Evden çıkıyorum, 35 kilometre yol alıyorum, yaklaşık 40 dakika sonra Babakale Köyü’ndeyim.
Kulağımda Yunan radyo kanallarından ezgiler, arabadan içeri esen tarifsiz Ege rüzgarı.
İyi ki buradayım dedirtiyor… Siz de tanımak ister misiniz bu köyü?

Görsel: Leyla Yvonne Ergil, dailysabah.com

Babakale, Çanakkale’nin Ayvacık ilçesine bağlı 600 nüfuslu küçük ama çok şirin bir köy.

Babakale’nin Hikayesi

Çok eski zamanlarda, Osmanlı gemilerinden birindeki dini önder olan Bektaşi Sultan Baba vefat ettiğinde bu bölgeye gömülüyor. Denizciler de buraya onu anmak için Baba Burnu ismini veriyorlar. Bölge halkını korsanlardan korumak için o civara bir kale yapılınca isim Babakale olarak kalıyor. Kaleyi ülkenin muhtelif yerlerinden toplanıp getirilen mahkumlar inşa ediyor ve kalenin bitirilmesinin ardından mahkumlar azad ediliyor,özgürlüklerine kavuşuyorlar. Aynı zamanda bu kale Osmanlı’nın inşa ettiği en son kale olma özelliğini taşıyor.

Babakale

Geyikli tarafından geldiğinizde bir yanınız orman bir yanınız deniz, manzaraya hayran kalarak ulaşıyorsunuz köye. Poyrazı sert esen, gemileri alabora eden, sorgusuzca denize uzanan Baba Burnu teknelerin sığındığı güvenli bir liman. Bir de korsanların. Yüzyıllardan sonra bile korsan gemilerini bekler gibi duran kalesinin kitabesinde, ‘Bu yer terk edilmiş, uykuda, sessiz sedasız bir yer idi. Nefret edilen kötü Frenk korsanlarının saldırıp barındığı bir yer idi’ yazıyor.

Köy meydanında arabayı park edip, sağ tarafımda kale önümde güzel Ege hemen Babakale Güzelleştirme Derneği’ne gidiyorum. Kale kapısındaki o kitabede de yazıldığı gibi, Babakale sanki uykuda, terkedilmiş gibi duruyor. Kadınlar, 10  sene önce kurdukları bu güzel dernekte, ürettikleri yemekleri, baharatları, gözlemeleri, zeytinyağlarını ve el işlerini satıyorlar. Derneğin çay bahçesi büyük ve yaşlı çınarın dalları altında bulunuyor. Bence köyün en keyifli yeri bu küçük kahvehanenin tahta iskemleli çay bahçesi.

Biraz aşağıda limanı görüyorum, yüzyıllarca korsanların sığındığı bu limana şimdi balıkçı tekneleri geliyor. Su, yiyecek ve malzeme eksikliklerini tamamlayıp, balığa çıkıyorlar. Her gittiğimde köyün ıssızlığına inat, limandaki yaşamı görmek umut veriyor bana.

Görsel: Leyla Yvonne Ergil, dailysabah.com

Neler yapalım Babakale’de?

_Köyün biraz daha iç kısımlarına girerek eski evleri ve sokakları fotoğraflayabilirsiniz.

_Kaleyi gezmek isterseniz 15 dakika yeterli olur. Sonra da muhtarlık tarafından verilen, köyün tarihi ve güzellikleri hakkında bilgi sahibi olduğunuza dair sertifikanızı alabilirsiniz. Sertifikanın üzerinden yazanlar ne zaman okusam beni duygulandırıyor; “Bu sertifika, Babakale’yi ziyaret ettiği için verilmiştir. Kendisi gelişiyle bizi onurlandırdı, sevgi getirdi. Burası Asya’nın ve Türkiye’nin en batı noktasıdır. Burada toprak biter ve insanı tarihsel masallar ülkesine götüren denizler güzeli Ege başlar. ‘Asya’nın Ucundaki Fener’, sevgi ve dostluk ışıklarını tüm dünyaya göndermektedir. Konuğumuz ve biz, birbirimizi hiç unutmayacağız. Gittiği her yere onunla selamlar yolluyor ve herkesi sevgiyle Babakale’ye çağırıyoruz.”

_El yapımı olan ve aile geleneği ile üretilen Babakale bıçaklarından alabilirsiniz. Sapları boynuz veya ağaçtan, kılıfı ise deriden yapılıyor. Üstünde ise yine el yapımı, şık desenleri var. Eskiden 18 bıçak dükkanı varmış, şu an bir tane kalmış. Babam 6 ay önce sipariş verip, çok özel iki bıçak satın aldı.

_Babakale Güzelleştirme Derneği’nde gözleme ve zeytinyağlıların tadına bakın, dönerken kadınların el emeği ürünlerden mutlaka alın.

_3 -4 dükkandan oluşan çarşısında nefis bir seramikçi var. Aslen Bursa’da faaliyet gösteriyor,bu büyüleyici köyde de bir dükkanları var.

_Babakale’den dönerken yol üstünde bulunan Gülpınar’da Apollon Smintheus Tapınağı  bulunuyor.Bu tapınak, mitolojide müziğin, sanatın, güneşin ve şiirin tanrısı Apollon için inşa edilmiş. Tapınağın bir kısmı sergiye açık, diğer kısımlarında kazı çalışmaları devam ediyor.Kesinlike görülmeye değer!

_Bir diğer antik kent ise Alexandrea Troas. MÖ.310 yılında Büyük İskender’in komutanlarından Antigonos Monophtalmos tarafından “Antigoia” kenti olarak kurulmuş ve Büyük İskender’in ölümünden sonra Troas’daki İskender’in kenti anlamına gelen “Aleksandria Troas” olarak ismi değişir. Kent tamamen planlanarak kurulmuş tapınakları, küçük hamamı, stadyumu, çeşmesi, taş döşeli caddesi, tiyatrosu,su yolu ve limanı ile önemli bir yerleşim. Şehir içi yollarını oluşturan devasa taş kütleleri inanamayacağınız biçimde düzgün şekillendirilmişler. Ayrıca kazı çalışmaları sırasında bizim Kapalıçarşı gibi kapalı bir yeraltı çarşısı bulunmuş.

Bir dağın üzerine kurulu Babakale, aşağısı göz alabildiğine deniz. Öyle sonsuz, öyle yarınsız bir yer ki zaman duruyor burada.

Dünyanın en büyük kıtasının bittiği yerdesiniz. Denize doğru ellerinizi açtığınızda unutmayın, o an dünya nüfusunun %60’ı geride kaldı.

Yine bekleriz!

İlginizi çekebilir: Gülfem Karcı’dan Cittaslow Türkiye Destinasyonları

İlginizi çekebilir #2: Lisya Kalma’dan Germiyanköyü ve Slow Food Hareketi 

http://www.troya2018.com/alexandria-troas/
http://www.smintheion.com/alan

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?