Sigur Ros’la tanışmam Youtube’dan bir videoyla başladı. Videoda bir talk show programında bir grubu çıkarıyorlar… Grup, “kendi dilinde” anlaşılmaz şarkılar söylüyor ve gitarist gitarı keman yayıyla çalıyordu. Gerçekten de kendilerine özel yarattıkları bir dildeydi şarkıları. Şaşırdım, beğendim, ama sonra geçtim, çok takılmadım.

Birkaç ay sonra Wes Anderson’ın ‘Life Aquatic with Steve Zissou’ filmini izledim. Film, Wes Anderson’ın bütün filmleri gibi müthiş bir filmdi ve son sahnesindeki köpekbalığı sahnesinde arka fonda çok etkileyici bir müzik çalıyordu. Hemen araştırdım, Sigur Ros’un Staralfur adlı şarkısı olduğunu öğrendim. Şarkıda davul sesini havai fişek sesi yapmışlar o da enteresandı, önceden izlediğim videodaki grupla bu grubun aynı olduğunu öğrenmem de pek zaman almadı ve o zamandan beri Sigur Ros diyorum başka bir şey demiyorum!

Sigur Ros küçük İzlanda’dan çıkmış büyük, başarılı bir grup. Ayrıca, Sigur Ros üyeleri ülkelerine inanılmaz bağlılar, gerçekten çok mütevaziler. – Neden bu detayı verdim birazdan bahsedeceğim – Grubun tarzı biraz enteresa, bir genre’ye sokacaksak Alternative/Rock ya da Experimental Rock’a sokabiliriz. Tarz olarak Mogwai ve the Album Leaf, biraz da Radiohead benziyorlar. Şuana kadar 7 tane albüm yapmışlar ve dinlediğim kadarıyla tavsiye etmeyeceğim bir albümleri bile yok.

İlk albümleri daha depresif ve ağırken, son senelerdeki albümleri ağırlıklı olarak hızlı parçalardan oluşuyor. Agaetis Byrjun ve Untitled (Bu arada bu albümlerinin şarkıları da Untitled, o yüzden istediğim şarkıyı dinlemekte baya zorlanıyorum hala) daha ağır albümleri ama bence en iyi albümleri; Takk ve Med Sud I Eyrum Vid Spilum Endalaust albümleri de daha hızlı albümler.

O kadar etkileyici müzik yapıyorlar ki, film sektörü adamları bildiğiniz baş tacı yapmış: Vanilla Sky’da asansör sahnesinde çalan “The Nothing Song” adlı şarkı onlara ait ve müthiş bir parça! 2009 yapımı ‘The Boys are Back’ adlı filmde de bütün soundtrackler, onların şarkılarından oluşuyor. Ondine, Breaking and Entering, Young Viktoria ve birçok dizide Sigur Ros şarkıları kullanıldı. Şuanda insanların daha çok bu grubu fark etmesini sağlayan soundtrackleri, “127 Hours” filminde kullanılan ‘Festival’ adlı şarkıları. Festival, filmin son sahnesinde çalan şarkı ve şüphesiz muhteşem bir seçim olmuş!

IMDb’de “Top 50 Documentary” bölümde gezinirken “Heima” diye bir belgesel gördüm, çok sayıda oy olmasa da, 2. ya da 3. sırada 9’a yakın bir puan almıştı. Heima Sigur Ros’un İzlanda’da verdiği konserler ve grupla röportajlarlı konu alıyordu. Belgeseli izlediğimde baya şaşırdım çünkü “konser olayı” gerçekten enteresandı…

Sigur Ros İzlanda’nın az bilinen bir kasabasına gidiyor, kasaba halkının çoğu Sigur Ros nedir bilmiyor bile, bir anda konser alanı kuruluyor ve 1 saat önce “Sigur Ros kasabamızda bedava mini bir konser verecek” diye duyuru yapılıyor. Az sayıda da olsa insan geliyor. Belgesel boyunca en az 10 kasaba geziyorlar; bir keresinde konseri bir cafede veriyorlar. Röportajlarda da o insanları orada görmekten çok keyif aldıklarını, ülkelerine bağlılıklarından bahsediyorlar. Belgeselde grup üyelerini daha yakından tanıma ve yaptıklarını görme fırsatı buldum ve Sigur Ros’a daha çok bağlandım.

Aşağıdaki ortamlara sahipseniz, Sigur Ros’u dinlemek size daha da çok keyif verecektir.

* Soğuk hava, karlı hava tercihtir.
* Güneşin doğuşu yada batışında dinlenince daha çok etki yapar
* Yalnızlık
* Manzara

Bir de Sigur Ros şarkılarından etkilenmeniz, tamamen o anki modunuza ve psikolojinize bağlı. Bir şarkıları sizi çok depresif de yaparbilir, aynı şarkıyı dinlerken çok mutlu da olabilirsiniz.

Şarkılarını dinleyin, merak ediyorum sizde de aynı etkiyi yaratacak mı?

 

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?