ çok canlı hatırlıyorum. Ama bugün geriye baktığımda kariyeri asıl inşa eden şeyin sadece o büyük anlar olmadığını daha iyi görüyorum. Asıl belirleyici olan, kimsenin görmediği sıradan günlerdeki disiplin, vazgeçmediğiniz çalışmalar, tekrar tekrar karşılaştığınız zorluklar ve bilmediğinizin üzerine gitme cesareti.
Genç Aslıhan daha çok sesini duyurmaya çalışan, kabul görmenin sistemin zorlu bir parçası olduğu gerçeği ile mücadele eden, yolunu büyük bir heyecanla arayan biriydi. Bugünkü Aslıhan ise kabul görme ihtiyacının insanı bazen ne kadar sınırlayabildiğini daha iyi biliyor. Çünkü sadece onay almak için yaşadığınızda, kendi varoluşunuzu daha küçük bir alana sıkıştırabiliyorsunuz. Yıllar içinde biraz da bu tuzaklardan özgürleşmeyi öğreniyorsunuz.
Almanya’da eğitim aldığım yılları ve Sir James Galway ile yollarımın ilk kesiştiği zamanı büyük bir minnetle ve heyecanla hatırlıyorum. Ama yıllar içinde müzikle ilişkim daha sakin, daha sabırlı ve daha derin bir yere evrildi. Bugün hâlâ yolum olduğunu bilmek bana iyi geliyor. Gelişen dünyanın hızında evrensel standartları koruyabilmek, kendimi yenilemek ve aynı zamanda özümü kaybetmemek benim için hâlâ çok önemli bir görev. Yarının Kadın Yıldızları’na baktıkça kendi gençliğimi hatırlıyorum. Onların heyecanında, sorularında, bazen telaşlarında kendimden parçalar görüyorum. Bu yüzden onlara bakarken yalnızca genç yetenekler değil, müziğimizin geleceğe taşınan sesini duyuyorum.
Bugün sadece sahnede kendine hayran bırakan bir solist ile orkestranın flütisti değil, aynı zamanda MSGSÜ’de genç müzisyenlerin kariyer planlamasına yön veren, onları eğiten ve en önemlisi vizyon kazandıran bir doçentsiniz. Yıllar içinde öğrenen taraftan “yol gösteren”, “öğreten” ve “vizyon sunan” tarafa geçmek sanatçı kimliğinizi ve kişiliğinizi nasıl olgunlaştırdı?
Öğretmeye başladıktan sonra insan yalnızca bugünü değil, öğrencisinin yıllar sonrasını da düşünmeye başlıyor. Bu insana başka türlü bir sabır ve sorumluluk duygusu kazandırıyor. Çünkü karşınızda yalnızca teknik olarak gelişmesi gereken bir müzisyen değil, kendi yolunu bulmaya çalışan genç bir insan var. Bir süre sonra sadece bilgi aktarmadığınızı fark ediyorsunuz. Elbette teknik, repertuvar, ses çok önemli ama insan zamanla öğrencisine biraz da hayata nasıl yaklaştığını aktardığını görüyor. Bazen bir cümleyle, bazen çalışma biçiminizle, bazen de sadece duruşunuzla…
Öğrencilerimin yollarında onlara eşlik edebilmek benim için çok kıymetli. Çünkü her öğrencinin hikâyesi, kırılganlığı, öğrenme biçimi ve potansiyeli birbirinden farklı. Bazen yol göstermek gerekiyor, bazen de geri çekilip kendi sesini bulabileceği alanı bırakmak. Benim hayatımda orkestrada bir bütünün parçası olmanın hissi de sahnede solist olarak kendimi müziğin akışına bırakabilmek de çok değerli. Akademide genç müzisyenlerle bir arada olmak ise bütün bunlara başka bir anlam katıyor. Sanırım yıllar içinde en çok öğrendiğim şeylerden biri de şu oldu: İnsan öğretirken de öğrenmeye devam ediyor.
Daha önce verdiğiniz röportajlardan birinde “İlham vermek çok büyük bir yeti ama ilham alabilmeyi bilmenin de geliştirilmesi gereken bir yetenek olduğunu düşünüyorum.” ifadesini kullanmıştınız ve bu beni derinden etkiledi. Peki bugün kariyerinin başındaki genç yeteneklerden hangi ilhamları alıyorsunuz?
Genç müzisyenlerin müziğe bazen çok içgüdüsel, çok saf ve filtresiz yaklaşabilmesi beni derinden etkiliyor. O ilk temasın, o ilk heyecanın içinde çok büyüleyici bir güç var. Henüz fazla hesaplanmamış, fazla yorulmamış, kalpten gelen bir arayış oluyor bu. Ben onlardan en çok bu canlılığı ve cesareti alıyorum. Potansiyellerini en iyi şekilde kullanmaları, bunu evrensel bir boyutta ifade edebilmeleri için uğraşmak bana büyük ilham veriyor. Çünkü her genç müzisyen kendi içinde bir dünya taşıyor. O dünyanın ses bulmasına tanıklık etmek çok özel. Kalplerinden gelerek ve müziği severek çıkardıkları her ses benim için umut oluyor. Bazen bir öğrencinin sorduğu çok yalın bir soru, yıllardır bildiğimi sandığım bir şeyi yeniden düşünmeme neden oluyor. Bu yüzden ilhamın tek yönlü olduğuna inanmıyorum. Biz öğretmenler ilham verdiğimizi düşünürken aslında gençlerden çok şey öğreniyoruz. Gençlerin müziğe duyduğu açlık, öğrenme isteği, bazen korkusuzca deneme cesareti bana müziğin neden hâlâ canlı ve dönüştürücü olduğunu hatırlatıyor.
Yarının Kadın Yıldızları konserinde birlikte sahne alacağınız genç yetenekler nisan ayında açıklandı. Seçici kurulun belirlediği bu genç yeteneklerle prova süreçleriniz nasıl gidiyor? Henüz yolun başında diyebileceğimiz gençlerin provalardaki enerjisi ve öğrenme isteğini nasıl buluyorsunuz?
Henüz birlikte prova sürecimiz başlamadı. Ama genç müzisyenlerle sahne paylaşacak olmanın heyecanını şimdiden hissediyorum. Böyle projelerde prova süreci yalnızca eseri hazırlamak değil, birbirini tanımak, nefesleri birleştirmek ve ortak bir alan kurmak anlamına geliyor. Genç müzisyenlerin enerjisini, öğrenme isteğini ve sahneye taşıyacakları o taze duyguyu çok merak ediyorum. Eminim ki bir araya geldiğimizde yalnızca teknik bir çalışma değil, karşılıklı olarak birbirimizi besleyen çok güzel bir paylaşım yaşayacağız.
Genç sanatçılar için teknik beceriye sahip olmak hiç kuşku yok ki eserin seslendirilmesi için kritik öneme sahip fakat anlatı ve duygu derinliği de eseri adeta kanlı canlı bir yapıya bürüyor. Bu konuda genç sanatçılar provalarda nasıl bir dengeye sahip?
Müzik tekniğe, teknik de müziğe hizmet ediyor. Bu ikisini birbirinden ayırmak mümkün değil. Her şeyde olduğu gibi burada da dengeyi kurabilmek çok önemli. Teknik olmadan müziğin özgürce akması zorlaşır; ama yalnızca teknikle de müziğin ruhuna yaklaşmak kolay değil. Önemli olan müziğe gerçekten hizmet edebilmek, onun bir parçası olabilmek ve onu anlamaya çalışmak.
Genç müzisyenler teknik becerilerini geliştirmek için büyük bir emek veriyorlar, bu çok kıymetli. Ama bir noktada insan şunu fark ediyor: Dinleyici yalnızca doğru notayı değil, o notanın arkasındaki hissi de duyuyor. Teknik çalışmalar sırasında bile aslında yalnızca pasajları değil, hislerimizi de tekrar ettiğimizi düşünüyorum. Nasıl çalıştığımız, hangi ruh hâliyle tekrar yaptığımız, müziğe nasıl yaklaştığımız zamanla sesimize yerleşiyor. Sonra o hisler sahnede bizimle birlikte seyirciyle aramızda bir köprüye dönüşüyor. Bence genç müzisyenler için en hassas denge de burada başlıyor. Teknik hakimiyetin içinde canlılığı kaybetmeden, müziğin duygusunu koruyabilmekte.
Genç bir müzisyenin provalar süresince hata yapma özgürlüğü var mıdır sizce ve bunun eşiği ne olmalı?
Hata yapma korkusunun yaratıcılığı sınırladığını düşünüyorum. Prova zaten biraz da arayış alanıdır. Müzisyen orada dener, duyar, yeniden kurar, bazen yanılır ve o yanılmanın içinden daha iyi bir sonuca ulaşır. Bu anlamda genç bir müzisyenin prova sürecinde hata yapma özgürlüğü elbette olmalı. Ama burada önemli bir ayrım var. İnsanlık hâliyle yapılan küçük hatalar başka bir şeydir; hazırlıksızlıktan ya da dikkatsizlikten kaynaklanan hatalar başka bir şey. Ben yapılan hatanın bir bilinç taşıması gerektiğine inanıyorum. Partisyona hâkimiyet, birlikte çalmanın inceliklerine duyarlılık, eserin yapısını anlamaya çalışma ve müziğe saygılı bir hazırlık süreci varsa, provada yapılan küçük hatalar gelişimin doğal bir parçasına dönüşür. Hatta bazen o hatalar bir sonraki çalışta daha iyiye hizmet eden araçlar olur. Genç müzisyenin hatadan korkmamasını ama hatasını merak etmesini isterim. Çünkü merak edilen hata öğretir; üstü kapatılan hata ise tekrar eder.
Bununla ilintili olarak bir soru daha sormak isterim. Provalarda genç bir müzisyenin tıkanıklık veya motivasyon kaybı yaşaması olağan süreçlerden biri olabilir. Bu noktada deneyimli ve bu yollardan geçmiş bir sanatçı olarak devreye nasıl giriyorsunuz?
Prova süreçlerinde zaman zaman motivasyon kaybı yaşamanın ya da kişinin kendini müziğe eskisi kadar açık hissedememesinin çok insani olduğunu düşünüyorum. Her zaman aynı enerjiyle, aynı ilhamla ilerlemek mümkün değil. Bazen mesele teknik bir eksiklik olmuyor; zihinsel yorgunluk, baskı ya da kişinin kendinden çok fazla şey beklemesi olabiliyor. Böyle zamanlarda önce genç müzisyenin yeniden rahat nefes almasını sağlamak gerektiğini düşünüyorum. Çünkü nefes açılmadan müzik de açılmıyor. Önce gerçekten neye ihtiyaç duyduğunu anlamaya çalışıyorum. Bazen bir cümle, bazen küçük bir yönlendirme, bazen de yalnız olmadığını hissettirmek çok şeyi değiştirebiliyor. Özellikle prova süreçlerinde bu duyguyu hissedebilmek çok önemli. Sonrasında müzik zaten yeniden akmaya başlıyor. Çünkü çoğu zaman müzik orada oluyor; sadece insanın içindeki baskı onun duyulmasını zorlaştırıyor.
Yarının Kadın Yıldızları ile 17 Haziran akşamı Süreyya Operası’nda seyirci karşısına çıkacaksınız. Konserde biz müzikseverleri nasıl bir program bekliyor?
17 Haziran akşamı Süreyya Operası’nda çok renkli ve karakteri güçlü bir repertuvarla sahnede olacağız. Carl Philipp Emanuel Bach’tan Jolivet’ye uzanan programda farklı dönemlerin, farklı ifade biçimlerinin ve farklı müzikal dünyaların bir araya geldiği özel bir akış var. Ama konserin benim için en kıymetli tarafı yalnızca repertuvarı değil. Süreyya Operası gibi tarihi bir salonda genç kadın müzisyenlerin kendi seslerini, yorumlarını ve heyecanlarını paylaşacak olması çok anlamlı. Bu konserin en güçlü duygusunun umut olacağını düşünüyorum. Genç seslerin ve genç hayallerin bir araya geldiği çok özel bir buluşma olacak.
TSKB ile sekiz yıldır devam eden bu projenin meyvelerini yurt dışında okullarda okuyan, prestijli salonlarda konser veren, köklü bir orkestrasının parçası olan, kendi topluluğunu kuran ya da albüm çıkaran müzisyenler ile görme şansı buluyoruz. 17 Haziran akşamı sahnede olan genç müzisyenlerin bundan 5-10 yıl sonraki başarılarını düşündüğünüzde bu konser sizin için nasıl bir vizyoner anlam taşıyor?
Bu konseri ben bir sonuçtan çok bir başlangıç gibi hissediyorum. Yıllar sonra her birinin kendi yolunu farklı şekillerde kurduğunu görmek çok güzel olacak. Başarı bazen tahmin ettiğimiz biçimde gelmiyor ama emek, samimiyet ve süreklilik mutlaka kendi karşılığını buluyor. Sanırım en güzel taraf, genç müzisyenlerin başka genç müzisyenlere de umut olması. Çünkü bazen sahnede gördüğünüz bir müzisyen, kendi hayallerinize daha cesur bakmanızı sağlayabiliyor. Bir konser, bir yorum ya da bir karşılaşma bir müzisyenin içinde çok uzun süre kalan bir iz bırakabiliyor. Yarının Kadın Yıldızları projesinin değerini biraz da burada görüyorum. Yalnızca bugün sahnede olan genç müzisyenlere değil, onları dinleyen ve uzaktan takip eden başka gençlere de dokunuyor. Konserde yalnızca bugünü değil, müziğimizin geleceğe taşınan sesini de duyacağız.
Bu ilham veren röportajımızı hayalleri olan genç müzisyenlere vereceğiniz güçlü bir mesaj ile noktalamak isterim.
Hayalleri olan genç müzisyenlere önce kendilerini başkalarının temposuyla kıyaslamamalarını söylemek isterim. Herkesin yolu, zamanı, sesi ve olgunlaşma biçimi farklı. Başkasının hızına bakarak kendi yolunuzu değersizleştirmeyin. Müzik gerçekten çok sabır isteyen bir alan. Bazen ilerlemediğinizi düşündüğünüz dönemlerde bile içinizde çok şey birikiyor oluyor. Bazı gelişmeler hemen görünmez ama bir gün sahnede, bir nefeste ya da tek bir cümlede kendini gösteriyor.
Meraklarını korusunlar, disiplinlerini kaybetmesinler ama kendilerine karşı da nazik olsunlar. Özellikle genç kadın müzisyenlerin bazen kusursuz olmaya çalışırken kendilerine fazla yük bindirdiğini düşünüyorum. Oysa sanat biraz da insanın kendi sesiyle barışmayı öğrenmesi. Ve bence en önemlisi, kendi seslerini aramaktan vazgeçmesinler. Çünkü bir müzisyeni yıllar boyunca ayakta tutan şey yalnızca başarı değil; müziğe duyduğu o içten bağlılık oluyor.
Kapak Fotoğrafı: Fethi Karaduman
İlginizi çekebilir Andaç Üzel’den 54. İstanbul Müzik Festivali

Halil Şimşek 












Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!