Yıllar boyunca Beyoğlu’nda çok vakit geçirdik, çok güzel anılar biriktirdik. Ve yaklaşık bir yıldır başta İstiklal Caddesi olmak üzere Beyoğlu’nun değişen yüzü ve sevdiğimiz mekanların bir bir kapanıyor oluşu bizi çok üzüyor. Yine de, sevdiğimiz birçok mekanın, dükkanın, kafenin, galerinin vs. hâlâ varlığını sürdürdüğünü, direndiğini, her şeye rağmen ayakta durmaya çalıştığının da farkındayız. Bu yüzden bu durumu hızlıca kabullenip odağımızı tamamen farklı semtlere kaydırmak yerine Beyoğlu’ndan elimizden geldiğince bahsetmeye devam etmek istiyoruz!

Bu hafta Beyoğlu’nun gündüzlerimizi güzelleştirecek mekanlarını; kafelerini, pastanelerini, kitapçılarını, sinemalarını magger’lara sorduk, sizin için anlattılar:

 

Helvetia

Beyoğlu, her köşesinde çocukluk, ilk gençlik ve yetişkinlik dönemlerimden anılara ev sahipliği ve bir gün dünyanın farklı bir ülkesine gidersem de bu şehrin en çok özleyeceğim yeri. Geçirdiği zor dönemlere rağmen İstiklal Caddesi ve çevresindeki sokaklarını yaşatmak belki de vefa borcumuz. Çünkü o sokaklar bize ve anılarımıza yıllarca ev sahipliği yaptı; bu iyiliği karşılıksız bırakmamamız gerekiyor. Asmalımescit’teki Helvetia, yıllardır lezzetinden ve uygun fiyatlarından ödün vermeyen bir esnaf lokantası. Beyoğlu’nda öğlen yemeği yemem gerekiyorsa aklıma gelen adres mutlaka burası oluyor. Uzun yıllar önce bir arkadaşımla civarda yürürken tesadüfen girmiş ve böyle tanımıştık bu mekanı. Özellikle nefis zeytinyağlıları ve çorbaları her daim hayat kurtarıcı oluyor.

– Deniz Özdağ

helvetia-beyoğlu-bugun-ne-yesem copy

Fotoğraf: bgnneyesem.com

İstiklal Caddesi’ne beş dakika mesafede bir üniversitede okudum ben. Taksim’in her köşesini bilir, severim. Değişimi karşısında nutkum tutuluyor son günlerde. Üniversite hayatım boyunca en sevdiğim, mutlaka uğradığım bir mekan olan Helvetia, leziz mi leziz sağlıklı yemekleri, sebzelerin tazeliği, evinizde gibi hissettiren ortamıyla burası hep öğlen yemeklerinin favorisi olmuştur. Özellikle okulda dersi kırıp birer bira içmeye oturmadan önce o enfes zeytinyağlı tabağı hep mutlu etmiştir beni….

– Naz Kavas

Üç Yıldız Şekerleme 

uc-yildiz

Fotoğraf: matchupmag.com

Beyoğlu’nda benim için en nostaljik yerlerden biri Üç Yıldız Şekerleme. İçeri girdiğim andan itibaren beni “her şeyin daha değerli, daha derin” olduğu dönemlere sürükleyen, renkleriyle içimi ısıtan bir şekerlemeci. Dışı hafif sert kabuklu, içi yumuşacık olan sakızlı lokumları, çikolata kaplı portakal kabukları, badem ezmeleri ile her Beyoğlu gezimde ‘tatlı molası’ verdiğim duraklardan. Bu zamansız şekerlemeci, sahibinin eski İstanbul adabıyla her defasında sizi nazik karşılamasıyla da Beyoğlu’nun daima özel kalacak ve sizi özel hissettirecek simgelerinden biri.

– Deniz Yılmaz Akman

Lebon Patisserie

photo_2_1489052711_1876

Fotoğraf: menumnette.com

1886’da kurulmuş ve bir dönem Türk edebiyatının önemli isimlerinin uğrak yeri olan pastaneyi annemin sık sık “çayın yanına” diye aldığı portakallı tatlı krakerleriyle tanıdım. Ne zaman İstiklal Caddesi’nde bir işim olsa bir kutu alıp yiye yiye yürümeye bayılırım. Pastanenin asıl ünlü tatlısı ise profiterol.

– Rana Kelleci

Türk-Alman Kitabevi Cafe

Foto5_buchhandlung_Eingang.renk__1200x800

Fotoğraf: brandlifemag.com

İstanbul’u ilk kez göreli üç yıl, taşınalı bir buçuk yıl olmuş. İstanbul’u hiç görmemiş, gezmemiş, yaşamamış insanların onun hakkında ilk bildiği şey İstiklal Caddesi olur. İstiklal Caddesi’nin o eğlenceli, o en güzel zamanları benim gibi sonradan İstiklal Caddesi ile tanışanlar için bir efsane, güzel bir masal. İstiklal Caddesi’ne sık sık gidip, caddeyi baştan başa yürür ya da bir cafeye oturup caddeden gelip geçenleri izlerim. O eski günlerini hayal ederim. Bir de bazı yerleri var ki, bana o anlatılan çok güzel İstiklal Caddesi’ni hatırlatır. Türk-Alman Kitabevi Cafe de bana hep anlatılan o eski İstiklal’i anımsatan bir mekan. Önündeki o minicik alandaki masalar, içerisine adım attığınızda her tarafından farklı bir dil karşılıyor olması o eski İstiklal havasını tatmamı sağlıyor. İstiklal’in o keşmekeşinden kaçmak istediğim bir günde keşfetmiştim Türk-Alman Kitabevi Cafe’yi. Siz de o keşmekeşten kaçabileceğiniz ama İstiklal’i yaşamayı da istediğiniz bir mekan arıyorsanız hemen Türk-Alman Kitabevi’nde bir kahve içip, caddenin kalabalığını uzaktan izlemeli ya da kalabalıktan kaçmak için 2. katına çıkıp uzun uzun kitabınızı okumalısınız.

– Ceyeka

Cafe Biberon 

unnamed

Galata bölgesinin en güzel sokaklarından biri olan Serdar-ı Ekrem sokakta birbirinden ilgi çekici ürünlerin satıldığı mağazaları gezmek her daim keyif verir bana. Sokağı boylu boyunca gezer Sadullah Çekmece Seramik Atölyesi’nde sonlandırırım gezimi. Cadde üstündeki kafeler bana çok davetkâr gelmese de Serdar-ı Ekrem’e Galata Kulesi tarafından girip ilk sağa dönünce Tatar Bey Sokağın başladığı köşede Cafe Biberon isimli bir kafe vardır.

Takı tasarımcısı Janset Bilgin’in tasarladığı birbirinden ilginç takıların satıldığı bu kafe ile yolum ilk defa orada harika kahveler hazırlayan arkadaşımı ziyaretle kesişti. Arkadaşların aile ortamı oluşturduğu sıcak mekanlar vardır. Cafe Biberon kesinlikle bu atmosferde yerlerden birisi. Oturduğunuz süre boyunca sürekli birbirleri ile sohbet eden insanlar görmek mekanda geçirdiğiniz zamanın keyfini ikiye katlıyor. Senaryoları üzerine çalışan ünlü yönetmenler, sanat yönetmenleri, oyuncuların sık sık oturduğu bu kafede kahve ve günlük tatlılar, tuzlular kadar güzel diğer şey kesinlikle Janset Bilgin’in küçük atölyesi ve tasarladığı takılar. Buraya gelerek bir takı tasarımcısının üretim sürecine şahitlik edebilirsiniz.

– Ahmet Rüstem Ekici

Atlas Sineması

12190979_475193719353886_9025201984650837637_n

Lise yıllarım Ümraniye’de duvarlarla çevrili bir okul, evim ve hafta sonları uğranan Bağdat Caddesi arasında geçtiği için, okuldan çıkar çıkmaz İstiklal Caddesi’ne veya onu kesen bir sokağına adım atan akranlarımı hep kıskanmıştım. İstiklal Caddesi’ni ve Beyoğlu’nu (üniversitem İstanbul-İzmit il sınırında olmasına rağmen) üniversite yıllarımda keşfettim, çok sevdim. Sinemaya olan gittikçe büyüyen ilgim ve yakın takibe başladığım festivaller nedeniyle İstiklal Caddesi’nde keşfettiğim en güzel yerler hep sinemalar oldu. En güzeli tabii ki Emek Sineması’ydı. Yıllar geçti, Alkazar Sineması’nda, Rüya Sineması’nda, Sinepop Sineması’nda ve maalesef Emek Sineması’nda izlediğim filmler güzel birer anı olarak kaldı.

Şu an İstiklal Caddesi’nde film izlemeyi en sevdiğim salon, bana o salonları hatırlatan Atlas Sineması. Atlas Sineması’nda ilk izlediğim film 2006’da Steven Spielberg’ün Munich‘i olmuş, Atlas Pasajı’nın içinde bu denli büyük bir sinema salonu olması beni şaşırtmıştı. Yıllar boyunca sadece festivallerde değil, vizyonda da onlarca film izlemek için yolum düştü Atlas Sineması’na. Hayranı olduğum Xavier Dolan sinemasıyla J’ai tué ma mère‘ini izlediğim festivalde orada tanıştım, favori filmlerimden The Social Network‘ü, Hævnen‘i, Kış Uykusu’nu orada izledim. Atlas Sineması halen Filmekimi ve İstanbul Film Festivali başta olmak üzere birçok festivale, özel ev sahipliği yapmaya, vizyonda (vasat Türk komedilerinden boşluk kaldıkça) kalburüstü filmler göstermeye devam ediyor. Vizyonda izlemek istediğim filmleri mümkün olduğunca Atlas Sineması’nda (ve Beyoğlu Sineması’nda) yakalamaya, ayakta durmaya devam eden bu salonlara destek olmaya çabalıyorum. Siz de öyle yapın!

– Emre Eminoğlu

Urban

urban2

Beyoğlu’nda güneşi içime çekmek için koşa koşa gittiğim mekanların başında Urban geliyor. Yaklaşık 8 yıl önce İstanbul Film Festivali’nde, iki film arası, arkadaşımın önerisiyle gittim Urban’a. Festivalin Beyoğlu’na çok ama çok yakıştığı günlerde tanıştığım için ayrıca şanslıyım bence. Mekanın hayatımdaki yeri ise şu tesadüfle daha da derinleşmişti. İki yıl önce, doğum günümde bir kahve içmek için Urban’a gitmiştim. Dışarıda, duvarın kenarında, tek bir boş masa vardı, masaya geçtim, siparişimi verdim ve başımı duvara doğru çevirdiğimde “Happy birthday” yazısıyla karşılaştım. Yanına da pasta ve kıvırcık saçlı bir kız çizmişti biri. Bana yapılan bir sürpriz olmasını tercih ederdim ama değildi :) O gün oradan yüzümde büyük bir tebessümle ayrıldım ve Urban vazgeçilmezler listesine bir kez daha eklenmiş oldu. Ayrıca yolunuzu Urban’a düşürmenizi tavsiye ederim çünkü, “Beyoğlu çok bozuldu” cümlesi bence hala buralara uğramadı.

– Nurdan Gündoğdu

Şimdi Cafe

Şimdi

İstanbul’un en huzurlu cafelerinden biridir Şimdi. Girişte bu kadar keyifli bir yere girdiğinizi anlamazsınız; gizli saklıdır. Perdenin arkasına geçtiğiniz zaman, sessiz bir şekilde konuşan Beyoğlu severleri, laptop’unu açmış freelancer’ları, bu aralar çok olmasa da burayı keşfetmenin keyfini yaşayan turistleri görürsünüz. İçerisindeki apartman boşluğunu gören tarafında oturmayı severim ben Şimdi’nin. Bazıları da girişteki masayı tercih eder, dışarıyı, Asmalımescit’ten geçenleri görmek için… Şarabınızı veya leziz çaylarını seçtikten sonra sıra Şimdi’nin enfes tatlılarına gelir. Mekanın verdiği huzurla beraber, masaya gelen lezzetler mutluluğu ikiye katlar!

Şimdi’ye, Beyoğlu’na sahip çıkmamız gerekiyor… Orası bizim gençliğimiz. Buraları yalnız bırakmak beni gerçekten üzüyor. Yolunuz düştüğü zaman, Şimdi’ye gidin. “Uğrayın” demiyorum, çünkü burası “uğramayı” değil; uzun uzun vakit geçirmeyi, derin sohbetler yapmayı, İstanbul’un keyfini yaşatmayı hak ediyor…

– Lisya Kalma

Yazının ikinci bölümünü buradan okuyabilirsiniz.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN