Barış Andırınlı ile: Aktif Yaşam Kültürü, Spor Stili ve Sürdürülebilirlik Üzerine
Farkında mısınız, artık her yerde kendine müdavim kazandırmaya başlayan koşu kulüpleri, sağlıklı yaşam kafeleri ve aktif yaşam kültürünün yükselişini görüyoruz! Sağlıklı bir yaşam tarzının her şeyin önüne geçtiği şu günlerde, Türkiye’deki spor giyimin öncüsü olan SPX markası da etkinlikleriyle şehirli hayata hareket kazandırmaya devam ediyor. Ben de, SPX CEO’su Barış Andırınlı ile şehir insanının spor kültürü, hayatımıza yerleşen spor modası, sürdürülebilirlik ve SPX’in heyecan verici projeleri hakkında sohbet etme fırsatı yakaladım.

Merhaba Barış Bey, öncelikle sizi kısaca tanıyabilir miyiz?
Yaklaşık 11 senedir SPX bünyesinde çalışıyorum. Şirkete CFO olarak katıldım, son yedi senedir şirketin genel müdürüyüm. Endüstri mühendisiyim, IT alanında yüksek lisans yaptım ve ardından kariyerime finans tarafında başladım. Dolayısıyla üç alanı harmanladığım bir kariyer söz konusu, diyebilirim. Uzun yıllar şirketlerin büyütülmesinde danışmanlık yaptım, bir süre Türkiye’de ve bir süre İngiltere’de olmak üzere.
11 sene önce buraya katıldığımda, SPX çok daha küçüktü. Sonrasında hızlı bir büyüme evresi yaşadık, şirket oldukça kabuk değiştirdi. O günden bu yana aslında 7/24 sporla uğraşan, işini önemseyen ve tutkulu bir profesyonelim diyebilirim.
SPX bugün kendini bir spor perakendecisinden çok, şehirli aktif yaşamın temsilcisi olarak konumlandırıyor. Son dönemde şehir hayatında koşu kulüplerinin yükselişi, outdoor etkinliklerinin artışıve yoga, meditasyon gibi wellness odaklı etkinliklerin arttığını görüyoruz.Sizce Türkiye’de bu dönüşüm ne zaman başladı? Bunu yalnızca bir “trend” olarak mı görüyorsunuz, yoksa kalıcı bir kültürel dönüşüm mü söz konusu?
Güzel soru. Pandemi öncesinde de bu doğrultuda bir gidişat vardı. Ama bizim gözlemlediğimiz; pandemiyle birlikte bu dönüşümün hızlanması. Bir süre eve kapanıp dışarı çıkamadık, sosyalleşme ihtiyacımız oldu. Açılmayla birlikte, hatırlarsanız karavanlar, çadırlar, outdoor, doğaya çıkma trendleri biraz daha popüler hale geldi. Tabii önce outdoor’la başladı, o zaman herkes birbirine çok temas etmeden dışarı çıkmak istiyordu. Dolayısıyla bunun en güzel yolu doğada vakit geçirmekti.
Önce daha izole spor dalları yapıldı, ama tekrar sosyalleşme başlayınca insanlar bunun tadını almaya başladı. Bu çerçevede hepimizin hayatı kalıcı olarak dönüştü. Biz de değerlendiriyorduk bunu, “trend mi, gelip geçici mi, tekrar eski günlere geri dönülecek mi”, gibi… Ama o dönem, bence herkese sosyalleşmenin ve bir arada olmanın ne kadar önemli olduğunu hatırlattı. Spor da onlardan birisi. Sporun dışarıda, ama spor salonlarında ama sokaklarda yapılması gerektiğini anladık. Onunla birlikte aktif yaşam kültürü hızlı bir yükselişe geçti. Bunlar hem sosyalleşme alanı hem de insanların sportif bir yaşama katıldığı etkinlikler. Yoga, pilates, meditasyon gibi etkinlikler de hayatımıza kalıcı bir yer edindi.

Benden önce de SPX aktif yaşama önem veren bir kuruluşmuş. Dolayısıyla bu topluluk bilinci, bizim DNA’mızda olan bir konu. Ama pandemiden sonra ortaya çıkan bu trendle birlikte aktif yaşam etkinliklerine daha ağırlık vermeye başladık. Örneğin dört sene önce çok büyük bir doğa ve müzik festivali hayata geçirdik ve bu etkinlik, üç sene boyunca büyüyen bir ivmeyle devam etti. Çok sevip tutkuyla bağlandığımız için son iki senedir ajans desteği olmadan devam ediyoruz. İçinde bolca sporun, bir araya gelmenin, workshop’ların ve büyük sanatçıların olduğu büyük çaplı bir organizasyonumuz.
Spor alanında da farklı organizasyonlar hayata geçiriyoruz, bunların en büyüğü üç sene önce başladığımız Merrell Belgrad Ultra Trail oldu. İstanbul bu konuda bakir bir alan, bu büyüklükte bir patika koşusu organizasyonu yok. 40 kilometre ve üzerini kapsayan yarışlar bunlar. Bu organizasyon üç sene içinde Türkiye’nin kendi alanında en büyük yarışı oldu.
Bunun dışında Çanakkale’de bir yarı maraton düzenledik, İstanbul-Bakırköy’de bir öğretmenler günü koşusu düzenledik, birçok workshop ve wellbeing festivalleri de hazırladık. Artık talep alır hale geldik, belediyeler ve farklı kurumlar böyle etkinlikler için bize ulaşıyor.
Bu çerçeveden bakılırsa hepimizin hayatında yükselen bir enerji var ve biz de bu enerjiyi doğru kanallara yönlendirmeye gayret ediyoruz. Bu kanallar wellbeing, topluluk bilinci, sağlıklı yaşam, çevreye ve doğaya saygı gibi ana kavramlar üzerine kurulu. Yani klasik anlamdaki perakende zincirlerinden ayrışmış durumdayız. Sosyal hayatla iç içe projeler gerçekleştiriyor, birebir insanlara dokunuyoruz. Yürüyüş, koşu, bisiklet ve hiking gibi kapsayıcı spor dallarına da önem veriyoruz. Vizyonumuz, sporu insanların hayatına daha fazla entegre etmek.
Yani hem toplum değişiyoruz hem de biz değişiyoruz. SPX de 36 yıllık geçmişiyle bu değişimi sahipleniyor.

Spor artık yalnızca “sağlıklı olmak” değil, sosyal hayatta estetik bir ifade haline geldi. Günümüzün şehirli tüketicisi artık bir yaşam tarzına yatırım yapıyor. Sizce bugün insanlar giyimleri ve o kıyafetle nasıl bir hayat yaşadıkları arasında bir bağ kuruyor mu?
Şu an spor alanına ciddi bir rağbet var, sürekli bir yatırım söz konusu. Benim okumamla bu ekonomi, sporun artık hayatımızın entegre bir parçası olmasından dolayı yükselişte. Akıllı saatlerimiz üzerinden sürekli adım ölçüyor ve günlük egzersiz hedeflerimizi takip ediyor olmamız gibi durumlar bu dönüşümün bir parçası. Ne kadar güzel! Artık koşucuların bir araya gelip kahve ve müzik eşliğinde eğlendiği partiler bile var.
Bu yaşam tarzı dönüşümünü mağazalarımda alışveriş yapan insanlar üzerinden görebiliyoruz; artık ziyaretçilerimiz sadece outdoor ya da ekstrem sporlara ilgi duyan bir kitleyle sınırlı değil. Örneğin dün akşam bir restorandaydım, sahibinin outdoor için üretilen bir Merrell ayakkabısını günlük hayatta kullandığını gördüm. Bunlar artık çok yaygın örnekler.
Spor stili, markaların influencer ve sanatçılarla iş birlikleri yapmasıyla çok yayıldı. Bütün spor markaları da lifestyle koleksiyonları yaratmaya başladı. Sportif görünüp sporla yaşamak isteyen insanların sayısı artışta. Eskiden tenis, koşu, outdoor, ofis için apayrı ürünler kullanılıyordu. Çoğu elinizde yaşlanıyor, yılda beş kez giyseniz şans! Bunlar çevre için de zarar. “Cross-over” dediğimiz, 7/24 her alanda kullanabildiğiniz ve -belki de en önemlisi- dayanıklı ürünlerin kullanımı yükseldi. Bu, bizim de önemsediğimiz bir alan.

Spor ve outdoor giyim de uzun ömür ve fonksiyon üzerinden okunmaya çok müsait. Bu kategoriler, sürdürülebilir giyimi desteklemek ve hızlı modadan çıkış için moda sektörüne gerçek bir alternatif sunabilir mi?
Sunabilir, sunmalı da zaten. Geçtiğimiz gün okuduğum rapora göre yılda 92 milyon tekstilin çöpe gidiyor. Korkunç bir rakam bu. Bu geçici bir şey de değil, daha da büyüyerek devam ediyor. Fast-fashion hayatımıza girdiğinden bu yana, bildiğim kadarıyla markalar yılda 10’un üzerinde koleksiyon sunuyorlar. Bu da şu demek; mağazaya giren ürünler 1-1,5 ay kalmadan raflardan kalkıyor ve yenisi geliyor. Kalkan ürün nereye gidiyor? Hiçbirimiz bilmiyoruz.
Daha fazla tüketim adına ürünlere “green washing” diye değerlendirdiğimiz, sürdürülebilirlikle ilgili etiketleri takıyorlar. Bu da pek samimi bir yaklaşım değil, biz sıcak bakmıyoruz. Çünkü “geri dönüştürülmüş malzeme” dedikleri, aslında plastik şişe! Neredeyse 2/3 oranında plastik ya da lastik atıklarından yapılan malzemeyle tekstil üretimi gerçekleşiyor. Çok sağlıksız, çünkü zaten o şişeler kendi içinde döngüsel ekonomiye tabii. Bir tekstilcinin o şişeyi kullanmasına gerek yok, ama bununla üretim yapıyor. Birçok kimyasal işlemin ardından iplik haline getiriliyor, tekstil ürünü oluyor. Çok az giyiliyor ve ardından çöpe gidiyor.
O yüzden bizimkisi, bence en sürdürülebilir sektörlerden biri. Savunduğumuz en büyük değerler kalıcılık, dayanıklılık ve çoklu kullanım. Diğer taraftan, bizim markalarımızın genel duruşu da uzun ömürlü ürünler üzerine. Şirkete ilk geldiğimde aldığım Gore-Tex Merrell ayakkabıları hala giyiyorum mesela. Ve bu ayakkabıları muhtemelen bir 20 sene daha kullanacağım.
Şu da önemli bir gerçek, outdoor ceketleri de artık şehir hayatının bir parçası haline geldi. Örneğin ben, bir kayak ceketini sadece kayakta değil; kışın, yağmurda ve çamurda da giyiyorum. Nefes alabilirliği çok güzel, su geçirmezliği üst düzeyde, esnek ve casual bir görüntüsü var. Bu ceket benim birçok ihtiyacımı karşılarken neden başka bir ceket alayım? Northface ve Colombia gibi markaların bu kadar büyümesinin sebebi de bu aslında. Ve bu durum sürdürülebilirlikte çok önemli bir yere tekabül ediyor. Sadece Türkiye’de değil, globalde de gereksiz bir tüketimin önüne geçiliyor.

SPX çatısı altında doğan Blue Monkey Coffee yalnızca bir kafe değil, outdoor yaşam kültürünün de bir uzantısı olarak görünüyor ve perakende, spor, topluluk birleşiyor. Yani deneyim kültürü çok daha ön planda. Bu tür hibrit alanlar şehirde aktif yaşam kültürünü nasıl dönüştürüyor?
Blue Monkey, bizi çok heyecanlandıran bir iş. Büyük mağazalarımızda son yedi senedir bulunuyor. Temel amaç, misafirlerimizin daha iyi zaman geçirmesini sağlamak ve onları daha iyi ağırlamaktı. Aile olarak gelenlerin uzun süren bir alışverişi söz konusu oluyor. Bir dinlenme alanı yaratma ihtiyacıyla doğdu Blue Monkey.
Kahve, sporun çok önemli bir unsuru. Mesela koşucular, koşuya başlamadan önce mutlaka bir kafein takviyesi yapıyorlar çünkü metabolizmayı hızlandırıyor. Bir yandan (tahmin ediyorum, böyle bir anket düzenlemedik ama) aktif spor yapan 100 kişiye sorsak 90’ı hayatının bir numaralı içeceği olarak kahveyi söylerdi.
Buna paralel olarak düzenlediğimiz etkinliklerle birlikte etkileşime geçtiğimiz insanlar, bizim bir parçamız olmaya başladılar. Blue Monkey aracılığıyla buluşma ve deneyim alanlarını herkese taşımak istedik. Şu anda açılmakta olan mağazalarla birlikte on beş Blue Monkey mağazamız var. Ve misafirler, Blue Monkey’lerdeki o spor atmosferini hemen yakalıyor.
Asıl konuştuğumuz da SPX’in sahiplendiği topluluk kültürünü açılan kafelere taşıyacak olmamız. Blue Monkey sayesinde sık sık workshop’lar, buluşmalar ve koşu gruplarını ağırlama organizasyonları gerçekleşecek. Bu da oldukça heyecan verici, o “bir arada olma” bilincinin doğal bir yansıması. Tamamen spor ve iyi yaşam odaklı bir kahve zinciri olarak yenilikçi bir yaklaşım benimsiyoruz.

Şehirde aktif yaşamı savunan biri olarak, bugün sizi en çok umutlandıran değişim ne?
Daha çok insanı spor yaparken görüyor olmak. Örneğin sahile gittiğimizde daha fazla insanın bisiklete bindiğini, yürüyüş yaptığını ve daha fazla insanın spora ilgi duyduğunu hepimiz gözlemliyoruz. Belediyelerin yaptığı spor etkinliklerine olan katılımlar son derece yüksek, bizim organizasyonlarımızın da büyük bir kısmında biletler hızla tükeniyor. Bunları görmek çok keyifli ve bu bana umut veriyor.
Hep söylediğim bir istatistik var, Türkiye’de yetişkin insanlar arasında aktif spor yapan nüfus %4. Avrupa’da %16 civarında. Önümüzde dört katı bir potansiyel var ve buraya doğru ilerlememiz gerekiyor. Sokakta gördüğüm bu enerji de bana umut veriyor. Önümüzde bir yol var ve belli ki insanlar bu yolda yürümeye başlamış. Toplum adına seviniyorum.
Küçük bir oğlum var ve velilerin de çocuklarını mutlaka bir spor dalına yönlendirdiğini görüyorum. Bu da şunu gösteriyor, artık spor konusunda veliler de bilinçli; böylece sağlıklı jenerasyonlar yetişiyor. Spor sadece spor değil; toplumumuzun kurtuluşu. O anlamda da hepimize görev düşüyor ve bu tip örnekler de bize umut veriyor.
Kapak Fotoğrafı: Barış Andırınlı
İlginizi çekebilir: Esra Yazıcıoğlu’ndan Nazlı Gürlek Hodder ile: Sanat, Beden ve Ritüelin Kesişiminde Şifalanma Üzerine

Simay Yaz






Aile Tadında
Harika bir yazı olmuş, keyifle okudum. Kaleminize sağlık
çok teşekkürler!