Belgrad… Mis gibi havası, tarih kokan asırlık binaları, Tuna ve Sava Nehirleriyle, tam olarak Sırbistan’ın gözbebeği ve de başkenti!

Belgrad’ın özellikle Türkler tarafından ziyaret edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Osmanlı’dan kalma nice yapıları ve nice hikayeleri var. Aynı zamanda, vizesiz girişe izin veren ülkeler arasında olması, bu güzel şehri daha da ziyaret edilesi kılıyor!

Balkanlarda orijinal adıyla ‘Beograd’ olarak anılıyor, Türkçe karşılığı ise ‘Beyaz Şehir’. Eskiden şehri çevreleyen kalelerin tümü beyaz olduğundan, şehrin böyle anılması uygun görülmüş.

Ben, Şubat ayının ortalarında gittiğimden, mevsim şartları nedeniyle bir hayli üşüdüm. Bir dahaki ziyaretimi, bahar aylarına denk getirmeyi planlıyorum. Yine de, soğuk olmasına rağmen güzelliğinden hiçbir şey kaybetmemişti Belgrad. Buğulu ve kimi zaman hüzünlü atmosferi, eski ve büyüleyici mimarisine çok yakışıyordu. Nehir kıyısında oturup, saatlerce etrafı izleyebilirdim.

Gezerken, Belgrad’ın hala savaş zamanının izlerini kalbinde taşıdığını gördüm. Ama bu izlere inat dimdik ayakta kalarak herkesi kendine hayran bırakmaya yemin etmiş gibiydi… Bir yanında harabe, kırık dökük savaş kurbanı binaları, diğer yanında ise bu görüntüye nispet, sanat dolu, ün kokan caddeleri ve yapıları vardı.

Belgrad’ı güzelleştirdiğini düşündüğüm başka bir nokta da, buradaki doğa ve şehir hayatının uyumlu sentezi… Yani, şehrin ortasındayken ansızın canınız bisikletinizle nehir kenarında, yeşillikler arasında bir sürüş yapmak istediyse, bu Belgrad’da mümkün! Kaldı ki ben, şehrin çoğu yerini bisikletle gezmeyi tercih ettim.

Kaldığım Hotel, Novi Grad olarak anılan kısımda, Tuna Nehri’nin kenarındaydı. Sabahları, güneşin nehre vuran ışık manzarasına uyanmanın verdiği, güne 3-0 önde başlamış olma hissi, müthiş bir enerji veriyordu.

İlk durağım, Kalemegdan olmuştu. Bu, kale ve meydan kelimelerinin birleşiminden oluşan, Türkçe kökenli bir isim. Yüzden fazla kez kuşatılıp saldırıya uğramış olmasına rağmen, hala güzel bir yapıydı. Kalemegdan’ı eşsiz yapan özelliği, Tuna ve Sava Nehri’nin kesiştiği noktada yer almasıydı. Bu iki nehrin vuslat manzarasını izleyebilmek, çok özel ve çok güzel hislere kaptırıp götürüyor. Görkemli tarzı ise, geçmişteki Osmanlı egemenliğini net bir şekilde hissettiriyor.

Kale etrafında, park askeri müze ve şehre ait parçalar bulunan hediyelik eşya standları var. Sık sık sergiler açılan bu bölgede, şehrin modern ve orta yaşlı nüfusu yoğunlukta. Özellikle bu kesimin giyim kuşamı ve eski zamanlara ait sergilerin yaygın olması, ülkenin hala eski Yugoslavya Cumhuriyeti’nden kalma izleri taşıdığını da anlatıyor aslında.

Hemen ardından Knez Mihailova’ya geçtim. Bu cadde ismini Sırbistan Prensi III. Mihailo’dan almış. Belgrad’ın en hareketli caddesiydi. Bir nevi, İstanbul’un İstiklali gibi düşünebiliriz; Tamamen trafiğe kapalı ve günün her saati yoğun. Cadde boyunca, tarihi eski Roma dönemine kadar uzanan binaları ve sevimliliğiyle davetkar mekanları inceledim. Hünerlerini büyük bir gururla sergileyen ressamlar ve üzerinde ‘Beograd’ yazılı eşyaları tezgahlarında satan dost canlısı yerliler, caddeyi asıl renklendirenlerdi tabii. Fotoğraf sevdalısı ben, bu caddede bol malzeme bulmuştum.

Aziz Sava Kilisesi, Belgrad’da bulunan koskoca bir yapıydı. Öyle ki, dünyanın en büyük Ortodoks kiliseleri arasında yer alıyor. İnşaasına yaklaşık 80 sene önce başlanmış fakat araya giren savaşlar ve çeşitli sorunlar nedeniyle, hep yarım kalmıştı. Gittiğimde hala inşaasının sürdüğünü gördüm. Fakat artık büyük bir çoğunluğu tamamlanmıştı ve halka açıktı. İçerisinin de dışı gibi görkemi ve şaşaasına diyecek yok.

İsmini Türkçe’den alan bir bölge daha, Taş Meydan. Eskiden yapılan evlerde kullanılan taşların çoğu buradan çıkarılıyormuş ve bu nedenle ismi, Taş Meydan olarak kalmış. Bu meydanda yeşillik dolu, içimi açan bir park vardı. Hemen karşısında da, yeşillikler arasından ünlü St. Mark Kilisesi görünüyor. Bu kilise de oldukça büyük ve görkemliydi.

Gelelim Skadarlija’ya… (Okurken, Skadarliya olarak telaffuz ediliyor) Taş sokakları, kafelerden taşan müzik sesleri ve sanat ruhlu, huzur verici ortamıyla, sizi sizden alma olasılığı yüksek bir favori mekan! BA-YIL-DIM! Bu cadde, entelektüel ve bohem ruha sahip, Belgrad’ın en ünlü caddesi. Sanat galerilerine, çiçek kokulu kafelere, hep ziyaret eden önemli isimlere ev sahipliği yapan ünlü cadde, Belgrad’ın en keşfedilesi noktasıydı. Gece hayatı ise, Belgrad’ın her yerindeki gibi, gündüze göre çok daha hareketli.

Leziz bir sona geldim; Pleskavica! Belgrad’da geleneksel olarak, çok çeşitli lezzetlerden bahsedemem fakat Pleskavica efsane! Özel yapım ekmekler arasına konulan doyurucu et, kaymak ve yanına istediğiniz soslar ilave edilerek, geniş porsiyon ile servis ediliyor. Bitirebilene bravo!

Herkese iyi gezmeler!

Pleskavica: http://cookingtheglobe.com/

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?