Huawei P30 Pro ve gelişmiş bir fotoğraf deneyimi sağlayan Leica Kamera’sı ile çıktığımız üçüncü keşif yolculuğundayız. Birbirinden farklı hikayelere sahip, tarihi dokuları ve etkileyici mimarileriyle bizi büyüleyen yapıların arasından geçmeye, arada keyifli lezzet molaları vermeye ve yaşadığımız anları fotoğraflamaya devam ediyoruz. Bugünkü rotamız ise Boğazkesen Caddesi! Gelin bu renkli, tasarım ve yenilik dolu caddeyi baştan sona birlikte gezelim.

*Bu yazıdaki tüm fotoğraflar Huawei P30 ile çekilmiştir.

 

Öncelikle Boğazkesen Caddesi’nin isminin nereden geldiğiyle başlayalım. Bununla ilgili iki varsayım var. İlki, Osmanlı Devleti zamanında Kafkaslardan gelen Çerkezlerin bir kısmının Galata ve Cihangir civarınad yerleştirilmesinden yola çıkıyor. O dönemde Çerkezlerin yerleştirildiği alanın hemen yan mahallesinin Arnavut Mahallesi olduğu biliniyor. Bu iki bölümde yaşayanları ayıranın ise İstanbul Boğaz‘ını güneyden “kesen” ve Galata’dan dik aşağı inen bir yokuş olduğu söyleniyor.

Bir diğer hikaye ise, o dönemde Arnavutların en meşhur kabadayılarından biri olan Ustra Kemal’in hikayesi. Yeni gelen Çerkezlere güç gösterisi yapmak için sürekli olarak onların mahallelerine girip emirler yağdıran Kemal, bir gün Çerkez Hasan adlı bir gencin saldırısına uğruyor. Kavganın yaşandığı sırada Kemal’in belindeki ustrayı alan Çerkez Hasan, Ustra Kemal’in boğazını kesiyor. Etraftaki diğer Çerkezler de ellerindeki kasaturalar ile Ustra Kemal’in adamlarını alt ediyor. (Semtte Kasatura Sokak adlı bir sokak da bulunuyor.) En sonunda, iki mahalle de boşaltılıyor; Arnavutlar Kemerburgaz’a, Çerkezler Silivri ve Tekirdağ’a yerleştiriliyorlar. Bu olaydan sonra bu bölgenin “Boğazkesen” olarak anıldığı biliniyor.

Boğazkesen Caddesi’nin tarihine kısaca göz attıktan sonra, isterseniz biraz da günümüze dönelim. Çünkü cadde, o günden bugüne bir hayli değişime uğramış. Tomtom Mahallesi’nin yenilenmesi, senede iki kez burada gerçekleştirilen Tasarım Tomtom Sokak’ta Festivali ve birbiri ardına açılan tasarım butikleri, sanat galerileri, kafeler derken Boğazkesen Caddesi’ndeki renklilik ve canlılık da gün geçtikçe artıyor. Gelin, rotamıza İtalyan Lisesi, İtalyan Konsolosluğu ve Venedik Sarayı’nın da bulunduğu, adeta bir film seti güzelliğindeki Tomtom Kaptan Sokak üzerinden geçerek başlayalım ve kendimizi Boğazkesen’e atalım.

Cadde boyunca yürürken, her kafanızı çevirdiğinizde farklı bir tasarım dükkanı veya sanat galerisiyle tanışmaya hazır olun. PG Art Gallery ve Russo Art Gallery bunlardan mutlaka uğramanız gerektiğini düşündüklerimiz arasında. Caddenin aşağısına doğru devam ettiğinizde sağınızda devasa bir taş yapı göreceksiniz. Sakın önünden geçmeyin, hemen adımınızı atın içeriye! Çünkü Zanaat Atelye‘ye geldiniz. Eski bir han kapısından geçip içeri girdiğinizde, Zanaat Atelye’nin yeşillikler içinde gizli bahçesiyle tanışıyorsunuz. Burada güzel bir Türk kahvesi molası verebilir, kuş seslerini dinleyerek huzuru hissedebilirsiniz. Zanaat Atelye yalnızca sessiz ortamıyla değil, hikayesi ile de fark yaratan bir mekan. 1868 yılında inşa edilen bina, bir dönem Fransız Saint Joseph Yetimhanesi ve sonrasında tütün deposu olarak hizmet verdikten sonra, şimdiki halini almış. Zanaat Atelye, 1947 yılından beri hem tarihi birçok yapının kartonpiyer kalıplarını biriktiren kartonpiyer ustası Kemal Cinbiz’in atölyesi, hem de bir kafe.

Devam etmeden önce, Meşhur Tarihi Boğazkesen Taş Fırını‘na uğramayı unutmayın. 1977 yılından beri hizmet veren fırının simitleri gerçekten çok meşhur. O kadar ki, daha fırını daha görmeden simit kokusunu alabiliyorsunuz. Simidinizi elinize aldıysanız, yola devam!

Şimdi Vitruta‘dayız. İskandinav hayat tarzı başta olmak üzere özellikle sokaktaki hayattan aldığı ilhamla, sevilen markaları bir araya getiren, tatlı mı tatlı bir mağaza burası. Biz Vitruta’nın iç açıcı vitrinin bütününü, Huawei P30 PRO’nun ultra geniş açılı lensi ile fotoğraflayabildik. Siz de buranın içerisinde rahatça gezinebilir, isterseniz cafe bölümünde aromalı çaylar deneyebilir veya kendinizi güzel bir kahveyle ödüllendirebilirsiniz.

Vitruta’nın karşısında yer alan Tophane-i Âmire Kültür Sanat Merkezi‘nden de bahsetmemek olmaz. Sultan II. Mehmet tarafından kurulan top döküm merkezi, 15 Mayıs’a kadarheykeltıraş Mehmet Aksoy’un “Şamanlar ve Mitler Dünyasında” adlı sergisine ev sahipliği yapıyor. Sergiyi gezerken bir yandan da yapının tarihi dokusunu hissetmenin ayrıcalığını yaşıyorsunuz. Bu güzel sergiyle rotamızı sonlandırıyoruz ama Huawei P30 ile yapacağımız yepyeni sokak keşifleri devam ediyor olacak. Takipte kalın!

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN