Bugüne kadar trajedi, komedi, dram birçok farklı türde tiyatroya gittim. Kimisi bir kitabın tiyatroya uyarlanmış haliydi, kimisi yeni yazılmış bir tiyatro senaryosu, kiminde ağladım, kimisinde güldüm. Hepsinin ortak noktası ise izlediğim oyunun net oluşuydu yani oyun bittiğinde yerimden kalkarken ne izlediğimden, çıkaracağım dersin ne olduğundan emindim hep. Fakat “Beyaz Üzerine Beyaz”da işler böyle ilerlemedi.

22. İstanbul Tiyatro Festivalinin başlaması birçok tiyatro severi heyecanlandırdığı gibi beni de çok heyecanlandırdı amacım izleyebildiğim kadar çok oyunu izlemek, deneyimlemekti.

Bir tiyatroya gideceğim zaman en azından bir gün önce kesinlikle ayrıntılarına bakar, koreografisini ve oyuncularını tanırım. Beyaz Üzerine Beyaz’a da gitmeden önce aynen bunu yapmak için bilgisayarımı açtım ve “Dansçı Bahar Temiz için koreograf Marc Vanrunxt’un tasarladığı bir dans performansı” yazısını beynime kazıdım. Önceden müzikal tiyatro izlemiştim ancak bu farklıydı, ortada tam olarak bir konu görememek ve tek bir oynayanın olduğunu okumak beni meraklandırdı.

Cumartesi akşamı bir heyecanla oyuna geldim, sahne perdesi açıktı ve sahne genel anlamda boştu. Sol önde bir ayaklı mikrofon ve yine sol arkada üstü üste yerleştirilmiş iki büyük beyaz perde.

Bahar Temiz ilk olarak sahneye düz siyah bir sporcu bikinisi gibi tarif edebileceğiniz bir kostümle çıktı. Gürültülü bir arka plan müziği eşliğinde birbirinden kopuk, ilişkisiz klasik bale veya çağdaş dans tarzında hareketler sergiledi. Sonradan yaptığım yorumlara ve araştırmalara bakacak olursak bu ilk bölüm gündelik hayatın öylesine gelip geçiciliğini ve kaosunu anlatıyordu. O yüzden hareketler birbirinden kopuktu. Bu ilk kısım bittiğinde Bahar Temiz sol ön köşeye mikrofonun olduğu yere yürüdü ve kostümünü değiştirip, Jean Paul Lespagnard imzalı, bu fotoğraflarda da gözüken farklı bir kostüm giydi.

Ardından mikrofonu alıp, farklı dillerde “Sessiz olun”, “Her şey iyi olacak”, “Bana güvenin” gibi cümleler kurdu ve tekrar sahnenin ortasına, spot ışıklarının altına geçti. Bu sırada o sol arkadaki beyaz perdeye farklı görüntüler yansıtılmaya başlandı. Başta çok anlam veremediğim bu görüntüler aslında oynanmış insan fotoğraflarıydı kimisi siyah beyaz, kimisi dijitaldi. Bazen gerçekliklerini yitirip desenlere dönüşüyorlardı. Bu sefer dans hareketleri ve müzikler daha farklıydı. Yine oyundan sonra yorumlama ve araştırma sürecimin sonunda ulaştığım fikre göre bu ikinci kısım bizi gündelik hayattan öbür dünyaya, ölüme taşıyordu. Beyaz perdeye yansıtılan görüntüler de bunu doğrular yöndeydi, başta net olup sonra giderek desenlere dönüşen insan figürleri bu dünyadan göçmeyi, unutulmayı ifade ediyordu.

Oyunun 3. ve son kısmına geçerken Bahar Temiz birkaç dakikalığına sahneden kayboldu ama bu sırada görüntüler ilerlemeye devam etti. Bu sefer siyah mini basit bir elbiseyle sahneye geri döndü ve kırmızı spot ışıkları eşliğinde yüksek enerjili bir şekilde dans etmeye başladı. Bu son kısımda bize ölümden sonraki hayatı yani cehennemi gösteriyordu aslında.

Oyunun sonunda sahnenin önüne geldi ve teşekkürlerini sundu. Benim için gerçekten farklı bir deneyimdi. Böyle bir oyunla ya da dans gösterisiyle karşılaşacağımı hiç düşünmüyordum. Eğer dansa, müziğe ve görüntülere pür dikkat odaklanırsanız gerçekten kendinizi bir bilim kurgu filminin içinde hissetmeye başlıyorsunuz. Eğer istediğiniz, hikayesi olan bir oyun izlemekse Beyaz Üzerine Beyaz’da aradığınızı bulamayabilirsiniz. Eğlenmek ya da kafa dağıtmak amacıyla gelinebilecek bir tiyatro değil, yorumlamaya ve sanatın farklı bir yönünü keşfetmeye açık bir tiyatroydu.

Son olarak, Bahar Temiz Batı Avrupa dans sahnesiyle güçlü bağlantıları olan bir sanatçı, şu an Paris’de yaşıyor ve bugüne dek Ivana Müller ve Felix Mathias Ott gibi alanında yetkin isimlerle çalışmış. Takdir etmemek ve bu güzel deneyim için ona teşekkür etmemek imkansız.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN