İlk yorumu siz yazın!
Ayşegül Şimşek ile: "İyi Olduğumda Haber Veririm" Üzerine
Ayşegül’ü pasta ‘workshop’ına gittiği bir reels videosuyla tanıdım. Hem çok gülmüş hem de mesleki deformasyon sebebiyle içimden “çok iyi vlog metni kesin bu işleri bilen biri” diye düşünmüştüm. Gerçekten de öyleymiş. Şimdi karşımıza ilk kitabı “İyi Olduğumda Haber Veririm” ile çıkıyor. 39 yaşında; “hayat üstüne üstüne gelmek” için özel bir çaba sarf ediyormuş gibi hisseden, ama her defasında kendi yolunu yeniden bulmayı başaran Yağmur’un hikayesini okuduğumuz kitap, şimdiden okuyanlarda “oh be, yalnız değilmişim” hissi yaratmaya başlarken biz de yazarı Ayşegül ile yaratım süreci üzerine sohbet ettik.

Ayşegül hoş geldin, biz seni daha çok ‘inflencer’ kimliğinle tanıyoruz ama “İyi Olduğumda Haber Veririm” ile bu kez yazar şapkanla karşımızdasın.
Bizi hikâyenin en başına götürüp biraz kitap fikrinin ve hikayesinin doğuşundan söz edebilir misin?
Hoş buldum, inanılmaz heyecanlıyım hayatımda bir ilk yaşıyorum sizinle. Aslında çok laf çevirmek veya havalı durmaya çalışmak istemiyorum ama sanırım bu “hikaye anlatıcılığı” durumunu genel olarak seviyorum ben, kitap da bunun bir parçası gibi. Ha tabii esas mevzuya gelirsek de dizüstü edebiyat zamanı ben üniversitedeydim. Çok heves etmiştim yazmaya ama hayat hayal ettiğim gibi gitmedi. Yıllar içinde iki kez denedim fakat trajedi yazarken buldum kendimi ve bunu yapamadım. Ne bitirebildim ne de basabilirdim. 2024’te beyin ameliyatı olduğumdaysa biraz hayatımla ilgili muhasebe yapabileceğim geniş geniş üç haftam vardı yerlerde sürünerek geçirdiğim ve şunu fark ettim: Tek içimde kalan şey o kitabı yazmamış olmak. Böylelikle ameliyat öncesi başladım. Hayatıma uğrayan biri, hayatımda kalan Dobby ve bir miktar da terapi serüvenim sayesinde de kitabı trajediden çıkarıp, daha hafif tam hayal ettiğim gibi bir hale getirebilmeyi başarınca da “Tamam basıyorum” dedim.

“İyi Olduğumda Haber Veririm” bir oto-kurmaca. Dolayısıyla senin yaşamından izler de taşıdığını biliyoruz. Peki Yağmur karakterini kurgularken kendine de daha şefkatli bir yerden bakma şansın oldu mu?
Evet taşıyor. Yalan olmasın epey izler taşıyor aslında ve 1-2 senedir beni takip edenler zaten fark edebiliyor o yerleri. Yağmur sanırım benim gölge yanlarımı diyelim veya çok hoşlanmadığım kindarlık gibi, bazı konularda esnemeyen katılığım gibi huylarımı çok taşımadığım bir karakter. Bana göre daha tatlış, biraz daha tereddütlü birisi. Toplumun asla onaylamayacağı bir halt da yese, kime göre yanlış kararlar da verse biraz daha empati kurulabilir biri gibi olsun istedim. Okuyucu konforunu önemsedim gerçekten bu kitapta. Kendime şefkatle bakma konusunu sanırım bir süredir daha fazla beceriyorum ama bize, Yağmurla bana, bakarken tüm o kırılganlığın nasıl “Devam et, yaşa” fikrine dönüştüğünü gördükçe sanırım kendimle en gurur duyduğum günleri yaşamaya başladım. Bu muazzam bir duygu ama bir yanıyla da incitici. İçimde bir yerde “Başkalarının hayatı daha kolay olabiliyor, ben neden tüm bunları yaşadım” hüznünü taşımaya devam ediyorum. Belki bundan da bir gün kurtulurum. Belki de kurtulmamam yer yer yaratıcı olabilmem için de gereklidir, emin değilim. Bakalım 5 sene sonra bunu okuduğumda “Ne saçmalamışım be” diyecek miyim.

“Bu kitapta hayatınızı baştan sona değiştirecek büyük mucizeler yok. Bunun yerine, kimsenin görmediği ama insanı hayata bağlayan küçük anlar, ufak cesaret kırıntıları, minicik teselliler var” diyor “İyi Olduğumda Haber Veririm”. Hep “en ilginç”, “en farklı”, “en büyük” hikayelerin arandığı bir dönemde ferahlatıcı bir bakış açısı.
Yağmur karakteri üzerinden düşünürsek sence hayatta kutlamayı en çok ihmal ettiğimiz küçük zaferlerimiz hangileri?
Hayatta kalmak. O umut var ya o umut, en en isyan ettiğin anlarda bile burada kalıp yaşamaya devam edecek şeyler bulabileceğine dair bir fikrin olması. İşsizlik mesela zannedildiğinden daha zor bir şey. Sürekli red yemek, bir yerden sonra vazgeçmek, sorulara cevap veremeyecek kadar özgüveninin yerle bir olması gibi gibi. Tüm o furyanın içinde bir yerlerde yine de yaşamak için, bazen üretmek için bazen o yaşadığın evden kurtulmak için bazen para kazanıp daha iyi bir hayata geçebilmek bazen de sırf karnını doyurabilmek için o işi aramaya devam etmek bile asla adına zafer demem ama büyük bir şey. Yağmur’un hikayesi tam da senin dediğin gibi bir şeylerin “En”i olmak için değil, bu ortalamalardaki anların değerini bilmesek bile “Yalnız değilmişim” dedirtebilmek için basıldı.

Bağımsız bir yazar olarak kitabını kendin yayınladın. Trend analizi kuruluşları da 2026 yılında bağımsız yazarların artacağını belirtiyor. Seni bu kararı almaya iten nedenler nelerdi ve süreçte zorlayanlar neler oldu?
Burada devreye seks giriyor inanılmaz bir şekilde. Başa sarıyorum: Amatör yazarların yayınevlerine erişimi zaten çok zor, bir şekilde ben hali hazırda bir takım bağlantılara ulaşabildiğim için gönderdim bir yerlere ama pek de dönüş alamadım açıkçası. İki yer de kendi yayınevi politikasına uygun bulmadı. Denemeye devam derken butik bir yayınevi biz basmak istiyoruz dedi, ön okumayı yaptı sözleşme konuşuyorduk ki hop bir mail geldi: +18 sahnelerle ilgili yayınevi olarak bazı rezervlerimiz var biz basamayız diye. Şok oldum. Bu bir bahane de olabilirdi ama bugün bu ülkede bunun bahane olarak kullanılabilmesi epey sinirlerimi oynattı. Takipçilerimin de keza…. Altı gün sonra kitabı ön satışa açtım. 1000 kitap daha ismi bile belli değilken satıldı. Öyle olunca kendimi yayınevi kurmak için sertifika alırken, matbaalardan fiyat toplarken, bandrol için Yayfed’e yalvarırken buldum çünkü insanlar benim hayalime ortak olmak istediler ve benim bunun sonunu görebilmiş olmam birilerine bazı şeylerin mümkün olduğunu gösterdi. Her şey şu an mükemmel değil. Kitabı kitapçılarda satamıyorum, kargo operasyonu gibi detaylar beni mahvediyor maalesef ama yine de her anına değerdi. İyi ki bu kitap tamamen bana ait kaldı. Sektörle ilgili söylenebilecek çok şeyim var ama bu röportajın sözleşmeler, personel maaşları ve kağıt maliyetleriyle ilgili bir yere saplanmasını asla istemiyorum.

Sosyal medyadaki komüniten kitabı okumaya ve yorumlamaya başladı bile! Okurlarınla bu denli hızlı ve direkt bir iletişim halinde olmak sana bir yazar olarak neler hissettiriyor?
Çok stresliyim ve gerginim. Aylardır tüm süreci paylaştım, insanlar da bana destek oldular, merak ettiler. Ya batırdıysam? Tamam harika bir editörüm vardı, tamam bazı beta okurlarım vardı ama ya batırdıysam. İlk yorumlar geldiğinden beri biraz daha rahatladım tabi ama yine de ne bileyim… Zor bir şey 60 saniyelik videolar paylaştığın insanların karşısına 300 sayfalık bir kitapla çıkıp “Haydi şimdi bunu alalım ve konuşalım ve tüketelim hatta mümkünse de beğenelim” demek. Ulaşılabilir olmanın tüm avantaj ve dezavantajlarını yaşadığım bir süreç oluyor ama bana da böylesi yakışırdı, kendimden daha az tantanalı bir süreç asla beklemezdim.

Kitabın için gelen yorumlarda sıkça okuma zevki bakımından İpek Ongun’un “Bir Genç Kızın Gizli Defteri” serisine benzetildiğini görüyoruz. Elbette daha modern ve günümüz gerçekleriyle uyumlu haline 😊
Peki senin Yağmur’un hikayesini devam ettirme niyetin var mı? Bir seriye dönüştürmek ister miydin?
Yağmur son raddede 40 yaşını doldurdu. Bazen tereddüt ediyorum insanlar gerçekten 40’lı yaşlarındaki insanların hayatlarını görmek istiyor mu diye. İlk ve Son’da mesela Bergüzar Korel Timuçin Esen var diye ortalığı ayağa kaldıranlar oldu: Genç ve tutkulu aşk görmek istiyorlarmış. Keza Sex and The City’nin devamı And Just Like That için de bazen düşünüyorum gerçekten senaryo mu zayıftı yoksa insanlar 50-60’lı yaşlardaki kadınların daha monoton hayatlarını sıkıcı mı buldu diye. O nedenle bazı tereddütlerim var açıkcası, yazınca bir karşılığı olacak mı bilmiyorum.
İpek Ongun referansını da sanırım “Acil okumak istiyorum, iş yerinde kaçamak okumak istiyorum, elimden bırakamadım” hissi oluşturuyor okuyucuda. Ben biraz bu kitabı Bir Genç Kızın Gizli Defteri’nden kalan yaralarımızı da iyileştirmek için yazdım aslında. Hayat öyle bir yer değilmiş ve biz milenyıllar bunu o kadar geç anladık ki bir çoğumuz şok olduk diyebilirim. Ben böyle iddialı laflar edince “Bir kitaba bu kadar anlam yüklememeliydiniz” yorumları da gelebiliyor ama yüklemişiz işte ne yapalım. Gel de bunu 14 yaşındaki Ayşegül’e anlat.

Kitabının lansmanında konseptin karaoke partisiydi ve tüm takipçilerin pijamalarıyla sana eşlik etti! Bize biraz bu fikirden ve kitapla ilişkisinden söz edebilir misin?
Aslında benim tüm niyetim topluluk iletişimi yapabilmek. Biz bu kitap ekseninde Mobbing konuşalım, işsizlik konuşalım, kendini sevilmeye layık görmemeyi, kadın cinselliğini, normalde sorulsa içinde olmayı tercih etmeyeceğimiz ilişkilerin içinde mutlu olabilmenin pişmanlığını, arkadaş boşanmalarının yasını konuşalım gibi. Yani yaralarımızı saralım demiyorum ama buralarda temas edelim. Takipçi oranı %94 kadın olan biri olarak da bunu daha çok kadınlarla yapacağımı da farkındayım öyle olunca onlara konforlu, içinde rahat hissettikleri, birlikteliği kutlayabildikleri bir alan açmak istedim. Hem sövdükleri hem efkarlandıkları şarkıları hiç tanımadıkları ama kendi gibi yerlerden yolu geçen diğer kadınlarla tepine tepine söylesinler istedim. İmkanım vardı, tam yeriydi. Pijama da Yağmur’dan geliyor çünkü o ruh hastası kendini pijamayla bir TEDx sahnesine atıyor ve hikayesi öyle başlıyor.
Son olarak; sana ilham veren yazarları sormak isteriz. Gelecek çalışmaların için bir yazardan mentorluk alma şansın olsa kimi tercih ederdin?
Bu soruya kesinlikle çok özgün cevaplar vermek isterdim ama sanırım veremeyeceğim. Çok korkuyorum yaratıcı işlerde herhangi bir etki altına girmeye. Kitabın biraz sinematografik bir dili de var, ben iyi bir okuyucudan ziyade iyi bir izleyici olduğum için de öyle. Sanırım bir yazarla değil, senaristlerle görüşmek isterdim. Kafamda daha iyi canlandırabilmek için. O sahnenin içine biraz daha girebilmek için. Kesin yanlış cevap verdim ya olsun.
Kapak Fotoğrafı: Ayşegül Şimşek
İlginizi çekebilir: Halil Şimşek’ten Alis Çalışkan ile: Aşağıdaki Pencere Oyunu Üzerine

Gizem Kalaç







Aile Tadında
Ayşegül yapacağım dediğinde imkansıza direnip de dümeni kıran biri ve iyi ki denk geldim! Kitabın süreci sancılı ama sonu öyle güzel ki… röportaj çok güzel olmuş, emeklerinize sağlık
Kitap efso Tatam, sen de öylesin, Ankara'ya gel de okuma günü yapalım 🙂