Küçücükken birçok çocuk gibi ben de bale yapmıştım. Yuvadan ilkokula terfi ettiğimde bale ögretmenimden hoşlanmayıp bunu anneme söylemem bale kariyerimi başlamadan bitirmişti. Bu derdimi paylaştığım anneciğim maymun iştahlı oldugumu düşünmüş olacak baleye devamımı sağlamak için hiçbir atılımda bulunmamıştı. Son performansım ise tabii ki Kuğu Gölü’ydü. Takdir edersiniz ki; o yaşta bir kıza kuğunun dönüşümünden bahsedilmemişti.

Sonraları baleye devam eden arkadaşlarımdan bu dans şeklinin ne menem bir şey oldugunu hep duymuşumdur. Zarafet sembolü bir sanatın sadece fizyolojik değil psikolojik olarak da bu kadar zor olmasına anlam vermemişimdir hiçbir zaman. Black Swan, sağolsun, nedenini geç de olsa anladım.

Gelelim bahis konusu filme; Black Swan karmaşık insan psikolojisine dair yeni bir şey anlatmıyor belki ama kullandığı bale arka plani, Natalie Portman’ın oyunculuğu Kara Kuğu’nun başyapıt olması için yeterli öğeler diye düşünüyorum.

O yüzden ilk olarak Darren Aronofsky’yle başlamak istiyorum. Filmi izlerken Ingmar Bergman’in Persona’sı geldi aklıma. Aynı Bergman gibi; kamera oyunlarıyla, mekanı kullanımıyla seyircinin aklıyla oynamayı başarıyor. Neyin gerçek neyin hayali olduğunu anlamakta güçlük çekiyoruz. Böylesi kişisel duyguları, somut bir durumdan ortaya çıkmamış olan boylesi karmaşık hisleri biz de hissediyoruz. Film boyunca hepimiz Natalie Portman gibiyiz aslında; beynimizin oyunlarına mahkum, aynı sıkıntıları yaşayan insanlarız. Ortada yaşanmış kötü bir olay yok aksine bir başarı hikayesi bu aslında.

Talihsiz bir olayın birey üzerindeki hasarlarını tahmin etmek ve onlarla ilişki kurmak daha kolaydır. Lakin böylesi farazi bir durumda bile baş karakterin sancılarını seyirciye geçirmek ayrı bir ustalık ister. Yönetmenin başarısı tam da burada yatıyor işte; gözle görülmeyenden doğan arızaları izleyiciye hissetirince gösteriyor o başarı kendini.

Bir de Natalie Portman faktörü var tabii. Kendisini filmden çıkarsak elimizde ne kalır cidden bilemiyorum ve açıkçasi düşünmek de istemiyorum. Kariyerinin en sağlam işini çıkarmış. Duruşu, bakışları, konuşma şekli bile karşımızda ruhsal sorunları olan bir kadın durduğunu en başından belli ediyor. İzlemeden önce hiç bir fikrim olmayan bir film Black Swan. Bunu özellikle belirtmek istedim çünkü Natalie Portman arz-ı endam ettiği ilk andan itibaren Nina’nın sorunlu biri olduğunu anladım. Anlaşıldığı üzere bu analiz benim super zekalı oluşumla değil kendisinin ne kadar başarılı olduğuyla ilgili. Duruşu, her an ağlamaya hazır hali, gözünün içindeki ışık bile bildiğimiz Natalie Portman’ınkinden farklıydı. Artık Nina vardı karşımızda.

Anne rolündeki Barbara Hershey, canım Natalie’min içindeki sapkın karakterin hayat bulmasına yol açan Mila Kunis ve şahsım adına tüm zamanların en cool’larından Vincent Cassel filmin marinasyonu olmuşlar. Anlayacağınız casting tek kelimeyle muhteşem. Bir de Winona Ryder var kısacık rolüyle aslında ne kadar yetenekli biri olduğunu hatırlatan. Kostüm davasına değinmeden geçmek işi kotarmış insanlara haksızlık olur. O makyajın güzelliği, o tütülerin ihtişami ağzımı bir açtı, kapatabilene aşk olsun…

Black Swan bireysel zevkler göz ardı edilerek bakıldığında çok güzel bir film. Yani; oyunculuklar başarılı, yönetim teknikleri harikulade, kostümler, mekanlar filmin zemini için biçilmis kaftan… Ancak, karanlık filmlerden hoşlanmıyorsanız, çelenkli filmler içinizi sıkıyorsa sizi yan salona alayim. Çünkü Darren Aronofsky, Amerikalı bedeninde yaşayan bir Cannes vatandaşı aslında.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?